25 Kasım 2008 Salı

Cat Boy Tuna

Kendimi bildim bileli kediseverim. Köpekleri de severim ama kedileri daha çok.. Ayaklarıma dolanan, sırnaşan, mırıldayan, yumuşak patili, arsızca kucağa atlayıp uyuyakalan kedilerin huzurunu hiçbir şeye değişmem.Yani değişmezdim. Ta ki anne olup kedi ruhlu bir oğlan doğuruncaya dek...
Hatırlayanlar bilir bilmeyenler buraya ve buraya tıklayarak öğrensin, bizim oğlanın ennnn sevdiği uyku pozisyonu bağrımda ve yüzükoyun yatmak.


Aslında sadece yeni doğduğu haftalarda böyle yatmayı seviyordu. Sonradan sonraya değişti uyku rutini. Yatağında 4 saat kesintisiz gündüz uykusuna yatıp, kısa süre uyanıp emip tekrar 4 saat uyuduğu günler oldu çok. Ama ne olduysa 4.aydan sonra oldu. Çevreyi, başka insanları, daha da önemlisi "anne"yi iyice belledi belleyeli benden bir metre bile uzakta uyumak istemiyor. Bir metre derken abartmıyorum,, hakkaten gündüz uzun uykusuna soldaki fotodaki gibi yatıyoruz.

Baştan başlayayım. Bizim uyku düzenimiz şöyle ilerliyor: Sabah tam 06,45te uyanıma, yatakta birkaç dakika uuu'ldama, etrafı izleyiş, anneyi mıyıldamak suretiyle uyandırıp kahvaltı istemek. 5-10 dakika emmek ve kıkırdaşmak. Ardından Tuna beylerin gece boyu doldurduğu çişler alınıyor ( sadece çiş.. zira artık kakayla pek alakamız kalmadı.) Sonra ben kahvaltımı yapıyorum, Tuna bu esnada ana kucağında beni izliyor, durmazsa da kucağımda oturtuyorum. Sahici ana kucağı oluyorum yani :)
Aynada birbirimize şebeklik yapıyoruz. Bazen ben bilgisayarda iki gazete iki blog okurken kucağımda uslu uslu duruyor. Derken slingi kuşanıp kah balkona çıkıyoruz kah evde turluyoruz. Zaten ne oluyosa o esnada oluyor. Birbirimize bööle yapışık gezinince uyuyo bu eleman. Bir, iki, üç derken şimdi sadece slingte turlarken uyur hale geldi. Uykuya iyice dalınca da dürtsen de uyanmıyor. Ben de slingden çıkarıp salonda yatırıyorum. Ama kısa süre sonra da uyanıyor. Kabus gibi di mi? Bu bebeler ne çabuk hafızaya alıyo böyle manasız şeyleri.
Sabah kalktığı saatten öğlen 13.00e dek kısa kısa iki uykusu var Tuna'nın. Öğlen ise 2, şanslıysam 3 saati bulan bir uykuya daha ihtiyaç duyuyor ama o uykuyu karyolada altlı üstlü, kolumda, göğsümde falan alıyor. Beni bildiğiniz yatak gibi kullanıyor yani. Allaam yaa, sanki babasının yatağı gibi bir de yerleşiyor sıpa. Rahat edemezse mıyıldanıyor, ben de ya onu aşağı çekiyorum ya kolumla kafaya destek oluyorum, ya da kaykıla kaykıla sallanıyorum ki paşamız uykusunu alsın. Bazen kendimi Sebastian onu da efendi gibi hissediyorum. Bazen ağladığında sesleniyorum ona: Emret sahip!!

Malum ben gribal enfeksiyon duygu sömürüsüyle annesini Antalya'dan getirtmiş bir insanım. Annem, her eski tüfek gibi, "ayakta sallayın şu çocuğu" diye buyurdu. Ben evvelden bu yöntemi denediğimden başıma gelecekleri biliyordum ve derhal odayı terkettim. Zira bir seferinde Tuna'yı ayakta sallayayım derken morarmış bir suratla karşılaşmıştım. Adam ille sokulup sarılarak, koklayarak uyumak istiyor kardeşim.
Sonra bir mucize oldu ve Tuna annemin ayağında sallana sallana uyudu. Ve fakat bu onun ayakta ilk ve son uyuyuşuydu. O gün bugün tüm denemeler gene boşa gitti.

Annem ayakta sallaya sallaya uyutmayı bir kaç kere daha denedi ama sonunda o da pes etti. "Şu kanguruyu bana da bi sar bakalım" dedi geçen gün. Sardık.. Tuna'yı da oturttuk içine 3 saat göğüs göğüse uyudular. Anneme de bi ağırlık çökmüş olsa gerek, o da uyudu. Ne demişler "bükemediğin bileği öpeceksin". Herif böyle uyumak istiyo işte, sen kıçını da yırtsan onun isteklerini yerine getirmek zorundasın.

Yaa her ne kadar tuhaf bi durum gibi olsa da ben çok keyif alıyorum bu durumdan. Göğsümde inanılmaz huzurlu uyuyor Tuna. Ben de onun nefes alış verişlerini dinlerken, ellerimle tombul bacaklarını mıncırırken kafasını öperken falan acayip mutlu oluyorum. Biraz ben de kestiriyorum hatta. Ama beni ilerisi düşündürüyor. Bir, bu durum daha ne kadar sürecek? İki, bu adam gündüz kendi kendine uyumayı hiç öğrenemezse ben ne halt edeceğim? Üç, evimi bok götürürse, beyefendi ek gıdalara geçtiğinde ben yemek yapamazsam halimiz nice olur?

Uyku düzenimizi anlatıyordum, bu acayip uyku pozisyonuyla geçen 2-3 saatin ardından akşamüstünden gece yatana dek nadiren kısa bir uyku daha oluyor. Olmazsa da gece 21,00 dedi mi yataktadır bizim dakik paşa hazretleri. Gece de bir kez, en fazla 2 kez uyanıyor. Onun da sadece birisi emmek için, diğeri genelde dönemeyip de çıkaramadığı pırt için. Zira kucağıma emzirmek için aldıktan kısa süre sonra birkaç okkalı pırt çıktıysa emmeyi falan görmüyo gözü, derhal uykuya dalıyor. Ve sabah 06,45dedi mi gün ikimiz için de yeniden başlıyor.
Durum böyleyken böyle.. Bunu okuyan bir çocuk gelişim uzmanı, tecrübeli anne, sadece fikir beyan etmek isteyen anne-baba varsa bi zahmet iki yorum attırın. Çok mu saçma uyuyoruz? Ne vakit normale döneriz? Ya da döner miyiz?

Dipçik gibi not: Mummy de bu aralar gece uykularından şikayet etmiş. Yorum yazmak yetmeyecekti burdan sesleneyim istedim. Şikayet etmek o kadar olağan ki Esracım. Herkes ne yazık ki anneliğin sadece romantik ve eğlenceli taraflarını dillendiriyor, ya da sayfasına aktarıyor. İnsan da böyle zor günlerde yükselen tansiyonundan dolayı kendini suçlu hissediyor. Tuna da bu ay içinde 3-4 defa sabah 4 gibi uykusunu almış şekilde uyanınca ben de eşşekten düşmüşe döndüm. Biz de sabaha karşı balkonda ezan sesini dinledik, karşı bakkala getirilen sabah gevreklerini, parkta yürüyüş yapan tombul teyzeleri izledik. "Eee Tuna eee"leri gayet bıkkınca şakıdım. Tuna uyumadıkça ağladı, hem de kucağımda benim içim geçe geçe ağlattım oğlumu. Yapacak bi şey yok. Çocuk büyütmek böyle bir şey. Biraz daha büyüsünler diye diye geçecek zaman. O sancılardan, uykusuzluklardan, bıkkınlıklardan arta kalan güzel anların tadını çıkarmaya çalışacağız sadece. O güzel anlardan birini yaşadık biz mesela bugün. Tuna kucağımdayken kaşıklığa uzandı ve bu çırpıcıyı ilk kez şaak diye kavradı.

21 Kasım 2008 Cuma

Servis dışıyım

Tuna'yı kah kucakta kah pusette gezdirirken bir terleyip bir üşütmekten gribal enfeksiyonlandım. Üstüne ilgi ve şefkat isteği de gelince oldu bir tribal enfeksiyon. Annemle telefonda konuştuk, tee Antalya'dan geliyo bana ve Tuna'ya bakmaya. Oleyyy!! Gelme felan dedim ama(istemem yan cebime koy) valla ilaç gibi gelecek bana.
Bir süre dinleniciimm kızlar
Kendime iyi bakayım

19 Kasım 2008 Çarşamba

Çok güzel hareketler bunlar

 

Kendi blog tarihimin ilk sobe'sini yapayım istedim. Listemdeki tüm annecikleri bebelerinin en sevdikleri hareketlerini yazmalarını reca ediciim. İşte Tunişimin yapıp bizi mest ettiği tavırlar.
* Omzumda uyuyakalıp kafasını yaslaması, bu sırada nefes alış verişleri
* Ağzındaki süt kokusu
* Gündüz uykusu için beraber karyolaya yatıp, arada gözünü açıp güvenle tekrar uykuya dalması
* Emdikten sonra "Uuuu, ııı, mmmm" diye çıkardığı sesler.
* Pırt yaptıktan sonra gözlerini kocaman açıp "annneee bak naaptım" der gibi bana bakması
* Slingi taktığımı gördüğü anda kuş gibi kanat çırpması, gülümsemesi.(üçkağıtçı seniiii, hani demin ağlıyodun?)
* Dışarı çıktığımızda etrafı izlerken onu izlemek
* Babasıyla oynaşmasını izlemek
* Bacak boğumlarını öpünce kikirdemesi
* Şapka, bere takarken vızırdaması
* Uyurken ağzında emzik yokken bile emiyor gibi ağzını oynatması.

Hadi hanımlar, sizin bebeler naapınca mest ediyolar sizi?

17 Kasım 2008 Pazartesi

Insomniac Tuna

 

"Büyüdükçe sorunlar da büyüyor" derlerdi de anlamazdım. Hakkaten öyleymiş. Bu adamların gazı bitince uyku sorunu; o bitince diş sancısı; o da bitince emeklemesi; sonra sıralamasıydı yürümesiydi derken zaman akııp geçiyor. Biz gazı bitirdik uyku sorununa geçtik. Tuna kişisi tam bir uyku delisi ama ah bi de uyuyabilse.. Tüm günümüz uyumaya çalışmakla geçiyor, ama dikaktini çeken o kadar çok uyaran var ki resmen gözünden uyku aka aka cırıldıyor.
4.ay kontrolünde doktora sormuştum. "Bu adam gündüz uykusuna çok zor dalıyor ve hemen uyanıyor" diye. Gece uykusu çok iyi olduğundan önemsememişti doktor. Birkez daha "en iyi doktor anne-babadır" diyerek eşimle değişik uyku alternatifleri üzerine kafa yorduk. En başarılı sonucu da salonda TV açıkken, telefonlarımız cırıl cırıl çalarken yani hayat akıp giderken uyutarak elde ettik. Bakınız yukardaki fotoda memeciklerini sıkıştırmış Tuna beyefendi, musiki dinleyerek uyuyor. Artık adamın şansına bir Fatih Ürek Haydililililiiyar diyor, bir Ajda Abla şakıyor.
Salonda uyku seasnlarına bir keresinde hafif terli bluzumla eşlik ettim. Yani bluzu Tuna'nın burnunun dibine attım. Sonuç: Pozitif. Zaten birkaç ay önce de babasını pijamasını pike niyetine örtünce, bizim herifin burun hassasiyetini farketmiştik. Geçenlerde benim bu tezimi perçinleyen bir gelişme daha yaşadık. Banyodan yeni çıkıp yeni cicilerimi giyip Tuna'yı uyutmaya çalıştım. Uyku gözlerinden aktığı halde Tuna uykuya dalmamakta direndi resmen. Herif bunca zaman biberondu emzikti aldı da bir gram kafa karışıklığı yaşamadı; ama kokudan dolayı şaşaladı resmen.
 

Biz anneliği ciddi bir meşgale olarak yaşarken hayat da acı acı akıyor di mi? Krizden bahsediyorum. Henüz vurmamış, asıl darbe birkaç ay sonra gelecekmiş. Uzmanlar çok acil olmadıkça ihtiyaçlarınızı erteleyin diyorlar. Ben de her iktisatlı ev kadını gibi kendi söküğümü diktim. Bakınız üstteki foto benim icadım olup maliyeti sıfır yetale'dir. İzah edeyim, ana kucağımız halasından. Kuzen Ege hiç kullanmadığından aynen bize geçti. Üstteki dönence de park yatağın son derece kullanışsız olan ve atıl durumda gardropta bekleyen bir zamazingodur. O zamazingoyu ana kucağına diktim. Fisher-Price'ta falan 100 YTL civarında satılıyor bunlardan.
Bu sabah 5'te aklıma geldi bu fikir. Evet saat beşte ben bunları düşünüyordum.
 

Yukardaki son foto da babasıyla oynaşan kuzuma ait. Onları böyle izlemek süper. Bende Tuna'yla oynaşacak enerji pek kalmıyor ama babası tüm gün oğlunu özlediğinden akşam saatlerinde pek tatlı oluyorlar.
Yaa bu yaratıklar bu kadar tatlıyken nasıl kucaklamadan sevcez? Evet yaa gene kucak mevzuuna geldik. Daha geçen gün Tuna'yı parkta kucakta gezdirirken hiç tanımadığım bir kadın -ki kendisi de 2 çocuk annesiydi- yanıma geldi ve aynen şöyle dedi: "Aaa ama alışmasın kucağına sonra çok zorluk çekersin" Eee napcam 4 aylık çocuğu. "Daha yürüyemiyo, mecburen kucaklıyorum" dedim, gülerek.
Bir an için gözümünün önüne bu kadını geçen seneki hali geldi. O minicik kız çocuğu annesine sevgi için yalvarıyor, ağlıyor ama kadın kucağa alışmasın diye uzaktan seviyor bebesini. Olur şey değil. Bizimki kucağa alışmak ne kelime kucaktan inmiyor. Bazen çok bunaltıyor, artık resmen ağır bi adam. Ama kafasını kafama dayayıp da inildemesi hiçbir şeye değişilmez valla.

9 Kasım 2008 Pazar

4.Ay, Family Bath ve Oturan Boğa'm

 
Blog işi ev ödevi gibi oluyor bazen. Uzun bir süre yazmayınca kendi kendime zayıf not veriyorum. Sanki milyonlarca kişiden oluşan bir okur kitlem varmış da insanların beklentilerini karşılayamamış gibi hissediyorum. Geçen hafta idareten birkaç foto attırıverdim ortaya ama beni de tatmin etmedi. Zira anlatacak çook şeyim, yazacak az zamanım var. Zaman şu an benim için altın değerinde.
 
Öncelikle Tuna artık 4 aylık oldu. O, Godot'u bekler gibi beklediğimiz meşhuuur 4.aya gelmiş bulunuyoruz. Gaz sancıları 120 gün sürer diyorlardı, bugün 122.gün oldu. Tuna hala mız mız. Gerçi bir süredir gazla ilgili bi sorunumuz yoktu ama hala bazen de olsa iki pırt için yaygarayı koparıyoruz. Geel 123,124,125...
 

Fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere Tuna muhteşem tatlı, lokumsu bir şey oldu. "En çok annenin nazarı değermiş", değsin. Oğlumun gözlerine ve bakışlarına hastayım. İnsanın içine işliyo valla. Sanırım dayısına çekmiş. Babasından da bende o delici bakışlar yok vallaha.
 

Bu hafta Tunişko'mun 4.ay kontrolü vardı. Eve gelince "Aaa bunu sormayı unuttuuum!" dememek için, bu kez uzuuun bir soru listesiyle gittim muayeneye. Önemlilerini yazayım. Öncelikle ebadımız 6950 gr ve 62,5 cm olmuş. Mummy'nin tatlı tombişi Ece Hanım hala en tosuncuk blogger :))
4.ayı bitirmiş her anne gibi ben de ek gıda işin sordum önce. Gerek yokmuş şimdi. Anne sütüyle çok iyi kilo aldığından ek gıdaya da yeni şeyleri tattırmaya da gerek yok dedi doktorumuz ama ben bu hafta iki defa tadım günü yaptım. Birinde bir çay kaşığı yoğurt birinde cam rendede püre haline getirdiğim bir parçacık elma yedirdim. İkisini de yaladı yuttu. Benim oğlan ya iştahlı ya da -söylemeye dilim varmıyo ama- pisboğazın teki. Oğlum böyle giderse gurme olma şansın hiç yok, baban gibi seçici ol biraz.
Tuna suyu ve banyoyu hiç sevmeyen bir çocuk. İlk aylarımız gaz sancısıyla bölünen gündüz uykularından ibaret olduğundan ve her banyosunu uyku delisiyken yaptırdığımızdan olsa gerek, banyoya girdiği anda bir kıyamet ki sormayın. Doktorun önerisi şu oldu:
- Duşun altında al çocuğunu kucağına; babası da yıkasın.
- ???????????
Tuhaf ama mantıklı da geldi. Biz aynen dün bu yöntemi uyguladık. Gavurun family bed'ini biz dötümüzden anladık, oldu mu size bir family bath.
Tuna bu sefer biraz daha az ağladı ama gene de sevmedi bu işi de. Benim gibi bir su kuşunun oğlu sudan hazetmesin. Olcak şey değil. Gene dayıya çekmiş diicem, dayısı alınacak.
Tuna artık biraz destekle oturuyor. Hatta sırtüstü yatırınca çok rahatsız oluyor, bir süre sonra mızır mızır sesleniyor. Ters dönmüş tosbağa gibi hissediyor sanırım kendini. Hal böyle olunca ana kucağında falan pek durmak istemiyor. Oturur vaziyette ehh birkaç dakika oyalanıyor ama o zaman da karşısına dikkatini çekecek bişeyler koymak gerekiyor. Birkaç defa TV karşısına oturttum, bir umut dikkatini çeker bişeyler diye ama ı-ıh.(Kınayanı pataklarım valla, 7 kg'lik ağırlık tüm gün kolda taşınmıyo) Sadece bazen müzik kanalları dikkatini çekti, o kadar.
Müzik demişken, muayenede doktoru pek eğlendiren bi şey oldu. Bizimki muayene masasında dımdızlak kalınca kopardı yaygarayı. Ben de "aaa annecim bak bak ne var" diyip cep telefonumdaki müzik listesini çalmaya başladım. Birkaç şarkıya tepki vermedi, Şebnem Ferah-Sil Baştan'ı duyunca kesti sesini. Ben hamileyken çok dinlemiştim Şebo'yu. Belki ondan belki tesadüf, Şebnem Ferah'ın en minik Fan'ı artık benim yaramaz oğlum.
Havalar soğudukça Tuna'yı nasıl giydireceğim meselesine kafa yormaya başladım. Doktor teyzemiz bu konuda da aydınlattı bizi. Bebeklerin üşüyüp üşümediği burunlarından anlaşılırmış. Ellerinden ayaklarından değil. "Kat kat penye giydirsen yeter, fazla abartmaya gerek yok" dedi.
Bu arada annemsiz 2 haftayı devirdim. Sabahtan akşama kadar Tuna'yla olmak çok yorucu ama muhteşem.Her sabah yeni bir modelde uyanıyor. Bakışları, el hareketleri, oyuncaklara tepkisi,sesi vs her gün değişiyor.Buna tanıklık etmek çok güzel ama bazen dayanılmaz da oluyor. Geçenlerde Rahşan'la konuşurken resmen şunu söyledim:"Ulan deli mi dürttü de çocuk yaptık, kocalarımızla mutlu mesut yaşıyoduk"
Neyse ki bu delirme hallerim çok kısa sürüyor. Bir şebekliği yetiyor, o sözlerin ağzımdan çıktığına pişman ediyor beni kerata:)) Akşam babası gelince de yatırıncaya kadar ilgileniyor. Hatta sıklıkla o uyutuyor. Ev işleri biraz sekteye uğruyor tabi. Temizlik için pazar günün, yemek yapmak için de Tuna'nın uyuduğu saatleri beklemek zorunda kalıyorum. Tuna uyuduğu zaman da uyuyayım mı, yemek mi yapayım, kahve mi içeyim, -af buyrun-zıçayım mı, post mu gireyim??? Beni anlıyosunuz di mi?
Hadi kalın sağlıcakla.