30 Aralık 2008 Salı

Yeah it rocks


Haberiniz vardır belki, Facebook denen dalga profil fotolarındaki ve albümlerdeki "emziren anne" fotoğraflarını müstehcen olduğu gerekçesiyle kaldırmış. Protesto için bir grup kurulmuş. Grubun linki burada.
Bu da FB'nin daha doğrusu ABD'nin ikiyüzlü ahlak anlayışının bir örneği. Bu grubun müstehcen bulunmaması şok edici hakkaten.

29 Aralık 2008 Pazartesi

İyi ki doğdum, iyi ki doğurdum



Uyku serisine ara verdim. Bu meseleye fazlasıyla takmamın kontrol manyağı, saplantılı kişiliğimden kaynaklandığı sonucuna vardım. Zamana bırakıyorum şimdilik. Zira koyu renkli perdeler de artık işe yaramıyor. Adam 30 dakika uyumakta ısrarlı.
Neyse efenim, dün yani 28 Aralık benim doğumgünümdü. Kafa kağıdımda 01.01.1979 yazar ama aslında işte her aralık sonu doğan velet gibi ben de ebeveyninin "amaaan canım 3 gün için bir yaş farketmesin" kararının neticesinde yanlış doğum tarihine sahip bir TC vatandaşıyım.
Demem o ki dün itibariyle, bu satırların yazarı blog annesi, 20lerine veda etmiş, 30ların kapısından geçmiş bulunmaktadır. 30 yaşındayım artık. Yazıyla otuz. Kapıma sürpriz hediyelerle dadanmayın diye saklamıştım hepinizden:))

Günlük aktivitelerimiz Tuna efendiye bağlı olduğundan, beyefendinin eşref saatine denk getirip attık kendimizi dışarı. Yemek yedik, otomobilde uyur belki diye dolandık durduk. Eskiden arabaya binip oto koltuğuna yatırdığımın saniyesinde uyurdu. Şimdi oto koltuğunda durmak dahi istemiyor. Gaziemir sırtlarında, teknik alet edevat hastası babası külüstür F-5 uçağını yakından incelemek için mola verince, arabada kucağımda bile durmadı. "Oğlum soğuk dışarsı bak kuyruğun titrer" dediysem de dinlemedi beni sıpa. Biz de o rüzgarda, 3 derece sıcaklıkta dışarı çıktık. Şok oldu tabi bizimki :)) Sonra kuyruğunu kısıp arabaya bi binişimiz vardı ki evlere şenlik. Eve zor attık kendimizi.



Anlayacağınız tam İzmir havasıydı dün. Puslu, yağmurlu, acayip rüzgarlı. Bizim Tuniş de işte böyle bakakaldı camdan. Arapkızı misali :))


Bir de Senem sormuş "siz ne okuyorsunuz?" diye. Biz bu aralar bu kitabı elimizden düşürmüyoruz. Şaka maka bebekler muazzam bi hızla öğreniyorlar. Bu yüzden görsel alanı dahilinde bol bol kitap yerleştirmekte fayda var. Tuna mesela fotograf makinesini çok iyi kazıdı hafızaya. Makineyi gördüğü anda ifadesini değiştiriyor, fotoğrafı çekildikten sonra kafayı uzatıp kendini izlemek istiyor. Eğer video çektiysem kendini izlerken görmenizi çok isterim. Farkında mı acaba izlediğinin kendisi olduğunun?
Kıssadan hisse; bebekler boş bir hard diske sahip bilgisayar gibidir, ne yüklerseniz onu okursunuz...

26 Aralık 2008 Cuma

Uyku serisi - 1


Efenim beklenen uyku dosyasını, hazır Tuna da sabah uykusundayken, açıyorum. Ne kadar uyuyacağını kestirmek zor, o yüzden cuma sabahı başlayan postumu artık allah bilir ne vakit yayınlarım.
Geçen postlarımda söylemiştim, bebeklerde sağlıklı uyku alışkanlıkları üzerine bir kitap okuyorum. Kitabın yazarı Marc Weisbluth diye bi uzman dallama. Hayır adamın söylediklerine ters düştüğümden değil, bilakis anlattıklarının gerçek yaşamla birebir örtüştüğünü görüp kendimi başarısız bir anne gibi hissetmekten dolayı kıl oldum adama. Buyrun bebeklerin uyku sorunlarını deşmeye;
- Öncelikle uyku, bebekler için çok ama çok önemli. Nasıl ki gelişimleri için onların midesini aç bırakmamaya gayret ediyorsak zihinsel gelişimleri için de onları yeterince uyutmalıyız.
- Uyku uykuyu; uykusuzluk uykusuzluğu getirir. Yani o gün bir uykuyu es geçen bebek, gece daha uzun uyumuyor. Tersine daha zor uykuya dalıyor( Hem Tuna'da hem bende tecrübeyle sabittir. Sizin de başınıza gelmiştir, hatırlayın, çok ama çok uykusuzsunuz ama bedenen ve zihnen aşırı dinç hissediyorsunuz. İşte vücut o uykusuzlukla başa çıkmak için kendi savunma mekanizmasını devreye sokmuş durumda. Uykuya dalmak giderek güçleşiyor, yatıyorsunuz ama uyuyamıyorsunuz)
- Uykusuz kalan bir bebek aşırı miktarda kortizol ve adrenalin salgılar. Biri tehlike ve heyecan; diğeri de aşırı stres altında salgılanan iki hormon. Uykusuzluk nasıl bir etki yapıyor minik bedenlerde baksanıza. Hırçın, aşırı heyecanlı, hiperaktif, uyumsuz, agresif bebekler genelde uyku sorunu yaşayan bebeklerden çıkıyor.
- Bebeklerde düzenli bir uyku rutini oluşturulmalı ve en geç 20.00de yatağa yatmış olmalılar. (Bizim uyku rutinimiz emzirme, üzerine 80 cc kadar sağılmış süt + rezene ve vitaminler + biraz masaj + kısılmış loş ışıklar + anne babanın alçak sesi vs)
- İyi bir gece uykusu, düzenli bir gündüz uykusunun devamı niteliğinde olmalı. Gündüz uykuları 4.aydan sonra ortalama 3 kere ve her biri en az 1 saat sürmeliymiş.( Bizim sorunumuz da bu zaten.3-4 kere tamam da her bir seans 30-35 dakika sürüyor. bayram öncesi 45 dakikayı buluyordu ama gelen giden, gezmeler falan derken iyice kısaldı. Tuna da sürekli uykusunu alamamış akşamdan kalma herifler gibi dolanır olmuştu.)
- 4.aydan büyük bebeklerin artık gece emmek (ya da beslenmek diyelim) için uyanmasına gerek yok. Gece bebeğiniz mırıldanıyorsa karnını doyurmadan tekrar uyutmayı deneyin.(işte bu çok zor zira anne kucağına gelen bebeğin tam tersi uykusu açılıyor. Süt kokusu, anne kokusu, güvenlik isteği vs. emzirmeden yatırabilen beri gelsin. Emzirmenin belki de tek kötü yanı size fazlasıyla bağımlı bir insan olması)

İşte bunun gibi bi dünya daha detay var kitapta. Onca iş güç arasında, Tuna kucağımda uyurken, tavana bakmaktansa "okuyayım bari" diyerek karıştırdığım sayfalarda bunlar yazıyor işte.
Ben de bu hafta başı itibariyle Tuna'ya sıkı bir uyku dersi vermeye karar verdim.
Yüzündeki "yastık" izlerine dikkat lütfen...
Posted by Picasa

1. Gün - Pazartesi
Sabah 7-8 gibi uyandık. 2 saat sonra paşamızın uykusu geldi.
Hedef: Tuna'ya her bir uykunun en az 1 saat sürmesi gerektiğini anlatmak
Uygulama: Bu herif nerde en uzun uyuyor, göğsümde, bağrımda, koynumda. Ben de öylecene yattım. Tuna herifi gerine gerine 1,5 saat uyudu üstümde. 1,5 saat sonunda uykusunu alarak mı uyandı? Hayır. E rahat bi yatak değilim tabi ki. Kımıldanınca uyandı. Bu şekilde 2 saatlik bir öğlen ve 40 dakikalık da bir akşam uykusu aldı "anne yatağı"nının üzerinde. Yani toplam 5 saat üzerimde 8 kg'luk bir ağırlıkla yaşadım. Uyku aralarında mızırtılar o gün had safhadaydı. Oysa uykusunu almış olması gerekiyordu. Bense o gün ne doğru dürüst yemek yiyebildim, ne PC başına oturabildim, ne de tuvalete gidebildim. Akşam 18,30 gibi darallanmış bir şekilde eşimi aradım "çabuk geeeel" dedim. Neyse ki superman yetişti de ayırdı bizi. O gün Tuna gece uykusuna da çok zor daldı. Uyuduğunda saat 22.00 falandı. Gece boyu da zırt pırt uyandı.
Sonuç: Negatif ki ne negatif
2. Gün - Salı
Hedef: "Hedef medef yok işte, uyusun yeter offf" diyerek başladık güne.
Uygulama: Uyandıktan yine 2 saat sonra yatırdım yatağına. Bu kez yatak odasına koyu bordo perdeler astım. Perdeleri çekince gece gibi oluyor her yer. İlginçtir 30 dakikayı ilk kez 45e çıkarmayı başardım. Ve fakat öğlen uykusu tam bir faciaydı. Sadece 30 dakika sürdü. Tekrar uyutma yönündeki tüm çabalarım sonuçsuz kaldı. Kucağımda uyudu, yatakta uyandı;kucağımda uyudu, yatakta uyandı.. Bu böyle 3-4 defa sürdü. Uyuyamadıkça daha da cazgırlaştı. Haliyle akşamüstü kestirmesi de kucakta falan gerçekleşti. Netice gene babayı eve çağırmak oldu.
Sonuç: Negatif
3. Gün - Çarşamba
Hedef: Koyverdim gitti
Uygulama: Koyu bordo perdeler devam. Yine uyandıktan 2 saat sonra uyku vakti. Bu kez bir mucize gerçekleşti. 1 saat 15 dakika uyudu. Uyandıktan sonra pusetle dolaştık. Pusetinde sakin sakin oturup etrafı izledi, her şey muhteşemdi. Öğlen eve geldik, öğlen uykusuna yatırdım. Kısa sürdü, çünkü pusette az biraz kestirmişti. Akşamüstü kestirmesi gene kucakta ve tavşan uykusu kıvamındaydı. Akşam babası gelince yıkadık, uyuttum. 20.15te uykuya dalmıştı ve gece boyu sadece 1 kez uyandı. Ama sabah 6da ayaktaydı
Sonuç: Ehh
4. Gün - Perşembe
Hedef: Yılmak yok, yola devam.
Uygulama: Yine uyandıktan 2 saat sonra loş odada uyuttum. İnanılmaz ama tammm 1,5 saat uyudu. Muhteşem tatlı bir suratla uyandı. Öğlen de 2 saat uyudu. Bunun ilk 1,5 saati kesintisizdi. Son yarım saatte hafif uyandı. Yüzükoyun yattığı yerden elini tutup, yanağını okşadım, pışş pışşladım. (Uykuya daldırıken genelde pışşş sesi çıkarıyorum.) Yarım saat daha uyudu ve uyandı. Akşamüstü de kendi yatağında 35 dakika uyudu. Gece uykusuna da 19.00 gibi uyutmak üzereydim. Kucağımda tam dalmadan yatağa 2 kere koyunca uyandı. 21.00 gibi tekrar uyudu ama 1,5 saat sonra, 2.30da ve 6.00da tekrar uyandı. Uzman dallamaya göre eğer ben 19.00da uyutmayı başarsaydım daha az uyanıp daha çok uyuyacaktı.
Sonuç: Başarıyoruz Tuna hadi koçum.
5. Gün - Cuma (bugün)
Hedef: Dün iyiydi, böyle devam edelim.
Uygulama: Sabah uykusuna yatırdım 30 dakika uyudu. Uyandıktan 1,5 saat sonra bi yarım saat daha uyudu. Şu an uykusunu almış görünüyor. Son yarım saattir oyun halısında takılıyor kendi kendine. Bakalım günü geri kalanı nasıl geçecek?

18 Aralık 2008 Perşembe

Ek gıda girişimcisi Tuni

 

Tuna biz yemek yedikçe yutkunuyor resmen. Emziriyorum emziriyorum karnı tok ama yine de biz kaşığı ağzımıza attıkça o da açıyo ağzını. Ben de artık her gün ufak ufak bir şeyler tattırıyorum. Üst kolajdaki buharda pişmiş, ezilmiş ve anne sütüyle bulamaç haline getirilmiş ve bir çay kaşığı zeytinyağıyla tatlandırılmış brokoli.Kaseyi yutacak gibi görünmesine aldanmayın, Tuna kaşınan dişlerine kaşık değsin diye 2-3 kaşık yedi. En son "öğğğ" diye bi ses gelince ben de kısa kestim. Ağız tadını yerim senin :))
Aşağıdaki ise benim kompostonun taslak halinden araklanmış 3 parça kuru kayısı. Cam rendedeki görüntü sizi yanıltmasın sadece 3 parça, yani 1,5 adet kuru kayısı verdim. Kayısılar komposto için haşlanırken suyuyla karışık koydum cam rendeye. Kabukları falan iyicene ezdim. Baya bi pütürlü, kabuklu, şekersizdi ama Tuna bunu bayıla bayıla yedi. Daha versem yiyecekti ama ben barsaklarını bozarım diye korktum açıkçası.
 

Bu arada hemen her akşam birkaç kaşık yoğurt da yediriyorum. Kabızlık falan kalmadı böylece. Malum yoğurdu Activia ile mayalıyorum. Bana iyi gelen Tuniş'e de iyi geliyor sanırım.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Neler oluyor bize?

Ben biliyodum böyle olacağını. "İki pırt için aylarca yaygara koparan adamın diş sancısı da ağır geçer" diyodum. Ne yazık ki haksız çıkmadım. Geldi, geliyor derken ilk dalga diş sancısı 3 gecedir(ve gündüzdür) canına ot tıkadı kuzumun.
 
Aslında Tuna yaklaşık 2 aydır falan eli ağzında geziyo. Diş kaşıntıları erkenden başlamıştı da ağrı yoktu evvelden. Şimdi kemik, kafatası falan komple ağrıyo sanırım. Bir mızmızlık, bir huysuzluk, bir şevkat isteği, bir uykuyu reddetme eğilimi, bir canı tatlılık, bir gece zırt pırt uyanma durumu ki sormayın gitsin. Üstelik tam da gece uyanmalarını 2den bire düşürmek için savaşırken bu diş işi tuz biber oldu herşeye resmen. Artık gecede 1-2 saatte bir "böhüüü, hühhüüü" şeklinde mızırtılarla uyanıyo. Biraz pışpışlayıp emzirmeden yatırayım diyorum ama ne mümkün. Kucağımda geçirdiği her dakika mızırtı artıyo ve emmeden de uyuyamıyo. Bu kadar sık emmesiyle lohusa günlerime geri döndüm resmen. Şimdilik Dentinox jel sürüyorum, çok huzursuz ya da ateşli olursa fitil verecekmişiz. Fitil son çare olduğundan bu acayip uykusuz düzene tam gaz devam ediyoruz. Sarhoş gibi falan dolaşıyorum tüm gün. Acaba ilk dişin eti yarıp pörtlemesi ne kadar sürer ki? Benim 20lik dişlerim bir ay kadar süren sancıdan sonra pırtlamıştı. Çok canı yanıyo mudur acaba Tunacığımın?
 
Tunişin keyfi pek yok, nadiren gülümsediği anları da elimde kamerayla gezdiğimden kaçırmamaya çalışıyorum işte. Yer cücesi anneannesinin desteği ve babasının gazıyla "yürümeye" çalışıyor:))
 

Posted by Picasa
Bir yandan da çok ama çok ufak hareketlerle ek gıdaya geçiş sürecindeyiz. 6.aya kadar gerek yok dedi doktorumuz ama işte meraklıyız ya, tattırıyorum ufak ufak. Evde kendimiz için mayaladığım yoğurda bayılıyo Tuna. Hevesle silikon kaşık falan aldım ama nedense en rahat bizim yemek kaşıklarımızla yiyor. Nasıl lokma alınıp yutulacağını pek beceremiyor, önlük yanak dudak falan komple yoğurda bulanıyor.
video
Bir de yeni keşiflerimiz var tabii. Tuna artık;
- ellerimi çırpıp "gel" dediğim zaman ellerini uzatıyor.
- tüm gün yüzüne yaklaşıp "an-nee" diyorum. o da artık ağzını kuş gibi açıp "aaa" diye cevap veriyor bana. bazen de babası omzumun üzerinde bitip "bab-baa" dese de oğlumun favori harfi "a"
- mama sandalyesinde otururken çıngıraklı çorabını takıyorum ve saniyesinde çıkarıyo (bkz yukardaki video) biz de her seferinde yoğun tezahüratlarla gaz veriyoruz kendisine.
- yüzükoyun yere yatırıp önüne kumanda telefon falan koyuyorum. o da emeklemek için bir çırpınıyo bir çırpınıyo ki seyre doyulmuyor. henüz totosunu birkaç milim sağa sola döndürse de tam yol ileri yol almış değiliz.

11 Aralık 2008 Perşembe

Bayram geldi böyle oldu

Selaaam
Bayram su gibi geldiii geçti. Fırsat buldukça blogları ziyaret ettim, ama ne yorum yazacak vakit oldu ne de yeni post girecek. Oysa tam teşekküllü Çobanoğlu ve Cinsçiçekçi aileleri olarak biraradaydık. Yani Tuna'yı bırakacak birileri hep oldu. Fakat benim oğlum gittikçe benden başkasının kucağında oyalanmaz ve uyumaz bi herif oldu. Haliyle yemeğimi gene son süret yedim, banyodan hep koşa koşa çıktım, tuvalette kaldığım her fazla dakikada aklım dışardaydı vs..
Efendim bu aralar Tuna'da inanılmaz değişiklikler oldu. Şöyle ki, her şey IKEA gezisi sırasında meydana geldi.
Malum bizim Tuna sırtüstü yatmaktan, oyun halısı denen zımbırtıdan zerre hoşlanmıyor. Slingde ya da kucakta taşınıp gezdirilmeye de bayılıyor. Geçen haftalarda farettik ki adam aslında kucaklanmayı değil de herşeye yüksekten bakmayı seviyor. Bir nev'i Gulliver kompleksi işte.
Bu aralar oturma konusunda da iyi yol katettiğimizden Tuna'nın oturmaya hazır ve de nazır olduğuna kanaat getirdik. IKEA'da da bunu test ettik.



Baktık mama sandalyesinde otururken hiiç sesi soluğu çıkmıyo ve eline ne versek ilgileniyo, biz de bir tane de eve aldık.


Ve fakat önüne koyduğumuz onca oyuncak içinde en çok babasının traş köpüğüna kafayı taktı. O miniş patileriyle kutuyu kavramak için verdiği mücadeleyi, zaman zaman kendine yaklaştırıp ağzına sokmaya çalışmasını, yere düşürünce gülümsemesini izlemek gurur vericiydi.
Tuna hem bedenen hem zihnen her gün değişiyor. Bir gün önce tutamadığı nesneyi ertesi gün tutup ağzına sokmaya çalışıyor. Eve gelen misafirlerden ilk kez gördüklerini uzun uzun inceliyor, gülümseyenlere karşılık veriyor. Ve fakat bu kalabalık durum kuzumun uyku düzeninin içine etti resmen. Gece en geç 21.00'de uyuyan çocuk birkaç kez 23.30u gördü. Benim binbir çabayla düzene soktuğum gündüz uykuları tam anlamıyla sapıttı. "3 kısa, 1 uzun" şeklindeki gündüz uykuları sadece birkaç kısa şekerleme haline döndü. Uyuyamadıkça gece de uykuya dalmakta zorlandı, dellendi, mızırdandı falan. Yani tıpkı benim uzun süren uykusuzluk sonucu hiperaktif olmam gibi bi duruma girdi Tuna. Zaten bu aralar "Çocuklarda sağlıklı uyku alışkanlıkları" diye bi kitap okuyorum. Tuna'nın bayramlık halleri beni iyice endişeden endişeye sürükledi. Kitapta yazanları, fasikül fasikül bir uyku serisiyle anlatıciim. Zamanında o uzman kitaplarını sular seller gibi okuyup hatmetmişleriniz, şu anda bana "hahayyt" gülüşleri atanlarınız vardır muhakkak. Valla ben bu uyku düzeni işini çok ciddiye alıyorum. Hatta bu konuya takmış durumdayım.
Bunca düzen bozulmasına, uykusuz geçen saatlere rağmen Tuna kendisine gösterilen yoğun ilgiden gayet memnun. Dedesi doğumundan bu yana İzmir'e gelmemişti. Bu gelişinde yine Koala Tuna gösterdi kendini. Dedesinin geniş bağrına yerleşti ve 5 ay önceki pozun neredeyse aynısını verdiler.



Tuna hiç büyümüyor gibi geliyor ama sanırım günlük telaşın içinde farkedemiyoruz. Baksanıza o minnoş kafanın bugünkü haline.

5 Aralık 2008 Cuma

5.aydan notlar

Ööle belli bişey yok yazacağım, bi ton kısa not var aklımda. Ben de madde madde takılayım istiyorum.


- Tuna azıcık oyalanır belki umuduyla Tiny Love'un meşhuur oyun halısını aldım. Bütün gün kargo yolunu bekledim, sözde halıyı kuracaktım, Tuna'yı üstüne yatırıp ben de keyfime bakacaktım. Geldi, paketi hevesle açtım, kondurdum salona. Attım Tuna’yı da içine. Herif birkaç dakika merkalı meraklı oyalandıktan sonra korku içinde ağlamaya başladı. Zaten sırtüstü yatmaktan zerre hazzetmeyen kuzu, katıla katıla ağladı. Kıç üstü oturttum ben de. Bir süre ööle oyalansa da desteksiz sadece birkaç dakika oturuyor, sonra cumburlop bir tarafa kaykılıyor. E yüzüküyon yatınca da bir süre sonra yoruluyor. 3 ucu pis değnek işte. Allaam yarebbim şimdi de kıç üstü uzun süre otursun diye 6.ayı bekliyoruz. Oyun halısı hala zöbek gibi salonda duruyo. Her gün bir adım bir adım yaklaşıp sevdirmeye çalışıyorum


- Bizim oğlan sadece ayacıklarından üşütüyor. Aynı ben; aynı babası. Ben de gün içinde mutlaka patik giydiriyorum. E ağzı da selli malum. Hoop boynuna da bi önlük takınca oluyo sana bi topaç. Küçük mamunum benim, koca adam gibi oturuyon ama cücesin sen cüce.



- Bugün 5.ay kontrolümüz vardı. Kilomuz 7550 gr, boyumuz 64,5 cm olmuş. Boy 50lik percentilde, kilo da 75in bir parmak altında. Fotoğraflar sizi yanıltmasın Tuna öyle aman aman şişman bi çocuk değil. Hülya Avşar tesellisi gibi olacak ama kamera onu şişman gösteriyo sadece. Bir de geçenlerde doğum fotoğraflarının karıştırırken fark ettim benim oğlan gayet yanaklı bi insan. O minyatür halinde bile yanaklar “gel beni ısır, parçala,yut” diyor. Anasına çekmiş işte. Ben de 50 kg iken bile yanaklı bi hatundum. (kilo mevzuu burada soyaçekimi özetlemek için açıldı ve hemen kapandı, zira hala 9 kg fazlam var)

- Dedim ya Tuna öyle ağzında emzik, tavana boş boş bakarak yatan bi çocuk değil. Var öyle bebekler hatta ben bir tanesini bugün muayenehanede gördüm. Ana kucağını koydular sehpaya, çocuk gözünü baya baya (ki daha 4 aylıktı) kendi kendine uyukladı, uyandı. Hiç mi sesin soluğun çıkmaz be adam! Ya benimki cingözün önde gideni bayrak sallayanı ya da öteki türkü çocuklar ilerde moron olacak emin dilim.

- Daldan dala geziniyorum ama ek gıdaları geciktirmek istememin bir diğer nedein Tuna’nın adam gibi oturabilmesini beklemem. Kendisi malum yatmıyor, kucağıma alıp tersten ne kadar yedirebilirim meçhul. Oto koltuğu arabamıza sabitlenmiş durumda, tak çıkar zor iş. İlk ek gıdalarını mızırtı içinde yerse sonumuz banyo sorununa dönüşebilir. Bu yüzden bir ay içinde mama sandalyesi almak istiyorum.Doktor amca “oturtmakta sakınca yoktur” buyurdu ama hangi sandalyeyi alcam? Tuna’nın halısı salonun; park yatağı yatak odamızın; ana kucağı odasının tam ortasına konuşlanmış durumda. Bi mutfak kalmıştı ırzına geçilmemiş ferah ferah gezdiğimiz; onu da devasa bi mama sandalyesiyle kapatmak istemiyorum. IKEA’nın antilop modeli tam bana göre ama onda da eğim yok. Tavsiyelerinizi acilen dürtüklerseniz pek bahtiyar olurum.


- Oturtmak demişken karşınızda Tuna’nın yeni oyuncağı; Hoppala. Ecnebicesi Jumper.
Tek kelimeyle bayıldı. Ama yer cücem içinde dosdoğru duramıyor. Önüne ufak bi yastıkla destekleyince, biraz da sallayınca pek sevdi. Bu hafta içinde zaten ilk defa parka götürüp salıncağa bindirmiştim, onu da sevmişti.

- Bir de bu ay öğrendim ki erkek bebekler kızlardan daha geç gelişiyor. Bizim koca dötlü hala totosunu kaldırıp sırtüstü pozisyondan yüzü koyuna dönebilmiş değil. Konuştuğum tüm erkek anneleri de aynı şeyi söylüyor. Kızlarsa fıldır fıldır dönüyomuş. İstisnalar vardır elbet ama bizimki azıcık tembel çıktı. Bunda benim sürekli majestelerini kucaklamam, kendilerinin de bir hacıyatmaz olmasının katkısı olduğunu düşünüyorum. Bu hızla gidersek adam 15 aylıktan önce yürümez valla. Gerçi eller kollar manyak hareketlendi ama.



- Tuna bir de acayip dillendi bu aralar. Yalnız kaldığında bi çığlıklar, bağırışlar sanki Pavarotti. Sesini deniyo, çıkardığı sesleri dinliyo. Haadiii başlıyo gene bağırmaya. Bir de emdikten sonra genizden buğulu bi “uuuu” sesi çıkarıyo. Keşke denk getirip kaydedebilsem ama o kadar tatlı oluyo ki onu izlemek, elim gitmiyo kameraya.

- 6.aya girerken Tuniş’imin karakteri de az çok belli olmaya başladı sanırım. Doktor muayenesinde steteskop biciklerine değdikçe kikirdeyen, hemşire teyzelerini bakışlarıyla gülümseten, onalara yampirik gülücüklerle karşılık veren, uykusunu almışsa şebek gibi gülerek uyanan, gezmeye çıkardığımda gözünü bile kırpmadan etrafı izleyen mutlu, huzurlu, meraklı bi kuzucuk o..Kolik sancıları, büyüme sancılar hepsi geride kaldı. Şimdilik iki şey için yaygarayı koparıyo. Bir evde ikimizden başkası varsa (babası dahil) uykuya dalamayıp dellendiğinde. Bir de banyo yaptırırken. Gene de bağırış çağırış içinde haftada 2 kere yıkıyoruz. Keşke suyu sevse de hala havalar güzelken 3 kere falan yıkayabilsem. Neyse fazla huzursuz etmeye gerek yok.



- Bir de öğrendim ki anne baba huzurluysa, ses tonlarını, evdeki elektriği ve atmosferi iyi ayarlıyorsa aynen bebek de huzurlu oluyor. Beni bilen bilir, normalde cazgır ve cadıyımdır. Ama anne olduktan sonra kendimi çok törpüledim. Uykusuzluktan ölsem de, kollarım Tuna’yı hoplatmaktan kopsa da babasına bazen çok kızsam da sesimi yükseltmiyorum. Hep alçak tondan, hep pozitif, hep şefkatli olmaya çalışıyorum. Zaten negatif elektriği anında alan bir çocuk. Günlük meşgalelerimizle onu da huzursuz etmenin alemi yok.

- Oooo çok uzun yazmışım. Son paragraf aklıma bişey getirdi. Bir dahaki yazımın konusu “Anneliğin getirdikleri & götürdükleri” olsun. Anneler cilalayın hafızaları, hepinizi bir sobe daha bekliyor ona göre ;)

3 Aralık 2008 Çarşamba

Yorumsuz

Bu blogda ilk defa Tuna ve ben harici bir şey yayınlıyorum. Ben izlerken pek etkilendim, hislendim. Buyrun,tıklayın,izleyin

25 Kasım 2008 Salı

Cat Boy Tuna

Kendimi bildim bileli kediseverim. Köpekleri de severim ama kedileri daha çok.. Ayaklarıma dolanan, sırnaşan, mırıldayan, yumuşak patili, arsızca kucağa atlayıp uyuyakalan kedilerin huzurunu hiçbir şeye değişmem.Yani değişmezdim. Ta ki anne olup kedi ruhlu bir oğlan doğuruncaya dek...
Hatırlayanlar bilir bilmeyenler buraya ve buraya tıklayarak öğrensin, bizim oğlanın ennnn sevdiği uyku pozisyonu bağrımda ve yüzükoyun yatmak.


Aslında sadece yeni doğduğu haftalarda böyle yatmayı seviyordu. Sonradan sonraya değişti uyku rutini. Yatağında 4 saat kesintisiz gündüz uykusuna yatıp, kısa süre uyanıp emip tekrar 4 saat uyuduğu günler oldu çok. Ama ne olduysa 4.aydan sonra oldu. Çevreyi, başka insanları, daha da önemlisi "anne"yi iyice belledi belleyeli benden bir metre bile uzakta uyumak istemiyor. Bir metre derken abartmıyorum,, hakkaten gündüz uzun uykusuna soldaki fotodaki gibi yatıyoruz.

Baştan başlayayım. Bizim uyku düzenimiz şöyle ilerliyor: Sabah tam 06,45te uyanıma, yatakta birkaç dakika uuu'ldama, etrafı izleyiş, anneyi mıyıldamak suretiyle uyandırıp kahvaltı istemek. 5-10 dakika emmek ve kıkırdaşmak. Ardından Tuna beylerin gece boyu doldurduğu çişler alınıyor ( sadece çiş.. zira artık kakayla pek alakamız kalmadı.) Sonra ben kahvaltımı yapıyorum, Tuna bu esnada ana kucağında beni izliyor, durmazsa da kucağımda oturtuyorum. Sahici ana kucağı oluyorum yani :)
Aynada birbirimize şebeklik yapıyoruz. Bazen ben bilgisayarda iki gazete iki blog okurken kucağımda uslu uslu duruyor. Derken slingi kuşanıp kah balkona çıkıyoruz kah evde turluyoruz. Zaten ne oluyosa o esnada oluyor. Birbirimize bööle yapışık gezinince uyuyo bu eleman. Bir, iki, üç derken şimdi sadece slingte turlarken uyur hale geldi. Uykuya iyice dalınca da dürtsen de uyanmıyor. Ben de slingden çıkarıp salonda yatırıyorum. Ama kısa süre sonra da uyanıyor. Kabus gibi di mi? Bu bebeler ne çabuk hafızaya alıyo böyle manasız şeyleri.
Sabah kalktığı saatten öğlen 13.00e dek kısa kısa iki uykusu var Tuna'nın. Öğlen ise 2, şanslıysam 3 saati bulan bir uykuya daha ihtiyaç duyuyor ama o uykuyu karyolada altlı üstlü, kolumda, göğsümde falan alıyor. Beni bildiğiniz yatak gibi kullanıyor yani. Allaam yaa, sanki babasının yatağı gibi bir de yerleşiyor sıpa. Rahat edemezse mıyıldanıyor, ben de ya onu aşağı çekiyorum ya kolumla kafaya destek oluyorum, ya da kaykıla kaykıla sallanıyorum ki paşamız uykusunu alsın. Bazen kendimi Sebastian onu da efendi gibi hissediyorum. Bazen ağladığında sesleniyorum ona: Emret sahip!!

Malum ben gribal enfeksiyon duygu sömürüsüyle annesini Antalya'dan getirtmiş bir insanım. Annem, her eski tüfek gibi, "ayakta sallayın şu çocuğu" diye buyurdu. Ben evvelden bu yöntemi denediğimden başıma gelecekleri biliyordum ve derhal odayı terkettim. Zira bir seferinde Tuna'yı ayakta sallayayım derken morarmış bir suratla karşılaşmıştım. Adam ille sokulup sarılarak, koklayarak uyumak istiyor kardeşim.
Sonra bir mucize oldu ve Tuna annemin ayağında sallana sallana uyudu. Ve fakat bu onun ayakta ilk ve son uyuyuşuydu. O gün bugün tüm denemeler gene boşa gitti.

Annem ayakta sallaya sallaya uyutmayı bir kaç kere daha denedi ama sonunda o da pes etti. "Şu kanguruyu bana da bi sar bakalım" dedi geçen gün. Sardık.. Tuna'yı da oturttuk içine 3 saat göğüs göğüse uyudular. Anneme de bi ağırlık çökmüş olsa gerek, o da uyudu. Ne demişler "bükemediğin bileği öpeceksin". Herif böyle uyumak istiyo işte, sen kıçını da yırtsan onun isteklerini yerine getirmek zorundasın.

Yaa her ne kadar tuhaf bi durum gibi olsa da ben çok keyif alıyorum bu durumdan. Göğsümde inanılmaz huzurlu uyuyor Tuna. Ben de onun nefes alış verişlerini dinlerken, ellerimle tombul bacaklarını mıncırırken kafasını öperken falan acayip mutlu oluyorum. Biraz ben de kestiriyorum hatta. Ama beni ilerisi düşündürüyor. Bir, bu durum daha ne kadar sürecek? İki, bu adam gündüz kendi kendine uyumayı hiç öğrenemezse ben ne halt edeceğim? Üç, evimi bok götürürse, beyefendi ek gıdalara geçtiğinde ben yemek yapamazsam halimiz nice olur?

Uyku düzenimizi anlatıyordum, bu acayip uyku pozisyonuyla geçen 2-3 saatin ardından akşamüstünden gece yatana dek nadiren kısa bir uyku daha oluyor. Olmazsa da gece 21,00 dedi mi yataktadır bizim dakik paşa hazretleri. Gece de bir kez, en fazla 2 kez uyanıyor. Onun da sadece birisi emmek için, diğeri genelde dönemeyip de çıkaramadığı pırt için. Zira kucağıma emzirmek için aldıktan kısa süre sonra birkaç okkalı pırt çıktıysa emmeyi falan görmüyo gözü, derhal uykuya dalıyor. Ve sabah 06,45dedi mi gün ikimiz için de yeniden başlıyor.
Durum böyleyken böyle.. Bunu okuyan bir çocuk gelişim uzmanı, tecrübeli anne, sadece fikir beyan etmek isteyen anne-baba varsa bi zahmet iki yorum attırın. Çok mu saçma uyuyoruz? Ne vakit normale döneriz? Ya da döner miyiz?

Dipçik gibi not: Mummy de bu aralar gece uykularından şikayet etmiş. Yorum yazmak yetmeyecekti burdan sesleneyim istedim. Şikayet etmek o kadar olağan ki Esracım. Herkes ne yazık ki anneliğin sadece romantik ve eğlenceli taraflarını dillendiriyor, ya da sayfasına aktarıyor. İnsan da böyle zor günlerde yükselen tansiyonundan dolayı kendini suçlu hissediyor. Tuna da bu ay içinde 3-4 defa sabah 4 gibi uykusunu almış şekilde uyanınca ben de eşşekten düşmüşe döndüm. Biz de sabaha karşı balkonda ezan sesini dinledik, karşı bakkala getirilen sabah gevreklerini, parkta yürüyüş yapan tombul teyzeleri izledik. "Eee Tuna eee"leri gayet bıkkınca şakıdım. Tuna uyumadıkça ağladı, hem de kucağımda benim içim geçe geçe ağlattım oğlumu. Yapacak bi şey yok. Çocuk büyütmek böyle bir şey. Biraz daha büyüsünler diye diye geçecek zaman. O sancılardan, uykusuzluklardan, bıkkınlıklardan arta kalan güzel anların tadını çıkarmaya çalışacağız sadece. O güzel anlardan birini yaşadık biz mesela bugün. Tuna kucağımdayken kaşıklığa uzandı ve bu çırpıcıyı ilk kez şaak diye kavradı.

21 Kasım 2008 Cuma

Servis dışıyım

Tuna'yı kah kucakta kah pusette gezdirirken bir terleyip bir üşütmekten gribal enfeksiyonlandım. Üstüne ilgi ve şefkat isteği de gelince oldu bir tribal enfeksiyon. Annemle telefonda konuştuk, tee Antalya'dan geliyo bana ve Tuna'ya bakmaya. Oleyyy!! Gelme felan dedim ama(istemem yan cebime koy) valla ilaç gibi gelecek bana.
Bir süre dinleniciimm kızlar
Kendime iyi bakayım

19 Kasım 2008 Çarşamba

Çok güzel hareketler bunlar

 

Kendi blog tarihimin ilk sobe'sini yapayım istedim. Listemdeki tüm annecikleri bebelerinin en sevdikleri hareketlerini yazmalarını reca ediciim. İşte Tunişimin yapıp bizi mest ettiği tavırlar.
* Omzumda uyuyakalıp kafasını yaslaması, bu sırada nefes alış verişleri
* Ağzındaki süt kokusu
* Gündüz uykusu için beraber karyolaya yatıp, arada gözünü açıp güvenle tekrar uykuya dalması
* Emdikten sonra "Uuuu, ııı, mmmm" diye çıkardığı sesler.
* Pırt yaptıktan sonra gözlerini kocaman açıp "annneee bak naaptım" der gibi bana bakması
* Slingi taktığımı gördüğü anda kuş gibi kanat çırpması, gülümsemesi.(üçkağıtçı seniiii, hani demin ağlıyodun?)
* Dışarı çıktığımızda etrafı izlerken onu izlemek
* Babasıyla oynaşmasını izlemek
* Bacak boğumlarını öpünce kikirdemesi
* Şapka, bere takarken vızırdaması
* Uyurken ağzında emzik yokken bile emiyor gibi ağzını oynatması.

Hadi hanımlar, sizin bebeler naapınca mest ediyolar sizi?

17 Kasım 2008 Pazartesi

Insomniac Tuna

 

"Büyüdükçe sorunlar da büyüyor" derlerdi de anlamazdım. Hakkaten öyleymiş. Bu adamların gazı bitince uyku sorunu; o bitince diş sancısı; o da bitince emeklemesi; sonra sıralamasıydı yürümesiydi derken zaman akııp geçiyor. Biz gazı bitirdik uyku sorununa geçtik. Tuna kişisi tam bir uyku delisi ama ah bi de uyuyabilse.. Tüm günümüz uyumaya çalışmakla geçiyor, ama dikaktini çeken o kadar çok uyaran var ki resmen gözünden uyku aka aka cırıldıyor.
4.ay kontrolünde doktora sormuştum. "Bu adam gündüz uykusuna çok zor dalıyor ve hemen uyanıyor" diye. Gece uykusu çok iyi olduğundan önemsememişti doktor. Birkez daha "en iyi doktor anne-babadır" diyerek eşimle değişik uyku alternatifleri üzerine kafa yorduk. En başarılı sonucu da salonda TV açıkken, telefonlarımız cırıl cırıl çalarken yani hayat akıp giderken uyutarak elde ettik. Bakınız yukardaki fotoda memeciklerini sıkıştırmış Tuna beyefendi, musiki dinleyerek uyuyor. Artık adamın şansına bir Fatih Ürek Haydililililiiyar diyor, bir Ajda Abla şakıyor.
Salonda uyku seasnlarına bir keresinde hafif terli bluzumla eşlik ettim. Yani bluzu Tuna'nın burnunun dibine attım. Sonuç: Pozitif. Zaten birkaç ay önce de babasını pijamasını pike niyetine örtünce, bizim herifin burun hassasiyetini farketmiştik. Geçenlerde benim bu tezimi perçinleyen bir gelişme daha yaşadık. Banyodan yeni çıkıp yeni cicilerimi giyip Tuna'yı uyutmaya çalıştım. Uyku gözlerinden aktığı halde Tuna uykuya dalmamakta direndi resmen. Herif bunca zaman biberondu emzikti aldı da bir gram kafa karışıklığı yaşamadı; ama kokudan dolayı şaşaladı resmen.
 

Biz anneliği ciddi bir meşgale olarak yaşarken hayat da acı acı akıyor di mi? Krizden bahsediyorum. Henüz vurmamış, asıl darbe birkaç ay sonra gelecekmiş. Uzmanlar çok acil olmadıkça ihtiyaçlarınızı erteleyin diyorlar. Ben de her iktisatlı ev kadını gibi kendi söküğümü diktim. Bakınız üstteki foto benim icadım olup maliyeti sıfır yetale'dir. İzah edeyim, ana kucağımız halasından. Kuzen Ege hiç kullanmadığından aynen bize geçti. Üstteki dönence de park yatağın son derece kullanışsız olan ve atıl durumda gardropta bekleyen bir zamazingodur. O zamazingoyu ana kucağına diktim. Fisher-Price'ta falan 100 YTL civarında satılıyor bunlardan.
Bu sabah 5'te aklıma geldi bu fikir. Evet saat beşte ben bunları düşünüyordum.
 

Yukardaki son foto da babasıyla oynaşan kuzuma ait. Onları böyle izlemek süper. Bende Tuna'yla oynaşacak enerji pek kalmıyor ama babası tüm gün oğlunu özlediğinden akşam saatlerinde pek tatlı oluyorlar.
Yaa bu yaratıklar bu kadar tatlıyken nasıl kucaklamadan sevcez? Evet yaa gene kucak mevzuuna geldik. Daha geçen gün Tuna'yı parkta kucakta gezdirirken hiç tanımadığım bir kadın -ki kendisi de 2 çocuk annesiydi- yanıma geldi ve aynen şöyle dedi: "Aaa ama alışmasın kucağına sonra çok zorluk çekersin" Eee napcam 4 aylık çocuğu. "Daha yürüyemiyo, mecburen kucaklıyorum" dedim, gülerek.
Bir an için gözümünün önüne bu kadını geçen seneki hali geldi. O minicik kız çocuğu annesine sevgi için yalvarıyor, ağlıyor ama kadın kucağa alışmasın diye uzaktan seviyor bebesini. Olur şey değil. Bizimki kucağa alışmak ne kelime kucaktan inmiyor. Bazen çok bunaltıyor, artık resmen ağır bi adam. Ama kafasını kafama dayayıp da inildemesi hiçbir şeye değişilmez valla.

9 Kasım 2008 Pazar

4.Ay, Family Bath ve Oturan Boğa'm

 
Blog işi ev ödevi gibi oluyor bazen. Uzun bir süre yazmayınca kendi kendime zayıf not veriyorum. Sanki milyonlarca kişiden oluşan bir okur kitlem varmış da insanların beklentilerini karşılayamamış gibi hissediyorum. Geçen hafta idareten birkaç foto attırıverdim ortaya ama beni de tatmin etmedi. Zira anlatacak çook şeyim, yazacak az zamanım var. Zaman şu an benim için altın değerinde.
 
Öncelikle Tuna artık 4 aylık oldu. O, Godot'u bekler gibi beklediğimiz meşhuuur 4.aya gelmiş bulunuyoruz. Gaz sancıları 120 gün sürer diyorlardı, bugün 122.gün oldu. Tuna hala mız mız. Gerçi bir süredir gazla ilgili bi sorunumuz yoktu ama hala bazen de olsa iki pırt için yaygarayı koparıyoruz. Geel 123,124,125...
 

Fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere Tuna muhteşem tatlı, lokumsu bir şey oldu. "En çok annenin nazarı değermiş", değsin. Oğlumun gözlerine ve bakışlarına hastayım. İnsanın içine işliyo valla. Sanırım dayısına çekmiş. Babasından da bende o delici bakışlar yok vallaha.
 

Bu hafta Tunişko'mun 4.ay kontrolü vardı. Eve gelince "Aaa bunu sormayı unuttuuum!" dememek için, bu kez uzuuun bir soru listesiyle gittim muayeneye. Önemlilerini yazayım. Öncelikle ebadımız 6950 gr ve 62,5 cm olmuş. Mummy'nin tatlı tombişi Ece Hanım hala en tosuncuk blogger :))
4.ayı bitirmiş her anne gibi ben de ek gıda işin sordum önce. Gerek yokmuş şimdi. Anne sütüyle çok iyi kilo aldığından ek gıdaya da yeni şeyleri tattırmaya da gerek yok dedi doktorumuz ama ben bu hafta iki defa tadım günü yaptım. Birinde bir çay kaşığı yoğurt birinde cam rendede püre haline getirdiğim bir parçacık elma yedirdim. İkisini de yaladı yuttu. Benim oğlan ya iştahlı ya da -söylemeye dilim varmıyo ama- pisboğazın teki. Oğlum böyle giderse gurme olma şansın hiç yok, baban gibi seçici ol biraz.
Tuna suyu ve banyoyu hiç sevmeyen bir çocuk. İlk aylarımız gaz sancısıyla bölünen gündüz uykularından ibaret olduğundan ve her banyosunu uyku delisiyken yaptırdığımızdan olsa gerek, banyoya girdiği anda bir kıyamet ki sormayın. Doktorun önerisi şu oldu:
- Duşun altında al çocuğunu kucağına; babası da yıkasın.
- ???????????
Tuhaf ama mantıklı da geldi. Biz aynen dün bu yöntemi uyguladık. Gavurun family bed'ini biz dötümüzden anladık, oldu mu size bir family bath.
Tuna bu sefer biraz daha az ağladı ama gene de sevmedi bu işi de. Benim gibi bir su kuşunun oğlu sudan hazetmesin. Olcak şey değil. Gene dayıya çekmiş diicem, dayısı alınacak.
Tuna artık biraz destekle oturuyor. Hatta sırtüstü yatırınca çok rahatsız oluyor, bir süre sonra mızır mızır sesleniyor. Ters dönmüş tosbağa gibi hissediyor sanırım kendini. Hal böyle olunca ana kucağında falan pek durmak istemiyor. Oturur vaziyette ehh birkaç dakika oyalanıyor ama o zaman da karşısına dikkatini çekecek bişeyler koymak gerekiyor. Birkaç defa TV karşısına oturttum, bir umut dikkatini çeker bişeyler diye ama ı-ıh.(Kınayanı pataklarım valla, 7 kg'lik ağırlık tüm gün kolda taşınmıyo) Sadece bazen müzik kanalları dikkatini çekti, o kadar.
Müzik demişken, muayenede doktoru pek eğlendiren bi şey oldu. Bizimki muayene masasında dımdızlak kalınca kopardı yaygarayı. Ben de "aaa annecim bak bak ne var" diyip cep telefonumdaki müzik listesini çalmaya başladım. Birkaç şarkıya tepki vermedi, Şebnem Ferah-Sil Baştan'ı duyunca kesti sesini. Ben hamileyken çok dinlemiştim Şebo'yu. Belki ondan belki tesadüf, Şebnem Ferah'ın en minik Fan'ı artık benim yaramaz oğlum.
Havalar soğudukça Tuna'yı nasıl giydireceğim meselesine kafa yormaya başladım. Doktor teyzemiz bu konuda da aydınlattı bizi. Bebeklerin üşüyüp üşümediği burunlarından anlaşılırmış. Ellerinden ayaklarından değil. "Kat kat penye giydirsen yeter, fazla abartmaya gerek yok" dedi.
Bu arada annemsiz 2 haftayı devirdim. Sabahtan akşama kadar Tuna'yla olmak çok yorucu ama muhteşem.Her sabah yeni bir modelde uyanıyor. Bakışları, el hareketleri, oyuncaklara tepkisi,sesi vs her gün değişiyor.Buna tanıklık etmek çok güzel ama bazen dayanılmaz da oluyor. Geçenlerde Rahşan'la konuşurken resmen şunu söyledim:"Ulan deli mi dürttü de çocuk yaptık, kocalarımızla mutlu mesut yaşıyoduk"
Neyse ki bu delirme hallerim çok kısa sürüyor. Bir şebekliği yetiyor, o sözlerin ağzımdan çıktığına pişman ediyor beni kerata:)) Akşam babası gelince de yatırıncaya kadar ilgileniyor. Hatta sıklıkla o uyutuyor. Ev işleri biraz sekteye uğruyor tabi. Temizlik için pazar günün, yemek yapmak için de Tuna'nın uyuduğu saatleri beklemek zorunda kalıyorum. Tuna uyuduğu zaman da uyuyayım mı, yemek mi yapayım, kahve mi içeyim, -af buyrun-zıçayım mı, post mu gireyim??? Beni anlıyosunuz di mi?
Hadi kalın sağlıcakla.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Yeni hayat


Bloglar açılmadan yazmak istemedim. Herkes vtunnel'dan falan girse de sanki birşeyler eksik kalacakmış gibiydi. Amaaa bugün bir de baktım bloglar açılmış, yazacaklar, fotoğraflar falan birikmiş, babası Tuna'yı erkenden uyutmuş, mutfakta yapacak iş-miş kalmamış. Yazmanın tam sırası yani.
 

Tuniş 3 ay 3 haftalık ömrünü büyük bir hızla yaşamaya devam ediyor. Geçen hafta ilk taşınma deneyimini de yaşadı. Eski evimize yakın, önünde harika bir park olan sıcacık bir eve taşındık. Anneanne ve babaanne sayesinde resmen hiç ter akıtmadan yeni evimize yerleştik. Sadece İstanbul'daki öğrencilik ve iş hayatımda yaklaşık 10 kez taşınmış birisi olarak diyorum ki "ben böyle rahat taşınma görmedim arkadaş!"
Her ortam değişikliğini hisseden, ilk geceler kolikimsi sancılar yaşayan Tuna kişisi ilk geceden itibaren eski düzenine devam etti. Bu yeni eve "yuva" diyebildiğimizin bir işareti de buydu sanırım.
İzmir yavaş yavaş soğuyor. Herkesin sanıdğının aksine İzmir sıcak bir memleket değil. Aksine nalet bir soğuğu var ve iliklerinize kadar üşütüyor. Ama henüz değil.
Doğumundan bu yana Tuna'yı asla kat kat giydirmemeye özen gösteriyorum. Yaz bebesi olduğundan, yattığı odada klima hiç durmadan çalıştı. Klima ayarı 26-27 derece civarında ve odanın kapısı hep açıktı. Şimdi İzmir'de hava sıcaklığı 23 derece dolaylarında ama akşam-sabah rüzgar yüzünden biraz daha serin hissediliyor.
Ben de gün içinde Tuna'yı aşağıya parka indiriken kah üstüne bir penye yelekle kah sling'in üzerine bir pikeyle örterek Tuna'yı hafif sıcak tutmaya çalışıyorum. Ama dışarda gördüğüm bebek manzaraları resmen beni şoke ediyor. kapişonlu yünlü ceketler mi istersiniz kar kasketleri mi..
"Neyse canım bana ne milletin çocuğundan" diyip kendi işime bakayım diyorum ama millet manyamış anacım. İstisnasız her gezintimizde en az beş kocakarı teyze beni uyarıyor: "Üşütme kızım çocuğu hava soğuk" "Ağzından gaz girer bak üşür çocuk" "Kızım üstünü kalın giysene sütünden geçer bak çocuğa"
Bu kategoride birincilik ödülünü Antalya'da 85 derece sıcakta bir teyzeden duydum.
- "Kızım bu sıcakta çocuk dışarı mı çıkarılır, şu örtüyü bacaklarına ört de rüzgar yemesin çocuk"
- ????????????? sıcak, soğuk, rüzgar??????

Bir de duyacağım şekilde yanındakiyle konuşan modeller var ki en çok onlara hastayım "Ayyhh kıza bak, üşütecek çocuğu"(fısıldıyo güyaa)
Önceleri herkese teker teker cevap veriyodum bıkmadan "Yaa teyzecim hava o kadar soğuk değil, hem doktor dedi ki biz nasıl giyiniyorsak bebelerimizi de öyle giydirmeliymişiz. Zaten bebeklerin üşüyüp üşümediği göğsünden anlaşılırmış.. bık bık bık.."
Ama artık bıktım ben bu işten. Resmen millet Tuna'ya dokunmasın diye kazak giydirmeye falan kalkıcam nerdeyse. O kadar çok kişiden tepki gelince insan kendinden de şüphe ediyor valla. Bebek büyütmek zaten zor bir de çevreden gelen seslere kulak tıkamaya çalışmak işleri daha da zorlaştırıyor.

Zor demişken işler hakkaten biraz daha zorlaştı benim için. Zira artık annemsizim. Annem Antalya'ya evine döndü. Benim artık mezun olma zamanım geldi, kendi kanatlarımla uçuyorum. 3,5 aydır ben gerçekten pek rahattım. Temizlik, Tuna'yı uyutma, alt değiştirme, yemek vs gibi hemen her işi bana hiisettirmeden hallediveriyordu annem.
Şimdi Tuna, ben ve babası şeklinde çekirdek aile modelinde yaşıyoruz. Bugün 3.günümüz ve hiç de fena gitmiyoruz. En büyük sorunumuz Tuna'nın gündüz uykusu denen kavramdan bihaber olması. Aslında haberdar da gündüz uykusunu 4X30ar dakikalık bir aktivite sanıyor. Onun da ilk 15 dakkasını kolumda, omzumda falan aldığı için yatağa yattıktan kısa süre sonra ıhıldayarak (bunu başka türlü yazamıyorum, bi ara ses kaydını yayınlarım. hakkaten çok acayip bi ses çıkarıyo uyanırken) uyanıyor. Sanırım biraz güvenlik sorunu, biraz gaz biraz da sürekli artan uyaranların etkisiyle böyle oluyor. 4.aydan sonrasında daha uzun gündüz uykuları bekliyoruz senden canım oğlum.

Bir diğer meselemiz de Tuna'nın kucak delisi olması. Bunu da slingle çözdüm desem yeridir. Slingde Tuna, bendeniz elektrik süpürgesini çalıştırıp yerleri silebiliyor; soğan doğrayıp yemek yapabiliyor, hatta tuvaletimi bile yapabiliyorum (Tahmin ettiğinizden daha zor bi iş gerçekten, bir yandan donunu topla diğer yandan oğlanı tut falan)

Bu arada gerçekten anneliğin ilk dersi sabırmış. Zaten biliyordum, daha perçinlendim. Malum 3.aydan sonra bebekler fazla emmek istemiyor. Emerken gözleri dalıyor, akıllarına bişey gelmiş gibi dakikalarca dalıııp gidiyor. En azından benimki öyle bi model. Artık sadece doyacak kadar emiyor. Ben de hem sütüm azalmasın hem de gece iyi uyusun diye gece yatmadan önce emzirip 100 cc kadar sütü de biberonla veriyorum. Bazen de gece uykusunun içinde veriyorum. Onun dışında gün boyu emzircem diye savaş veriyorum. Tecrübeyle sabittir ki uyku sersemiyken çok iyi emiyor, tv açık ya da etraftan fazla ses geliyorsa kat'iyen emmek istemiyor.

4.aya doğru gidişat böyle işte. Tuna bizi her gün yeni bir sınavdan geçirip not veriyor işte. Bazen vize+final 100 oluyor bazen bütünlemede geçiyoruz.

26 Ekim 2008 Pazar

Blog yasağı

Yıllar sonra oğluma diyeceğim ki "bak oğlum, bir grup örümcek beyinli insan, internette sansür uygulayabileceğini düşünecek kadar gerzek. bir yolu kapatsan da internet denen uçsuz bucaksız deryada başka yolların hep bulunduğunu bilmez bu saman kafalılar. neden? çünkü mevcut hükümetimiz her köşe başına imamdan bozma adamları dikti de ondan evladım"

16 Ekim 2008 Perşembe

Away For a while :))


MG eşşek kadar emziği anasına kuma getirmiş ya, bizim Tuni de o hesap bayılıyo elini emmeye. Elini dediysem hakkaten elini sokabildiği kadar sokuyo ağzına. Hatta bazen memeyi emerken -yani bildiğiniz beslenirken- memeyi bırakıp eliyle oynaşıyo ve maalesef bundan acayip zevk alıyor. Allah sonumuzu hayretsin.

Doğuma günler kala internetten sipariş ettiğim slingi sonunda kullanıma açtım. Bizim Tantuni pek ufak, ben de pek acemi bi anne olduğumdan cesaret edip kullanamamıştım. Bebişim sanki içinden yuvarlanıp düşüverecek gibi geliyordu ama ben dün itibariyle asrın icadı Ginger değil Sling'tir diyorum valla. Slingi kullanamayıp Tuna'yı kanguruyla taşıyıp omurilik felci olmama ramak kala yapıyorum bu açıklamayı. Sling denen zamazingo hakkaten sırtı çok daha az yoruyor ve bebekler de daha rahat ediyor sanırım. Zira Tuna kanguruda pek huzursuzken slingde mışıl mışıl uyudu. Kucağımda öyle tatlıydı ki uyurken, abartısız 20 kişi falan çevirip çevirip uyuyan tombalağımı sevdi.

Her seven de bi "maşşşallah" çekmeyi ihmal etmedi de annem de eşimde pek kızıyo bana. Oğlanı nazar boncuksuz sokağa çıkarıyorum diye. Hani annem neyse de bir bilim aşığı olan bizim babişko bazen beni pek şaşırtıyor. Gerçi kadın doğumcumu da ben birkaç kez kulağını çekip tahtaya vururken yakalamıştım ama neyse. Benim nazarla mazarla pek işim olmaz. Kem gözlere şiş, elemtere fiş derim olur biter..

Zaten o şişleri ben sokamasam da Tuna sokacak parmaklarını şiş niyetine.
Posted by Picasa

Tuna artık koca(!) bir bebek.
Anne karnındayken en çok yüzü gözü neye benzeyecek diye merak ederdim. Şimdiyse karakteri nasıl olacak , şimdiden bazı şeyleri şekillendirebilir miyim? diye kafa yoruyorum. Ama sanırım bebekler karakteriyle doğuyor. Zira başından beri "bu herif asabiii kardişiimmm" diyordum ya hakkaten çok yaramaz ve cazgır bi şey olacak gibi görünüyor. Banyo yaptırmak, sonrasında giydirmek, uykusu gelince hemen uyku pozisyonu almasını sağlamamak, karnı açken hemen ama hemen doyurmamak ve başka başka kabahatlarim(!) Tuna'nın yaygara koparması için geçerli mazeretler. Bkz. yukardaki foto, banyoda bağırdığı yetmemiş gibi sonrasında da sinir yaparken çekildi. Benim bildiğim tüm bebekler banyoyu sever ama bizimki bu çeşit bi manyak işte. Ya da ben bi şeyleri yanlış yapıyorum, bilemiicem.
Bu arada çok acayip başka bi telaş içindeyiz. Evimizi taşıyoruz. Şu anki eve çok uzak olmayan doğalgazlı sıcacık tam da istediğimiz gibi bir ev bulduk. Yarından itibaren, yeni adrese ADSL transferi gerçekleşene kadar ben yokum.
Kalın sağlıcakla :))

11 Ekim 2008 Cumartesi

Oyuncak seçimi


Bizim oğlanın bu aralar iki oyuncağı var: Biri yukardaki fotoda görüldüğü üzre sağ eli, diğeri de aşağıdaki foto itibariyle memeler.. Şaka bir yana hakkaten bizim oğlan babaannesinin armağanı bir çıngırak ve dayısının hediyesi olan, kıçındaki yıldızı asılınca titreye titreye silkelenen bir oyuncaktan başka oyuncaklara ihtiyaç duyuyor sanırım. Zira kendisi çevreyi ve insanları büyük bir dikkatle incelemekte artık. Oyuncak tavsiyelerinizi bekliyorum.