29 Ekim 2008 Çarşamba

Yeni hayat


Bloglar açılmadan yazmak istemedim. Herkes vtunnel'dan falan girse de sanki birşeyler eksik kalacakmış gibiydi. Amaaa bugün bir de baktım bloglar açılmış, yazacaklar, fotoğraflar falan birikmiş, babası Tuna'yı erkenden uyutmuş, mutfakta yapacak iş-miş kalmamış. Yazmanın tam sırası yani.
 

Tuniş 3 ay 3 haftalık ömrünü büyük bir hızla yaşamaya devam ediyor. Geçen hafta ilk taşınma deneyimini de yaşadı. Eski evimize yakın, önünde harika bir park olan sıcacık bir eve taşındık. Anneanne ve babaanne sayesinde resmen hiç ter akıtmadan yeni evimize yerleştik. Sadece İstanbul'daki öğrencilik ve iş hayatımda yaklaşık 10 kez taşınmış birisi olarak diyorum ki "ben böyle rahat taşınma görmedim arkadaş!"
Her ortam değişikliğini hisseden, ilk geceler kolikimsi sancılar yaşayan Tuna kişisi ilk geceden itibaren eski düzenine devam etti. Bu yeni eve "yuva" diyebildiğimizin bir işareti de buydu sanırım.
İzmir yavaş yavaş soğuyor. Herkesin sanıdğının aksine İzmir sıcak bir memleket değil. Aksine nalet bir soğuğu var ve iliklerinize kadar üşütüyor. Ama henüz değil.
Doğumundan bu yana Tuna'yı asla kat kat giydirmemeye özen gösteriyorum. Yaz bebesi olduğundan, yattığı odada klima hiç durmadan çalıştı. Klima ayarı 26-27 derece civarında ve odanın kapısı hep açıktı. Şimdi İzmir'de hava sıcaklığı 23 derece dolaylarında ama akşam-sabah rüzgar yüzünden biraz daha serin hissediliyor.
Ben de gün içinde Tuna'yı aşağıya parka indiriken kah üstüne bir penye yelekle kah sling'in üzerine bir pikeyle örterek Tuna'yı hafif sıcak tutmaya çalışıyorum. Ama dışarda gördüğüm bebek manzaraları resmen beni şoke ediyor. kapişonlu yünlü ceketler mi istersiniz kar kasketleri mi..
"Neyse canım bana ne milletin çocuğundan" diyip kendi işime bakayım diyorum ama millet manyamış anacım. İstisnasız her gezintimizde en az beş kocakarı teyze beni uyarıyor: "Üşütme kızım çocuğu hava soğuk" "Ağzından gaz girer bak üşür çocuk" "Kızım üstünü kalın giysene sütünden geçer bak çocuğa"
Bu kategoride birincilik ödülünü Antalya'da 85 derece sıcakta bir teyzeden duydum.
- "Kızım bu sıcakta çocuk dışarı mı çıkarılır, şu örtüyü bacaklarına ört de rüzgar yemesin çocuk"
- ????????????? sıcak, soğuk, rüzgar??????

Bir de duyacağım şekilde yanındakiyle konuşan modeller var ki en çok onlara hastayım "Ayyhh kıza bak, üşütecek çocuğu"(fısıldıyo güyaa)
Önceleri herkese teker teker cevap veriyodum bıkmadan "Yaa teyzecim hava o kadar soğuk değil, hem doktor dedi ki biz nasıl giyiniyorsak bebelerimizi de öyle giydirmeliymişiz. Zaten bebeklerin üşüyüp üşümediği göğsünden anlaşılırmış.. bık bık bık.."
Ama artık bıktım ben bu işten. Resmen millet Tuna'ya dokunmasın diye kazak giydirmeye falan kalkıcam nerdeyse. O kadar çok kişiden tepki gelince insan kendinden de şüphe ediyor valla. Bebek büyütmek zaten zor bir de çevreden gelen seslere kulak tıkamaya çalışmak işleri daha da zorlaştırıyor.

Zor demişken işler hakkaten biraz daha zorlaştı benim için. Zira artık annemsizim. Annem Antalya'ya evine döndü. Benim artık mezun olma zamanım geldi, kendi kanatlarımla uçuyorum. 3,5 aydır ben gerçekten pek rahattım. Temizlik, Tuna'yı uyutma, alt değiştirme, yemek vs gibi hemen her işi bana hiisettirmeden hallediveriyordu annem.
Şimdi Tuna, ben ve babası şeklinde çekirdek aile modelinde yaşıyoruz. Bugün 3.günümüz ve hiç de fena gitmiyoruz. En büyük sorunumuz Tuna'nın gündüz uykusu denen kavramdan bihaber olması. Aslında haberdar da gündüz uykusunu 4X30ar dakikalık bir aktivite sanıyor. Onun da ilk 15 dakkasını kolumda, omzumda falan aldığı için yatağa yattıktan kısa süre sonra ıhıldayarak (bunu başka türlü yazamıyorum, bi ara ses kaydını yayınlarım. hakkaten çok acayip bi ses çıkarıyo uyanırken) uyanıyor. Sanırım biraz güvenlik sorunu, biraz gaz biraz da sürekli artan uyaranların etkisiyle böyle oluyor. 4.aydan sonrasında daha uzun gündüz uykuları bekliyoruz senden canım oğlum.

Bir diğer meselemiz de Tuna'nın kucak delisi olması. Bunu da slingle çözdüm desem yeridir. Slingde Tuna, bendeniz elektrik süpürgesini çalıştırıp yerleri silebiliyor; soğan doğrayıp yemek yapabiliyor, hatta tuvaletimi bile yapabiliyorum (Tahmin ettiğinizden daha zor bi iş gerçekten, bir yandan donunu topla diğer yandan oğlanı tut falan)

Bu arada gerçekten anneliğin ilk dersi sabırmış. Zaten biliyordum, daha perçinlendim. Malum 3.aydan sonra bebekler fazla emmek istemiyor. Emerken gözleri dalıyor, akıllarına bişey gelmiş gibi dakikalarca dalıııp gidiyor. En azından benimki öyle bi model. Artık sadece doyacak kadar emiyor. Ben de hem sütüm azalmasın hem de gece iyi uyusun diye gece yatmadan önce emzirip 100 cc kadar sütü de biberonla veriyorum. Bazen de gece uykusunun içinde veriyorum. Onun dışında gün boyu emzircem diye savaş veriyorum. Tecrübeyle sabittir ki uyku sersemiyken çok iyi emiyor, tv açık ya da etraftan fazla ses geliyorsa kat'iyen emmek istemiyor.

4.aya doğru gidişat böyle işte. Tuna bizi her gün yeni bir sınavdan geçirip not veriyor işte. Bazen vize+final 100 oluyor bazen bütünlemede geçiyoruz.

26 Ekim 2008 Pazar

Blog yasağı

Yıllar sonra oğluma diyeceğim ki "bak oğlum, bir grup örümcek beyinli insan, internette sansür uygulayabileceğini düşünecek kadar gerzek. bir yolu kapatsan da internet denen uçsuz bucaksız deryada başka yolların hep bulunduğunu bilmez bu saman kafalılar. neden? çünkü mevcut hükümetimiz her köşe başına imamdan bozma adamları dikti de ondan evladım"

16 Ekim 2008 Perşembe

Away For a while :))


MG eşşek kadar emziği anasına kuma getirmiş ya, bizim Tuni de o hesap bayılıyo elini emmeye. Elini dediysem hakkaten elini sokabildiği kadar sokuyo ağzına. Hatta bazen memeyi emerken -yani bildiğiniz beslenirken- memeyi bırakıp eliyle oynaşıyo ve maalesef bundan acayip zevk alıyor. Allah sonumuzu hayretsin.

Doğuma günler kala internetten sipariş ettiğim slingi sonunda kullanıma açtım. Bizim Tantuni pek ufak, ben de pek acemi bi anne olduğumdan cesaret edip kullanamamıştım. Bebişim sanki içinden yuvarlanıp düşüverecek gibi geliyordu ama ben dün itibariyle asrın icadı Ginger değil Sling'tir diyorum valla. Slingi kullanamayıp Tuna'yı kanguruyla taşıyıp omurilik felci olmama ramak kala yapıyorum bu açıklamayı. Sling denen zamazingo hakkaten sırtı çok daha az yoruyor ve bebekler de daha rahat ediyor sanırım. Zira Tuna kanguruda pek huzursuzken slingde mışıl mışıl uyudu. Kucağımda öyle tatlıydı ki uyurken, abartısız 20 kişi falan çevirip çevirip uyuyan tombalağımı sevdi.

Her seven de bi "maşşşallah" çekmeyi ihmal etmedi de annem de eşimde pek kızıyo bana. Oğlanı nazar boncuksuz sokağa çıkarıyorum diye. Hani annem neyse de bir bilim aşığı olan bizim babişko bazen beni pek şaşırtıyor. Gerçi kadın doğumcumu da ben birkaç kez kulağını çekip tahtaya vururken yakalamıştım ama neyse. Benim nazarla mazarla pek işim olmaz. Kem gözlere şiş, elemtere fiş derim olur biter..

Zaten o şişleri ben sokamasam da Tuna sokacak parmaklarını şiş niyetine.
Posted by Picasa

Tuna artık koca(!) bir bebek.
Anne karnındayken en çok yüzü gözü neye benzeyecek diye merak ederdim. Şimdiyse karakteri nasıl olacak , şimdiden bazı şeyleri şekillendirebilir miyim? diye kafa yoruyorum. Ama sanırım bebekler karakteriyle doğuyor. Zira başından beri "bu herif asabiii kardişiimmm" diyordum ya hakkaten çok yaramaz ve cazgır bi şey olacak gibi görünüyor. Banyo yaptırmak, sonrasında giydirmek, uykusu gelince hemen uyku pozisyonu almasını sağlamamak, karnı açken hemen ama hemen doyurmamak ve başka başka kabahatlarim(!) Tuna'nın yaygara koparması için geçerli mazeretler. Bkz. yukardaki foto, banyoda bağırdığı yetmemiş gibi sonrasında da sinir yaparken çekildi. Benim bildiğim tüm bebekler banyoyu sever ama bizimki bu çeşit bi manyak işte. Ya da ben bi şeyleri yanlış yapıyorum, bilemiicem.
Bu arada çok acayip başka bi telaş içindeyiz. Evimizi taşıyoruz. Şu anki eve çok uzak olmayan doğalgazlı sıcacık tam da istediğimiz gibi bir ev bulduk. Yarından itibaren, yeni adrese ADSL transferi gerçekleşene kadar ben yokum.
Kalın sağlıcakla :))

11 Ekim 2008 Cumartesi

Oyuncak seçimi


Bizim oğlanın bu aralar iki oyuncağı var: Biri yukardaki fotoda görüldüğü üzre sağ eli, diğeri de aşağıdaki foto itibariyle memeler.. Şaka bir yana hakkaten bizim oğlan babaannesinin armağanı bir çıngırak ve dayısının hediyesi olan, kıçındaki yıldızı asılınca titreye titreye silkelenen bir oyuncaktan başka oyuncaklara ihtiyaç duyuyor sanırım. Zira kendisi çevreyi ve insanları büyük bir dikkatle incelemekte artık. Oyuncak tavsiyelerinizi bekliyorum.


9 Ekim 2008 Perşembe

3 ay bitti

Bol seyahat, bir ameliyat, yapış yapış bir sıcak, bol gaz sancısı ile dolu Antalya konaklamamız bitti. Artık İzmir’deki evimizdeyiz. Anneannemiz de bizimle geldi zira acilen doğalgazlı, sıcak bir ev bulup taşınmamız gerekiyor. “Gavur” İzmir’e ne yazık ki doğalgaz denen nane gıdım gıdım verilmekte ve bizim sokak da o gıdımlardan halihazırda nasiplenmiş değil. İşimiz çok anlayacağınız. Ev bul, taşın, yerleş vs..
İzmir’e dönüş yolunda önce babaanneye uğradık. Dedesi, halası, kuzeni Ege ve dedesiyle geç de olsa bayramlaştı oğlum. Hatta kuzen Ege’yle kısa bir bisiklet turu(!) bile yaptı bizim şebek.

Ve flaş haber, şok şok şok… Tuna 8 ekim itibariyle 3. ayını geride bırakıverdi. Valla “göz açıp kapayıncaya kadar” diyemeyeceğim; zira her gün ayrı bir savaş, mücadele –challenge- şeklindeydi. Neyse ki gaz sorunu dışında pek çok şeyi atlattık sayılır.Mesela Tuna artık ana kucağında birkaç dakika takılıyor, ben mutfakta işlenirken-eğer gaz ya da kaka baskısı altında değilse- bir süre beni izliyor. Uykusu gelince mızırdanıp kucak istiyor tabi hala ama gene de geldiğimiz nokta bile bu herifin artık büyüdüğünün göstergesi sanırsam..Dün 3.ay kontrolü için doktorun yolunu tuttuk. Soracağım tonla soru vardı, sırayla anlatayım.Öncelikle son değerleri vereyim. 6210 gr kilo, 60 cm boy ve 40 cm kelle çapına ulaşmış Tuna Efendi. Son bir ayda sadece 750 gr almış. Zaten bu ay fazla kilo almaz diyordum ama bu kadar az olmasını da beklemiyordum. “Zaten” dedim doktora “çok az emiyor artık”. Normalmiş. Artık dış uyaranlar dikkatini daha çok çektiğinden, eskiye nazaran daha hızlı emdiğinden ve aslında 5 dakikada sütün %90ının çektiğinden giderek azalmış emmesi. Ben de artık pompa işini bırakıp “Tuna knows best” formülünü benimsediğimden 3.ay sonu itibariyle bu ebada ulaşmış. Artık 3 saatten daha kısa aralıklarla emzirmemeye karar verdim. Böylece bir seferde maximum güç ve iştahla emiyor. Zaten emmek istemediğinde arı sokmuş gibi bağırdığından ben de sık sık emzirmek istemiyorum.Kontrol sırasında pnömokok ve rota virüs aşılarını da yaptırdık. Bir ameliyat geçiren oğluma vız geldi tırıs gitti valla. Bir iki vıyıldadı sonra sustu.


"Tuna'ya kucak olsun da isterse kirpi kucağı olsun"un kolajı
Vee en büyük sorunumuz; gaz sancıları, kolik ya da adı her ne zıkkımsa işte.. Gaz sancıları ve uyku düzenimizi detaylıca anlatmamı istedi doktor.“Şimdi şöyle oluyor. Kucakta ya da yatakta hafifçe sallayarak Tuna’yı uyutuyorum. Çok geçmeden gaz sancısıyla uyanıyor. Uykusu kaçıyor ve gaz çıkarsa bile tekrar uyuyamıyor. Uyuyamadıkça deliye dönüyor. Bir çığlık kıyamet. O sinirle emmek de istemiyor. Uykusundan ölüyor ama tekrar dalamıyor da. Bazen tüm günü kucakta geçirdiği bile oluyor. Yani o nalet pırt, o tombik popocuğu terk etse dertsiz tasasız yaşayıp gidicez.” “Gaz için hangi ilacı kullanıyorsun” dedi doktorum. “Valla” dedim “sadece Sab Simplex’i kullanmadım. O da Metsil’in muadili diye denemedim bile. Çünkü Metsil de pek işe yaramıyor. ” Neo Baby adlı yeni bir ilaç verdi. Ona başladık. Kimi bebek biraz mızırdanır çıkarıverirmiş gazını. Ama bizimki bebek değil şebek olduğundan her gaz için apartmanı ayağa kaldırması gerekiyor sanırım. “Uyanın milleeet, gaz geliyoooorrr” Ödlek seni...Ben meğer ilaç ya da rezene çayı vermeye gaz sancısı geldikten sonra başladığım için bir türlü o uykusuzluk-gaz-emmeme sarmalından kurtulamıyormuşum. Şimdi gaz olsa da olmasa da günde 3 kere rezene, 3 kere de Neo Baby veriyorum. Şu an akşamüstü saatleri ve Tuna bugün o kadar huzurlu ki bir yaprak sarması, biber dolması ve kabak kavurma yapabildik. Hepsi de mutfakta ana kucağında takıldığı saatlerde oldu bitti. Umarım gece uykuları da böyle olur. Zira o da ayrı bir kabus haline dönüyor nerdeyse.Neyse… Gaz ve uyku bahsini geçelim.. Moralim bozuluyor çok. Güzel mevzulardan bahsedelim. Tuniş’im artık çok güzel gülüyor.


Özellikle ağzının kenarlarına dokunulduğunda koca koca gülüyor. Yüzüne yaklaşıp konuşunca, bazen de uzaktan seslenince kumru gibi guuu’luyor, ıııııı’lıyor. Ki bunların hepsi 3.ay itibariyle zihinsel gelişiminin de doğrusal olarak ilerlediğinin de göstergesiymiş.


Mimikleri bazen çok ama çok komik oluyor. O maymun suratından bir demetle bu postuma noktayı koyuyorum.