30 Haziran 2008 Pazartesi

Yanıyoruz!!

İzmir bildiğiniz gibi değil, çok sıcak. Normalde safkan bir Antalyan olarak sıcak ve nemli hava beni herkes kadar rahatsız etmez, ama bu yaz durumlar farklı. Hem kilo aldığım için hem de hormonlardan dolayı sıcaklar resmen beni mat etti. Sürekli terliyorum, damacana su satanlar bizim eve servis yapmaktan fenalık geçirmek üzere. Zira günde 4-5 lt. su içiyorum sanırım.
Üstüne üstlük bu yaz ayağımı bile denize sokamadım ve bu durum da değişeceğe benzemiyor. Klimayı bağırta bağırta çalıştırıp sık sık duş almaktan başka yapacak bir şey yok.
Haftasonu İzmir'in bunaltıcı sıcağından kaçmak isteyenler için yüksek rakımlı şahane bir mecra vardır: Bozdağ. Biz kendilerini geçen yaz yine kavurucu bir sıcak pazar günü keşfetmiştik. Ödemiş'ten 1100 metre kadar yüksekte, şahane temiz havasıyla gidilesi görülesi bir mesire yeri. Biz de evde bir müddet pinekleyip, uyuyamayıp, yemek bile yiyemeyip daraldıktan sonra vurduk kendimizi yollara.
Malum 37.haftadayız, bizim eleman artık fetusluktan çıkmış bir insan yavrusu. Ve hatırlatırım ki; beyefendi bebeklerin %97'sinin aksine ters duruyor. 1,5 saatlik yol boyunca bunu bir an olsun unutmama izin vermedi sağolsun. Neler mi yaptı? Biraz kemerin sıkıştırmasından olacak ayaklarıyla destek alıp kafasını sağ kaburgama doğru dayadıkça dayadı. Bir ara ağzımdan çıkmaya çalıştığını bile düşündüm. Sağ elim seyahat boyunca hep yukardaydı. Öyle acayip bir pozisyonda oturdum ki, wc molalarında hala dik oturamıyordum. Birilerinin bizim oğlana "anne karnında 36.haftadan sonra bebeklerin aşağıda durduğunu" söylemesi gerek sanırım.





Şekilden şekle giren, ben....








Yamru yumru otura otura dağa çıktık. Bol oksijen, heryerden savrulan mangal kokuları ve dahası sadece 25 derecelik sıcaklık inanılmaz acıktırdı bizi. "Mangal işi; erkek işidir" felsefesinde olduğumdan eşim pişirdi ben yuttum. Buyrun manzaramız ve menümüz:

24 Haziran 2008 Salı

Haberler, haberler, haberleeerrr!!

Opr.Jinekolog Dr.Annem haklı çıktı, bizim sıpa erkenden doğmak istiyormuş. Hemi de son bir haftasını biz yetişkinler gibi ayaklanmaya çalışarak geçirmiş.
Gazetecilikten kalma bir alışkanlık işte, önce olayın flaşını verip meraklandırıyorum :))Hepsini açayım, durum şu:
Pazartesi öğleden sonra yani dün, haftalık olağan NST randevum için doktoruma gittim. Nst'ye bağlandım beklemeye başladım. Bilenler bilir, bir zamazingoyla bebeğin kalp atışlarını, diğeriyle de annenin rahim kasılmaları dinleniyor. Rahim kasılmaları normalde 15-25 arası gitmesi gerekirken benimkiler 25-35-50 derken 99u gördüm. O arada zaten kasıklarımda bir büzüşme de hissettim. 20 dakika içinde tam 4 kez kasılma hissettim. Nasıl bir his biliyor musunuz? Adet sancısının en hafifi gibi bi şey. Hatta bana sadece kımıl kımıl bi karıncalanma hissi gibi geldi.

Yanda hafif şişik ayaklarım ve çok şişik göbeğimle NST sırasında bendeniz.

Ben tabi 99u görür görmez "işte şimdi zıçtık, olm sabret valla İzmir çok sıcak. Kavrulursun bu sıcakta, dur işte durduğun yerde" diye telkinlerde bulundum. Pek tınmadı. Hatta sanırım "sanki burası pek ferah, termal kaplıca gibi kardeşim suyun, cık cık cık" gibi bişey dedi. Emin diilim..

Bu arada beni kıllandıran bi durum da, daha bu dalgaya bağlanırken oldu. Hemşire bi müddet bebeğin kalp atışlarını bulmak için sırtını aradı. Ben "aha sırtı burada" diye ukala ukala cakcakladım. "Yok tatlım burda" diye tam ters istikameti gösterince bende şimşekler çaktı. "Ulan ters mi döndün sen, daha geçen hafta baş aşağı yatıyodun." Bir haftadır adamın poposu diye meğer dirseğini seviyomuşuz. Ben de bu adamın poposu tahta gibi olacak diyodum.Neyse artık hepsini doktora sorarız diye başladık beklemeye.
Doktor tam da tahmin ettiğim gibi "sakın göndermeyin, hastayı görmem lazım" demiş. Efendim, görüştük kendisiyle. "Hülya Hanımcım erken doğum yapmak üzeresin, niye sana verdiğim ilçaları düzgün kullanmadın" diye bastı fırçayı. Çok çarpıntı ve ödem yaptığı için Pre-Par adlı fasikül fasikül yan etkili ilacı çok düzensiz kullandığım için başıma bunlar gelmişti. "Seni ya hastaneye yatırcam ya da eve gönderirsem ilaçlarını düzenli içme sözü ver" dedi. Artık bu saatten sonra pazarlık şansım yoktu. Bebeğin akciğer gelişimi henüz tamamlanmamıştı ve sadece 2400 grlık bir minyatür insandı. Kliniği terk etmeden bebeğin akciğer gelişimini hızlandırmak için popodan 2 ampül Celeston yaptılar.İlaçları aldım eve döndüm. Sabaha kadar her 2 saatte bir kalkıp "seve seve" Pre-Par'ımı yuttum.Bir de bu ilacın yan etkilerini azlatmak için kalp ritmini düzenleyen bir başka hap kullanıyorum.(gribi bile aspirin&ıhlamurla atlatan biri için ne büyük zorluk çekiyorum anlatamam) Haliyle sabaha kadar 2 saat uyuyup tekrar Nst'ye girmek için kliniğe gittim. Bu sefer durum iyiydi. Sancım 25i geçmedi, ama ilaca devam. Yarın sabah tekrar uykusuz uykusuz Nst'ye giricem.

Haa bebeğin ters durduğunu, yani aslında bizim gibi ayaklar aşağıda kelle yukarda durduğunu doktor da teyit etti. Hatta elimi tutup kafasına iki de tokat çaktırdı. Harbiden sağ göğsümün hemen altındaki yumru herifin ayakları değil kafasıymış. Bebeklerin sadece %3'ü bu haftada ters dururmuş ve eski pozisyona dönme şansım pek yokmuş. Bu durumda bana sezaryen yolları görünüyo anlayacağınız. Ama zaten önceliğimiz bu değil. Bebeği mümkün olduğunca içerde tutmak.

Ben tüm bunlar olup biterken ilginç bir şekilde sakindim. Eşim gözlerini kocaman açarak kliniğe gelince bi de ona "sakin ol, relax canım relax" dedim durdum. Eve gelince de şöyle diyaloglar yaşadık:
- Al işte tam babasının oğlu, terssiniz anam ters.
- Alakası yok. Asıl anasının oğlu, durmuyo yerinde, aceleci. Çıkacam diye uğraşıyo.

Neticede şimdilik içerden çıkarmamayı başardık gibi. Bu -babası kılıklı- inatçı oğlana daha ne kadar direnebilirim bilmiyorum.

21 Haziran 2008 Cumartesi

Flash Flash Flash!!!

Eski blog'umu lütfedip geri vermişler. Adresim burda:
http://hulyaninbebisi.blogspot.com/
İki blog'u nasıl birleştireceğimi bilen profesyonel blogger'lardan destek bekliyorum.

19 Haziran 2008 Perşembe

Yiyorum,büyüyorum, eğleniyorum:)

Başlıktaki Smiley :) anne blogger'lara. Anne bloggerlar bebeklerini beslenmeye alıştırırken bu ifadeyi(Yiyorum, büyüyorum, öğreniyorum) kullanıyolar ya benimki de o hesap. Hakkaten yiyorum ve büyüyorum, büyütüyorum.
Neler mi yiyorum? Bir kere sabahları 2 yumurtalı ve peynirli omlet, yanında bir bardak süt içiyorum. Domates, salatalık iştahımı kapatıyor diye yemiyorum. Kuşlukta 2porsiyon kadar meyve. Bu aralar kiraz, şeftali ve tabii ki karpuz. Meyveyle birlikte demir hapımı da alıyorum. Malum C vitamini demirin emilimini artırıyor. Öğlen genelde 3-4 köfte, ya da bir tabak kurubaklagil ve salata, yanında bir kase kadar yoğurt yiyorum. İkindide yine meyve. Akşamüzeri 30-40 dk. yürüyüş yapıyorum. Bu arada acıkmış oluyorum. Akşam yine balık ya da kırmızı et, salata ve yoğurt&cacık. Yatana kadar artık meyve yiyecek yerim kalmıyor haliyle. Ben de yatarken süt içiyorum. Ama inanın bunları yerken bazen nefesim kesiliyor. Eşim gözümün içine baktıkça resmen korkudan yiyorum. Eskiden bu baskıyı annem yapardı, evlendik gene de "bu tabaktaki bitecek" baskısından kurtulamadık:))Sanırım beni iyice semirtip mezbahalara falan satacak.

Öte yandan nihayet hastane çantamı hazırladım. Yani bebeğin ve benim malzemelerimi birer çanta haline getirdim. Hepsi toz sabunla yıkanmış, dolapta misler gibi beni bekliyordu.
Bebeğim doğar doğmaz sanırım şu fotograftaki takımı giydireceğim. Organik pamuktan üretilmiş ve üzerinde minik çizimler var. Ben kız da olsa erkek de olsa hep krem tonlarında giysiler giydirmeyi kafama koymuştum zaten. %1'lik bir ihtimal de olsa, olur da bizim ultrasonda gördüğümüz "çıkıntı" pipi değilse gene uyar gene yakışır.

Bu arada pazartesi günkü doktor kontrolünde bizim oğlanın verdiği vesikalık pozu da huzurlarınızda. Becerebilirsem DVD görüntüsünü buraya video olarak koyacağım. İlk defa bu kadar net poz verdi. Ben de ilk defa "e bu uzaylıya benziyo", "aa aynı köpek yavrusu", "Anaaaa Homer Simpson" dışında bir ifade kullandım onu görünce.. "İnsan olmuş bu beee" dedim vallaha.. Bir de gözünü açıp kapattı kerata. Bittim o an, bittim..

17 Haziran 2008 Salı

Halet-i Ruhiye



Son zamanlarda biraz doğum stresi ve sıcak hava yüzünden iştahsız ve uykusuzum dedim ya. Bu keyifsiz hallerim doktor kontrolünde şak diye ortaya çıktı. Bebeğimin kilosu hafif düşük çıktı.(34+3te 2185 gr) Aslında ortalama ağırlıkta sayılır ama en son kontrolümüzde ortalamasının 200 gr kadar üstünde çıkınca ben hep böyle gidecek sanmıştım.(İnsanoğlu ve insankızı ne acayip, bebeğinin ortalamanın üstünde olmasını istiyor.Yediremedim valla ortalama bir bebeği kendime)

Biraz sütten ve kırmızı etten tiksinince vermişim kendimi sebzeye, meyveye ve ota.. Neticede midem de ufaldı ve bebişimizi biraz ihmal ettiğimiz ortaya çıktı. Doktorumuz "bebeğin gelişimi iyi ama daha iyi olabilirim sinyali veriyor, protein alımını artır" dedi. Ben bu cümlelerin evvelinde 4D Usg'de kabak gibi bebeğimin yüzünü görünce zaten akıtıvermiştim birkaç damla gözyaşı. Bir de üstüne bebeğin kilosu düşük çıkınca ruh gibi gittim eve. Önce sevinç ardından hüsran durumu yani.. Haa bir de geçen NST kontrolündeki(bkz.foto) hafif kasılmalarımızın devam ettiği ortaya çıktı, Magnesium takviyesine devam..
Neticede ufak bir ikindi öğünü, daha fazla et ve mutlaka gece sütü ekledim diyetime. Zorla yemek yemek ne kadar zormuş yarabbim. Hele midem bu kadar kalbime yakınken...

Bu arada iki süper anneye çok teşekkür ediciim. Biri Collyergiller'in Rahşan'ı. Ona Facebook'tan durumu anlatır anlatmaz beni hemen aradı. "Saçmalama manyaaak, bebeğin kilosu iyi, abartma" diye özetlenecek bir sarsılmayla beni kendime getirdi.
Diğeri de Antalya'dan lise dostum Neslihan. O da 2. çocuğuna 36 haftalık hamile ve resmen başına gelmeyen kalmadı.Doktorunun zoruyla ikili test yerine üçlü test yaptırdı. Bildiğiniz gibi üçlü test fazla güvenilir bir test değil ve bebeğinin Down sendromlu olma riski biraz yüksek çıktı. Amniosentez yapıldı, stresli geçen 3 hafta sonucu bebeğin sağlıklı olduğu ortaya çıktı. Bu arada Nesli'nin ömründen ömür gitti. Son bir aydır da ayrıntılı USG sonucu beynindeki bir değerin önce normalden yüksek, sonra da normal olduğu ortaya çıktı. Şimdi durum stabil ama tahmin edersiniz ki hiçbir anne bebeği doğmadan tam emin olamaz. Nesli de hala stresle doğumu bekliyor. O da telefonda "kızım senin derdin benimkinin yanında ne ki?" deyince hakkaten şımarıklık ettiğimi düşündüm.
Enerjisi düşük bir Hülya yazısı oldu ama valla elimden bugünlerde bu kadarı geliyor. Söz, titreyip kendime geleceğim.

16 Haziran 2008 Pazartesi

GOOOLLLL!!!


Allah sizi inandırsın ömrümde ilk kez maç izledim ve bir destan yazdık.

Çok acayip birkaç gün geçirdim. Vakit azaldıkça başlayan doğum stresi, gece boyu uyumayan ve mütemadiyen hıçkıran, tekme atan, kafa&kol sallayan bir miniş yüzünden günlerdir sağlıklı uyuyamıyorum. Dün gece papatya çayı içip uyuklamak niyetindeyken eşimi Türkiye-Çek Cumhuriyeti maçını izlerken buldum. Tabii şok oldum. Zira kendisi aslen FB taraftarı olsa da ne takımın teknik direktörünü bilir ne kalecisini.. Hatta dün bizim milli takım maçı diye 1-2 dakika başka ülke takımlarının maçını izlemiş de hiç uyanmamış( hiç kızma hayatım, sana "yazarım" demiştim )

Benim durumum daha vahim. Dış haber muhabirliği yaparken, hasbelkader futbol haberi yapmak zorundaysam, kıvrım kıvrım kıvranırdım. Haberi yazmak bir yana, montajı benim için tam bir kabus olurdu. "Bu adam kim, bu pozisyon ne? Aaa gol mü oldu?" diye diye etrafımdakileri de bıktırır, kendim de canımdan bezerdim..

Bizim ailecek futbolla ilgimiz acınacak halde yani.

Fakat nasıl olduysa dün akşam hiç kimsenin zorlaması olmadan, normalde işkence gibi gelecek bir şeyi yaptım. 60.dakikasından itibaren oturdum maçı izledim.(izledim dediysem bir yandan cep telefonunda sudoku çözdüm, meyve yedim, emaillerimi kontrol ettim vs.buna da şükür)
Müstakbel de olsa ana yüreği işte, 2 golü arka arkaya yiyince valla sahadaki çocuklara çok üzüldüm. Pek moralleri bozuldu gibi geldi. Hele iki futbolcu çocuk (adlarını hatırlamamı da beklemeyin canım aaa) aynı sabah gurbet ellerde ÖSS sınavına da girmiş ya, hakkaten çocukmuş bunlar diye içimden geçirip durdum.

Derken bir mucize oldu, sonra iki mucize daha oldu. Ailecek şok içinde kaldık. Bizim velet de ilk kez evde yankılanan "goooolll" sesleri yüzünden pıstı kaldı. "Geçti oğlum geçti, alış bunlara" diye sakinleştirdim kendisini...
Neticede hakkaten "Şu Çılgın Türkler" ifadesinin gerçek anlamını herkese gösterdiğimiz bir maç oldu. Oldu da acaba diyorum,, bu maçın uğuru ben olabilir miyim. İlk kez bir maç izlemeye gönüllü oluyorum, bi oğlana hamileyim, hafif endişe atakları yaşıyorum falan.. Eğer öyleyse milli takımın Euro 2008 kaderi benim ellerimde !!!!!!
Aaaa ama Milli Takımcım,aynı şartları bir daha asla yerine getiremem bak. Sen kendi başının çaresine bakcan bundan sonra. Elimizden geleni yaptık çıkardık seni çeyrek finale. Burdan sonrasında benden destek bekleme, hadi güzellerim, hadi canlarım. Kaplansınız, koçsunuz, çılgınsınız:))

13 Haziran 2008 Cuma

bebeğim hıçkırıyor

video

Bir sabah uyandığımda yine o kesik kesik, kalp atışına benzer pıtırtıları hissettim. "Tam elime alırım kamerayı, adamın hıçkırığı geçer" dedim ama geçmedi. Ortaya böyle tatlı bir video çıktı işte. İşte oğlumun sabah hıçkırıkları:))

12 Haziran 2008 Perşembe

Görüşmeyeli bunlar bunlar oldu..




İnsan ,yazma işi de dahil, bi işe ara verince nerede kaldığını kendi bile unutuyor. Sanırım en son doğum versiyonları üzerine yazmıştım. Aslına bakarsanız hala aynı noktada sayılırım.


Bu aralar iki doğumun da sözel karşılıklarına takık durumdayım. Yüzlerce yıllık kahvemizin, nescafe'nin hayatımıza girdikten sonra birdenbire "Türk Kahvesi" olması gibi bi şey sanki "normal" doğum. Bildiğin kahve işte, normal olan, aşina olan, kaç yıldır içtiğin..


Doğum da o hesap bence. Doğum diyince zaten vaginal doğum akla gelmesi gerekmiyor mu? Hangi ara ezberimiz bu kadar bozuldu da korkar olduk herşeyden, bilemiyorum?



Geçen hafta boyunca annem İzmir'deydi. Doğum öncesi evi toparlayıp, bebeğin giysilerini, odasını, hastane çantamı hazırladık. O da bana "normal" doğum konusunda verdi gazı verdi gazı, gitti... Aşağıdaki fotoda Nero, gaz verdikten sonraki İKEA gezimizde torununa ıvır zıvır bakarken..




Bu arada ben evde anneme yardım edeyim diye koştururken biraz fazla abartmışım sanırım. Doktor, kontrolde hafif kasılma hissetti. Biraz magnezyum desteği ve bir de süper ödem yapıcı, kalp çarpıtıcı ve kilo aldırıcı Pre-Par adlı bir ilaç verdi. Sadece bir gün kullandım, prospektüsündeki yan etkilerin alayını yaşadım. İlk kez ayaklarım, ellerim ve yüzüm şişti. 35.haftaya 13 kiloyla girmiş bulunuyorum.


Haaa yoğurt imalatı konusunda resmen profesyonelleşiyorum. Eşim blog'daki koltukaltı termometresi görüntüsünü iğrenç bulup bana profesyonel bir termometre almış. (artık onu da oğlanın poposuna sokarız) Hormonları tavan yapmış bir anne adayı olarak az kalsın sevinçten ağlayacaktım. "Muck muck aşkım, seni seviyorum!"

Yine, yeni, yeniden ben...

Dinsizin hakkından imansız gelirmiş ama bu sefer öyle olmadı. Bu Blogspot resmen tuş etti beni. Birkaç arkadaşıma maille blog'umun adresini yolladığım için mi yoksa sayfama counter koyduğum için mi bilmiyorum ama; blog'um "spam blog" olduğu için geçici olarak kaldırılmış. Yani reklam yapıyormuşum. Hı hı , evet. Kendi reklamımı yapıyorum. Şişko patates satıyorum, çok ucuza :)
Neyse işte yeniden blog alemindeyim. Şimdilik herşeyi en baştan yazacak enerjim ve isteğim pek yok. Zamanla geri gelir sanırım. Birkaç gaz verici yoruma ihtiyacım var :0)