Ancak annesi ve annesinin arkadaşlarıyla dışarıda, kimseye huzur vermeyen çocuklara ezel evel daha da uyuz olmuşumdur. Anne baba dışarda iki lokma yemek yiyecek olur, sırayla yerler. Birkaç anne iki yudum kahve içeceklerdir, çocuklar sürekli birşey ister, paçaya yapışır, bir türlü oyalanmaz, mızırdanır dururlar. Bizim evdeki 3,5luk farklı mı? Değil elbet. "Alın şunu başımdan" diye haykırmak istediğim günler az değildi tabi ki. Hepimiz gibi.
Lakin bana oyle geliyor ki gunumuz çocuklarında sabır, sebat, bekleme, oyalanma, odaklanma, tek başına vakit geçirebilme konusunda bizim neslimizden daha beceriksizler. Acaba gene işin suçlusu Elevit, folik asit, hormonlu gıdalar mı (hani herşeyin suçlusu onlar ya) yoksa bu veletleri biz mi bu hale getiriyoruz.
Geçenlerde Blogcu Anne çok ama çok guzel bir yazı kaleme almıştı. Kaçıranlar okusun lutfen.
Aslında edilecek hemen her lafı etmiş, eklenecek pek şey bırakmamış Elif. Ben de istedim ki hem bizim geçirdiğimiz evreleri anlatayım, hem de çocukluğuma döneyim hem de ebevynleri bazı gorunmez tehlikeler konusunda uyarayım.
Anneliğin her donemi zordur belki ama dışarda oyalama konusunda 2,5 yaş civarını tek geçerim. O donem dışarda arkadaşlarımla vakit geçireceksem daha içeri girer girmez "kablosuz internet şifrenizi alayım" diyordum. Zira kıç üstünde oturma süresi hayli kısaydı.
Sonra sonra bu "ver eline akıllı telefonu, aç youtube'u sen bak keyfine" durumunun yavaş yavaş suyu çıkmaya başladı. Daha bir yere oturdugumuz anda telefon istemeye, hatta oto koltuğunda bile telefon talep etmeye başladı. Kafe-restoran neyse de arabada etrafı izlerek nasıl vakit geçiremez bir çocuk? Tabi ki bunun sorumlusu bizzat anne-babalar olarak bizdik.
Derken tehlikenin ve bağımlılığın artacağını farkedip bu işe dur demeye karar verdim. Tabi bunda biraz da kablosuz interneti olmayan yerlerde nete girip yüklü faturalar ödememin de katkısını es geçmeyelim :)
Dışarda katiyen telefonu eline vermiyorum uzun zamandır. Ipad'im zaten yok ki olsa da çocuk oyuncağı olamacak kadar hassas ve pahalı bir alet oldugundan onu da vermezdim. Evde TV saati zaten çok kısıtlı.Hal boyle olunca daha çok sıkılıp daha çok kendine oyun yaratır oldu. Dışardaysak ve misal ben çay içeceksem yanımda oturuyor, bazen hiçbir şey yapmadan oylece boş boş bakıyor, peçetelerden kurdandan oyunlar uyduruyor ama fazla mızırdanmadan bekliyor!
Günümüz çocuklarının en büyük derdi sıkılmak. Tuna daha dogru dürüst cümle kuramazken "sıkıldım" demişti. Nasıl kuvvetli bir hisse artık çocuk dile gelmiş resmen. Piknikte, dağda bayırda, deniz kenarında sıkılıp, ipadde angry birds oynamayı tercih eden çocuk modeli artık hiçbirimize yabancı değil. Çocuklar evde ve uyanık olduğu sürece hep açık kalan çocuk kanalları da oyle. Çocuk bir yandan mesela oyun oynuyor. Oyundan sıkılınca ya da sevdiği bir program çıkınca oyunu bırakıp tv karşısına oturuyor; program bitince hoop yine oyuncaklarına.... Çocuk hiç boş kalmıyor, hiç sıkılmıyor. Peki bu tehlikenin farkında mıyız?
Çocuktum ve çok sıkılıyordum. Hele o bitmez tükenmez yaz tatilleri, tek kanallı TRT zamanı, dışarısı kavurucu sıcak, arkadaşsızım. Yapacak hiçbir şey yok.
Yapılacak tek şey vardı: Okumak. Şanslıydım ki okumayı seven babam, amcalarım ve abim vardı. Bu sayede yüzlerce çocuk kitabını, çizgi romanları, mizah dergilerini, üzerinde harfler olan okunacak herşeyi okuma şansım oldu. Muzaffer İzgü'nün Ökkeş serisini o kadar çok okumuştum ki ezberlemiştim.
Günümüz çocukları kadar çok "oyalayıcı"mız olsa bu kadar çok okur muydum acaba? Zannetmem.
Eşimle sık sık konuşuruz bu konuyu. O da çocukken sıkılanlardan. Sıkıntıdan ansiklopedi okur, radyoyu söker takar, bahçede teneke bidonunda patlayıcı yaparmış. Eminim sizlerin de sadece çok sıkıldıgınız için yaptıgınız ve gelişiminize katkısı olan anılarınız çoktur.
Geçen sene B-fite gidiyordum ya hani. Annesiyle gelip bekleyen çocuklar görüyordum. Hiçbiri onundeki dergiyi bile karıştırmayan, hepsi telefonla oyun oynayan ve istisnasız hepsi tombul çocuklardı. Bize de çocukken anamıza babamıza iki dakka huzur verelim diye oyalayıcılar sunulsa biz de muhtemelen boyle olurduk.
Bizim nesil şahaneydi demiyorum ama gelecek nesilin hali beni daha çok korkutuyor. Hepsinin fast food şişkosu olması, evin kralı, patronu gibi büyütülüp dışarda kendi gibi başka patroncuklarla karşılaşıp egosal savaşa girmesi, bunun sonucunda çabucak yılıp depresyona girmesi olası tehlikeler. Sıkılmasına asla izin verilmeyip surekli ilgilenilen, oyalanan zinhar hiç ağlatılmayan, mutsuz edilmeyen, kuş kanadından yel alması engellenen çocuklar ileri yaşlarında bizi daha çok yoracak bunu unutmayın. Bırakınız sıkılsınlar, bırakınız mızırdansınlar. Hem sıkı can iyidir, kolay çıkmaz :)







