29 Eylül 2008 Pazartesi

Bayram tepriği


Hülya ve Tuna tüm blogger aleminin bayramını kutlarken; Tuna özellikle büyüklerin ellerinden -eğer varsa-küçüklerin de gözlerinden öper.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Ay annem ne çok geziyor!!


Geçen hafta sonu resmen leyleği havada görmüş gibi gezindik durduk. Havalar biraz serinleyince hem benim hem de Tuna için gezmek daha keyifli hale geldi. Önce Facebook'tan tanıştığım ve Tuna'dan bir gün önce -çatır çatır normal doğurarak- oğlu Bora'yı kucaklayan Gaye'ye misafir olduk. Bizim "Tuna the Barbarian" gene yaptı marifetlerini. Artık kesinlikle eminim benim oğlan uslu çocuk kategorisine girmiyor. Bora'cık yatağında tek başına takılabilen, kendi kendini eğlendirebilen bi oğlan. Bizimki muhakkak insan teması istiyor. Zaten albümümüz Tuna'nın kucakta, omuzda, göğüste uyuduğu fotoğraflarla dolu. Yukardaki ve aşağıdaki fotolarda ben Tuna'yı saliselik bi şekilde kucağımdan indirdiğimde kopan yaygara anlarına ait.

Tuna ağlamaktan; ben kucaklamaktan yorulunca böyle baygın düştü Tuna The Maymuncuk.
Pazar günü ise Falez Park'taki organik pazara gittik. Pazar neredeyse bomboştu ama temiz hava, yağmur sonrası ohh misss...


Hava sıcaklığı resmen ışık hızıyla düştüğünden takkeyi giydirdik oğlana. Maymuncuk'tu tam maymun oldu kerata.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Ç.A.S, S.A.O.S ve Özeleştiri

Tuna tam 2,5 aylık oldu artık. Ben de tam 2,5 aydır anneyim. Bazı şeyleri farketmem, kendimi yeniden keşfetmem, hatalarımı, salaklıklarımı farketmem için yeterli bir süre oldu bu.
Kızlar yaa, meğer benim içime bi kocakarı kaçmış. Beni esir almış ve yönetmeye başlamış meğersem. Açıklayayım:
Bizim Tuna efendi malum minyatür bi bebek olarak doğdu. Ben daha hamileliğimin son günlerinden beri hep "bu çocuk zayıf" diye deli oluyordum hatırlarsanız. Tabi doğumdan sonra eve gelen misafirlerimiz de benim bu saykoluğumu deşip durdu. Ev sahibimiz bir yandan "Ayy çok ufakmış ama merak etme çabuk büyür" derken içten içe vah vahladı. Gözleri başka ağzı başka söylüyordu. Başka bi arkadaşımız da "ay bizim kız 4,5 kg doğmuştu bu ne beee? " dedi yüzüme karşı zönk diye. İşte şu an hatırlayamadığım başka başka acınaklı cümle daha. Türk insanı bebeğin de hatunun da katmer katmer olanını tercih ediyor anlayacağınız.
Geçen 2,5 ayda ben bir montofon ineği şeklinde emzirdim, gece süt sağdım, Tuna artık doyup da emmeyi bırakınca da resmen çocuğun gırtlağından aşağıya biberonla süt akıttım. Böyle böyle 2,5 ayda 5,900 gr'a ulaştı. Ama benim gözüm doymadı hala. Yani doymamıştı.. Geçen hafta sabaha karşı emzirirken yanan ışıktan sonra titredim ve kendime geldim. Tuna artık normal ebatta bir bebek olmasına rağmen ben hala savaş çıkacak da sütsüz kalacakmışız gibi süt sağıyordum. Kileri tıka basa pirinç, bulgur dolu tipik Türk kadını olmuşum da haberim yok.
Tabi benim bu paniğimde büyüklerimizin payı büyük. Zira orta yaş üstü tüm kadınlar bebeğin en büyük derdinin açlık olduğunu sanıyor. Zaten onların zamanında gaz çıkarmak, gaz sancısı gibi şeyler de yokmuş biliyor musunuz? Tuna her ağladığında annem emretti: "Emzir". Ee emzir emzir bir yere kadar, Tuna artık emmekten vazgeçince ağlamaya başlayınca bizde bir panik bir panik. Eyvah memelerde süt bitti, ÇOCUK AÇ..... Meğer ben resmen gereksiz yere mama vermişim çocuğuma. Gerçi hepi topu 8-10 kere o da her seferinde 30-60 cc falan verdim ama olsun. İşte bu paniğin adı Çocuk Aç Sendromu. Ç.A.S. Gereksiz yere mamaya sığınmam da süt pompalayıp depolamam da hep bu sendromun semptomları. Neyse ama atlattım.... sayılır... Buzlukta hala 5X100 cc sütüm var ama onları da atmaya kıyamıyorum, ya bir gün grip olursam, ya süt bir günlüğüne de olsa kesilirse, ya deprem olursa, ya sel basarsa, ya ben delirirsem falan :)))
Sendromlardan sendrom beğenin.
Diğeri de S.A.O.S.-Sevgilim Anne Oldu Sendromu. Evet bildiniz babalar yakalanıyo bu hastalığa. Bizim baba 20 gün falan kendine gelememişti.
Biz hatunlar gebelik testinde çift çizgiyi görür görmez başlıyo havaya girmeye. Hormonlar da sağolsun derhal anne oluyoruz ama babalara ancak doğumda dank ediyor gerçekler. Blogumu okumadığını düşünüp yazıyorum hayatım, babamız artık oğluna aşık ama ilk zamanlar resmen depresyona girdi. Benim öyle baby blues, post-natal depresyon falan yaşayacak fırsatım olmadı pek. Sağolsun babamız onu da benim yerime denedi. İkimize de yetti.
İki sendromda da sona geldik sayılır. Ben paniğimi aştım, yanımdayken bile "acaba aç mı" diye dört dönmüyorum. Babamız da artık seneye yapacağımız tatilin hayalini kuruyor, 3 kişilik hayatın tadını çıkarıyor. Şimdi herşeyin daha da iyiye gideceği 3. ayın dolmasını bekliyoruz.


Babasının kollarında uyuyan Maymuncuk.

18 Eylül 2008 Perşembe

Ameliyattan sonra

Ameliyattan sonra bandajlar 3 gün kaldı. Bu 3 gün Tuna'yı yıkamadık. 4.gün doktor yeni pansumanını yapıp eve yolladı bizi. Ertesi gün banyo yaptırıp yeni bandajlarını uyguladık. Yukardaki de benim yaptığım pansuman.

Bu da ameliyat sonrası göbeği. Zamanla kızarıklıklar azaldı, göbek de küçüldü.Posted by Picasa

14 Eylül 2008 Pazar

Kucak kuşu gülüyor



Öncelikle yorumlarıyla bana destek olan herkese çok teşekkür ederim. Tuna hala biraz mızmız, emmede isteksiz. Silikon meme uçlarını öğürüyor, biberonu bile ağzında geveleye geveleye emiyor. Ama tercih yapması gerekirse hakkını da biberondan yana kullanıyor. Bu zor dönemde biberon kuşu olmasın diye biberonu tamamen kestim. Sürekli savaş halindeyiz evde. Bir bağırtı çağırtı ki sormayın gitsin.
Bu arada sürekli mızmızlandığı için sıklıkla kucağa alıyoruz beyefendiyi. Kucakta değilse de birimizin omzunda uyukluyo oluyo genelde. (bkz. alt foto) Çok fena kucağa alıştı anlayacağınız.

Ama artık ağız dolusu gülmeyi de kıvırmaya başladı. Özellikle dedesine ve babasına çok güzel gülüyor. Yukardaki foto uyurken çekildi. Yoksa bana güldüğünden falan değil yani. E adam haklı, sürekli emzirme, gaz çıkarma, zıçma mücadelesi verirken yanında ben varım. Agucuk bugucukları dede ve babayla yapıyo. Nankör anam bu evlat milleti.

Bu arada yukardaki fotoya bakıp bakıp "bu çocuk kime benziyo allaam" diyip duruyordum ki buldum. Benim oğlan Nedim Saban'a benziyor:))


Posted by Picasa

11 Eylül 2008 Perşembe

Fıtıksız Tuna



İlk defa nereden başlayacağımı bilemediğim bir post yazıyorum. Fazla duygusallaşmadan özetlemek ve direkt mevzuya girmek niyetindeyim.
Tuna'yı ameliyat ettirdik. Göbeğindeki fıtıklaşmadan daha önce sözetmiştim. Çok önemli olmayan, sadece estetik açıdan can sıkan bir parça barsak kah içeri kah dışarı dolanıp duruyor demiştim. Bahsetmediğim ve emin olmadığım bir fıtık da kasıktaydı. Geçtiğimiz hafta bir çocuk cerrahının teşhisiyle emin olduk. Pipisinin hemen üzerinde bir parça vardı ve o da pek hareketliydi. Ben de bilmiyordum, öğrendim kasık fıtığının nedeni şuymuş: Anne karnında 7. ay civarı testisler asıl yerlerine inmeye başlıyor. Bu hareketlenme sırasında kasıkta bir parça açıklık kalırsa, bebeğin ıkınması sıkınması ve ağlamasıyla ince barsak aşağıya inmeye başlıyor. Son günlerde bu hareketlere çok sık tanık olmaya başlamıştık. En sonunda yumurtanın içine kadar inince doktorun yolunu tuttuk. Zira eğer o minik barsak parçacığı yumurtanın içinde sıkışırsa fıtık boğulması denen nalet bir sonuç ortaya çıkabiliyor. Ve eğer fıtık boğulmasına 6 saat içinde müdahale edilmezse en iyi ihtimalle kısırlık, en kötü ihtimalle de kişinin (kadın erkek farketmiyor bu arada) ölümü meydana gelebiliyor. Biz de gece apar topar ameliyatla yüzleşmektense randevulu, programlı bir operasyonla sorunu çözelim istedik. Doktorumuz da "bir kez narkoz almışken göbek fıtığını da düzeltelim" dedi, ona da okey dedik.

Hey!Beni nereye götürüyorsunuz?
Fıtık ameliyatı aslında en kolay operasyonlardan birisi. Ama sözkonusu benim 2 aylık kuzum olunca inanılmaz zor geldi. Ameliyat genel anesteziyle olacaktı. İlk bıçağımı ve narkozumu 29 yaşında yedim ama minişim daha iki aylıkken ameliyat masasına yatacaktı. "Keşke beni zırt pırt kesseler de ona bi şey olmasa" diye diye gittik hastaneye. İlk tahliller yapıldı. Hemogram değeri 8,7 gibi düşük bir rakam çıktı. Yani Tuna'da kansızlık görünüyordu. Bizi o gün ameliyata almadan, daha detaylı tahlillerin yapılması için geri gönderdiler. Sabah 7den öğlene kadar aç kaldıktan sonra bebeğimi bir güzel doyurdum. Ertesi sabah yine aynı şekilde, evde bol bol emzirip biberonla da 100 cc süt vererek hasteneye gittik. Tekrar ve daha detaylı tahlilller yapıldı. Değerler iyiydi ve bu kez ameliyat kesinleşti. Saat 13.00'a kadar aç kalan yavrum tahmin edersiniz ki perişan oldu. Yok öyle hastaneyi birbirine katmadı ağlamaktan. Pek sakin ve melül melüldü. Zaten bu hali daha da üzdü hepimizi.


Kuzucuğumun elindeki damar yolu


Ameliyat saati gelene kadar çok sakin olan ben, annem ve eşim Tuna'yı giydirip anesteziste teslim edince resmen su koyverdik. Çok zormuş gerçekten çocuğunu orda görmek. Yavrum da o kadar sakin teslim etti ki kendini annem de ben de kurbanlık koyunlara benzetmişiz, birbirimizden habersiz.





Ameliyattan hemen sonra küçük kuzum


Ameliyat bir saat sürdü. O bir saatin nasıl geçtiğini ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Saat 14.00'te bebeğimi odaya çıkardılar. Yavrum buz gibiydi, tir tir titriyordu. Uyanmaya çalışıyordu. Aklıma sezaryenden sonraki halim geldi. Ne zordu o ayılma anı. Acı, şaşkınlık, sersemlik... Koca insanlar için bile cehennem azabıyken el kadar bebek... Bir de benim bebeğim o...

Ameliyathanenin soğuğundan kurtulsun diye Tuniş'imi hemen giydirdik. Doktor "biraz besleyelim abaklım kusacak mı, nefes alış verişleri nasıl olacak?" dedi. Ondan kolay ne var şekerim ben zaten sabahtan beri süt sağa sağa bi hal olmuşum. Hemen dayadık biberonu, emzirmek bana da ona da çok zor gelecek gibiydi. Zira karnında iki dikiş ve tampon vardı.
20 cc'yi hemen yuttu. "Gerisini 2 saat sonra verin" dedi doktor ve acı dolu 2 saat başladı. Açlık bir yandan acı diğer yandan oğlum ağlaya ağlaya bi hal oldu. 2 saat sonra 100 cc daha verdik, açlık geçti ama acılar devam ediyordu. Biraz benim biraz babasının biraz annemim kollarında sallaya sallaya saati 19 yaptık. Hemşire ağrı kesici fitili yaptı ve bizi eve yolladı.
Fitilin etkisiyle Tuna uyuştu ve sabaha kadar 1-2 saatlik aralarla kalktı, emdi. Bazen ememedi, bazen ağladı bazen biberonla süt verdim. Sabah 07,30 gibi yarım fitil daha yaptım. Ertesi gün öğleden sonrasına kadar hep uyuşuk, uykulu ve mahmurdu. Hala eskisi gibi iştahlı değil, emmek istemiyor. Biberonla bile süt içmek istemiyor. Çok çok acıkınca biraz emiyor ve uyukluyor. O da kısa kısa kestirmeler şeklinde. Biraz zayıfladı ve süzüldü sanki 3 gündür. Umarım tez vakitte eskiye döner de "ulan keşke ameliyatı erteleseydik" dedirtmez bize.
Yarın doktor kontrolümüz var. Sonuçları yazarım.
Posted by Picasa

4 Eylül 2008 Perşembe

Süt kardeşler



8/7/2008 doğumlu Tuna ve 13/7/2008 doğumlu Efe. Nam'ı diğer süt kardeşler

Bugün oğlumun ziyaretçileri vardı. Antalya'dan lise arkadaşım Neslihan, eşi ve Tuna'yla akran oğulları Efe.. Aralarında sadece 5 gün olan bu minik canavarları birarada görünce "iyi ki ikizlerimiz yok" dedik. Zira biri emerken diğeri mıyıldadı, biri uyurken öteki çığırındı durdu. "Deli deliyi görünce sopasını saklarmış" hesabı Efe pek bi sakindi, bizimki de inadına coştukça coştu. Nesli'nin benim süt pompamı denerken sağdığı birkaç damla süte daha sonra ben de ilave yaptım ve Tuna'ya gece yat-geber öğünü yaptık. Haliyle Nesli benim oğlanın süt annesi olmuş oldu :)