3 Aralık 2009 Perşembe

Disiplin, birey olma,otorite korkusunu yenme üzerine

Showmax kanalında Can kulağı adında bir program var.
Sunucusu psikolog Dilek Kırcıoğlu.
Denk gelirse izlediğim, çocuk yetiştirme konusunda gözüme gözüme sokmadan bir şeyler öğreten ve genelde pratik, kapsül şeklinde bilgiler sunan bir kadın.

Geçenlerde iki seyirciye söylediği cümleler, nicedir üzerine kafa yorduğum birey olma, sorumluluk alma gibi konuları özetledi adeta.

Şöyle diyor Dilek hanım; "Çocuklarımıza prens&prenses gibi davranmak çok zararlı. Tecrübe ve öğrenme, çoğu kez bir acının sonucu elde edilir"
Biz Türk annelerinin daha bebekken başlayan aşırı korumacılığı malum. Böyle her haltta "biz ve onlar" diye ayrım yapmak sevimsiz ama ben bazen çok seviyorum Batılı ebeveynlik hallerini.
Çocuklara ev işi yaptırılmasını, daha doğrusu yaşadığı ortamı düzenlemede kendi payına düşeni yapmasını sonuna kadar destekliyorum. Öyle ceza olarak da değil üstelik.
Geçenlerde bi arkadaşla konuşuyorduk. "Kız olsa neyse de erkek çocuğuna gerek yok ev işi öğrenmeye" dedi. Genel mantık bu işte. Kızsa öğret ve yaptır; erkekse top peşinde koşmayı öğrense yeter..
Tuna zaten benim evde yaptığım her aktiviteye çok meraklı. Tamamen taklit etme zevkinden kaynaklı şimdilik. Çamaşır makinesini dolduruyor, boşaltıyor. Çamaşır sererken bana sepetten çamaşır veriyor. Eline bir parça ıslak mendil alıp yerleri siliyor(!), yemek yapma merakı zaten malum... Bir dolu arkadaşımızın komik bulduğu durumlar bunlar.

Bense bu meraklarını daha da körükleyip hayatının içine dahil etmeyi çoktan koydum kafama.

Bir de disiplin ve otorite meselesi var. Dilek Kırcıoğlu bu konuda da şöyle diyor. "Çocuklara uygulanan aşırı otoritenin iki sonucu olur. Ya aşırı güven eksikliği ve otoriteye fazla boyun eğme ya da otoriteye karşı aşırı hırçın davranışlar geliştirilir"
Bingo...
Bizim nesli bir düşünün. En iyi okullarda bile vardı sıra dayağı, gereksiz azarlanma, saçını azıcık açtın, tırnağını fazlaca uzattın, okula spor ayakkabıyla geldin, ceketini iliklemedin fırçası..
Sonra azıcık "serseri" tipleri için "askere gitsin de aklı başına gelsin, adam olsun" denir ya. Erken kalkıp spor yapınca adam olanı gören var mı??
Ben şahsen temel güvenlik şartlarını sağladıktan sonra her şeyi serbest bırakıyorum. Hal böyle olunca "hayır" dediğimde gerçekten fazla ısrar etmiyor Tuna. Daha çok küçük ve disiplinden çok kendi güvenliğinden emin olmaya ihtiyacı var ve ben de -kimine göre-fazlaca serbest bırakıyorum.(Arkadaşım bir anne "çok merak ediyorum bu özgür çocuğun büyüyünce nasıl olacağını" dedi geçenlerde)
Azarladığım konular daha çok kaldırımdan elimi tutmadan inemezsin, cep telefonumu alamazsın gibi kat'i konular.
Zaten ota boka fırça atıp erkenden çocuğu disipline sokmak haddinden fazla zararlı.
Çocuk yetiştirmedeki kelebek etkisine bakar mısınız?
Bir şey yapıyorlar, tepki veriyorsunuz ve çocuk bu tepkiyle yeniden şekilleniyor. Genetik mirası olan karakterine yeniden yön veriyor.
Ürkütücü bir sorumluluk değil mi?
Böyle durumlarda -elinde değil-insan durup kendi olası geçmişine bakıyor. Bizim neslin otorite korkusunu düşünüyorum. Her apoletlinin, her memurun haddinden fazla saygı gördüğü bir onyılda büyüdük. En dandik memura iş yaptırırken bile "efendim"li konuşmalar; SSK doktorunun önünde saygı duruşuna geçen hastalar (Hastasın sen yahu, bakacak sana. Görevi o), iş hayatında müdürünün önünde ezilme halleri..
Ben şahsen İstanbul'da okumasam ve kurtlar sofrası bir sektörde çalışmasam asla özgüvenimi sağlayamazmışım, onu farkettim.
Bunu farketmem de zaten kendi adıma nelere yapabilirim diye düşünmeme yolaçtı. Yani ben anneysem ve Tuna'nın gelişimi az çok bana bağlıysa hangi konulara odaklanmak gerek noktasındayım. Şimdiden atıp tutmanın anlamı yok. Sağduyu, empati ve sınırsız sevgi ekseninde olacak her şey.
Otorite korkusu demişken, Ferhan Şensoy'un ağzından duruma cuk oturacak bir olay anlatayım.
Sene yanılmıyorsam '80lerin sonu, '90ların başı. Orta oyuncular Nazi askerlerini canlandırdıkları oyundan kostümleriyle İstiklâl'e çıkıyor ve rastgele herkese kimlik soruyor. Kabak gibi gamalı haçlı kıyafetlere, takma bıyıklara rağmen bi allahın kulu "huoop n'oluyor?" dememiş.
Soru sormayı, baskıya boyun eğmemeyi öğretebildiğimiz çocuklarımızın olması dileğiyle, küçük işçi Tuna'nın çamaşırhane macerasına davet ediyorum sizi
p.s. ateşimiz 2.günde kesildi ve ardından bi hastalık gelmedi. Sanırım azı dişinin yanında başka dişler de geliyor. İyi dilekleriniz için teşekkürler




video

18 yorum:

  1. Güzel yazı. Bir şimşek belirir zihinlerde... Ne yapmalı, nasıl yapmalı. Herkesin derdi aynı aslında, çocuğunu iyi yetiştirmek. Belki stiller farklı ama stil sonucu etkiliyor işte... Bir kitap beğenip almışım bir zamanlar, adı "Çocukta dış disiplin mi, iç disiplin mi?" İçeriği beklediğim gibi çıkmasa da dikkat çektiği nokta süper. İç disiplin. Yani öz-denetim mekanizmasını kurmak ve sonra özgür bırakmak. Yalnız henüz yaşamadan konuşuyorum, Tracy'ye benzemesin, amin.
    Video süper, sepetin dışına taşanları içine koymasına koptum.

    YanıtlaSil
  2. Her satırına katılıyorum!!!

    Zaten ilk 2 hatta bence 3 sene sevgiden başka birşey vermek anlamsız, neymiş disiplinmiş, bıdı da bıdı..

    Kardeşim çocuk zaten seni ve senin hallerini görüyor, senin duruşun üzerinden dünyayı algılıyor, alacağını sen farkında olmadan alıyor, daha ne öğreteceksin benim 17 aylık bebeğime..

    Herşeyin bir zamanı var değil mi..Nasıl bir evde ve nasıl bir anne- baba modeli ile yetişiyorsa öyle bir insan oluyor çocuk..

    YanıtlaSil
  3. dengeyi kurabilmek çok zor ve çok öenmli. bazen gereksiz şeylere hayır diyip merakını bastırmaya çalışmak, bazen de aman öğresin, özgür olsun diyip sosyal ortamlarda yapmaması gereken şeylere izin verip kuralsız olmak kolayına geliyor insanın. ama yapılmaması lazım tabii. öncelikle çocuğa şunu aşılamak lazım. dünyada kurallar ve sınırlar var. dengeli bir şekilde kural, sınır koyarak çocuğu büyünce adapte olacağı hayata alıştırmaya çalışmak lazım. sonuçta kurallarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. çok özgür bırakıp ardından hadi oğlum ilkokula diyip okulda sınırlarla yapayalnız bırakınca çocuklar şok oluyorlr. en iyisi yaşken eğitmek.
    ama ama ama hülyanasıl tatlıdır bu küçük emrah yaaa. çamaşırın ucu sepetin dışınd akalınca onu bir de içine koyuyor tekrardan. çok tertipili çok düzenli anacım.

    YanıtlaSil
  4. Süperdi. Malesef bu ürkütücü sorumluluğun bilincinde çok insan göremiyorum ben kendi etrafımda. Ve kafam basmıyor, 2x2=4 olduğu kadar net bir takım şeylerin görülmemesine, aksinin doğruluğuna inanılmasına ve gönül rahatlığıyla uygulanması. Ama görüyorum ki bana ne kadar manasız geliyorsa gördüklerim, bende onlara manasız geliyorum. Çünkü resmen dalga geçer bir tarzla karşılanıyorum. Birde bu aralar takılı kaldığım "aman anlamaz,küçük o daha yapamaz" tiplere Tuna' yı izletmeli. PCden içeri elimi sokup, mıncıklayasım geldi. Hele o sepetten sarkanları tekrar yerleştirmesi, yut o minik elleri.

    YanıtlaSil
  5. Evet hakkaten güzel bir yazı olmuş , keyifle okudum .
    Bu arada banner bana Groove is in the hearrttttt klibini hatırlattı . Hey gidi hey :) Oda pek hoş

    YanıtlaSil
  6. Nazi askerlerinin Istiklal olayini hatirliyorum...
    Yeni nesilden umitliyim, seytanin bacagini kiracagiz...pabucunu ters giydiremeyecegiz daha belki ama, bacagini kiracagiz iste..

    YanıtlaSil
  7. aa video varmis bir de, sepetin yanindan sarkanlari tek tek duzeltiyor, agzim acik seyrettim...duzen hastasi sey.

    YanıtlaSil
  8. Hehe :) İşçi Tuna çoook tatlı, bayıldım!

    Ve de katılıyorum. Çocukların törpülenip standart bir insan haline sokulmaya çalışılması fikri ürkütücü. "Koşma düşersin", "Erkek çocuğa ev işi ne gerek" gibi binlerce mafya var savaşılması gereken. Ve en tehlikelisi de kendi kafamızdakiler, en çok da güvenlik aldatmacası.

    Gerçekten çocukların güvenliğini mi düşünüyoruz yoksa kendi rahatımızı mı??? Neden çekmecelere kilit yaparlar da ittirildiği zaman parmak sıkışmasın diye bir mekanizma koymazlar? Ya da neden yer yatağı değil de beşik dizayn edilmiş bebekler için? Belki de uykuyla ilgili tüm problemler, bebeklerin rahatça emeklemeye ya da yürümeye başlamasından sonra, onları yatırmaya çalıştığımız yerin aslında bir kafes olduğunu anlayıp içine girmemek için verdikleri mücadeleden kaynaklanıyordur. Kim bilir!

    Neyse biz minik savaşçılarımızı severek özgürce yetiştirelim de onlar da yardım etsinler bari bu mafyalardan kurtulma işine. Hayat da zaten paylaşınca güzel!

    Tuna'ya bol öpücükler :)

    YanıtlaSil
  9. Biz de bu aralar buna kafayı takmış durumdayız. Gerçekten düşünüldüğünden çok zor bir denge. Öyle ileri yaşlara bırakılacak bir şey değil. Özellikle zaman azalıp karşılıklı sorumluluklar arttıktan sonra işler daha zorlaşıyor. Zor zamanlarda insanın tepkileri otomatikleşiyor. Tepkileri otomatikleştirmemek, düşünmeyi hızlandırmak lazım. Bir de kendine dışarından bakmak lazım, genel çerçeveye değil, anlık tepkilere, ses tonuna yüz ifadene. Çok karışık yazdım. Kafam da karışık.

    YanıtlaSil
  10. kisdcan
    peşinen dedim zaten şimdiden sallamak istemiyorum diye. teori iyi oluyor da pratikte gümleniyor malum. o sepet dışına taşanları toplaması herkesin ilgisini çekmiş. sanırsın çok titiz bi herif. bok böceği o halbuse
    ıraz
    bence de sözel terbiyeden çok, bizim davranışlarımız daha önemli. önce kendimizi terbiye etmeliyiz belki de.
    sermin
    sen bizden daha kıdemli annesin ve de eğitmensin. fikirlerini çok önemsiyorum biliyorsun. ellbett ki 7 yaşına kadar çocuğu başıboş bırakmayalım demiyorum. tabi ki büyüklerine tükürmemeyi, arkadaşı düştüğünde kalkması için yardım etmesi gerektiğini, yaşlı bir insana yol vermesi gerektiğini vs. vs vs daha küçükken öğreteceğiz. benim kastettiğim mesela 17 aylık çocuğun keşfetme dürtüsünü engelleyen talepler. çocuktan çocuğa ve içine doğulan aileye göre değişir bu listeler.
    ve dediğin gibi en önemlisi denge.
    tertipli değildir tuna aslında. acayip derecede dağınıktır ve mesela ben ısrarla yerini değiştirdiği şeyleri esas yerine koyarak bir nev'i terbiye veriyorum. henüz başaramadım ama azimliyim :)

    YanıtlaSil
  11. belkıs
    çocuklarımızı çok fazla küçümsüyoruz bazen. şaşırtıveriyorlar, ööle lök diye kalakalıyoruz. hele 15.aydan sonra öyle güzel anlıyorlar ve emiyorlar ki hayatı, inanılmaz.
    hayat hocam
    sağolasın. banner birben'in marifeti. retro olsun dedik bunu uygun görmüş. fotoğrafların olduğu yuvarlaklar daha mı geniş olsaydı ne be birben :)

    YanıtlaSil
  12. açalya
    ben de çok umutluyum yeni nesilden. çok akıllılar ve en önemlisi soru soruyorlar, sorguluyorlar. 3.gözleri erkenden açılıyor sanki.
    düzen hastası olduğuna katılıyorum ama kendine göre yaptığı düzene hasta o. mesela kaşıklarımın hepsinin durması gereken yer, salondaki koltuklar. zira o bunu uygun görmüş. havlunun bulaşık makinesine asılması saçmalık, çünkü onun yeri zemin.. vs uzar gider bu düzen listesi. obsesif olma ihtimalini düşünüyorum :)
    evren
    nasıl oldu da seni daha evvelden keşfetmemişim :) tamamen katılyıorum sana. bir park annesi grubu vardır, kıçını banka kenetleyip hep şunu söyleyen:
    "Oğlum&kızım gel önümde oyna". Kıçını kaldırıp çocuğun peşinde gitmemek için yapılan kısıtlamaya bak. Dediğin gibi hep kolaya kaçma, kendi konforunu düşünme durumu işte. Çocuk yetiştirmek çok zor oysa, çookk.
    Bu arada seni de takipteyim artık :)

    YanıtlaSil
  13. Damla
    anladım ben seni.
    Iraz'a söylediğim şey işte. Önce kendimizi terbiye etmeliyiz. Bazen düşünüyorum da biz sanki adam gibi terbiyelendik, self-disiplinimizi sağladık da bi çocuk yetiştirmek kaldı. Olduk mu sanki biz? Yetiştik mi de çocuk büyütecek cesareti gösteriyoruz? DEli miyiz neyiz, kimiz biz?:)))

    YanıtlaSil
  14. Dilek hanımın ikinci sözü ve bununla ilgili yazdıkların var ya mesleğimden soğutan şeydir beni..'Eğitim' işini öyle yanlış anlamışız ki biz,öyle bir hale sokmuşuzki eğitmiyoruz, tek tip, her durumu kabullenen,itiraz edemeyen, 'konuşmayan' bireyler haline getirmeye çalşıyoruz onları..-ruz diyorum malesef bu çarkın içindeyim,şahsi çabamla dışına çıkmam olanaksız..Okulda öğretmnelerin en sık kullandığı kelime nedir hatırlarsın 'susun'..Susturuyoruz,karşı çıkan olursa cezalandırıyoruz,tenefüslerde başlarında nöbet tutuyoruz bu adamların içdenetimlerine güvenmediğimizi,yani onlara güvenmediğimizi göstermek için..Sonra onlardan 'aklı hür,vicdanı hür' bireyler olmalarını bekliyoruz 'kağıt üzerinde' (Milli eğitimin temel amaçlarında da geçiyor bu ifade)..Karşı çıkıp laf söyleyince okulun en kötü öğretmeni ilan ediliyoruz,onlara değer vermeye kalksak 'öğrenciyle yüz göz olan otoritesiz hoca' oluyoruz idarenin gözünde..Hiçbirini takmam ama nöbete itiraz etmişliğimden ve ısrarla tutmak istememden kaynaklı ilk sarı zarflı uyarımı aldım bu sene..Yani adamlar diyo ki ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin..

    Mümkünse okula göndermemek istiyorum çocuğumu biliyomusun gördüklerim ve duyduklarım karşısında..Devlet okuluna da özelinde fen lisesine de bilmem nesine de..

    Sıktım,ama çok dertliyim bacım:) Git kendi sayfana yaz di mi?

    Neyse,öperim o makineye çamaşır atan minik adamımı..

    YanıtlaSil
  15. Adama bak sen! Ağzım açık kaldı valla. Nasıl da düzeltiyor sarkanları, bravo Tuna!! :))

    YanıtlaSil
  16. Tunik i Bartıhan'la birlikte izledik,bizimkisi temiz çamaşırları sepete değil yerlere ataraktan annesine yardım eder,belki Tuna'dan öğrenir:))
    Bu sene 1.sınıfa başlayan üç ve anasınıfına başlayan bir çocukla 1 aydan daha fazla süre uğraştık,okula alıştırabilmek için,tamamiyle anne tutumlarından kaynaklı problemlerdi.Hele bir tanesi astımı var diye dışarıya adımını bile atmamış,inanlılır gibi değildi.Söylediklerine tamamiyle katılıyorum.
    Mummy gibi endişeliyim bende,işin içinde olunca herşeyi görüyorsun,yaşıyorsun.Bazen karnıma ağrılar giriyor,acaba okula göndermesek daha iyi olmaz mı gibi düşüncelerim var benimde.Yalnız değilmişim.

    YanıtlaSil
  17. mummycim
    durum hala mı öyle? ben açıkçası son yıllarda biraz değişti sanıyordum bazı şeyleri. hani genç öğretmenler girdi ya eğitime.. çok üzücü bir durum hakkaten.
    OİP
    herif kameraya oynuyor resmen. pisin önde gidenidi kendileri. tertipli ayağı çekiyor.
    Deniz
    hatırlarsan erkin koray yollamadı kızını okula. çok radikal bir karar gibi görünse de olabiliyormuş demek ki.

    YanıtlaSil
  18. Tuna'nın Hülya'sı,
    Evet çocuk olayı gerçekten çok zormuş --yani dediğin gibi öyle sürekli birilerinin gözetiminde birşeyler yapacak bir insan yetiştirmek istemiyorsan daha da zor.

    Bu arada çocukluk hayalini gerçekleştirerek, matematik öğretmeni olmuş ancak bir yıl çalıştıktan sonra okuldan kaçarak uzaklaşmış, mummy'nin tarif ettiği otoritesiz hoca sınıfına tabi biri olarak bu konuda benim de kafam çok karışık. Biz şu anda us'deyiz, burda 'home schooling' olayı çok yaygın. Çocuklarını okula göndermek istemeyen anne-babalar ya kendi kendilerine ya da birleşip evlerde yapıyorlar bu eğitim işini. Ve fakat biz yavru su'nun okul zamanında çoktan tr'ye dönmüş olacağız, yani dönmeyi istiyoruz. Ama bir de bu okul olayı var ki şimdiden düşündürüyor kara kara, al işte bir uykusuzluk nedeni daha! Zor, çok zor valla!

    Bu arada link için teşekkürler :)

    YanıtlaSil