9 Mart 2012 Cuma

Çocuklar Sıkılmasın (mı?)

Daha önce de ifade ettiğim gibi, normalde çocuksever bir insan değildim. Elbette anne olduktan sonra çocuk düşmanı yanım törpülendi, pek çok çocugu sever ; hatta bazen hiç gormediğim sadece ekrandan tanıdığım anne arkadaşlarımın bebelerine bile "oyyyy" diyerek iç çeker oldum.
Ancak annesi ve annesinin arkadaşlarıyla dışarıda, kimseye huzur vermeyen çocuklara ezel evel daha da uyuz olmuşumdur. Anne baba dışarda iki lokma yemek yiyecek olur, sırayla yerler. Birkaç anne iki yudum kahve içeceklerdir, çocuklar sürekli birşey ister, paçaya yapışır, bir türlü oyalanmaz, mızırdanır dururlar. Bizim evdeki 3,5luk farklı mı? Değil elbet. "Alın şunu başımdan" diye haykırmak istediğim günler az değildi tabi ki. Hepimiz gibi.
Lakin bana oyle geliyor ki gunumuz çocuklarında sabır, sebat, bekleme, oyalanma, odaklanma, tek başına vakit geçirebilme konusunda bizim neslimizden daha beceriksizler. Acaba gene işin suçlusu Elevit, folik asit, hormonlu gıdalar mı (hani herşeyin suçlusu onlar ya) yoksa bu veletleri biz mi bu hale getiriyoruz.
Geçenlerde Blogcu Anne çok ama çok guzel bir yazı kaleme almıştı. Kaçıranlar okusun lutfen.

Aslında edilecek hemen her lafı etmiş, eklenecek pek şey bırakmamış Elif. Ben de istedim ki hem bizim geçirdiğimiz evreleri anlatayım, hem de çocukluğuma döneyim hem de ebevynleri bazı gorunmez tehlikeler konusunda uyarayım.



Anneliğin her donemi zordur belki ama dışarda oyalama konusunda 2,5 yaş civarını tek geçerim. O donem dışarda arkadaşlarımla vakit geçireceksem daha içeri girer girmez "kablosuz internet şifrenizi alayım" diyordum. Zira kıç üstünde oturma süresi hayli kısaydı.
Sonra sonra  bu "ver eline akıllı telefonu, aç youtube'u sen bak keyfine" durumunun yavaş yavaş suyu çıkmaya başladı. Daha bir yere oturdugumuz anda telefon istemeye, hatta oto koltuğunda bile telefon talep etmeye başladı. Kafe-restoran neyse de arabada etrafı izlerek nasıl vakit geçiremez bir çocuk? Tabi ki bunun sorumlusu bizzat anne-babalar olarak bizdik.

Derken tehlikenin ve bağımlılığın artacağını farkedip bu işe dur demeye karar verdim. Tabi bunda biraz da kablosuz interneti olmayan yerlerde nete girip yüklü faturalar ödememin de katkısını es geçmeyelim :) 
Dışarda katiyen telefonu eline vermiyorum uzun zamandır. Ipad'im zaten yok ki olsa da çocuk oyuncağı olamacak kadar hassas ve pahalı bir alet oldugundan onu da vermezdim. Evde TV saati zaten çok kısıtlı.Hal boyle olunca daha çok sıkılıp daha çok kendine oyun yaratır oldu. Dışardaysak ve misal ben çay içeceksem  yanımda oturuyor, bazen hiçbir şey yapmadan oylece boş boş bakıyor, peçetelerden kurdandan oyunlar uyduruyor ama fazla mızırdanmadan bekliyor!

Günümüz çocuklarının en büyük derdi sıkılmak. Tuna daha dogru dürüst cümle kuramazken "sıkıldım" demişti. Nasıl kuvvetli bir hisse artık çocuk dile gelmiş resmen. Piknikte, dağda bayırda, deniz kenarında sıkılıp, ipadde angry birds oynamayı tercih eden çocuk modeli artık hiçbirimize yabancı değil. Çocuklar evde ve uyanık olduğu sürece hep açık kalan çocuk kanalları da oyle. Çocuk bir yandan mesela oyun oynuyor. Oyundan sıkılınca ya da sevdiği bir program çıkınca oyunu bırakıp tv karşısına oturuyor; program bitince hoop yine oyuncaklarına.... Çocuk hiç boş kalmıyor, hiç sıkılmıyor. Peki bu tehlikenin farkında mıyız?

Çocuktum ve çok sıkılıyordum. Hele o bitmez tükenmez yaz tatilleri, tek kanallı TRT zamanı, dışarısı kavurucu sıcak, arkadaşsızım. Yapacak hiçbir şey yok. 

Yapılacak tek şey vardı: Okumak.  Şanslıydım ki okumayı seven babam, amcalarım ve abim vardı. Bu sayede yüzlerce çocuk kitabını, çizgi romanları, mizah dergilerini, üzerinde harfler olan okunacak herşeyi okuma şansım oldu. Muzaffer İzgü'nün Ökkeş serisini o kadar çok okumuştum ki ezberlemiştim. 

Günümüz çocukları kadar çok "oyalayıcı"mız olsa bu kadar çok okur muydum acaba? Zannetmem. 

Eşimle sık sık konuşuruz bu konuyu. O da çocukken sıkılanlardan. Sıkıntıdan ansiklopedi okur, radyoyu söker takar, bahçede teneke bidonunda patlayıcı yaparmış. Eminim sizlerin de sadece çok sıkıldıgınız için yaptıgınız ve gelişiminize katkısı olan anılarınız çoktur.

Geçen sene B-fite gidiyordum ya hani. Annesiyle gelip bekleyen çocuklar görüyordum. Hiçbiri onundeki dergiyi bile karıştırmayan, hepsi telefonla oyun oynayan ve istisnasız hepsi tombul çocuklardı. Bize de çocukken anamıza babamıza iki dakka huzur verelim diye oyalayıcılar sunulsa biz de muhtemelen boyle olurduk. 

Bizim nesil şahaneydi demiyorum ama gelecek nesilin hali beni daha çok korkutuyor. Hepsinin fast food şişkosu olması, evin kralı, patronu gibi büyütülüp dışarda kendi gibi başka patroncuklarla karşılaşıp egosal savaşa girmesi, bunun sonucunda çabucak yılıp depresyona girmesi olası tehlikeler. Sıkılmasına asla izin verilmeyip surekli ilgilenilen, oyalanan zinhar hiç ağlatılmayan, mutsuz edilmeyen, kuş kanadından yel alması engellenen çocuklar  ileri yaşlarında bizi daha çok yoracak bunu unutmayın. Bırakınız sıkılsınlar, bırakınız mızırdansınlar. Hem sıkı can iyidir, kolay çıkmaz :)

4 Mart 2012 Pazar

Ders: Bornoz Konu: Bambu


Tükkan'a ürün yerleştirirken "kendi çocuğuma alacağım kalite/fiyat/performans" gibi kriterlere önem veriyorum. Mümkün mertebe deneyerek, görerek alıyorum. Bu sefer de öyle oldu.



Bornozlar elbette ki işin üstatlarının memleketi, Denizli'den. Bu da önem verdiğim bir başka kriter. Malum  çoğu büyük tekstil markasının fason imalatçısı ülkemizde.Burada yapılan markalı ürünlerin önce dışarıya ihracını izleyip sonra oradan geri satın almak tam bir saçmalık olduğundan yerli üreticiler candır diyorum.



Tuna neredeyse doğduğundan beri banyoda mızırdanan bir çocuk. Kafaya su gelene dek her şey iyiyken kafası yıkanırken çıldırtır adamı. Yeni bornozu geldiğinden beri banyoya girmek için kendi kendini ikna etmeye başladı: "Okula temiz gideceğim, yeni bornozumla kurulanacağım vs vs." Hatta banyodan sonra bornozuyla evde takılıp poz verme aşamasına bile geçtik.




Bornozun dışı pike kumaşı, içi ise bambu ve havlu karışımı.
Peki neden bambu? Çünkü bambu bitkisi yetişirken kimyasal tarım ilacına gerek yoktur, yani doğal olarak organik ve çevre dostudur Antialerjik olduğundan hassas ciltlere birebirdir. Atopik dermatit ve sedeften muzdarip ciltlere özellikle öneriliyor.

Bambu lifleri normal pamuktan çok daha yumuşaktır. Özellikle bambu karışımlı havlular yüzlerce kez yıkamaya rağmen ilk günkü gibi yumuşacık kalır. Bambu karışımlı havlular normal havluya nazaran %60 daha fazla ve hızlı nem çeker. Bu da banyodan sonra bebeğinizin daha çabuk kurumasını sağlar.


Uzun lafın kısası: Denedik, beğendik, kefiliz. Satın almak isteyenler için serinin tamamı bu ve bu linkte.


27 Şubat 2012 Pazartesi

Gündüz Uykusu Kaç Yaşında Bırakılmalı?

Sosyal medyada daha doğrusu internet anneleri arasında muazzam bir oluşum var: Uykusuz anneler klubu (UAK)  Zamanında kendi uykusuzluklarına çare arayan 3 annenin, Esra, Peri ve İrem'in kurduğu grubun ye sayısı o kadar hızla artıyor ki yurdum annelerinin haline üzülmemek imkansız. Uyku üzerine okumuş, yazmış olan biz anneler yeni uyelere bilgi desteği sağlamaya çalışıyoruz ama yanlış bilgiler oylesine gelenekselleşmiş ki bazılarını kırmak imkansız.
En yaygını 2-3 aylık uykusuz bebeye "aç bu çocuk bak mama ver, hatta mamayı iki kat fazla tozla hazırla daha iyi uyusun". Evet başlangıçta işe yarıyor ama ilerleyen aylarda artık anne memesi emmek istemeyen, formul sutten dolayı şişmiş bir bebeğe dönüşüyor. Bir uyku duzeni olmadıgı, sadece biberonla beslenirken uyuyakaldığı için 6. ya da en geç 9.aydan sonra biberonla süt içerek de uyumadığından annelerin çoğu çıldırma noktasına geliyor. Zaten uykuyla ilgili en yoğun şikayetler de 8-9-10.ay gibi geliyor. Cünkü artık bebe gözünü iyice açmıştır ve o vakte dek bir uyku rutini olmadığından ve genelde yanlış bir prop'la uyutulduğundan artık uyumamaya karar vermiştir.
Keşke emzirme reformu gibi bir uyku reformunun da fitili ateşlense de hem anneler daha kolay bebek buyutse hem de bebekler yalan yanlış bilgilerin kurbanı olmadan daha çok uyusa ve daha uzun süre anne sütü alabilse. Zira gördüğüm kadarıyla emzirmenin önündeki en büyük engellerden biri annenin uykusuzluğuna çare olarak formul sutu görmesi.

Kızlar bizim Aysun'la ortak her ay 5 anneye eğitim ve seminer hediye ederek anneden anneye yardımlaşmaya destek veriyorlar. Hemen değil ama bir zaman sonra bu girişimin meyvelerini toplumca toplayacağımıza inanıyorum.


"İçerde sessiz sessiz oynuyor" dediğim çocugumu karyolamda bu şekilde buldum. Kayıtlara geçilsin :)


Grupta en çok sorulan sorulardan birine ben de kendi deneyimlerimizi aktararak yardımcı olayım istedim: Gündüz uykusu kaç yaşa dek sürmeli?


Orta kulak enfeksiyonundan mütevellit sürekli halsiz ve uyuklayan bir Ton. Ben=yastık

Aslında çoğu konuda olduğu gibi bunda da tek bir yanıt yok. Çocuğun işaretlerini dinlemek her zamanki gibi esastır. Uzmanlar ortalama 3 yaştan sonra gunduz uykusunu bırakabilirsiniz dese de daha erken/geç yaşta bırakan çocuklar da var. Çocuğunuz eğer;
- Gece ortalama 10,30-11,30 saat deliksiz uyuyorsa
- Gündüz uyutmak çok uzun sürüyorsa
- Gündüz uykusu çok geç saate sarkıp gece uykusunu da olumsuz etkiliyorsa (Gece geç yatmasına ve sabah da fazla erken kalmasına sebep oluyorsa)
- Gün içinde uykusuzluktan halsiz düşüp huysuzlanmıyorsa
- Dışarda arabada, pusette akşamüstü sızıp kalmıyorsa gündüz uykusunu bırakma zamanı gelmiştir.


Ancak;
- Hala çok erken kalkıyorsa
- Sık sık hastalanıp bedenen halsiz düşüyorsa
- Gün içinde dışardayken pusette ya da otomobilde sızıyorsa
- Daha öğlen saatlerinde bile uykusuzluk emareleri gösteriyor ve fazlaca huysuzlanıyorsa gündüz hala uykuya ihtiyacı vardır.

Tuna okula başladığından beri akşam 20:30-21:00 gibi uykuya geçip sabah 8e dek uyuyor-du. Ve fakat okul=hastalık olduğundan her hastalık döneminden sonra uyku düzenine hep sil baştan başlamak zorunda kaldık. Hastayken gece çok fazla uyanıp sabahın da köründe kalkıp gün içinde ateşi çıktıkça uyuyakalıyor, 10-15 dk sonra zıplayarak uyanıyor. Haliyle gun boyu 3-4 kez tam olarak yukardaki fotodaki gibi dibimde uyuyor.

Hastalıkların hemen sonrasında ise yine birikmiş uykusuzluğunu atmak için 3-4 gün ya gündüz uykusuna devam ediyor ya da sabah geç kalkarak arayı  kapatıyor. Tamamen normalde dönunce de yine gunduz uykusuna yatırmıyorum. Fakat 2-3 gün art arda gündüz uyutmayınca yine uykusuzluk birikebiliyor. Arada kısa da olsa pusette uyutuyorum. Haftasonları babasıyla alışverişe gittiklerinde oto koltugunda 1 saat kadar uyuyor. Haftalık uyku kotasını boylece dolduruyor. Hastayken yanımda yatırıyorum ama iyileştiği anda odasında kendi kendine uyutmaya devam ediyoruz. İlk gün biraz mıyık mıyık "anne yatağında uyucam" dese de sarılıp opüp yatagında gıdıklayıp mıncırınca hiç ısrar etmeden tavşanına sarılıp, saçıyla oynarken uyuyakalıyor.

"Uyku eğitimine başladım, kaç hafta/ay sürer?" sorusunun da yanıtını boylece vermiş olayım: Gördğünüz gibi bizimki 3 yıldır devam ediyor :)  

8 Şubat 2012 Çarşamba

Bebeği Yüzükoyun Yatırmak



Yaklaşık 4 yıldır blog yazıyorum. Son bir yıldır falan da, önceden umursamadığım günlük hit ve arama motoruna yazılan anahtar kelimelere dikkat ediyorum. 4 yıldır en çok aranan sözcük/cümlelerden biri nedir biliyor musunuz?: Bebeği yüzükoyun yatırmak. Arayanların da karşısına çıka çıka şu eski postum çıkıyor.
Anlaşılan o ki binlerce anne baba, başka türlü uyumayan bebek ve doktorların "aman haaa!" uyarıları arasında kalmış durumda.


Bu bahaneyle hem bizim uyku pozisyonu evrimimizi anlatayım hem de bildiklerimi aktarayım istedim.


Doktorlar 80li yılların sonundan itibaren yenidoğanların yüzükoyun yatırılmaması gerektiği uyarısını büyük puntolarla yapıyor. Zira SIDS yani ani bebek ölümlerinin baş sorumlusu bu yanlış uyutma pozisyonu. 80lerde ciddi bir kampanyayla bebeklerin yüzükoyun yatırılması engellenince ani bebek ölümleri (yazarken bile kötü oluyor insan) %50 azalmış. Yarı yarıya!!!!
Demek ki ani bebek ölümlerinin en büyük nedeni bebeklerin yüzükoyun pozisyonda bıraklıması.



Gelin görün ki bu yenidoğan denen şebeklerin en sevdiği şey de yukardaki fotoda da göreceğiniz üzere bir canlıya (tercihen anneye) karnını dayayıp yüzükoyun uyumak. Bu pozisyondaki bebeği sırtüst yatağa koyun mesela. Garanti veriyorum en fazla 10 dk sonra vıyaklayarak uyanacaktır. Ama yüzükoyun bırakırsanız makul bir süre daha uyur. Bu arada gazını da rahat rahat çıkardığı için rahatlar.
Da bu kadar aleyhte yayın varken nasıl olacak bu işler?

- Her zaman olduğu gibi bebeği iyi gözlemlemeniz gerekiyor. Bizimki çelimsiz doğmasına rağmen evdeki 2.gününde göğsümüzde yatar pozisyonda kafasını oldukça yukarılara kaldırıp diğer tarafa döndürmeye başlamıştı. Doktor muayenesinde de aynı hareketi yapınca doktorumuz "ooo zayıf ama gücü kuvveti yerinde" diyerek boyun kaslarının iyi olduğunu onaylamıştı.
- Bebeği şakacıktan boğmaya kalkın :). Biz yuzukoyun yattıgında burnunu tam yatağa dik gelecek şekilde yani boğulma pozisyonuna getirdik. Hemen rahatsız olup kafasını yan çevirdi. Uykunu hangi safhasında olduğuna göre değişen bir durum bu ama farklı aralıklarla denenebilir.
- Dönmeye başlamadan gece yuzukoyun yatırmayın. Başlangıçta sadece gündüzleri yuzukoyun yatırın ve sık sık kontrol edin. Gerçekten çok sık kontrol edin. Zira bebeğin boğulması birkaç saniyelik bir olay (Evlerden uzak)
- Yatağı çok sert olsun ve yastık kullanmayın. Klasik pamuk yataklarda çocuk içeri gömüldüğünden SIDS riski daha fazla. Park yatak kullanıyorsanız kendi yatağı zaten yeterince sert. Biz park yatağı ne kadar kullanacağımızı kestiremediğimizden başlanguçta altına bolca havlu ve çarşaf sererek o sentetik kısımdan dolayı terlemesini önledik. Sonra da zaten park yatak içine koyulan sert sunger yataklardan aldık.
- Yan yatırmaya çalışın. Yan yatınca da uzerine, özellikle omuzlarında bir el varmış gibi, biraz ağırlık koymaya çalışın. Birkat daha fazla çarşaf olabilir mesela. Bunu yaparken bebeyi terden bunaltmayın, bu sefer de hararetten uyanmasın :)
- Kundak yapıp sırt üstü uyutmaya çalışın. Artık hazır kundaklar var. Bebeyi asma yaprağı gibi sarıp kollarını kendi bedenine yapıştırabilirsiniz. Böylece moro refleksi gereği kollarını silkeleyip kendini uyandıramaz ve yüzükoyun yatma isteğinin de önüne geçebilirsiniz. (Dr Harvey Karp bacaklarını sıkmayacak şekilde kundak kullanımını kesinlikle öneriyor)
- Sadece bsizin göğsünüzde uyuyorsa ve siz de hiçbir iş yapamaz hale geldiyseniz bir wrap sling edinin. Bebeğiniz tıpkı hala sizin karnınızdaymış gibi huzurla uyumaya devam ederken siz de mesela yemek yapın. Bir panço ya da atkıyla slingi kapatın, biraz hava almaya çıkın. Bebeğiniz de en azından bir uykusunu sizinle gezerken alsın.


Bu arada bizimki hala yuzukoyun uyur (Yaş 3,5) Uykuya yuzukoyun geçer. Gece nadiren yan ya da sırt üstü döner. Hala hayatta ama siz gene de dikkatli olun lütfen.