11 Temmuz 2009 Cumartesi

Kombine hediyeler ve kombine hastalık

Küçük ton balığım yeni yaşına 39,5 derece ateşle girdi. Hiç sebep yokken salı akşamüstü çıkan ateş her 4-6 satte dönüşümlü verdiğim Paranox fitil ve İbufen şurupla kontrol edilebildi. Çarşamba günü götürdüğümüz doktor bozuntusu, "üst dişler kabarmış patlatıncaya kadar ateşlenir, fitil şurup vs verin" dedi. Yallah eve postaladı bizi. İzmir'deki doktorumu aradım, derhal kan tahlili, idrar kültür vs istedi. Tahliller neyse ki temiz çıktı, ama ateş devam ediyordu. Dokotrum bir antibiyotik şurup adı verdi ama aslında antibiyotik kullanmayı gerketirecek bir durum yok gibi geldi bana (Annelik içgüdüs ya da anne bloglarının faydası)
Ama başka bir doktordan daha hem fikir hem cesaret almam gerekiyordu. Ben de Rahşan'ın sayesinde tanıdığım Dr.F'yi aradım. Telefonda anlattığım 2 satır şeye rağmen hemen teşhisi koydu. Tuna tam da tahmin ettiğim gibi 6.hastalık dene tuhaf hastalığa yakalanmış. 72 saat süren, ateşten başka semptomu pek olmayan, çocuğu inanılmaz huzursuz ve sevimsiz yapan bir illet. 72 saatin sonunda hiçbir şey olmamış gibi bitiyor ama geride ciltte kızarıklık, gözde şişlik ve asabi-huysuz bir velet bırakıyor. Neyse ki ateş kısmı geçti, şimdi huysuzlukla uğraşıyoruz. (Geçenlerde Özlem de detaylıca anlatmıştı bu tuhaf hastalığı)

Efendim Tuna beyin kucağında oturduğu kişi 78 yaşındaki anneannem. Çok net görülmüyor sanırım ama Tuna'nın yüzünde aslında kırmızı lekeler var ve Çinli kıvamına gelen şiş gözleriyle pek eğlendirdi bizi. Şimdi o lekeler için de alerji damlası kullnıyorum.

Doğumgünü vesilesiyle değineceğim bir mevzumuz daha var. Allah sizi inandırsın hediye yağıyor Tuni'ye.
Açalya bacım tee California semalarından Tuniyi şenlendirmiş. İadeli taahhütlü yolladığı için bu kez ptt memurunun çocuğuna yâr olmadı Old Navy şapka..(bir de kart yollamış, koptum gülmekten ama tarifi çok zor :)) Çok ince bir seçim yapmış her zamanki gibi. Öpüyoruz Dante abimizi.
Bir de Sinem coşmuş ki ne coşma. "Tuna'ya ufak bi hediyem var" diyince şöyle minik bi paket beklerken koca kutudan ahşap ördek, t-shirt ve pantalon çıkınca bi tuhaf oldum. Çok çok beğendim. Hatta zevkine hayran kaldım.
Asıl tuhaf olansa bu iki paketin bu kadar birbirini tamamlayan renklerden ve tarzdan oluşması. "Bu giysilere hangi şapka olur" diye arasan ancak bu kadar kombin yaparsın. Tuna'yı şimdiden bu cicileri giymiş ahşap ördeğini ileri geri sürerken canladırıyorum. Blog dostlarımın bana hem bu kadar uzak hem de en yakınımdakilerden bile daha yakın olmasına da her geçen gün daha çok şaşırıyorum.
p.s. Önceki posttaki doğumgünü mesajlarınıza çok teşekkür ederim. Hepinizi çok seviyorum, böyle birlikte çocuk büyütüyormuşuz, birlikte büyüyormuşuz gibi hissediyorum ve bu hissi seviyorum.
Posted by Picasa

08 Temmuz 2009 Çarşamba

365 gün önce bugün

Posted by Picasa

06 Temmuz 2009 Pazartesi

Kutlu doğum haftası şenlikleri başladı


Efendim kutlu doğum haftası diyoruz, neden? Çünkü aslen 8 Temmuz doğumlu Tuna efendi bu hafta boyunca o kutlamadan bu partiye akacak.
Kutlamaların ilkini dün anasının memleketi Antalya'nın güziiide mesire yeri Düzlerçamı'nda gerçekleştirdik. Süslemesiz, pastasız, gürültüsüz, bol cırcır böcekli, kene korkulu, sıcak ve yapış yapış, köfteli kanatlı ve yakın akrabalı ufak bir kutlama oldu.
Bir yaşına adım adım yaklaşırken bambaşka bir herife dönüşen Tuna, sanki o kadar insanın kendisi için toplandığının farkındaymış gibi mutluydu. Sabahın 6.15ini uyanma saati olarak bellediğinden (annem bir kere erkenden kalkınca salıncaklara götürdü diye her sabah kargaların kahvaltı saatinde kalkıyo sıpa) uykusuz; uykusunu alamadığı için kahvaltıyı minimumda tutmuş; yorgun gözlerini kapamamak için çırpınan ama bir o kadar da keyifli bir doğumgünü çocuğuydu bebeciğim.

Bu aralar sık sık çocuklarla ya da akranı bebek-çocukla bir araya gelen Hz.Tuna, bayılıyor bu duruma. Kuzenimin oğlu Barış'la halka dizmece&yıkmaca oynarken beni hiiç aramadı gözleri. (ki bu aralar nasıl anne düşkünü oldu bildiğiniz gibi değil)

El kol ağız diz miz leş gibi. Ağzına bi avuç toprak atmış bile olabilir emin değilim. Tüm gün yediği hepi topu 2 köfte. (Normalde 4 köfte yiyip bir kaseye yakın da yoğurt yer) Ama ne gam.. Ondan mutlusu yok..

Daha hijyenik ve steril(!) doğumgünümü partimizi haftaya İzmir'de kendi evimizde gerçekleştireceğiz.

Gelelim 1 yaşına ramak kala yapabildiklerimize, yapamadıklarımıza..

- Şahane sıralıyor, kolunun uzandığı her yükseltiye tutunup şıp diye kalkıyor. Ama yakın zamanda yürümeyecek gibi. Elinden tutup yürütmeye çalışınca asabiyet basıyor. Playskool ilk arabam'ı aldık ama ı-ıh.. 14.aydan önce zor gibi yürümesi.

- Buna rağmen çok ama çok hareketli, çok meraklı, çok yaramaz. İlk kez gittiği bir evde bile itinayla mutfağı bulup çekmeceleri karıştırıyor. Ortalığı dağıtıp yakıp yıkıp geçiyor. Annem ve anneannem bile illallah dedi. Annem "bu biraz daha büyüsün, siz misafirliğe gittiğinizde kapıyı açmayacaklar. Gene Tuna geldi diyecekler" diyor. Merakı bitecek elbet bir gün diye bekliyoruz bakalım.

- Bi dünya insanın içinde gözleri hep beni arıyor. Bir yerlerde okumuştum bu aylardaki çocuğun tüm dünyası "annesi"ymiş. Fotografını çekme şansım yok ama inanılmaz bir bakışı var bana. Birkaç haftadır emekleye emekleye gelip kafasını dizime bağrıma falan yaslamaya başladı. Bir çeşit sevgi gösterisi, sırnaşma, sarılma işte. Eskiden sadece ben onu severdim ve bunu gösterirdim. Şimdi o da beni sevdiğini bu kadar açık gösteriyor (Emzirirken yüzümü okşamaları ve aklıma gelmeyen başka şeyler falan da vardı ama bu böyle başka bi şey)

Geçen hafta, 25 yıllık arkadaşımın düğünü için, 3 günlüğüne Ankara'daydık. Kuaföre gitmek için 2-3 saatliğine çıktık evden. Tuna tüm o sürede kedi yavrusu gibi "mıyk mıyk" sesleriyle kaşının hepsini kaldırarak, mazlum mazlum, döne döne beni aramış evde. Bulamadıkça kaşlar iyice kalkmış, tam bir Küçük Emrah olmuş.


Ahan da böyle kafayı dayıyo bana.

- Artık et, balık gibi kelle sayısına göre alınan şeylerde Tuna'yı da adamdan saymak gerektiğini idrak ettik. Geçen hafta annem-babam, ben ve Tuna için 3 çipura almıştık. Annem aç kaldı çünkü Tuni neredeyse bir çipurayı yuttu. Bu hafta da ilk kez 300 gr kadar levreği kelle ve kılçıktan ibaret bir hale soktu.

- Annem oğlanı kuru ekmeğe de alıştırdı. Bayılıyo taş gibi ekmeği kemirmeye. Bir de simit tutkunu oldu. Parça parça eline verdiğim simidin dörtte üçünü yiyor. İzmir'in gevrekçileri bekleyin bizi anacıım.

- İstemediği bir şeyi asla yaptıramıyoruz. "Dediğim dedik, çaldığım düdük" ya da "inadım inat, götüm iki kanat" (bayılıyorum atalarımıza) bi herif oluyor yavaş yavaş. Bağırıp çağırınca taleplerin yerine getirildiğini keşfetti çoktan. Carcar bağırınca ben işaret parmağımı gösterip çemkiriyorum ufaktan. Ama kendileri o parmağımı alıp dişini kaşıyıp geri veriyor bana. "Pipimde bile değil senin azarlaman" diyor kibarca.

- Konuşmada tembel çıktı. Çok güzel de-de; nn-ne; nn-an-ne; gel diyor ama hepsi bu kadar. Ama bir sürü şeyi anlıyor. "Kamyonu göster Tuna" dediğimde bulup gösteriyor mesela. Ama alkış, çirkin ol, dilini göster gibi komutları hiç sallamıyor. İyi bi halt yaptığında alkışlıyorum ama kendisi alkışlamayı değil alkışlanmayı tercih ediyor kanımca.

- El becerilerine son bir aydır kapak kapatmayı ekledik. Hatta kapak kapatmadan yemek yemiyor. Saklama kapları, milupa kavanozları, suluk, tencere vs... Kapağı olan herhangi bir nesne. Kapağını ben açıyorum o kapatıyor. Nasıl öğrendi ve nasıl bu kadar "şak" diye oturtuyor hiç anlamadım.

- Aaah bir de doldur-boşalt hastasıyız. Bir kap dolusu mandal favori oyuncağı. Serçe parmağını kaldırarak o mandalları teker teker çıkarıyor, sonra geri koyuyor. Sıkılmadan dakikalarca oynadığı tek oyuncak..

- Ve son not. Eskiden 1 yaşında bir çocuğun hakkaten çocuk gibi göründüğünü düşünürdüm. Oysa benim küçük tosbağam, ton balığım, kurbağam hala çok küçük bir bebek gibi görünüyor gözüme. Ne zaman hakkaten büyür ki :))

(p.s. Aslında yazının başlığı, en üstteki fotografa istinaden "mangala karşı domalan Tuna" olacaktı ama ilerde blogumu okursa beni annelikten reddedeceğinden ciddi ciddi korkmaya başladığım için değiştirdim. )
Posted by Picasa

04 Temmuz 2009 Cumartesi

Emzik meselesi


İstemeye istemeye verdiğim, zorla alıştırmaya çalıştığım bir alettir emzik. Yani yalancı meme. Şu aralar Tuna uykusunda bile arayıp bulup ağzına tıkıp uyumaya devam ediyor. Bazen bulamadığında sinirleniyor gecenin bi vakti. Çok mızırdanmazsa gündüz ya da uyku ritueli öncesi vermiyorum, görmeyeceği yerlere saklıyorum. Ne zaman ve ne şekilde vazgeçireceğimi ise hiç bilmiyorum.


Bu hem faideli hem de bıraktırması zor mamülün tarihi meğer çok da eskilere dayanmıyormuş. Hepi topu 60 yıllık bir icatmış. Çok şaşırdım ve bilmediğim ne çok şey olduğunu görünce utandım :))


Aşağıdaki yazı NTVMSNBC'den alınmıştır.



Binlerce yıl önce Mısır'da bebekleri sakinleştirmek için balla doldurulmuş kilden figürlerin kullanıldığı biliniyor. Modern emziklerse bundan 60 yıl önce Alman uzmanlar tarafından geliştirildi.



Ağlayan bebekleri sakinleştirmenin en iyi yönteminin ona emebileceği bir şeyler vermek olduğunu bilmeyen yoktur. Hatta binlerce yıl önce Mısır'da bu iş için içi balla doldurulmuş kilden küçük figürler kullanılıyordu. Bu figürlerin günümüzde kullanılan emzik ve biberonların de atası oldukları kabul ediliyor.
Yeni doğanlardaki emme refleksi o denli güçlüdür ki, birçok bebek henüz anne karnındayken parmak emmeye başlar. Ancak parmak emmek, annelerin ve tabii ki çene yapısını bozduğu için diş doktorlarının en büyük kâbusudur.
İşte tam da bu yüzden, 1949 yılında ortodontist Wilhelm Balters ve diş hekimi Adolf Müller ilk doğal ve çene yapısına uyumlu emziği üretti.



Deutsche Welle'nin haberine göre, emzik her ne kadar parmak emmeye oranla daha zararsız da olsa, dil ve konuşma terapisti Profesör Heinrich Pfaar'a göre tamamıyla da masum değil. Deutsche Welle'ye konuşan Pfaar, "Evet, emzik pratikte çocuğu sakinleştirmek için emzirmeye bir alternatif oluşturuyor. Ancak genellikle günümüze bile emzikler bala batırılıyor ya da çokokreme bulanıyor. Bu da diş çürüklerine davetiye çıkaran bir uygulama." şeklinde konuşuyor.
Silikon ya da kauçuk, damaklı ya da damaksız
Emzik, göğüs ucunu taklit eden bir yapıya sahip... Bebeklere, karınlarını doyurdukları sıcak ve huzurlu ortamı hatırlatıyor. Günümüzde silikon ve kauçuktan üretilen emzikler, damaklı ve damaksız olmak üzere iki çeşitler. Silikon emzikler, diş darbelerine dayanıklı olmadıkları için özellikle diş çıkarmamış bebeklere öneriliyor. Silikon emzikler kolay deforme olmuyor. Diş darbelerine dayanıklı olan kauçuk emziklerse suyu emdikleri için bir süre sonra deforme oluyor.



Damaksız emzikler, göğüs ucu formuna benzedikleri için bebekler tarafından daha çok tercih ediliyor. Ancak damağa baskı yaparak damak yapısını bozdukları için dişlerin yamuk çıkmasına neden oluyorlar. Bu nedenle uzmanlar tarafından, bebek bir yaşına bastıktan sonra kullanılmamaları öneriliyor.
Professör Pfaar, bebeklerin, annelerinin göğsünden süt sağabilmek için damağa baskı yapan bir emme hareketi uygulamaları gerektiğini belirtiyor. Ancak bebek memeden kesildikten sonra, biberonla beslendiği dönemde sütü biberondan sadece dudakları yardımıyla çekiyor. Dolaysıyla bebeklerin sahip oldukları emme refleksi, aslında sadece ilk aylar için önemli. Professör Pfaar, emzik kullanan bebeklerin bu güçlü emme hareketini devam ettirdiklerini, dolayısıyla zaman içince ön kesici dişlerinin şeklinin bozulduğunu söylüyor.



İki yaşından itibaren sürekli kullanılmamalı
Uzmanlar, iki yaşından itibaren diş yapısının bozulmaması için düzenli emzik kullanımına son verilmesini öneriyor. Ancak çocukları emzik alışkanlığından uzaklaştırmak her zaman düşünüldüğü kadar kolay olmuyor. En çok kullanılan yöntemler, emziğe çocukların tadından pek de hoşlanmadıkları hardal gibi besinler sürmek veya emziği bir iğneyle delerek içindeki havayı boşaltmak. Çocuğa, artık büyüdüğünu ve emzik kullanmasının onun için zararlı olduğunu anlatmaya çalışmakta da başka bir yöntem.



Profesör Pfaar, her ne kadar pratik olsa da düzenli olarak emzik ve biberon kullanımından mümkün mertebe uzak durulmasını tavsiye ediyor. Pfaar, "Annelerin daha aktif olmaları gerekiyor. Yeniden bebeklerini emzirmeye başlamalılar. Doğal yönteme geri dönmeliyiz. Bu şekilde pek çok çocukta karşılaştığımız emzikle ilgili sorunların da önüne geçilmiş olur." diyor.
Uzun süre emzik kullanan çocukların büyük bir bölümüne, ileriki yaşlarda ortodontistin yolu gözüküyor. Bu da tel takarak geçirecekleri uzun, masraflı ve zahmetli bir süreç anlamına geliyor



01 Temmuz 2009 Çarşamba

...................................

Elimden gelse silebilsem gözyaşlarını.
Ya da "seni anlıyorum" yalanını sallamadan, kelimelerin ötesinden dokunabilsem ruhuna..
Acın çok büyük, biliyorum.
Böylesi ani bir "terkediş" kolay kabullenilir değil.
Tesellisi olmaz ölümün biliyorum ama
Hepimizin temennisi değil midir "sıralı ve acısız" bir veda..
Güzel anne, güzel insan..
Bir an önce toparlanman dileğiyle

21 Haziran 2009 Pazar

Bizim ailenin kaş-bıyık sorunsalı

Geçen sene neredeyse bu vakitler Tuna uyurken bu pozu vermişti, biz de döne döne "bu herif kime benziyo acep" demiştik. Sonra baktık Nedim Saban'a benziyor :))
Aradan aylar geçti, değişti büyüdü Tuna. Maalesef kaşları da büyüdü, gürleşti:))
Babası sağolsun, benzetme uzmanı, bu sefer de Recep İvedik'e benzetti. Buyrun kolaj benden, takdir sizden..
Tuna nicedir "tunaaa" diye seslenince dönüp bi "hıı" diyor. Babası çocuğa mütemadiyen "Reco tek kaş" ya da sadece "Recooo" diye seslendiğinden yavrum öteki adını da Reco sandı bir süre. Babasına yasakladım Tuna'dan başka hitapları. Çocuk Reco diyince bile "hıh" diyordu yoksa. Tam kepazelik....

Efenim bu da benim bi ansiklopedinin arasına sıkışıp kalmış ortaokul fotografım. Anne evine gelince eskiler saçılıverdi böyle ortaya..
Sene 1992. Sekizinci sınıftayım. Lacivert uniforma giyiyoruz, belimize ince beyaz kemer takıyoruz. Aşkın Nur Yengi, Leman Sam, Zülfü Livaneli dinliyoruz, ufaktan Queen'i, Guns'n Roses'ı keşfediyoruz. Saçımızı "küt" kestiriyoruz. Tayt giyiyoruz. Okuldan eve koşa koşa gelip Hayat Ağacı'nı izliyoruz. Star Tv yeni açılmış, şaşkınız. Her evin salonunda kocaman ansiklopediler var, kapağı pek açılmayan.

O yıllarda ortaokul çocukları olarak makyaj yapmak neyin pek uzak bize. Haliyle kaşlıyım-palayım. Lise mezuniyetinde ilk kez cımbızla tanıştı bu kaşlar ve o vakitten bu yana hep iyi kaş alan kuaför arar dururum. Zira kadınlar bilir, biri bozar biri düzeltir bu birkaç milimlik kıl topağını.
Eee bağlayamadım yazıyı bi yere iyi mi? Siz bağlayıverin gari. Şaşırtıcı şekilde su kuşu haline gelen Tuna'mı alıp deniz kaçıyom ben.
Adios amigos

18 Haziran 2009 Perşembe

Tatil fotoromanı

Konyaaltı Beachpark şahane bir blog bebeleri buluşmasına ev sahipliği yaptı. Yasemin ve koca dana sıfatını alnının akıyla hakeden minik(!) oğlu Gazihan'la buluştuk.
Özetle çok güzel bir gündü. Oğlanların birbirlerine ne kadar benzediğini yakından gördük.
Oğlanları dal budak saldık meydana. Benimki taşlarla ilk kez bu kadar yakın(!) temasa girince kopardı yaygarayı.

Ben Tuna'nın sudan ne kadar korktuğuna bir kez daha tanıklık ettim. Suya sadece popoya kadar sokabildim. Beachparkı inleten o bebek sesi Tuna'ya aitti. ( Bugün 2. kez denize sokma girişimim daha başarılıydı)


Gazihan bir su kuşu. Tüm gün suda kalabilir gibiydi.


Dötüne taş batacak korkusu ve bana öfkesi şortunu giydirirken bile sürdü.



Taş incelemek, ıvır zıvır kemirmek denizden falan daha eğlenceli olsa gerek..


Burda Gazihan'la biberon kavgasına tutuştular. Tuna sinsice yan masaya uzandı, biberonu kaptığı gibi dişlik yaptı. Gazihan zavallım bağırdığıyla kaldı.
Bu iki bebe en çok uyurken birbirine benziyor. Yukardaki kolajda uyuyan Gazihan mesela. Benim azman da salıncakta sallanırken kollarımda uyuyakaldı.
Yüzmekten helak oldu ya adam uyku bastırdı tabi....
Bu da Gazihan'ın kaşla göz arasında döktüğü yoğurtla olan dansıdır.


video