31 Ağustos 2008 Pazar

Bu hayat beni fıtık etti!!



Hemen her konu için zordur gelenek ve bilimselliğin çatışmasında taraf olmak. Ama söz konusu bir bebekse ve bu sizin ilk yavrunuzsa karar vermek çok daha zor oluyor. Bir yanda binlerce yıllık gelenekler; diğer yanda tonla kitap yalayıp yutmuş prof.lar, kaşını kaldırarak sizi dinleyen doktorlar vs.. Bebeğim doğduğundan bu yana temel olarak şu konularda hep çelişkiye düştüm:

- Doktorumuz göbeği düşmeden yıkamayın dedi, annem "biz sizi doğar doğmaz yıkadık" dedi.

- Doktor "katiyen emzik, biberon vermeyin" dedi. Biz ikisini de verdik.

- Doktor "silikon meme ucuyla emzirme, sütün azalır" dedi. Bizim oğlan ısrarla normal memeyi kabul etmedi ama buna rağmen 40 günde 2250 gr aldı. Yemişim doktoru

Gelenek ve bilim çekişmesinin son noktası da işte fotoğraftaki Tuniş'imin göbeği. İzmir'deki doktorumuz -ki kendisi üniversitede hoca aynı zamanda- "fıtığı sarmanıza gerek yok, çocuğu huzursuz etmekten başka işe yaramaz. Bu fıtık zamanla geçer, ben daha nicelerini gördüm" diye sepetledi bizi. Büyük büyük halamız (büyük diyorsam lafın gelişi değil, Melek hala cumhuriyetle yaşıt) "olmaz ööle şey" diyip, doktorlara sayıp sövüp buyurdu: "Bağlayın".

Bağladık biz de.. Hâlâ her gün bağlıyoruz Tuna'nın göbeğini. Belki öyle denk geldi belki de gerçekten işe yaradı ama Tuna, o bağırsak parçasının bastırılmasıyla daha huzurlu ve rahat gaz çıkaran bir bebek haline geldi. Evet bilmeyenler için söyleyeyim, göbek fıtığında bir parça ince bağırsak göbek deliğinden dışarı doğru pörtlüyor. Elinizle itince geri giriyor, bırakınca yine pörtlüyor. Yeni doğan bir bebeğin karın kasları çok ama çok zayıf olduğundan meydana geliyormuş.

Yarım kundaklanmış, zorla emziğe alıştırılmış Tuna kişisi
Bir başka gelenek&bilim çatışmasını da Tuna'yı uyuturken yaşadık. Annem "kundak" dedikçe ben "olmaz yassah hemşerim" dedim durdum. Zira eski tip kundaklar ayaklarını da sardığından yavrucaklar asker gibi yatıp gaz maz çıkaramıyolardı. Doktorlar da zaten asla ve kat'a istemiyordu kundaklamayı... Fakat bizim oğlan da her yenidoğan gibi kollarını şuursuzca oraya buraya savurup kendi kendini uyandırıyordu. Çözüm "yarım kundak"... Sonuç "harika". Oğlumun bacaklarını serbest bırakıp kollarını sardık. Gece 22,30dan sabah 05,30a kadar deliksiz uyudu. Tabii bunda 2 saat pusetle gezdirmiş, banyo yaptırmış ve iyice doyurmuş olmamın da etkisi vardır muhakkak ama bunları daha önce de yapıyordum ve fakat ilk kez bu kadar uzun süre uyudu. E tabi ben de uyudum :)) sabah zorla uyandırıp emzirdim, şekeri mekeri düşmesin çocuğun diye.
Anne bloggerlar, sizlerden böyle yararlı mutfak sırlarını bekliyorum. Hadi zorlayın biraz hafızanızı...

26 Ağustos 2008 Salı

Before&After


Burun-dudak arası bombeye dikkatinizi çekerim.
Posted by Picasa

Oğlum Anası'nın memleketinde

Antalya'dayız. Antalya kavurucu derecede sıcak ve vıcık vıcık nemli. Yorumlardan anladığım kadarıyla blog alemi beni buraya tatile geldik zannetmiş. Ha hayyt güldürmeyin beni reca ediciim. 45 günlük bebekle tatil.. Şaka gibi..
Sebeb-i ziyaretimiz annemin ve babamın Antalya'da yaşaması ve benim de bu velede henüz tek başıma bakma yeteneğimin olmaması. Tek başıma derken kelimenin gerçek anlamıyla tek başınayım İzmir'de. Eşim haftanın beş günü sabah 8'den -bazen-geceyarısına kadar çalışıyor. Komşuluk momşuluk hakgetire.. Babaannemiz 45 km uzakta oturuyor. Bu durumda evden ekmek almaya çıkmam bile çok zor. Kaldı ki dinlenmek, yemek yapmak, ev işleri vs.. hepten işler çığırından çıkmadan kendimizi Antalya'ya zor attık. Attık da kıçımız Akdeniz yüzü görmedi mi? Gördü elbet..
Bebekli yaşamda öğrendiğim en önemli bilgi şu ki, tüm planlar bebeğe göre ayarlanıyor. "Sabah denize gidelim" cümlesi asla gerçekleşemeyebiliyor yani. Biz 3 gün de sadece yarımşar saat, o da akşam 6'dan sonra girebildik denize. N'olur n'olmaz diyerek tüm gün ara ara süt sağıp biriktirdim ve birer biberon sütü anneme bıraktım. Arabaya atlayıp Beachpark'taki ilk plaja parkedip kızgın kumlardan serin sulara daldım.
Anne olduktan sonra çok acayip bir tatsızlık başlıyor böyle anlarda. Zevkten zevke koşmam gereken bu deniz sefaları hep boğazıma düğümlendi. Aklım hep evde kaldı. "Acaba çok huysuzlandı mı, uyuyabildi mi, gazı var mıydı, annemi çok yordu mu, benim evde olmadığımı anladı mı?" gibi tonla soruyla yüz yüzebilirsen. Oysa eskiden denizdeki tek endişem "acaba köpekbalığı gelir de dötümden ısırır mı? ydı.. Hal böyle olunca sürekli "eve gideliimmm" diye zırlaya zırlaya suya girdim çıktım.
Denizdeki tek endişem bu değildi elbet. Doğumdan sonra üzerime yapışan kilolar hala üzerimde yaşıyolar. Ha ben ciddi ciddi uğraşıyo muyum kilo vermeye? Hayır. Homini gırtlak yiyorum resmen. 65 kgdan zerre aşağı düşmedim ve sanırım hayatımın geri kalanını pre-obez bi lohusa olarak sürdüreceğim. En kötüsü de eski bikinilerimin içinde Banu Alkan gibi göründüğümü bile bile denize girmekti. Her seferinde denize en yakın şezlonga oturdum ve suya acayip hızlı atladım. Oyy Tunacım, senin annen bu hallere düşecek hatun muydu? Hadi biraz daha büyü de akşam yürüyüşlerine çıkayım artık. Bak valala utanırsın sonra benden :))
Tuna nasıl mı? Valla ellerinizden öper teyzeleri.. Maymunluklarına devam ediyor.. Bir de kolikimiz olmasa.. İzmir'den Antalya'ya kadar biz mola vermesek hiiç uyanmaya niyeti olmayan bir oğlum varmış meğer. 3-4 kere durup emzirip biraz süt sağıp biberonu dayayıp son derece keyifli bir yolculuk yaptık. Ve fakat "hava değişimi" denen musubet bizi 2 gündür dağıtmış durumda. Tuna son derece gazlı, keyifsiz ve nanemolla. Eve gelen büyük hala "amip, bez tahlili, barsak iltihabı"kelimelerini aynı cümle içinde kullanınca bugün kendimizi doktora zor attık. Yokmuş ama bişeyimiz. Gazmış sadece.. Nurse Harvey's diye bi gaz ilacı tavsiye etti burdaki doktor. Metsil ve Zinco'dan sonra onu da deneyeceğiz. Umarım daha etkilidir.
Gaz sorunumuzun bu kadar kronik hale gelmesinin tabii ki en büyük nedeni Nipple Shield denen silikon meme uçları. Bu dalgaları icat edeni hem tebrik ediyorum hem de küfrediyorum. Bizim oğlan hastanede ona bi alıştı artık çıplak memeyi ağzına sokunca basıyo çığlığı. Geçen hafta silikonsuz emzirmeyi denedim ve öğlene kadar 4-5 kere muhteşem bir ustalıkla emdi. Emdikten sonra da 4 saat deliksiz uyudu. Uyur tabi, hem daha az gaz yuttu, hem de tensel temasımız arttı. Fakat benim saftorik oğlum uyandıktan sonra hafıza kaybına uğramış bir şebeğe döndü. Gene en başa döndük. Silikona devam.. Ara ara keyfi yerindeyse yine normal normal emzirmeyi deniyorum. Bazen göbeği çıkana kadar ağlıyor; bazen emiyor. Eşref ve eşşek saatine göre değişiyor yani..
Burda doktora gelmişken boy-kilo bakıldı tekrardan. Hava değişimi, uyku düzenimizin bozulması ve gaz yüzünden Tuna'nın kilo alımı yavaşlamış resmen. (4860 gr ve 53 cm.) Sanırım benim de süt performansım azaldı. Deli gibi su içiyorum ama şelale gibi de terliyorum. Oysa bu suların tere değil süte dönüşmesi lazım di mi ama???
Babamız bugün İzmir'e, işinin başına döndü. Uykusuzluk, aralıksız ağlayan bir bebek ve sıcak hava yüzünden onu da çok hırpaladım. Cadılık sınırımı çoook çok aştım resmen.. Allah sabır versin ona vallaha.. Evet ne demiştim? Antalya kavurucu derecede sıcak ve vıcık vıcık nemli. Ve ben ne yazık ki bu yapış yapış kentte tatil için bulunmuyorum ama ahan da şuraya yazıyorum. Seneye hayatımın tatilini yapmazsam adım da Hülya diil :))

18 Ağustos 2008 Pazartesi

40ımız çıktı



Çok uğraştık emziğe alışsın diye. Ama oğlucuğumun emzikle ilişkisi işte bu kadar oldu. Uykuya dalsın diye biz zorla ağzına tıktık, o da ilk fırsatta öğürmek suretiyle fırlattı. Hala ısrarla tıkıyoruz ağzına, bazen emiyor bazen kaşlarını çatarak ters ters bakıyo bize. Ben de tırsıp vazgeçiyorum emzik ısrarımdan.
Neyse efenim, günü en önemli hadisesi bugun itibariyle 40ımızın çıkması. Artık 41.gündeyiz. Ne alemde miyiz? Özet geçeyim:
Bugün aylık doktor kontrolümüz vardı. Bizim kene hakkaten diğer veletlerden daha iştahlı diyodum ya, doğruymuş. 4650 gr ve 53 cm olmuşuz. 40 günde 2 kg'dan fazla tartı almış benim obur oğlum. Sanırım 3-3,5 kg gibi normal ebatta doğması gereken bir bebeğin 40 gündeki ağırlığına ve boyuna yetişmiş durumda. Artık normal bir bebek ağırlığına ulaştığı için doymak bilmeyen iştahı azaldı gibi. Eskiden gece emzirmelerinin üstüne bir biberon da sağdığım sütten verirdim ve gık demeden 60-70-80 cc allah ne verdiyse yutardı. Şimdi iki memeyi de emdikten sonra 40 ccyi bile nazlana nazlana içiyo. Atalarımızın "kırkını bekle" demelerinde varmış bi hayır. Doktor "ne yapıyorsan aynen devam et" dedi. Pek sevindik.

Bir de kötü haber :( Kasıkta fıtık varmış. Geçenlerde annem altını alırken kasıkta bi şişlik farketmişti. Elledik mıncırdık biraz endişe ettik ama ertesi günlerde şişlik kayboldu. Bugün doktora sorduk, o da elledi falan ama şişlik mişlik yok dedi. Fakat bir kez ele öyle bir çıkıntı geldiyse muhtemelen kasık fıtığı imiş ve kontrolü elden bırakmamak gerekiyormuş. Kendi kendine geçen bir fıtık olmadığı için de eninde sonunda ameliyat gerekecekmiş. Zor bir ameliyat değilmiş allahtan. Zaten sünnetini de erkenden yaptırmayı düşünüyordum, ikisi birlikte aradan çıkar işte.

Bu hafta sonu ailecek İzmir'i terk-i diyar eyleyip anneannemizle Antalya'ya gidiyoruz. Dedemiz torununu birkez daha görmezse orta yerinden çatlayacak. En son doğduktan 3 gün sonra görmüştü..

Yani Hülya ve Tuna artık Antalya'dan bildirecek.

Adios

13 Ağustos 2008 Çarşamba


Annem pazarda, Tuna döne döne ve ossura ossura uyuyor. Ne vakittir uzuun bir post yazmayı düşünüyordum. Bir aksilik olmazsa bu post o posttur.
Son 35 gün jet hızıyla geçti. Korkarım bir de bakmışız bebeklerimiz büyümüş, birer çocuk ve delikanlı haline gelmişler. O yüzden bu koşuşturmaca içinde birkaç dakika nefes alıp anı yaşamaya çalışıyorum.
Tabi bu her zaman gerçekleşemiyor. Misal dün sağlık ocağına aylık kontrole gittik.(İzmir'de sağlık ocakları gerçekten iyi çalışıyor ve ben de çocuk doktorumun da izniyle aşılarını sağlık ocaklarına yaptırıyorum) Boy-kilo ölçümünden sonra(4150 gr ve 51 cm) Hepatit-B aşısını yaptırdık ve eve geldik. Günlük banyo keyfinden sonra emzirdik yatırdık. Bir saat sonra uyandı, ama ne uyanma. Yer gök yıkılıyo sanki. Annem içerde uyuyordu ama Tuna'nın sesi 2 kapalı kapıdan bile geçip annemin yarı-sağır kulağına girdi. Uyandırdı anneanneyi.. Akşam 7den neredeyse geceyarısına kadar huysuzlandı. Aşı huysuzluğuymuş. Bir de gazı vardı üstüne sağolsun. Hem gaz damlasını hem de sağlık ocağından verdikleri ağrı kesiciyi yarım dozlar halinde verdim. Aralarda bol bol emzirdim ve sağdığım sütlerden bol bol verdim. Sakinleşti uyudu ama biz de bitmiştik.
Genel itibariyle sakin bi çocuk Tuna. Daha doğrusu ben sinirleri bozulup, bağırıp çağırmasın ve bunu da bir iletişim yolu haline getirmesin diye ağlamasına pek izin vermiyorum. Zaten bu yaştaki bir bebeğin talepleri sınırlı olduğu için teker teker herşeyi deniyorum.Ağladığı zaman önce emziriyorum. Hala ağlıyorsa gazını çıkarması için uğraşıyorum. Omza alıp sırtı sıvazlamak, bağrımda yatırmak, yüzüstü yatırmak, sırtüstü yatırıp bisiklet çevirttirmek vs.. Bütün bunları yaptıktan sonra mutlaka birkaç pırt(pırt dediysek lafın gelişi, genelde zooorrrttt sesi duyuyoruz) çıkınca rahatlıyor. Sonra gene memelere gömülüp kaldığı yerden devam...

Sanırım bebekli ilk günlerin en büyük zorluğu, bebeğin ne istediğini anlayabilmek. Ben ilk zamanlar her ağlamanın açlık ağlaması olduğunu sanıyordum. Yataktan ağlayarak uyandığında hemen dayıyordum memeyi ağzına. Bizimki de sağolsun "kalsın cicim, tokum ben" diyen bi bebek diil. Hem emiyodu hem ara sıra mızıklanıyodu. Anaa bir de bakıyoruz adamın kakası gelmiş, emerken potüürrttt diye salıyo. Bu arada kaka yapana kadar 2 memeyi de fondip yaptığından ve altı açılınca uykusu da kaçtığından "ee ben ne yedircem bu herife şimdi" paniği yaşıyordum. Zaten ender verdiğim mamaları da işte bu noktada devreye sokuyordum.

Mama demişken, sanırım hemen hemen tüm anneler ilk bir ayında bebeğine az da olsa mama veriyor ve fakat bunu gizliyor. Sanırım bunu bir başarma-başaramama ölçütü olarak görüyorlar. Bebeğine mama vermek zorunda kalan anne, bunu bir gurur meselesi yapıyor- ki bence son derece saçma. 5.haftadan sonra sütünüz çok artacak zaten. Bence korkmadan ilk bir ay bebeği aç bırakmamak için ara ara mama verebilirsiniz. Sonuçta bebek anne sütünü de alıyorsa kompleks yapmaya gerek yoktur diyorum. Böylece bebeğin en azından açlıktan ağlamadığına emin olup diğer seçenekleri değerlendirebilirsiniz.

Beslenme düzenimiz biraz daha oturdu. Çok ciddi kakası ya da gazı yoksa 2-3 saatte bir emziriyorum. Uyuduğu saatlerde muhakkak süt sağıp yedekliyorum. Emzirmeye başladığımda saate bakıyorum ve 15-20 dakikayı asla geçmiyorum. Böyle bi zaman kısıtlaması getirince Tuna da buna alıştı ve sıklıkla 15. dakikada kendi kendine vazgeçiyor emmekten. Arada altını açıp biraz oynaşıp diğer memeye geçiriyorum. Gece ise 2.memeyi bitiremiyor. Uyumasına izin vermeden biberondaki sütü veriyoruz. Biberonla süt verme işini annem ya da eşim yapıyor. Zira artık bizim velet beni ayırt edebiliyor sanırım. Nipple Confusion diye bi olay varmış, bebeğin kafasını karıştırmayalım şimdiden. Ben konuşan memeyim, biberon konuşmayan meme, anladın mı evladım??
Yatmadan kalan sütleri de sağıyorum ve bir sonraki emzirme seansı için saklıyorum. Böylece Tuna tıka basa doyuyor. Sonra gelsin kakalar, pırtlar..

Memeyi emzik yapma meselesi için de kendimce bir çözüm geliştirdim. Emerken tam memeyi gevelemeye başladığında "illaki emzik istiyorsan al sana emzik" diyerek ağzına emziği tıkıyorum. Pozisyonumu hiç değiştirmeden emzikle oyalanmasını sağlıyorum. Arasıra gözünü açıp beni bi kontrol ediyo. Ben de her zamanki gibi "afiyet olsun oğluma sütler" diye diye kandırıyorum oğlumu. Canım Tuna'm, bir gün okuyacaksın bunları. Üzgünüm, daha 35 günlükken başladım seni kandırmaya ama inan son derece mantıklı gerekçelerim var. Sen o memeyi saatlerce daha ısırmaya devam edersen, uçları uff olur ve seni keyifle emziremem. Artı sen de anneye fazla bağımlı embesil oğlan çocuklarından olup kızlarla doğru iletişim kuramazsın. Ne yapıyorsam senin iyiliğin için, anladikos??

12 Ağustos 2008 Salı

Bebeği yüzüstü yatırmak

Doğumdan hemen sonra bebek doktorum, bebekle ilgili temel bilgileri vermek üzere odaya gelmişti. İlk söylediği şeylerden biri "bebeği yüzüstü yatırmayın"dı. Biz de boğulur falan diye hep kaçındık yüzüstü yatırmaktan. Bizim veledin en sevdiği pozisyon -anası, babası, anneannesi hatta herhangi biri farketmez birinin-bağrında uyumak. Geçenlerde eve gelen bir misafir "bu çocuk rahatlıyo yüzüstü yatmaktan. ara sıra yüzüstü yatırsanıza yatağında" dedi. Ben de anlattım işte doktor bunu bunu dedi diye.




Fakat bu sabah bir deneme yaptım. Bizim kuzucuk gaz ve kaka yüzünden karnı tok sırtı pek de olsa güzelim uykusundan uyanıyor malum. Ben de yüzüstü yatırıp durumu inceledim. Netice mi, valla böyle okkalı gaz çıkaran adam ömrümde görmedim. Annem uyuyordu, gaz sesine uyandı-ki bir kulağında %60 işitme kaybı var. Yukardaki foto da o rahatlama anlarından hemen sonrasına ait.

9 Ağustos 2008 Cumartesi

Ekmekçi geldi haniiimmm






Bebek milleti sıklıkla sebepsiz yere ağlar. Bizim için de bugün öyle bir gündü. Karnı tok, sırtı pek, altı temiz, gazı tuzu alınmış Hz.Tuna, ısrarla uyumayı reddetti. 3ten 7ye kadar mıyıl mıyıl sesler çıkardı. Hoplattık, zıplattık susmadı. Sustuğu tek yer ise ekmek yapma makinesinin üzeriydi. Makine titredikçe bizim oğlan zevkten dört köşe oldu. Bi ara makineyi beşiğe nasıl monte ederiz diye bile düşündük.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Uyku,, biraz uyku. Bütün isteğim buydu..



Bu satırları, Tuna uyanmasın diye, tuşlara usul usul basarak yazıyorum. Düzeltme yapmaya fazla vaktim yok idare edin. Son durum raporunu vereyim kaçıcam zaten.
Salı günleri artık geleneksel hale gelen sağlık ocağında tartılma hadisemiz yine yüzümüzü güldürdü. Bizim emişgen Tuna efendi 3670 olmuş. Haftada 350 gr tartı almaya devam ediyor. 2600 doğan velet malum 2400e düşmüştü. Neredeyse 1300 gr almış durumda.
Bugün bebeğim doğalı tam 29 gün oldu. İlk zamanlardaki hiperaktfliğim artık yok. Sürekli bir yorgunluk hali yaşıyorum. Geceleri 3 defa falan kalkıp emziriyorum. Toplamda bölük pörçük 5-6 saat ancak uyuyabiliyorum. Annem olmasa o bile hayal olurdu. Tek başına bebek bakanları takdir ediyorum. Benim elimden bu kadar geliyor vallaha..
40ımızın çıkmasını da iple çekiyorum. Malum bu konuda çelişkili söylenceler var. "40ı çıkasıya 40 kere huy değiştirir" diyorlar. En azından ben "bu çocuk her gün başka bişey yapıyor" dedikçe bana söylenen bu..
Bir de "40ının içinde neye alışırsa öyle gider" lafı dolanıyor.. Ben bebeğimi çok kucağa aldıkça da bu laf tokat gibi çarpılıyor anneannesi tarafından.. Kucağa alışmasınmış, sonra canıma okurmuş.. Eeee hangisi doğru. 11 gün sonra görücez bakalım.
Emzirme işi hala acı veren bir aktivite benim için. Birisine acı biber sürülmüş, diğeri de çekiçle ezilmiş gibi hissettiğim iki adet meme ucum var. Acı biberli olan arasıra hala kanıyor.
Bu bebek milleti ne zaman yemeğe otursan uyanır, ne zaman altını değiştirsen yeni beze zıçar ya, ahan da uyanıyor şimdi. Yazacak çok şeyim var ama şimdilik kaçtım...