30 Aralık 2008 Salı

Yeah it rocks


Haberiniz vardır belki, Facebook denen dalga profil fotolarındaki ve albümlerdeki "emziren anne" fotoğraflarını müstehcen olduğu gerekçesiyle kaldırmış. Protesto için bir grup kurulmuş. Grubun linki burada.
Bu da FB'nin daha doğrusu ABD'nin ikiyüzlü ahlak anlayışının bir örneği. Bu grubun müstehcen bulunmaması şok edici hakkaten.

29 Aralık 2008 Pazartesi

İyi ki doğdum, iyi ki doğurdum



Uyku serisine ara verdim. Bu meseleye fazlasıyla takmamın kontrol manyağı, saplantılı kişiliğimden kaynaklandığı sonucuna vardım. Zamana bırakıyorum şimdilik. Zira koyu renkli perdeler de artık işe yaramıyor. Adam 30 dakika uyumakta ısrarlı.
Neyse efenim, dün yani 28 Aralık benim doğumgünümdü. Kafa kağıdımda 01.01.1979 yazar ama aslında işte her aralık sonu doğan velet gibi ben de ebeveyninin "amaaan canım 3 gün için bir yaş farketmesin" kararının neticesinde yanlış doğum tarihine sahip bir TC vatandaşıyım.
Demem o ki dün itibariyle, bu satırların yazarı blog annesi, 20lerine veda etmiş, 30ların kapısından geçmiş bulunmaktadır. 30 yaşındayım artık. Yazıyla otuz. Kapıma sürpriz hediyelerle dadanmayın diye saklamıştım hepinizden:))

Günlük aktivitelerimiz Tuna efendiye bağlı olduğundan, beyefendinin eşref saatine denk getirip attık kendimizi dışarı. Yemek yedik, otomobilde uyur belki diye dolandık durduk. Eskiden arabaya binip oto koltuğuna yatırdığımın saniyesinde uyurdu. Şimdi oto koltuğunda durmak dahi istemiyor. Gaziemir sırtlarında, teknik alet edevat hastası babası külüstür F-5 uçağını yakından incelemek için mola verince, arabada kucağımda bile durmadı. "Oğlum soğuk dışarsı bak kuyruğun titrer" dediysem de dinlemedi beni sıpa. Biz de o rüzgarda, 3 derece sıcaklıkta dışarı çıktık. Şok oldu tabi bizimki :)) Sonra kuyruğunu kısıp arabaya bi binişimiz vardı ki evlere şenlik. Eve zor attık kendimizi.



Anlayacağınız tam İzmir havasıydı dün. Puslu, yağmurlu, acayip rüzgarlı. Bizim Tuniş de işte böyle bakakaldı camdan. Arapkızı misali :))


Bir de Senem sormuş "siz ne okuyorsunuz?" diye. Biz bu aralar bu kitabı elimizden düşürmüyoruz. Şaka maka bebekler muazzam bi hızla öğreniyorlar. Bu yüzden görsel alanı dahilinde bol bol kitap yerleştirmekte fayda var. Tuna mesela fotograf makinesini çok iyi kazıdı hafızaya. Makineyi gördüğü anda ifadesini değiştiriyor, fotoğrafı çekildikten sonra kafayı uzatıp kendini izlemek istiyor. Eğer video çektiysem kendini izlerken görmenizi çok isterim. Farkında mı acaba izlediğinin kendisi olduğunun?
Kıssadan hisse; bebekler boş bir hard diske sahip bilgisayar gibidir, ne yüklerseniz onu okursunuz...

26 Aralık 2008 Cuma

Uyku serisi - 1


Efenim beklenen uyku dosyasını, hazır Tuna da sabah uykusundayken, açıyorum. Ne kadar uyuyacağını kestirmek zor, o yüzden cuma sabahı başlayan postumu artık allah bilir ne vakit yayınlarım.
Geçen postlarımda söylemiştim, bebeklerde sağlıklı uyku alışkanlıkları üzerine bir kitap okuyorum. Kitabın yazarı Marc Weisbluth diye bi uzman dallama. Hayır adamın söylediklerine ters düştüğümden değil, bilakis anlattıklarının gerçek yaşamla birebir örtüştüğünü görüp kendimi başarısız bir anne gibi hissetmekten dolayı kıl oldum adama. Buyrun bebeklerin uyku sorunlarını deşmeye;
- Öncelikle uyku, bebekler için çok ama çok önemli. Nasıl ki gelişimleri için onların midesini aç bırakmamaya gayret ediyorsak zihinsel gelişimleri için de onları yeterince uyutmalıyız.
- Uyku uykuyu; uykusuzluk uykusuzluğu getirir. Yani o gün bir uykuyu es geçen bebek, gece daha uzun uyumuyor. Tersine daha zor uykuya dalıyor( Hem Tuna'da hem bende tecrübeyle sabittir. Sizin de başınıza gelmiştir, hatırlayın, çok ama çok uykusuzsunuz ama bedenen ve zihnen aşırı dinç hissediyorsunuz. İşte vücut o uykusuzlukla başa çıkmak için kendi savunma mekanizmasını devreye sokmuş durumda. Uykuya dalmak giderek güçleşiyor, yatıyorsunuz ama uyuyamıyorsunuz)
- Uykusuz kalan bir bebek aşırı miktarda kortizol ve adrenalin salgılar. Biri tehlike ve heyecan; diğeri de aşırı stres altında salgılanan iki hormon. Uykusuzluk nasıl bir etki yapıyor minik bedenlerde baksanıza. Hırçın, aşırı heyecanlı, hiperaktif, uyumsuz, agresif bebekler genelde uyku sorunu yaşayan bebeklerden çıkıyor.
- Bebeklerde düzenli bir uyku rutini oluşturulmalı ve en geç 20.00de yatağa yatmış olmalılar. (Bizim uyku rutinimiz emzirme, üzerine 80 cc kadar sağılmış süt + rezene ve vitaminler + biraz masaj + kısılmış loş ışıklar + anne babanın alçak sesi vs)
- İyi bir gece uykusu, düzenli bir gündüz uykusunun devamı niteliğinde olmalı. Gündüz uykuları 4.aydan sonra ortalama 3 kere ve her biri en az 1 saat sürmeliymiş.( Bizim sorunumuz da bu zaten.3-4 kere tamam da her bir seans 30-35 dakika sürüyor. bayram öncesi 45 dakikayı buluyordu ama gelen giden, gezmeler falan derken iyice kısaldı. Tuna da sürekli uykusunu alamamış akşamdan kalma herifler gibi dolanır olmuştu.)
- 4.aydan büyük bebeklerin artık gece emmek (ya da beslenmek diyelim) için uyanmasına gerek yok. Gece bebeğiniz mırıldanıyorsa karnını doyurmadan tekrar uyutmayı deneyin.(işte bu çok zor zira anne kucağına gelen bebeğin tam tersi uykusu açılıyor. Süt kokusu, anne kokusu, güvenlik isteği vs. emzirmeden yatırabilen beri gelsin. Emzirmenin belki de tek kötü yanı size fazlasıyla bağımlı bir insan olması)

İşte bunun gibi bi dünya daha detay var kitapta. Onca iş güç arasında, Tuna kucağımda uyurken, tavana bakmaktansa "okuyayım bari" diyerek karıştırdığım sayfalarda bunlar yazıyor işte.
Ben de bu hafta başı itibariyle Tuna'ya sıkı bir uyku dersi vermeye karar verdim.
Yüzündeki "yastık" izlerine dikkat lütfen...
Posted by Picasa

1. Gün - Pazartesi
Sabah 7-8 gibi uyandık. 2 saat sonra paşamızın uykusu geldi.
Hedef: Tuna'ya her bir uykunun en az 1 saat sürmesi gerektiğini anlatmak
Uygulama: Bu herif nerde en uzun uyuyor, göğsümde, bağrımda, koynumda. Ben de öylecene yattım. Tuna herifi gerine gerine 1,5 saat uyudu üstümde. 1,5 saat sonunda uykusunu alarak mı uyandı? Hayır. E rahat bi yatak değilim tabi ki. Kımıldanınca uyandı. Bu şekilde 2 saatlik bir öğlen ve 40 dakikalık da bir akşam uykusu aldı "anne yatağı"nının üzerinde. Yani toplam 5 saat üzerimde 8 kg'luk bir ağırlıkla yaşadım. Uyku aralarında mızırtılar o gün had safhadaydı. Oysa uykusunu almış olması gerekiyordu. Bense o gün ne doğru dürüst yemek yiyebildim, ne PC başına oturabildim, ne de tuvalete gidebildim. Akşam 18,30 gibi darallanmış bir şekilde eşimi aradım "çabuk geeeel" dedim. Neyse ki superman yetişti de ayırdı bizi. O gün Tuna gece uykusuna da çok zor daldı. Uyuduğunda saat 22.00 falandı. Gece boyu da zırt pırt uyandı.
Sonuç: Negatif ki ne negatif
2. Gün - Salı
Hedef: "Hedef medef yok işte, uyusun yeter offf" diyerek başladık güne.
Uygulama: Uyandıktan yine 2 saat sonra yatırdım yatağına. Bu kez yatak odasına koyu bordo perdeler astım. Perdeleri çekince gece gibi oluyor her yer. İlginçtir 30 dakikayı ilk kez 45e çıkarmayı başardım. Ve fakat öğlen uykusu tam bir faciaydı. Sadece 30 dakika sürdü. Tekrar uyutma yönündeki tüm çabalarım sonuçsuz kaldı. Kucağımda uyudu, yatakta uyandı;kucağımda uyudu, yatakta uyandı.. Bu böyle 3-4 defa sürdü. Uyuyamadıkça daha da cazgırlaştı. Haliyle akşamüstü kestirmesi de kucakta falan gerçekleşti. Netice gene babayı eve çağırmak oldu.
Sonuç: Negatif
3. Gün - Çarşamba
Hedef: Koyverdim gitti
Uygulama: Koyu bordo perdeler devam. Yine uyandıktan 2 saat sonra uyku vakti. Bu kez bir mucize gerçekleşti. 1 saat 15 dakika uyudu. Uyandıktan sonra pusetle dolaştık. Pusetinde sakin sakin oturup etrafı izledi, her şey muhteşemdi. Öğlen eve geldik, öğlen uykusuna yatırdım. Kısa sürdü, çünkü pusette az biraz kestirmişti. Akşamüstü kestirmesi gene kucakta ve tavşan uykusu kıvamındaydı. Akşam babası gelince yıkadık, uyuttum. 20.15te uykuya dalmıştı ve gece boyu sadece 1 kez uyandı. Ama sabah 6da ayaktaydı
Sonuç: Ehh
4. Gün - Perşembe
Hedef: Yılmak yok, yola devam.
Uygulama: Yine uyandıktan 2 saat sonra loş odada uyuttum. İnanılmaz ama tammm 1,5 saat uyudu. Muhteşem tatlı bir suratla uyandı. Öğlen de 2 saat uyudu. Bunun ilk 1,5 saati kesintisizdi. Son yarım saatte hafif uyandı. Yüzükoyun yattığı yerden elini tutup, yanağını okşadım, pışş pışşladım. (Uykuya daldırıken genelde pışşş sesi çıkarıyorum.) Yarım saat daha uyudu ve uyandı. Akşamüstü de kendi yatağında 35 dakika uyudu. Gece uykusuna da 19.00 gibi uyutmak üzereydim. Kucağımda tam dalmadan yatağa 2 kere koyunca uyandı. 21.00 gibi tekrar uyudu ama 1,5 saat sonra, 2.30da ve 6.00da tekrar uyandı. Uzman dallamaya göre eğer ben 19.00da uyutmayı başarsaydım daha az uyanıp daha çok uyuyacaktı.
Sonuç: Başarıyoruz Tuna hadi koçum.
5. Gün - Cuma (bugün)
Hedef: Dün iyiydi, böyle devam edelim.
Uygulama: Sabah uykusuna yatırdım 30 dakika uyudu. Uyandıktan 1,5 saat sonra bi yarım saat daha uyudu. Şu an uykusunu almış görünüyor. Son yarım saattir oyun halısında takılıyor kendi kendine. Bakalım günü geri kalanı nasıl geçecek?

18 Aralık 2008 Perşembe

Ek gıda girişimcisi Tuni

 

Tuna biz yemek yedikçe yutkunuyor resmen. Emziriyorum emziriyorum karnı tok ama yine de biz kaşığı ağzımıza attıkça o da açıyo ağzını. Ben de artık her gün ufak ufak bir şeyler tattırıyorum. Üst kolajdaki buharda pişmiş, ezilmiş ve anne sütüyle bulamaç haline getirilmiş ve bir çay kaşığı zeytinyağıyla tatlandırılmış brokoli.Kaseyi yutacak gibi görünmesine aldanmayın, Tuna kaşınan dişlerine kaşık değsin diye 2-3 kaşık yedi. En son "öğğğ" diye bi ses gelince ben de kısa kestim. Ağız tadını yerim senin :))
Aşağıdaki ise benim kompostonun taslak halinden araklanmış 3 parça kuru kayısı. Cam rendedeki görüntü sizi yanıltmasın sadece 3 parça, yani 1,5 adet kuru kayısı verdim. Kayısılar komposto için haşlanırken suyuyla karışık koydum cam rendeye. Kabukları falan iyicene ezdim. Baya bi pütürlü, kabuklu, şekersizdi ama Tuna bunu bayıla bayıla yedi. Daha versem yiyecekti ama ben barsaklarını bozarım diye korktum açıkçası.
 

Bu arada hemen her akşam birkaç kaşık yoğurt da yediriyorum. Kabızlık falan kalmadı böylece. Malum yoğurdu Activia ile mayalıyorum. Bana iyi gelen Tuniş'e de iyi geliyor sanırım.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Neler oluyor bize?

Ben biliyodum böyle olacağını. "İki pırt için aylarca yaygara koparan adamın diş sancısı da ağır geçer" diyodum. Ne yazık ki haksız çıkmadım. Geldi, geliyor derken ilk dalga diş sancısı 3 gecedir(ve gündüzdür) canına ot tıkadı kuzumun.
 
Aslında Tuna yaklaşık 2 aydır falan eli ağzında geziyo. Diş kaşıntıları erkenden başlamıştı da ağrı yoktu evvelden. Şimdi kemik, kafatası falan komple ağrıyo sanırım. Bir mızmızlık, bir huysuzluk, bir şevkat isteği, bir uykuyu reddetme eğilimi, bir canı tatlılık, bir gece zırt pırt uyanma durumu ki sormayın gitsin. Üstelik tam da gece uyanmalarını 2den bire düşürmek için savaşırken bu diş işi tuz biber oldu herşeye resmen. Artık gecede 1-2 saatte bir "böhüüü, hühhüüü" şeklinde mızırtılarla uyanıyo. Biraz pışpışlayıp emzirmeden yatırayım diyorum ama ne mümkün. Kucağımda geçirdiği her dakika mızırtı artıyo ve emmeden de uyuyamıyo. Bu kadar sık emmesiyle lohusa günlerime geri döndüm resmen. Şimdilik Dentinox jel sürüyorum, çok huzursuz ya da ateşli olursa fitil verecekmişiz. Fitil son çare olduğundan bu acayip uykusuz düzene tam gaz devam ediyoruz. Sarhoş gibi falan dolaşıyorum tüm gün. Acaba ilk dişin eti yarıp pörtlemesi ne kadar sürer ki? Benim 20lik dişlerim bir ay kadar süren sancıdan sonra pırtlamıştı. Çok canı yanıyo mudur acaba Tunacığımın?
 
Tunişin keyfi pek yok, nadiren gülümsediği anları da elimde kamerayla gezdiğimden kaçırmamaya çalışıyorum işte. Yer cücesi anneannesinin desteği ve babasının gazıyla "yürümeye" çalışıyor:))
 

Posted by Picasa
Bir yandan da çok ama çok ufak hareketlerle ek gıdaya geçiş sürecindeyiz. 6.aya kadar gerek yok dedi doktorumuz ama işte meraklıyız ya, tattırıyorum ufak ufak. Evde kendimiz için mayaladığım yoğurda bayılıyo Tuna. Hevesle silikon kaşık falan aldım ama nedense en rahat bizim yemek kaşıklarımızla yiyor. Nasıl lokma alınıp yutulacağını pek beceremiyor, önlük yanak dudak falan komple yoğurda bulanıyor.
video
Bir de yeni keşiflerimiz var tabii. Tuna artık;
- ellerimi çırpıp "gel" dediğim zaman ellerini uzatıyor.
- tüm gün yüzüne yaklaşıp "an-nee" diyorum. o da artık ağzını kuş gibi açıp "aaa" diye cevap veriyor bana. bazen de babası omzumun üzerinde bitip "bab-baa" dese de oğlumun favori harfi "a"
- mama sandalyesinde otururken çıngıraklı çorabını takıyorum ve saniyesinde çıkarıyo (bkz yukardaki video) biz de her seferinde yoğun tezahüratlarla gaz veriyoruz kendisine.
- yüzükoyun yere yatırıp önüne kumanda telefon falan koyuyorum. o da emeklemek için bir çırpınıyo bir çırpınıyo ki seyre doyulmuyor. henüz totosunu birkaç milim sağa sola döndürse de tam yol ileri yol almış değiliz.

11 Aralık 2008 Perşembe

Bayram geldi böyle oldu

Selaaam
Bayram su gibi geldiii geçti. Fırsat buldukça blogları ziyaret ettim, ama ne yorum yazacak vakit oldu ne de yeni post girecek. Oysa tam teşekküllü Çobanoğlu ve Cinsçiçekçi aileleri olarak biraradaydık. Yani Tuna'yı bırakacak birileri hep oldu. Fakat benim oğlum gittikçe benden başkasının kucağında oyalanmaz ve uyumaz bi herif oldu. Haliyle yemeğimi gene son süret yedim, banyodan hep koşa koşa çıktım, tuvalette kaldığım her fazla dakikada aklım dışardaydı vs..
Efendim bu aralar Tuna'da inanılmaz değişiklikler oldu. Şöyle ki, her şey IKEA gezisi sırasında meydana geldi.
Malum bizim Tuna sırtüstü yatmaktan, oyun halısı denen zımbırtıdan zerre hoşlanmıyor. Slingde ya da kucakta taşınıp gezdirilmeye de bayılıyor. Geçen haftalarda farettik ki adam aslında kucaklanmayı değil de herşeye yüksekten bakmayı seviyor. Bir nev'i Gulliver kompleksi işte.
Bu aralar oturma konusunda da iyi yol katettiğimizden Tuna'nın oturmaya hazır ve de nazır olduğuna kanaat getirdik. IKEA'da da bunu test ettik.



Baktık mama sandalyesinde otururken hiiç sesi soluğu çıkmıyo ve eline ne versek ilgileniyo, biz de bir tane de eve aldık.


Ve fakat önüne koyduğumuz onca oyuncak içinde en çok babasının traş köpüğüna kafayı taktı. O miniş patileriyle kutuyu kavramak için verdiği mücadeleyi, zaman zaman kendine yaklaştırıp ağzına sokmaya çalışmasını, yere düşürünce gülümsemesini izlemek gurur vericiydi.
Tuna hem bedenen hem zihnen her gün değişiyor. Bir gün önce tutamadığı nesneyi ertesi gün tutup ağzına sokmaya çalışıyor. Eve gelen misafirlerden ilk kez gördüklerini uzun uzun inceliyor, gülümseyenlere karşılık veriyor. Ve fakat bu kalabalık durum kuzumun uyku düzeninin içine etti resmen. Gece en geç 21.00'de uyuyan çocuk birkaç kez 23.30u gördü. Benim binbir çabayla düzene soktuğum gündüz uykuları tam anlamıyla sapıttı. "3 kısa, 1 uzun" şeklindeki gündüz uykuları sadece birkaç kısa şekerleme haline döndü. Uyuyamadıkça gece de uykuya dalmakta zorlandı, dellendi, mızırdandı falan. Yani tıpkı benim uzun süren uykusuzluk sonucu hiperaktif olmam gibi bi duruma girdi Tuna. Zaten bu aralar "Çocuklarda sağlıklı uyku alışkanlıkları" diye bi kitap okuyorum. Tuna'nın bayramlık halleri beni iyice endişeden endişeye sürükledi. Kitapta yazanları, fasikül fasikül bir uyku serisiyle anlatıciim. Zamanında o uzman kitaplarını sular seller gibi okuyup hatmetmişleriniz, şu anda bana "hahayyt" gülüşleri atanlarınız vardır muhakkak. Valla ben bu uyku düzeni işini çok ciddiye alıyorum. Hatta bu konuya takmış durumdayım.
Bunca düzen bozulmasına, uykusuz geçen saatlere rağmen Tuna kendisine gösterilen yoğun ilgiden gayet memnun. Dedesi doğumundan bu yana İzmir'e gelmemişti. Bu gelişinde yine Koala Tuna gösterdi kendini. Dedesinin geniş bağrına yerleşti ve 5 ay önceki pozun neredeyse aynısını verdiler.



Tuna hiç büyümüyor gibi geliyor ama sanırım günlük telaşın içinde farkedemiyoruz. Baksanıza o minnoş kafanın bugünkü haline.

5 Aralık 2008 Cuma

5.aydan notlar

Ööle belli bişey yok yazacağım, bi ton kısa not var aklımda. Ben de madde madde takılayım istiyorum.


- Tuna azıcık oyalanır belki umuduyla Tiny Love'un meşhuur oyun halısını aldım. Bütün gün kargo yolunu bekledim, sözde halıyı kuracaktım, Tuna'yı üstüne yatırıp ben de keyfime bakacaktım. Geldi, paketi hevesle açtım, kondurdum salona. Attım Tuna’yı da içine. Herif birkaç dakika merkalı meraklı oyalandıktan sonra korku içinde ağlamaya başladı. Zaten sırtüstü yatmaktan zerre hazzetmeyen kuzu, katıla katıla ağladı. Kıç üstü oturttum ben de. Bir süre ööle oyalansa da desteksiz sadece birkaç dakika oturuyor, sonra cumburlop bir tarafa kaykılıyor. E yüzüküyon yatınca da bir süre sonra yoruluyor. 3 ucu pis değnek işte. Allaam yarebbim şimdi de kıç üstü uzun süre otursun diye 6.ayı bekliyoruz. Oyun halısı hala zöbek gibi salonda duruyo. Her gün bir adım bir adım yaklaşıp sevdirmeye çalışıyorum


- Bizim oğlan sadece ayacıklarından üşütüyor. Aynı ben; aynı babası. Ben de gün içinde mutlaka patik giydiriyorum. E ağzı da selli malum. Hoop boynuna da bi önlük takınca oluyo sana bi topaç. Küçük mamunum benim, koca adam gibi oturuyon ama cücesin sen cüce.



- Bugün 5.ay kontrolümüz vardı. Kilomuz 7550 gr, boyumuz 64,5 cm olmuş. Boy 50lik percentilde, kilo da 75in bir parmak altında. Fotoğraflar sizi yanıltmasın Tuna öyle aman aman şişman bi çocuk değil. Hülya Avşar tesellisi gibi olacak ama kamera onu şişman gösteriyo sadece. Bir de geçenlerde doğum fotoğraflarının karıştırırken fark ettim benim oğlan gayet yanaklı bi insan. O minyatür halinde bile yanaklar “gel beni ısır, parçala,yut” diyor. Anasına çekmiş işte. Ben de 50 kg iken bile yanaklı bi hatundum. (kilo mevzuu burada soyaçekimi özetlemek için açıldı ve hemen kapandı, zira hala 9 kg fazlam var)

- Dedim ya Tuna öyle ağzında emzik, tavana boş boş bakarak yatan bi çocuk değil. Var öyle bebekler hatta ben bir tanesini bugün muayenehanede gördüm. Ana kucağını koydular sehpaya, çocuk gözünü baya baya (ki daha 4 aylıktı) kendi kendine uyukladı, uyandı. Hiç mi sesin soluğun çıkmaz be adam! Ya benimki cingözün önde gideni bayrak sallayanı ya da öteki türkü çocuklar ilerde moron olacak emin dilim.

- Daldan dala geziniyorum ama ek gıdaları geciktirmek istememin bir diğer nedein Tuna’nın adam gibi oturabilmesini beklemem. Kendisi malum yatmıyor, kucağıma alıp tersten ne kadar yedirebilirim meçhul. Oto koltuğu arabamıza sabitlenmiş durumda, tak çıkar zor iş. İlk ek gıdalarını mızırtı içinde yerse sonumuz banyo sorununa dönüşebilir. Bu yüzden bir ay içinde mama sandalyesi almak istiyorum.Doktor amca “oturtmakta sakınca yoktur” buyurdu ama hangi sandalyeyi alcam? Tuna’nın halısı salonun; park yatağı yatak odamızın; ana kucağı odasının tam ortasına konuşlanmış durumda. Bi mutfak kalmıştı ırzına geçilmemiş ferah ferah gezdiğimiz; onu da devasa bi mama sandalyesiyle kapatmak istemiyorum. IKEA’nın antilop modeli tam bana göre ama onda da eğim yok. Tavsiyelerinizi acilen dürtüklerseniz pek bahtiyar olurum.


- Oturtmak demişken karşınızda Tuna’nın yeni oyuncağı; Hoppala. Ecnebicesi Jumper.
Tek kelimeyle bayıldı. Ama yer cücem içinde dosdoğru duramıyor. Önüne ufak bi yastıkla destekleyince, biraz da sallayınca pek sevdi. Bu hafta içinde zaten ilk defa parka götürüp salıncağa bindirmiştim, onu da sevmişti.

- Bir de bu ay öğrendim ki erkek bebekler kızlardan daha geç gelişiyor. Bizim koca dötlü hala totosunu kaldırıp sırtüstü pozisyondan yüzü koyuna dönebilmiş değil. Konuştuğum tüm erkek anneleri de aynı şeyi söylüyor. Kızlarsa fıldır fıldır dönüyomuş. İstisnalar vardır elbet ama bizimki azıcık tembel çıktı. Bunda benim sürekli majestelerini kucaklamam, kendilerinin de bir hacıyatmaz olmasının katkısı olduğunu düşünüyorum. Bu hızla gidersek adam 15 aylıktan önce yürümez valla. Gerçi eller kollar manyak hareketlendi ama.



- Tuna bir de acayip dillendi bu aralar. Yalnız kaldığında bi çığlıklar, bağırışlar sanki Pavarotti. Sesini deniyo, çıkardığı sesleri dinliyo. Haadiii başlıyo gene bağırmaya. Bir de emdikten sonra genizden buğulu bi “uuuu” sesi çıkarıyo. Keşke denk getirip kaydedebilsem ama o kadar tatlı oluyo ki onu izlemek, elim gitmiyo kameraya.

- 6.aya girerken Tuniş’imin karakteri de az çok belli olmaya başladı sanırım. Doktor muayenesinde steteskop biciklerine değdikçe kikirdeyen, hemşire teyzelerini bakışlarıyla gülümseten, onalara yampirik gülücüklerle karşılık veren, uykusunu almışsa şebek gibi gülerek uyanan, gezmeye çıkardığımda gözünü bile kırpmadan etrafı izleyen mutlu, huzurlu, meraklı bi kuzucuk o..Kolik sancıları, büyüme sancılar hepsi geride kaldı. Şimdilik iki şey için yaygarayı koparıyo. Bir evde ikimizden başkası varsa (babası dahil) uykuya dalamayıp dellendiğinde. Bir de banyo yaptırırken. Gene de bağırış çağırış içinde haftada 2 kere yıkıyoruz. Keşke suyu sevse de hala havalar güzelken 3 kere falan yıkayabilsem. Neyse fazla huzursuz etmeye gerek yok.



- Bir de öğrendim ki anne baba huzurluysa, ses tonlarını, evdeki elektriği ve atmosferi iyi ayarlıyorsa aynen bebek de huzurlu oluyor. Beni bilen bilir, normalde cazgır ve cadıyımdır. Ama anne olduktan sonra kendimi çok törpüledim. Uykusuzluktan ölsem de, kollarım Tuna’yı hoplatmaktan kopsa da babasına bazen çok kızsam da sesimi yükseltmiyorum. Hep alçak tondan, hep pozitif, hep şefkatli olmaya çalışıyorum. Zaten negatif elektriği anında alan bir çocuk. Günlük meşgalelerimizle onu da huzursuz etmenin alemi yok.

- Oooo çok uzun yazmışım. Son paragraf aklıma bişey getirdi. Bir dahaki yazımın konusu “Anneliğin getirdikleri & götürdükleri” olsun. Anneler cilalayın hafızaları, hepinizi bir sobe daha bekliyor ona göre ;)

3 Aralık 2008 Çarşamba

Yorumsuz

Bu blogda ilk defa Tuna ve ben harici bir şey yayınlıyorum. Ben izlerken pek etkilendim, hislendim. Buyrun,tıklayın,izleyin