11 Mart 2015 Çarşamba

Doğumunuzun Belgeseli Olsun İster misiniz?

Tuna'nın doğumuna ilişkin içimde kalan uktelerden biridir doğum fotoğrafçımın olmayışı. 7 sene önce doğum fotoğrafçılığı bu kadar yaygın değildi.
Aradan geçen yıllarda kelimenin tam anlamıyla bir sosyal medya devrimi yaşandı ve paylaşmak, göstermek bir rutin haline geldi desem abartmış olmam sanırım. Hal böyle olunca doğum fotoğrafçısız doğum göremez olduk. Ki bence bu şahane bir şey :) İlk doğumumdan eli ayağı düzgün tek fotoğrafım bile yokkken, 2. doğumuma ait onlarca muhteşem karem var. Hala doğum albümümüme her bakışımda içim cız ediyor. Doğum fotoğrafçıları iyi ki varlar ve hayatımızdalar.
Size bahsetmek istediğim yeni girişim, doğum fotoğrafçılığını bir, hatta birkaç tık ileri taşıyor: Doğumunuzun belgeselini çekiyorlar.
Girişimin kurucuları benim ATV yıllarımdan tanıdığım usta bir haberci. Yani işin hem teknik hem organizasyon hem de metin kısmı emin ellerde.
Ekip, doğuma kalan sayılı günlerde tüm aileyle röportajlar yapıyor. Annenin tüm son hazırlıkları, ailenin heyecanı, doğum anı ve hemen sonrası kaydediliyor. Toplam 3-4 günlük çalışma 15 dakikalık bir belgesel olarak aileye veriliyor ve inanılmaz bir anı olarak saklanıyor. Bu hizmetin bedeli 2000-2500 tl arasında değişiyor.
Bebek belgeseli ekibi anagirisimci.com okurlarından bir aileye ücretsiz çekim yapmak istedi ve ben de bayıla bayıla bu postu yazdım :)
Eğer gebeliğinizin son günlerindeyseniz, tüm ailenizin bu işe rızası varsa ve doğumunuzun belgelenmesini istiyorsanız bu posta yorum bırakmanız yeterli. Instagram ya da facebook profiliniz varsa size ulaşılabilecek profil bilgilerini de yazın lütfen.
İki uyarıyı ekleyeyim. Bu çekimin tüm yayın hakları belgesel ekibine ait olacak ve kazanan kurayla değil ekibin inisiyatifiyle belirlenecek.
Haa "benim kurayla işim olmaz, kimmiş bunlar, benim doğumumu da çeksinler" derseniz de İLETİŞİM: 0532 418 47 84

24 Ocak 2015 Cumartesi

1 Yaş sonrasında “hala” emzirmek

“Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” demiş Heraklitos, değişimin kaçınılmazlığını vurgulamak için.  Öyle ya. Yıllar geçer insanlar değişir. Hayata bakış değişir. Siyasi görüşler, dinler bile değişirken ebeveynlik tarzlarının değişmemesi imkansız.
İki çocuğu arasında-bizimki gibi-uzun sayılacak yıllar olanlar beni daha iyi anlayacaktır
Tuna’yı büyütürken kafam çoğu konuda net değildi. Daha doğrusu değilmiş. Bunu şimdi anlıyorum. Sanıyordum ki 1 yaşından sonra emzirmek anneyle bebek arasında gereksiz bir bağımlılık yaratıyor. Bu da bebeğin bağımsızlaşmasını engelliyor. Ayrıca sanıyordum ki 1 yaş sonrası anne sütünün besin değeri azdır ve her şeyi yiyen bebeğin emmesine de gerek yoktur! Bir de tuhaf bir şekilde 1 yaşından sonra bebeklerin artık çocuk olduğunu falan sanıyordum. Bebek yürüdü mü? Tamam artık “oldu” o. Hoş, çevremde keyifle emziren fazla anne de yoktu. 1 yaş sonrası emzirenlerin çoğu, erkenden bıraktıramadığı için lanet ede ede emziren, halinden şikayetçi annelerdi. Bir de anne sütünü herr şeyden üstün gören fanatikler vardı. İkisini ortasında yaşayan gerçekten kimsem yoktu. Yokmuş.
Tuna’yı sütten ben kesmedim. Kendisi 9 aylıkken bıraktı ama biraz fazla ek gıda alması, emmeyince sağıp verme kolaylığı vs vs gibi acemilikler olmasaydı şüphesiz daha uzun süre anne sütü alabilirdi.
İda kız şu an 14 ay, 10 günlük. İlk 6,5 ay sadece anne sütü aldı. Ek gıdalara geçtikten sonra çok az ek gıda ve çok fazla anne sütü almaya devam etti. 9.ayda adamakıllı kendini doyuracak kadar kendisi yemeye (baby led weaning) başladı. Yemek de emmek de kendi insiyatifindeydi. 1 yaşını geçti ve hala sadece 8.9. aydaki kadar ek gıda alıyor ve ciddi miktarda hala emiyor. 6.aydan sonra sütümü sağıp miktarına bakmadım. Yağlı mı sulu mu bilmiyorum. “Günde 500 ml anne sütü almalı” diyen kaynağı ne idüğü belirsiz sloganları duymadım. Ne zaman ve ne kadar isterse  o kadar emiyor ve o kadar yemek yiyor.
1 yaş sonrası çoğu doktor -hem de pediatri hekimi- anneyi sütten kesmeye zorluyor. 2 yaş civarı bıraktırmak daha zor olduğu için ya da anne bebeğini sürekli memeyle sakinleştirme kolaylığına gitmesin ya da anne de bebek de deliksiz uyusun ya da bebek anneye bağımlı olmasın ya da bebek iştahsız olduğu için ya da başka başka bir sürü sebepten dolayı. İstedim ki bu yazıda tüm bu önermeleri yıkalım.
- 2 yaşından sonra daha zor bırakıyorlar: Daha o konuyu işlemedik ama Tuna’nın emzik bırakma zamanını hatırladım. 21-24 ay gibi bebekler artık sanki kendileri büyümek istiyor ve kendi bağımlılıklarından kendileri kurtulmak istiyor gibi. Sadece uyku zamanı verilen emziği Tuna kolayca bırakmıştı. İda da düşünce, canı yanınca, canı sıkılınca memeye yapışan bir bebe değil. Bazen çok emmek istese de genelde uyku oncesi, uyanınca arada keyif yapmak için falan emiyor. 15.aydan sonra durum değişebilir ama eğer memeye yapışıyorsa da bir bidliği vardır ve her halükarda zamanı gelince bırakacaktır.
- Sadece memede sakinleştirmek yanlış: Kesinlikle evet. Bu yüzden anne-bebek arasındaki tek iletişim yolu meme olmamalı. Bunu emzirirken de sağlayabilirsiniz. Ya da aksine emzirmediğiniz halde bebeğinizi sakinleştirmekte zorlanabilirsiniz.
- Uyku, uyku. Ah o deliksiz uyku: Bu tamamen ayrı bir yazı konusu olacak kadar derin mevzu ama kabaca anlatayım. İda diş çıkarma döneminde değilse gece en fazla 2 kere uyanıyor. Hatta 14 aylık olduğu gün deliksiz 8-9 saat uyuyup-ve beni de uyutup- bir ilke imza attı. Fazla uyumaktan beynim uyuştu ama olsun :)
Eğer sık sık uyanıyorsa, bizim kızın zaten bir derdi var demektir.  Emzirmekle alakası yoktur yani.
Ve şunu da not edin lütfen: Emzirmek, uyku eğitimine engel değil. Gece emzirmesini kesip gündüz aynen devam edebilirsiniz.
1 yaş sonrası 3-4 gün uğraştım gece emmelerini kesmek için. Gece uyanınca biberon ve emzik kabul etmeyen İda sadece 10-15 dakşka ağlamayla su içip geri uyur oldu. Sonradan suyu da kesince 14.ayda güzel uykuya kavuştuk. Ve güzel haber: Hala anne sütü almaya devam ediyor.
- Bağımlıyım, bağımlısın,bağımlı: Kimse kusura bakmasın ama en abuk argüman da bu. Sanırım 13 aylık bir bebeğin, hala bebek olduğunu unutup, çantasını sırtına takıp okula gitmesini falan bekliyor insanlar. Ya da “hadi ben yatıyorum, sabah görüşürüz” demesini. Bebeklerin bağımsızlıklarını ilan etmesi uzun bir süreç ve emzirmek /sütten kesmek saç ayağının ufak bir parçası. Bebeğin kendi kendine yemek yiyebilmesi, yürüyebilmesi, kaydıraktan kayabilmesi, merdiven çıkabilmesi…. gibi gibi başka mihenk taşları  da önemli. 1 yaşında sütten kestiğiniz bebeğiniz hala püreyle ve sizin verdiğiniz kaşıkla besleniyorsa -bence- emen bebekten daha bağımlı bir bebektir. Bir de şunu gözlemliyorum. Bebeğinin sürekli emmek istediğinden şikayet eden anneler, aslında bebeğine en çok iten anneler. Bebeğe kucağını ve memesini gocunmadan açsa, belki o bebek kendini daha rahat salacak. Anneye daha az yapışacak, daha az uyanacak… Tıpkı çocuğu kucağa alışmasın diye kucaklamaktan imtina eden anneler ve bebekleri gibi. O kucağı koşulsuzca açsa bebek zaten kucağa doyacak ve giderek daha az kucak isteyecek.
- Emzirmek seksi öldürüyor: Emzirirken salgılanan prolaktinin, yeni bir bebeğe hamile kalma olasılığını azaltmak için, libidoyu baskıladığı gibi bir gerçek var evet. Özellikle ilk 6 ay, anne sütü bebekler için yaşamsal önemde olduğundan libidio mibido allaha emanet oluyor ama ebeyevn olmak meşakkatli ve özveri gerektiren bir süreç. Kaldı ki emzirme miktarı azaldıkça, libido geri geliyor korkmayın :)
Bazı anneler, bebeğini emzirme gerekçesiyle bebeğini yatağa alıp kocasını kapı dışarı ediyorsa bu da emzirmenin suçu değil bence. Bebek,  evlilikteki sorunların gözle görülür olmasını sağlamıştır sadece.
- Sütten kesince iştahı açılır: Evet emen bebek fazla yemez. Kalanını sütle tamamlar. Muhtemelen pirinç unu bebeleri kadar topak olmaz ki bu ideal, sağlıklı insan profiline daha uygundur. Bebeği, yemek yemediği için, anne sütü gibi zengin içerikli bir gıdadan mahrum etmek gerçekten anlamsız. Anne sütünde olmayıp ette, avokadoda, brokolide, tarhanada olan bir ŞEY yok. Kaldı ki bebekler genelde ihtiyaçları kadarını yer ya da emer. Yani ya anne sütüyle ya da ek besinle alması gerekeni alıyordur bebeğiniz.
“Yemiyor, sadece emmek istiyor” diye memeden kesilen çocukların çok büyük bir kısmı yememeye devam ediyor. Böylece elinizde hem yemeyen, hem de anne sütünün süper büyütücü etkisinden mahrum kalmış bir bebek kalıyor.
Kendi çocuklarımdan örneklendireyim. Tuna da İda da ay ay hemen hemen yanı kiloda ve boydalar. İda, Tuna’nın o zamanki aldığı ek besinin yarısını bile yemediği halde kiloları hemen hemen aynı gidiyor..Hatta İda 1 yaş sonrası atağa geçip abisine fark bile attı. Demem o ki bebeğinizin gelişiminin zaten doğal bir gidişatı varken sırf daha çok kilo alsın diye sütten kesmeyin.
İşin aslı yememesinin sebebi emmesi değildi. Öyle zannediliyor, ama değil. Bir yaşındaki bir çocuğun ek gıdaları yememesinin, belli başlı sebepleri şunlar:
1) Anne ile yemek konusunda inatlaşmaya girmiş olma.
2) Uykusuzluk. Evet, özellikle gündüz uykularını iyi almayan çocuklar için ciddi bir sorun bu. Çünkü yemek yemek konsantrasyon ister, özellikle küçük çocuklar için. gündüz uykularını almamış çocuk yemek yeme ile uğraşacak zihinsel dinginliğe sahip olamayabilir.
3) Günlük düzenin olmayışı. Bu aslında gündüz uykuları sorunu ile birlikte olan bir sorun. Günün akışı belli değilse, ne zaman uyunuyor, ne zaman yeniyor belli değilse çocuğun da kafası karışır, en kolay olanı, memeyi seçer.
4) Annenin çocuğun yemek beklentisinin fazla olması. Belki de çocuk aslında yaşına gre güzel yiyor, ama anneye az geliyor olabilir. Burdan da birinci maddeye, inatlaşmaya giden yola çıkıyoruz.
Emzirmenin bir de şu avantajı var. Küçük bir cocuk hasta olduğunda doğal olarak iştahtan kesilir. Bu cok normaldir. Hastalik doneminde dogal olarak daha cok sivi almak ister, ek gidalari bir sure birakir. Bu da cok normaldir. Eger emziriyorsan elinde dunyanin en guclu anti-bakteriyel, anti-viral maddelerini iceren, ihtiyaci olan her turlu vitamin, mineral,vb. besin ogesini tam cocugun ihtiyac duydugu miktarda ve barsaklarinin emebilecegi sekilde iceren super besleyici bir sivi var: Anne sutu. Kucuk cocugu bununla hastalik doneminde rahatlikla ve guvenle besleyebilir, hastaligi kolaylikla atlatmasina yardim edebilirsin. Pekiyi, emmeyen bir kucuk cocuk hastalik doneminde dogal olarak istahi kesilip sivilara agirlik verdiginde nasil beslenir? Su, seviyorsa sut, sifa olsun diye binbir kavga ile verebilirsen ihlamur,adaçayı filan. Lakin bunlarin hic birinin anti-viral, anti-bakteriyel ozelligi olmadigi gibi tek baslarina cocugun hastalik donemindeki besin ihtiyacini da karsilayamazlar. İda 14 ayda 14 kere falan hastalandı. Bunların içinde ağır grip ve daha bugün son döküntülerini attığı 6.hastalık da var. Hiçbirinde ateşi 38i geçmedi. Hiçbirinde 3-4 günden fazla hasta kalmadı. Zinhar antibiyotik kullanmadık. Eşinde bile gezmedik. Eve sürekli hastalık taşıyan bir abi abla varsa anne sütü çok daha kıymetli oluyor.
Peki ne zamana dek emzirmeli? Bu konuda en ufak bir tarih yok kafamda. Her bebeğin ihtiyacı farklıdır ve bir bebeğin neye ihtiyacı olduğunu ancak bebeğin kendisi bilebilir.
Sütünüzle kalın :)
edit:yazıyı yazıp post etmeden hemen once ve post ettikten sonra süt doktorumuz sevgili tomris’e yolladım. hemen çabucak birkaç ekleme ve hatırlatma yapıp yazıyı evirip çevirdi  sihirli elleriyle. binlerce teşekkür kendisine

İç Güveysinden Hallice

İyi kötü 7 yıldır blog yazıyorum ama hiç bu kadar uzun süre yazamadığım olmamıştı. İki çocuklu hayatın bu kadar zor olacağını tahmin etmiyordum. Hayatımda bu kadar zor geçen 1 sene daha olmamıştı. Çok ama çok yorgunum.

Yorgunluğumun sebebi bir değil, pek çok. Bir kere Tuna artık ilkokula başladı. Bir ton sebepten dolayı Tuna’yı koleje değil mahalle mektebine, devlet okuluna verdik. Kolej desteği gazına gelmeden, normal insan gibi, arada ezilerek, yırtmaya çalışarak, hayat boyu karşılaşacağı insanlarla ilişkiye küçükten başlasın istedik. Ömrünün kalanı, çalışma hayatı kolej sterilliğinde geçmeyecek. Artıları-eksileri başka yazının konusu elbet.
Sabah 7:30da servise Tuna’yı veriyorum. 8 gibi İda uyanıyor. O yarım saat, gün içinde kendime ayırdığım ilk 30 dakika. İda 11,5 aydan beri tıpır tıpır yürüyor ve o koca gövdesini sürekli bir yerlere tosladığından, abisinin odasına gizli gizli girip irili ufaklı oyuncakları yutmaya çalıştığından sürekli takip gerekiyor. İsmiyle müsemma, dağ gibi bir kız kendisi. Bir de dediğim dedik. Bacak kadar boyuyla nasıl kararlı anlatamam. Hal böyle olunca öğlen uykusuna dek totomun yer yüzü gördüğü pek ender. Öğlen uykusuna yatırıyorum, 1 saat sonra hoop Tuna eve geliyor. “Oğlum yavaş, oğlum sessiz, oğlum ye, oğlum ödevini yap” nidaları eşliğinde telef olan İda’nın öğle uykusundna kalkmasıyla ev bize dar geliyor ve cümbür cemaat depoya iniyoruz. İşlerim son 1 yılda hayli ilerlediğinden artık bir depo tutmak gerekiyordu. Eşimin, eve 10 dk mesafedeki işyerinin bir kısmını depo yaptım ve evden çalışan girişimci anne modeli de uzun süre önce tarih oldu.
İşyerinin önü açık alan olduğundan Tuna burda bisiklet sürüyor, kahveden bize çay söylüyor :)bakkaldan bir şeyler alıyor. Eski usül mahalle kültürünü yaşaması ve “normal” insanların arasına erkenden karışmasından dolayı pek mesudum.
İda çılgınca yürüyor olmasına rağmen yaklaşık 1 aydır tek uyku yapıyor. Haliyle akşam 8 hatta bazen 9a dek harala güreleyle geçiyor ve çocuklar yatana dek gürültülü patırtılı saatlerden sonra pilim bitiyor. Normal insan gibi PC başına geçip çalışabileceğim tek vakit de bu saatten yatana dek geçen süre. Haftada 3 gün ev işleri ve İda’nın kısmen bakımı için bir ablamız geliyor ve arada kızı ona bırakıp çıkıyorum ama genel anlamda böyle bir kaos içinde yaşıyormuş ve delirmiyormuş gibi yapıyorum. Oysa çoğu kez cinnetin eşiğinde yaşıyorum. Bir adım ötem haykırarak ve yalın ayak koşan bir meczup. Gerçek diyom :)
Bu hengamede İda fındığıma güzel bir 1 yaş partisi yaptık. Hiç enerjim ve vaktim olmamasına rağmen, sırf ilerde “abime yapmışsınız bana neden yapmadınız?” diye atarlanıp bize oklavayla dalmasın diye yapmadıysam allah belamı versin. “Ay şu yükleme arada çıksın, şu kumaşlar hele bir gelsin, şu kampanya bir bitsin” diye diye kızın doğum gününü, gerçek doğum gününden 15 gün sonra anca kutlayabildik. Bir yıldır hep ama hep abisinin ve kzuenini eskielrini giyen kızım ilk kez süslü püslü bir özel dikim elbise giydi. Instagram’da @perahandmade harikalar yaratıyor. Japon tarzı, su yeşili aksesuarlı, krem rengi elbise istiyorum dedim. Nokta atışı yaptı. Japon gülümün, doğal olarak, bir bok anlamadığı kendi doğum gününde biz çok eğlendik.
Hadi bu da elimi ısındırma postu olsun. Gaz verirseniz gerisini de yazıciim, söz.

Bu sefer gerçekten “ek” gıda

Tuna’nın 4.ay doktor kontrolüydü sanıyorum. Beklerken bir kadınla sohbet ediyorduk. Ortak doktorumuz, bebeğinin 4.ayda ek gıdaya geçmesini istemişti. “4.ayda ek gıdaya geçiliyor muymuş?” diye düşünmüş, hatta heyecanlanmıştım. Belki bizi de bu ay ek gıdaya geçirirdi. Ek gıdaya geçmenin bir merhale, bir başarı adımı olduğu fikrine kapılmışım her nasılsa. Neticede doktorum “anne sütüyle kilo alımı gayet iyi, 2 ay sonra geçiyoruz” diyip heyecanımı kursağımda bırakmıştı.
Dedim ya o zamanlar buralar hep dutluktu. Doğru bilgiye ulaşmak, iğneyle kuyu kazmak gibiydi ve doktorlarımıza sonsuz güvenimiz vardı. Tuna 6 aylık oldugunda neredeyse günde 6 öğün yemek yediren bir listeyle eve dönmüştük.  Tuna da sanki 6 aydır aç kalmış gibi ne verirsem, ne kadar versem yiyordu. “Önce ek gıda, ardından anne sütü” dediklerinden ben de hep ek gıda sonrası emzirmeye çalıştım. Ama karnı tok olduğundan elbette emmedi ve 8.aydan sonra sadece gece uykudan uyanınca geri uyumak için emer olmuştu. 9.ay gibi de gece de emmemeye başladı ve anne sütü macerası tamamen bitti.
Aradan geçen 6 yılda doktorların ek gıda yaklaşımı değişti, ben nerde hata yaptığımı anladım. Benim emzirmeye (süre olarak) bakışım değişti.  Annelik tarzım değişti. Bu yüzden İda’da ek gıdaya geçişi çok çok yavaş tuttum.
İda’yı Tuna’nın aksine her ay doktora götürmüyorum. Hastalanırsa ya da özel aşısı varsa özel doktoruna gidiyoruz. Tartısını evde kendim hallediyorum ki zaten bodylerçok hızlı ufaldığı için kilo aldığını anlamak kolay.  Haliyle tastamam 6 aylık olduğu gün değil Alsancak’a inmeye üşenmediğim bir gün doktora götürebildim. O da 6,5 ayı biraz geçtiği zaman denk geldi. O güne dek sadece anne sütü aldı. Ha bir kere nezle olunca ıhlamur vermiştim. Hepsi hepsi o.
Doktorumla zaten sürekli bir mutabık olamama durumundayız. 4.ayda demir damlasını vermeyeceğimi söyledim. 7. ve 9.aylard akan tahlili yapma sözü verince kabul etti. Ek gıda konusunda da önce meyve, yogurt vs ile giriş yapalım dedi.
“Yoğurt, anne sütü alan bebek için elzem mi? Yoğurtta olup anne sütünde olmayan ne var? ” dedim.
“Eee güzel soru.. Aslında şart değil ama bu kadar küçük bebeğe verilecek fazla gıda olmadıgından ve ek gıdaya alışmasını istediğimizden mecburen yoğurt veriyoruz”
“Peki. Ben vermiyorum”
“Sen bilirsin”
—-
“Önce ek gıda veriyoruz sonra emziriyoruz”
“Yok ben önce emzireceğim, ek gıdayı sonra tadımlık vereceğim”
“Sen bilirsin”
Aynen de öyle yaptım. İlk hafta sadece biraz sebze püresi ve birkaç kaşık meyve verdim. 2. hafta yani 7 aylık olmak üzereyken de kahvaltıda haşlanmış yumurta sarısı başladım. Sütümle ezip hafif sulu hale getirdim ve kahvaltıda verdim. Bulamaç yok. Ceviz yok, peynir yok, kahvaltı tahılı yok, pekmez, tereyağı yok, bebe biskuvisi zinhar yok. Sadece 1 yumurta sarısı.
Bu menüyle 7.ayda tekrar çağırdı çünkü kan tahlili yapılması gerekiyordu. Tahlilin 7.ayda yapılma sebebi, anne sütüyle beslenen bebeklerin ulaşabileceği maksimum hemogram değerine 7.ayda ulaşmaları. Eğer beslenmey desteklenmezse bu aydan sonra inişe geçiyormuş. Tahlil sonucu alt sınırın hemen üstünde çıktı. 7.ay itibariyle her gün yumurta sarısı ve sebzesinin içinde kıyma da aldığı için demir damlasını-eksiklik olmadığı sürece- kullanmamaya karar verdik.
Burda kimseyi yanlış yönlendirmemek için not düşüyorum. Ben kendi beslenmesine özen gösteren bir emziren anneyim. Hamileyken de her gün kırmızı et yedim. Her gün yumurta yiyorum. Tahlillerimi eksik etmedim. Emzirirken de demirden zengin beslendim ve İda d aher gün demirden zengin besleniyor. Ve en önemlisi tahlil sonucuna bakarak verilmiş bir karardır. Ezbere demir vermeyi kesmemenizi öneririm.
Neticede İda alması gereken kilonun 2 katını alıp doktoru şaşırttı :) En sonunda doktor da “sen nasıl biliyorsan öyle yap, sadece kan tahlilini ve aşılarını ihmal etme, yeter”  dedi.
İşin aslı İda’yı emzirmekten o kadar mutluyum ki hem ek gıda vermeye kıyamıyorum hem de delice üşeniyorum. Tuna’ya zamanında muhallebi bile vermiştim. Hem de Milupa’nın hazır muhallebisini. İda’ya hangi tahılı vereceğime karar vermem bile 1 ay sürdü. (Makarnalutfen.com’dan aldığım yulaf ezmesi ve ruşeymi veriyorum. O da günde en fazla 1 tatlı kaşığı. Patates ya da irmik de veriyorum ama nadir, çok nadir)
Gelelim kıvam meselesine. Başlangıçta katı bir BLW (Baby Led Weaning) yapmaya niyetlendim ama buharda pişen sebzenin kıvamı, yenmeyip mama sandalyesinin dibini boylayan yemekler, her öğünden sonra bebeyi kirden arındırma vs vs işleri bana daha zor geldi. Arada önüne koyduğum sebzeleri yakalayıp kendi yiyor ama doyuracak kadar yemeği ben kendim yediriyorum. Tuna’da böyle yaptım ve 9.ay gibi artık eline verdiğim şeyleri kendi yer hale gelmişti. 10 aylık bir bezelye yeme videosu vardı misal. Demem o ki ben çok katı bir BLW uygulayıcısı olacak ana değilmişim ama erkenden kasmaya da gerek yok diyorum. Henüz bunlar tadımlık yemekler.
(Sağlam bir baby led weaning kaynağı arıyorsanız instagram’da @anilitta yı takibe alın. 6.aydan itibaren kızı Derin’e BLW uyguluyor ve tüyolarını #derinyemeginiyedimi tagiyle paylaşıyor.)
Kahvaltı omleti gayet pütürlü oluyor ve elimle hafif ezip yediriyorum. Balığı da elimle ezip veriyorum. Hatta bazen tandır gibi yumuşak et yiyorsak onu bile elimle ezip veriyorum.
Meyveyi bazen blendırdan hafifçe geçiriyorum (içine 1 tatlı kaşığı ruşeym ekliyorum );  bazen de Amazon’dan aldığım şu zımbırtıyla ezip veriyorum. Pütürlü yiyebiliyor ve dişsiz ağzında gezdirip damağıyla çiğneyebiliyor.
Akşam saatlerinde curcunalı olduğumuzdan elimle ezip yedirmem çok zor. Haliyle kıymalı sebze karışımını, azıcık kendi suyundan da ekleyip, aynen blendır yapıyorum. Hala günlük olaerak düzenli şekilde yoğurt vermiyorum. Taze mayaladığım yoğurt varsa veriyorum, bazen biraz kefir veriyorum ama rutinimizde süt ürünleri yok.
Gelelim gelişimine. Tuna bunun 2 katı yemeği yerdi. İda’nın günde aldıgı ek gıda en fazla 250 gr’dır.
Ve fakat İda ile Tuna’nın ay ay boyu ve kilosu aynı. Birebir aynı hem de. Ama İda daha zayıf görünüyor. Bu da muhtemelen tahılsız, karbonhidratsız, nişastasız kilo aldığı içindir.
Ek gıda, adı üstünde gerçekten de ek olarak kalması gereken bir mesele. Ek gıdaya geçtikten sonra memeden soğuyan ve bu yüzden anne sütünü daha az alan bebekler diye bir realite var ne yazık ki.
Bebebeğe verilen her kaşık katı gıdanın anne sütünden çaldığını unutmamak gerekir diye hatırlatır herkese iyi bayramlar derim.