23 Ekim 2009 Cuma

Yediğim içtiğim benim olsun...

Her şey şu soruyla başladı: " Hülü yaa, biz İzmir'e dönmeyip İstanbula'a mı gitsek?"
15 saniye gibi uzun bir süre düşündükten sonra "olur be" dedim. Topladık valizleri bastık İstanbul'a gittik. Bizim Antalya'ya gittiğimiz vakitler henüz hava sıcak olduğundan Tuna da ben de yazlık moddaydık. Bu sebepten yoldaki outlet mağazalar itinayla değerlendirildi, en pahalısı 22 TL'yi geçmeyen cicilerle hafiften kışlık koleksiyon düzüldü ve ana ikamet üssümüz olan Kadıköy Koşuyolu'na (abimlere) varıldı.
Kedili ve çocuksuz bir ev olmasından mütevellit hep tetikteydik. Tuna bizim evden pek daha eğlenceli bulmuş olacak bu evi ki kitapları alaşağı etti, kedi Fitnaz'ı kovaladı, koşu bandına tırmana tırmana bi hal oldu. Sürekli "ay dur oolum yapma" demekten asıl helak olan benim ama neyse.



İkinci adresimiz Rahşan'lardı. Upuzun bir -sözde-şehiriçi yolculuktan sonra ulaştık malikaneye. En son bebeler 6 aylıkken görüşmüştük biliyorsunuz.
Raşocan süper sofrasıyla, Mina da lokumluğuyla mest etti bizi. Gene süper ağırlandık.
Çocuklu eve misafir gitmenin aslında benim için ne büyük avantaj olduğunu bilemezsiniz. "Orası güvenli mi? Merdivenlerde koruma var mı? Çocuğum ne yiyecek?" falan diye hiiç düşünmeden konakladık.
Tuna ve Mina çok tatlıydı.
Birbirlerine zaten karakter ve beden dili olarak çok benziyorlardı. Kısa sürede birbirlerini daha da taklit etmeye başladılar. Yazmakla olmuyor ama anlatmaya çalışayım. Mesela Mina babasının kucağında elinde bir parça ekmek. Hem kendi kemiriyor hem babasının ağzına minicik parçalar tıkıştırıyor. Tuna da derhal ekmek parçalarını bana tıkmaya başladı. Tuna'nın çok yaptığı bir hareket vardır. Elinin tersiyle ağzına vurarak "babababa" sesi çıkarır. Anaa! Baktık Mina hemen kapmış hareketi.. Birbirlerine bakıp muzipçe gülmeleri de cabası...
Sonra efenim, o olay yaratan bisiklet sürme sahnesi yaşandı. Meğer ne zor imiş 3 tekerlekli bisiklet. Sürerim diye artiz artiz geçtip gidona, g.t gibi kaldım afedersiniz. Sola kırıyorum sağa gidiyor meret. Ben de bol bol "acaba hamile mi?" pozu verdim gitti.



Ertesi gün blog buluşmalarına start verdik. Senem, Özgür Anne, Tuğçe, Birinci Tekir Şahıs ve İlkay'la mailleşmiştik gelmeden önce. Senem hariç herkes Kadıköy civarında yaşıyor ve çalışıyor olunca çabucak buluşuruz sandım. Meğer ben unutmuşum İstanbul'da plan yapmanın zorluğunu. Bin türlü sorundan dolayı ilk gün Tuğçe'yle buluştuk ve Özgür Anne kısa süre ce-e dedi kaçtı. İlkay'cığımla Doruk'un ve kendisinin hastalığı yüzünden buluşamadık. Sonrasında Özgür'le ikimiz öğlen yemekte, ertesi gün de Özgür ve Tekir'le ikindide biraraya geldik. Hemen hepsi çocukların uyku saati, başka planlar, bizimkinin nezle olup tatsızlaşması gibi nedenlerden kısa sürdü. Buluşma yerimiz bizim kaldığımız eve çok yakın olduğundan ve zaten bizim de günümüzün çoğu o mekanda geçtiğinden aman aman bir zorluk çekmedik. (OİP'nin çiziktirdiği gibi gezici araç falan gerekmedi yani)
Yüksek müsaadenizle tadı damakta kaldı klişesini tekrar kullanmak istiyorum.
Fotoğraflardan çok çok daha tatlı iki kızçe: Duru ve Ela
Ve karşının buluşması.. Eşim iş için o tarafa geçmeyi planlayınca ben de Senem'i aradım. Dedim "yarın müsaitseniz size geliciiiz".
Dedi "eyvallah"
Kampüste buluştuk, Neva'yı gördüm, öptüm bal dudaklıyı. Tuna'nın yemeğine sulanınca taktım sünnetçi önlüğünü. Ama ikisini de tutabilene aşkolsun. Kafeterya camından birbirlerine cilve yaptılar, kedi kovaladılar ama yemek ı-ıhh...
Sonra bebek parkına indik. Tuna uykusuzluktan, her gün başka evde uyuyup uyanmaktan, pusette ve oto koltuğunda uyumaktan, yolda yemek yemekten kısaca bu düzensizlikten isyan etmek üzereymiş ve parkta resmen patladı. Ufak çapta bir kriz geçirdi sanki. Tam adlandıramıyorum çünkü daha önce hiç olmamıştı. Neticede Senem'le doğru dürüst laflayamadan ayrıldık, Tuna oto koltuğundan 2 saatlik uykusuna geçiş yaptı böylece.


Bu koşturmacaya ve dönmeye yakın nezle olmaya rağmen genel anlamda iyi bir performans sergiledi Tuna. Çoğu geceler akşamdan sabaha full uyudu. Park yatağında uyanıp etrafa bakınıp korkunca ve ısrarla uyuyamayınca da çaresiz yanımıza yatırdık. Her misafirliğimizde nefaset yemeklere şarap-rakı-biraz triosundan biri eşlik edince ve fakat buna mukabil sabah horoz ötüşüyle uyanan bir çocuğunuz olunca İstanbul trafiğinde şekerleme yapmak kaçınılmaz oldu.
Trafik demişken, bir keresinde 3 saatte geçebildik karşıya ve ben açlıktan bayılmak üzereydim. Otoban simitçilerine para uzatmak üzereyken eşimin "egsoz manyağı olmuştur onlar, sakın yeme" engeliyle karşılaşınca aç bilaç oturdum bir süre. Sonra aklıma geldi ve Tuna'nın yemeğinden artan 1 kaşık pilav, 1 kaşık taze fasulye ve yarım kavanoz milupa meyve yedim. İstanbul bana bunu da yaptırdın ya, helal olsun sana....
Sonracıımaaa, dönüşümüze 2 gün kala çook yakın bir dostunun kızını düğünü için babam geldi İstanbul'a. Hava kötüydü biz de Tuna'ya bir şeyler alalım diye kalktık AVM'leri falan gezdik. Güya deneyip de alacaz. Ne mümkün....

video
Başka başkaa... Eski dostları gördük, kiminin bebeği olmuş, Tuna abilik yaptı onlara. Taksim turu yaptık, Terkos'tan pek güzel eşofman altları, sweatler aldım. "Pis bi şeyler yeme" dürtüsüyle kalamar, midye, hamsi tava yedik falan. 2 aylık ikiz annesi Deniz'imle bir türlü görüşemedik, üzüldük..
Başka şeyler de olmuştur muhakkak ama çok eski zaman gibi kaldı şimdi yazarken bile.
Öpüldünüs...

19 yorum:

  1. ne güzel gezmişsiniz
    yanlız videoya koptum yaa, yürüdü mü yürüyecek mi derken uçmaya başlamış tuna
    düşüp de son hız emeklemeye başlaması ise harika yaa, nasıl emekliyor öyle atom karınca

    YanıtlaSil
  2. Bayıldım bayıldım senin gezme enerjine, Tuna'nın emekleme hallerine.
    Ana oğul enerji içeceğiğle mi gezdiniz yahu:)
    İstanbul'a yerleşeyim bekliyorum be de:)

    YanıtlaSil
  3. Hoşgeldiniz, geçmiş olsun.

    YanıtlaSil
  4. oh ne guzel, introduction to blog babies 101 gibi olmus. cok ozendim size ben...

    YanıtlaSil
  5. VİDEO HARİKA VE Bİ Anda eren'i gördüm sanki:)) çok güzel gezmişsiniz...

    YanıtlaSil
  6. Biz görüşemedik içimde kaldı ya .

    YanıtlaSil
  7. :)) Tuna ile ilgili son hatırladığım şey yürüdü yürümedi mevzusu idiki video süper cevapladı. Başımı döndürdü resmen yaa, yürümüyo uçuyoo netekim :))))

    YanıtlaSil
  8. Haha video muthis :) Akilli oglan ne yoracak kendini yuruyerek son gaz emekleme. Masallah diyeyim sana da bu kadar hareketli bir oglanla gezmis tozmussunuz. Iyi de yapmissiniz. Kisa tam doping olmus.

    YanıtlaSil
  9. Ya benim kızım da yürüsün artık!!! Bayıldım pilli bebek gibi durmak bilmio :)

    YanıtlaSil
  10. ya böyle iç geçire geçire okudum.. harika anlatmışsın..

    YanıtlaSil
  11. aaa... hoşgelmişsiniz hoşgitmişsiniz.. bebek parkta karşılaşsaymışız keşke (tanır mıydık ki tunaları?) :)

    YanıtlaSil
  12. rekor kıracaksın az kaldı ha gayret. en çok blogger buluşması rekoru olacak valla

    YanıtlaSil
  13. Okurken ben yoruldum....
    Seni En Blog anne seçtim. Tüm Blog annelerini gezmişsin. Bir dahakine biz de bekleriz.

    YanıtlaSil
  14. Yürüdüğüne pişman mısın Hülya? :D Allahım süper yürüyo ya ve o ne hızlı bir emekleme. Keşke bi de Ankara yapsanız:)

    YanıtlaSil
  15. ay bu video başımı döndürdü benim:) hızlı gonzales...

    YanıtlaSil
  16. pek guzel gezip tozmussunuz, iyi gelmistir, bir sure idare eder sizi bu tatil.
    Fotograflarin coguna facebook`ta yorum yazmistim zaten, es gectim onlari.
    Videoda da esin mi o baban mi, `vurma oyle duvara`, `kalk! emekleme, yuru` falan diyen?

    YanıtlaSil
  17. açalya
    babam o :))
    seninkini aksine asker emeklisi de değil üstelik, ve normalde hiç o tonda konuşmaz ama öyle denk gelmiş..

    YanıtlaSil
  18. en tatlı foto kedili olannnn :)
    tunik'i öperiz :)

    YanıtlaSil
  19. benim küçük emrah'ım artık küçüklükten çıkmış daha olgun bir erkek haline gelmiş anacıım. o surat nasıl güzellemiş ööle. artık büyük çocuk havası gelmiş bile.
    maşşşşaallah tunişime.ee ankara ne zaman?

    YanıtlaSil