26 Ocak 2009 Pazartesi

Uyku Serisi - 3 - Tuna Uyumayı öğreniyor (Bu bir Tracy Hogg yazısıdır)



"Meğer bebekler emmeyi bilmeden doğuyormuş" demiştim doğumdan hemen sonra. Tuna o minik ağzıyla memeyi kavrayamayıp beni haftalarca silikon meme uçlarıyla emzirmek zorunda bırakmıştı. Hoş şimdi amuda kalkarak bile emiyo ama ilk zamanlar zordu gerçekten.
Bebekler bir de uyumayı bilmiyorlarmış. Biz öğretiyormuşuz. Sanıyordum ki emerken, kucakta ööle sallarken, balkondan bakarken, pusette vs uyuyuverince hep böyle gidecek. Gitmedi. 3,5 aydan sonra falan saçma bi şekilde gündüzleri çok kısa uyumaya, geceleri de hemen hemen aynı saatlerde uyanmaya başladı. Eski postlarımda yazdığım gibi müzikle uyutmaktan, koyu renk perdelere kadar tonla yöntem denedim gündüz uykularını düzene sokmak için.(Gecede en fazla 2 kere uyanıp emerek hemen uyuduğu için önceliğim gündüzdü)
Derken pes ettim, araya seyahatler, Tuna'yla paylaştığım karyolalar falan da girince ben de ailecek karyolaya yatma fikrine hazırladım kendimi. Bir kaç gece 3 kişi yattık ama ben Tuna'yı emzirirken babası aradaki boşluğa "hoop" diye kaykılınca korktum çocuğu ezcez diye. Ben de babasını salona şutladım:)) Kaldık oğluşumla başbaşa. İlk günler hakkaten enfesti. Gece boyu onun nefesini dinleyip, patilerini okşuyordum. Emzirmek zaten süper kolaydı. Sonra yavaş yavaş gece uyanmaları arttı. Neredeyse saat başı uyanır olmuştu. (Yanıbaşımda daha güvenle uyuması gerekirken niye daha sık uyandığına bir anlam verememiştim. Tracy Hogg(T.H.)'un dediğine göre ben Tuna'nın "dünya güvenli bir yer değil" endişesini onaylamış, böylece korkularını da körüklemiş oluyorum. Sürekli kucak istemesi de bu korkudanmış)
Baktım bu gidiş gidiş değil, ben de "duruma el koymanın zamanı geldi" diyerek Tracy bacının yatır/kaldır yöntemini uygulamaya karar verdim.
İlk önce eşime detaylı açıklama yaptım. Dedim bu böyle böyle. Mantığı da bu.. Onun da evde olup destek olması için cuma akşamı start verdim.
Aslında Tracy Hogg sabah 7de uyandırarak, odasını ayırarak falan başlanması gerektiğini vurguluyor ama ben daha dün birlikte yattığımız çocuğu tek hamlede koridorun sonuna atmanın biraz vicdansızlık olduğunu düşünüyorum. Tuna o gece olduğu gibi hala yatak odamızdaki kendi yatağında uyuyor.
Cuma gecesi saat 20.15te yatak odasına girdik. Tuna'yı biraz oynaştan sonra yatağına yatırdım. Garibim 15 dakka kadar oyun sandı her şeyi. Kollarını çırparak "ee anne al beni kucağına, karyolaya otur yaylan da uyuyalım" der gibi baktı uzun uzun. Sabrı 15 dakika sonra taştı. Tam olarak 20.30 gibi başladım yatırmaya kaldırmaya. Olay şu. Ağlayınca (ama mızırtı değil, ağlama) kucağa alıyorsunuz. Ses tonunuz olabildiğince yumuşak olmalı. Ben usul usul "Tuna şimdi uyuyacak, uyuyup da büyüyeceeek" diye bi ninni tutturdum. Kucakta sakinleşince yatağa geri koydum. Bu şekilde sanırım 50-60 kere yatırıp kaldırmışımdır. 20.50de uyudu. Tam olarak sızması 21.00'i buldu. Gece 03te ve sabah 05.30'da uyandı. T.H. gece emzirmeyip yine yatır/kaldır (Y/K) yapılmasını söylüyor ama ben gece emzirdim. Sabah da hakkaten 07.00de cin gibi ve çok dinç bir şekilde uyandı.
Burda dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var.
- Y/K yaparken öncelikle kararlı olmak gerekiyor. Eğer 10.dakkada falan vazgeçerseniz ipleri tamamen bebeğinize teslim eder ve bir dahaki denemenizde daha büyük direnişle karşılaşırsınız. Bebeğinize "demek k i bu kadar ağlarsam annem istediğimi yapacak" mesajı vermeniz de cabası
- Bebeğinizin en az 3 aylık en fazla 12 aylık olması gerekiyor. Yaşı büyüdükçe daha da zor oluyor sistemin işlemesi.
- Bebeğiniz yatağa yatırırken güzel şeyler söyleyin. Her zaman söylediğiniz cümlelere ilaveten "Canım oğlum&kızım şimdi yatağına yat, burası çok güvenli. Korkma ben hep yanındaydım. Çağırdığın an gelirim" diyin mesela. Ağızdan çıkan sözler bedenden yayılan elektrikle birleşiyor ve daha etkili oluyor.
- Bebeğinizi aşırı uyarıldığı bir ortamdan (TV'nin açık olduğu salondan, oyun halısından, misafirlerin yanından vs) kaldırıp direkt yatağa koymayın. Ona kendini uykuya hazırlaması için biraz zaman verin. Uyaranları azaltın ya da yatak odasına gidip orada birkaç dakika zaman geçirin.
- Y/K esnasında ses tonunuzu (çok sinirlenseniz, sabredemeseni bile) asla ama asla yükseltmeyin.
- En önemlisi bebeğinize kötü birşey yapıyor hissi duymamaktır. Unutmayın bebeğiniz yatağında uyumayı, kendini uyutmayı bilmediği - daha doğrusu biz öğretmediğimiz - için ağlıyor. Bir de tabi aylardır farklı şekilde uyuttuğumuz için ne yaptığımızı anlamaya çalışmakta. "Eee biz bu işi böyle yapmıyorduk anne, nerden çıktı bu?" diyor yani. Her ağladığında onu kucaklayarak kötü bir şey yapmadığımız mesajını veriyoruz.
- Fazla göze temasından ve konuşmaktan kaçınmak gerekiyor. Zira hem dikkat dağıtıyor hem de bebeğiniz daha çok ağlıyor. Onun yerine "mmm" sesi ve minik bi ninni daha etkili oluyor. "Şşşş " sesi 6 aydan büyük bebeklerde dikkat dağıttığından tavsiye edilmiyor.
- Sonuca nasıl ulaşacağınız biraz da bebeğinizi tanımaya bağlı. Tuna dokunarak algıladığı ve rahatladığı için ben yatağa her yatırışımda elini tuttum, yüzünü avuçladım. Szinki bundan hoşlanmıyor olabilir, başka yöntem bulacakasınız demektir bu.
- Bebeğinizi yatağında ve kendi kendine uyutmaya alıştırdığınız süre boyunca dışarda pusette, otomobilde falan uyutmamalısınız.
Cuma gecesi cumartesiye bağlandıktan sonra merakla gündüz uykularının nasıl olacağını takip ettim. Sabah 9 gibi gündüz uykusuna yatırdım. Bu seferki Y/K sadece 10 dakika sürdü ve daha az ağlamalıydı. Tuna 1 saat uyudu, uyandı. İştahla yemeklerini yedi, oyun halısında hiç mızıklamadan takıldı. Tuhaf bi sukünet geldi resmen üstüne.
Sonra öğlen uykusuna yatırdım ve sanırım bir-iki kere yatırıp kaldırıp uyuttum. 1,5 saat uyudu. Akşamüstü şekerlemesinde de yatırdığım elini tuttuğum anda uyudu. 40 dakika kadar uyudu.
Cumartesi gecesi Y/K yine 10 dakika kadar sürdü. 20.20de yatağa yatırdım ve 20.30da uyuyordu. Ağlamalar da daha çok mızmızlanmaya döndü. Onlar da bizim uyumaya çalışırken sağa sola dönüp durmalarımız gibiydi. Gece yine 03.00 ve 05.30da uyandı. (Alışkanlık uyanması) Emzirdim, uyuttum. Sabah 07de uyandı.
9daki sabah uykusu 45 dk, 13.00teki öğlen uykusu da 2.30 saat sürdü. Akşam şekerlemesi de 45 dk falandı. Tüm gündüz uykularına sadece elini tutarak, yüzünü okşayarak (göz teması kurmadan) geçiş yaptı.
O gece hiç yatırıp kaldırmadan yatırdım, elini bile tutmadan uyudu. 02.30 gibi uyandı Tuna emzirdim. Sonra sabaha karşı uyandı emzirdim, yatırdım yatağına ve saat başı uyanarak beni dumur etti. Sabah sarhoş gibi olmuştum ve sabah gece emzirmelerini kesmem gerektiğine karar verdim. Ama emmeden uyuyamamayı da öğretmiştim bu 3 günde. Yapacak bişey yok. Emmek için uyanıyo işte.
Gün içindeki uykuları da yine kısa kısaydı. Uykuya dalarken elimi azıcık çekince bile uykusu kaçıyordu falan. Döndüm kitabın 6. bölümünü bir daha okudum. Tuna elimi bir prop yani uyku nesnesi haline getirmişti. Bu da aslında kucakta uyutmaktan çok farklı değilmiş.
Gündüzler daha kötüye giderken geceler de enteresan şeyler olmaya başladı. Ertesi 2 gece yatağa yatırıp odada gezindim. Fısıltılı ninniler söyledim, elimi mümkün olduğunca yatağına sokmadım. Ya çok uyusu vardı ya da olaya alıştığından dakikalar içinde uykuya daldı. ( max. 5 dakika sürdü.) Ama gündüzler eskiye döndü. Yani 3 -4 kere 35-45 dakikalık uykular şekline. ( T.H. gündüz 1,30 saatten kısa süren uykular için de Y/K yapılması gerektiğini söylüyor ama bizde işe yaramadı. Bir kere birbuçuk saat uğraştım ama sadece 35 dakika daha fazla uyudu. Ben de gündüzü zamana bırakmaya karar verdim)
Şimdi 12 gündür falan Tuna yatağında güzelce uyuyor. Ama benim yaptığım hatalar ya da alışma sürecinden kaynaklı birkaç sorunumuz daha varvar
- Sabaha karşı emzirdikten sonra bazen saat başı bazen de 2 saatte bir uyanıyor. Emzirmeden de uyumuyor. Gece emzirmesini birkaç kere emzik vererek elini tutarak engelledim ama itiraf edeyim emzirmek daha kolay. Gecenin 2sinde el ver, emzik ver bekle uyusun zor iş. Kaldı ki gece çok güzel emdiğinden, sabaha kadar emzirmediğim zaman sütümün azalacağından korktuğumdan gece beslenmesini komple kaldıramıyorum. Ha gece az emerse gündüz telafi ediyor kendini o ayrı ama gece de emsin be kuzucuğum.
- Bir kere evde çok daralıp Tuna'yı arabasına koyup dolaşmaya çıkmıştım. O gün resmen sil baştan yapmak zorunda kaldım ve az da olsa düzeni bozuldu. T.H. "iki hafta sadece evde uyutun" diyor bu yüzden.
- Bugün mesela misafirlerim vardı ve Tuna'yı yatakta elini tutarak uyutmak çok zor geldi. Ben de emzirip kucağımda uyutup yatağa koydum. Hafif gözleri açıktı ama uyudu. Sonra gece uykusuna geçerken çok zorlandı. Yaptığımız her geri adım farklı beklentilere yolaçıyor. Dikkatli adım atmak gerekiyor yani.
- Elimi çok fazla soktum işin içine. Biraz mızırdanınca elini tutmak kolaylaştırdı her şeyi. Şimdi kendimi biraz daha geri çekip kendi kendine uyuması için çalışıyorum.
- Bazen sabaha kadar 3 - 4 defa sebepsiz yere uyanıyor. Fazla da emmediğinden açlık uyanması olmadığını düşünüyorum. Emzirirken gözünü açıyor bazen. Bıraksan uyanıp oyuna dalacak yani öyle cin gibi ama artık yatağa öylece mırıldanırken bırakınca kendi kendine uyuyor. Eskiden 1 saat falan uğraştırırdı o saatteki uyanmaları.
- Sabaha karşı o REM ve non-REM geçişlerinde hala kendi kendini uyutmayı başaramıyor. Emziği vermek için de olsa uyanmak koyuyor bazen. Ama benimki gibi nazlı bebekler, alışkanlıkları en zor değişenlermiş. Hatta "hah oldu" dedikten sonra, bir ay sonra mesela, beklenmedik direnişlerle karşılaşmak mümkünmüş.
Bu arada tuhaf da bir şey oldu. Tuna artık yıkanırken hiç ağlamıyor. Bilemiyorum tam olarak o minik beyninde neler olup bitti, hangi kopuk kablolar birleşti ama oluverdi işte. Korkuları azaldı belki, bilemiyorum.
Gelelim ana fikre. Ben Y/K'yı tam olarak uygulamıyorum ve T.H'nin 4 saatlik rutinine uymuyorum. Fazla kontrollü bir sistemi var T.H'nin. Canım isteyince emziriyorum, Tuna isterse emiyor, isterse yemek yiyor. Yatağını daha birkaç ay daha yanımdan ayırmayı da planlamıyorum. Zira her gece 3-5 kere öteki odaya git, kontrol et falan bana eziyet. Ama artık yatağa koyunca kendi kendine uyuyacağını biliyor, transa geçiyor, ıııı, mmm, ğğğğğ sesleri çıkara çıkara, elimi okşayarak, yüzünde gezdirerek meditasyon yapar gibi uykuya geçiyor. Bu da bana şimdilik yeter de artar bile.
p.s. Bu cumartesi tüm İzmirli bloggerlar biraraya geliyoruz. Artık Tuna Efendi o gün biraz pusette uyuyacak biraz kucaklarda gezecek. Annesi de hamurişlerini yuvarlayıp süt yapacak :))
Tracy Hogg'un bu çok faydalı kitabını satın almak için tıklayın.

23 Ocak 2009 Cuma

Uyku serisi - 2 - Tracy Hogg

Okudum, hala okuyorum. Bitiremedim daha, sürünmeye başladı sonlara doğru ama alacağımı aldım; anlayacağımı anladım.
Tracy Hogg, Türkçe'ye Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler olarak çevrilen Baby Whisperer (Bebeklere Fısıldayan) kitabıyla kelimenin tam anlamıyla anneliğin kitabını yazmış. Tuna ilk doğduğunda yerli yersiz saat mefhumu gözetmeden -her bebek gibi- ağladığında, annem sorardı: "Oku bakalım oğlunu ne diyo sana?"
İşte Tracy bacı bize bebeklerimizi "oku"mada yardım ediyor. Başka bir deyişle anneliğin kitabını yazmış.
Tracy(kanka olduk hemen farkındaysanız. bizim Treysi yaw) , her bebeğin belirgin bir karakterle doğduğunu ve bir dili olduğunu söylüyor. Bebekleri temel özelliklerine göre beşe ayırmış. Melek, Kitap, Nazlı, Hareketli ve Huysuz Bebekler. Kitabın en güzel yanı Tracy'nin danışanlarından örneklere çokça yer vermesi. Böylece sizinkinin hangi gruba girdiğini bulmanızı sağlıyor. Tracy'ye göre en şanslı ebeveynler melek ve kitap bebeklerin anneleri. Her ortama uyum sağlayan bu bebekler, akıllı ebeveynlik yönetimiyle iyi birer yetişkin haline gelebilir, ama aksi de mümkün. Yani bir melek bebek 2 yaş sendromuna aşırı öfkeli ve huysuz bir çocuk olarak girebilir. Bu tamamen sizin elinizde.
Kitapta ek gıdalardan, biberon almayan bebeklere, tuvalet eğitiminden yalnızlık endişesine kadar tonla konu başlığı var. Beni kitabı almaya iten yegane başlıksa uyku.
Benim gugıllaya gugıllaya bulamadığım çok önemli sorularımı cevapladı bu kitap. En mühim sorum "Tuna ve daha tonla bebek neden gündüz uykusundan 35-45 dakikada uyanıyor" idi. Şu yüzdenmiş:
Bebekler dahil hepimizin uyku periyodu birbiri ardına gelen uyku döngülerinden oluşmaktadır. Uykuya dalarız, derinleşir ve ortalama 45 dakika sonra REM (Rapid Eye Movements - Hızlı Göz Hareketleri) denen safhaya geçeriz. Bizler farkına bile varmadan atlatırız bu süreci. Ya da uykumuz hafifler kalkar çişimizi yaparız, bir yandan ötekine döneriz ve uyumaya devam ederiz. Gelsin derin uyku safhası, sonra REM, sonra yine derin uyku, REM vs vs... Bebekler içinse bu süreç daha karmaşık. Onlar yeni doğduklarında hafif bir ağlamakla, mızırtıyla geçmeye çalışıyorlar bu safhaya. Biz cahil cühela anneler de "aha uyandı" diyerek hemen memeye tutuyoruz, ya da formül süt veriyorsak biberonu dayıyoruz. Emen bebek haliyle uyuyor ve bu sürecin birkaç defa daha tekrarlanmasıyla bebek, beyninde emme ve uyuma arasında yanlış bir bağlantı kuruyor ve emmeden uyuyamaz hale geliyor. Böylece emmek onun için bir prop yani uyku nesnesi haline geliyor.
Peki ne yapmak lazım? Bir kere Tracy taze annelere iki şeyi şiddetle öneriyor. Biri emzik diğeri kundak. Emzik bebeğin REM'e geçişini kolaylaştırıyor. Muazzam bir emme refleksiyle doğan bebekler için emzik rahatlatıcı ve sakinleştirici bir unsur. Kundak ise benim ilk zamanlar temmuz sıcağında karşı olduğum, sonra yapmak istesem de Tuna'nın güçlenen kollarıyla izin vermediği bir uyku nesnesi. Tracy bebeklerin kollarının sarıldığı zaman kendilerini güvende hissettiğini savunuyor. Yeni doğan bir bebeğin kolları fütursuzca oraya buraya savrulurken yüzüne de çarpıyor ve o henüz yüzüne çarpan elin kendine ait olduğunun farkında bile değil. Bu da birincil talebi güvenlik olan bir bebek için çok rahatsız edici bir tehdit. (Farkındaysanız ikisi de annelerimizin sıkça ısrar ettiği şeyler. )

Tuna burda sadece 3 günlüktü ve elleri böyle havada uyanıyordu sık sık.
Tracy Hogg, yeni doğan bebeklerin -2700doğum kilosunun üzerinde olması koşuluyla- 3 saatte bir emzirilmesi ya da beslenmesi gerektiğini söylüyor. Her bebeğin günde birkaç kez sağılmış süt verilmek suretiyle biberona alıştırılması gerektiğini, böylece ilerleyen haftalarda mide doldurma yöntemiyle daha iyi beslenmiş ve daha uzun süre uyumaya başlamış bebeklere sahip olunacağını söylüyor. Yani gün içinde aldığı süt miktarını artırarak bebeğin geceleri -en azından-açlıktan uyanmasını engellemiş oluyoruz. (Yenidoğanlar için çok ince uçlu biberonlar mevcut. Biberon alan çocuk memeyi bırakır söylentisinin de baktığı binlerce bebeğin bir tekinde bile gerçekleşmediğinin altını çiziyor Tracy)
Peki biz ne yaptık? Hadi itiraf edin her vıyakladığında en kolay yolu seçip emzirip uyuttunuz di mi? Ben öyle yaptım. Aslında ilk haftalarda çok güzel bi çizelge yapmıştım Excell'de. Tuna 2700 gr'ın altında doğduğundan ben 2 saatte bir emziriyordum. Gece yatmadan ve gün içinde birkaç kez mide doldurma yöntemiyle tıka basa doyuruyordum ve hakkaten de 4 saatlik periyodlar halinde uyuyordu Tuna. Ama sebepsiz uyanmaları, saatlerce uyanık kalmaları falan çoktu. Sebebini yeni yeni Tracy sayesinde anlıyorum.
Bir kere Tuna, Nazlı Bebek sınıfından. Yani ışığa, sese, dış uyaranlara aşırı hassas. Çevresindeki insan sayısı arttığı anda rutini bozuluyor. Değişimlere açık değil, ortamdaki en ufak değişiklik bile hayatını alt üst etmeye yetiyor. Hakkaten de Tuna daha hastanedeyken bile perdeleri çekip ortamı karartmak zorunda kalmıştık. Gözleri tam açılmamıştı ama camdan sızan ışığa kaşlarını çatarak tepki veriyordu. Eve geldikten sonra da uyurken bile ışığa sinir yaptı çok kereler. Derin derin uyurken yoldan geçen karpuzcunun sesine, hızlıca çarpan kapıya, ona buna şuna asabileşti.
İlk zamanlar eve gelip gidenlerin sayısı çoktu haliyle. Ne zamanki evin nüfusu artsın Tuna o gece çok geç uyuyordu. Ben kendi yorgunluğum ve stresim ona yansıyor sanıyordum meğer bizim oğlan kendi stresini kendi yaratır hale gelmişmiş o vakitler :)
Tuna o kadar günlük rutinine bağlı bi bebekti ki Pazar günleri babası evdeyken bile şaşırıp kalıyordu. Öyle ya iki kadından biri -memeli olan- annesi; diğeri -anneye benzeyen- de anneannesiydi. Bu adam da neyin nesiydi? İlk günlerde girdiğim bir post vardı. Tüm gün uyutmak için uğraştığımız Tuna'yı ekmek yapma makinesinin titreşimiyle sakinleştirmiştik. İşte o gün de o pazarlardan biriydi.
Nazlı kuzu, başka eve gittiğimizde de huysuzlanıyordu. 20.gün babaannesine gitmiştik de vıyıl vıyıl susmamıştı. Nöbetçi eczanelerde gaz ilacı araya araya bi hal olmuştuk. Meğer derdi gaz değilmiş, sadece "bizim ne işimiz var burda" diyormuş. Tabi temelde güvenlik isteği var.

Tuna sırtüstü yatırınca silkelenerek uyuyordu ve şu pozisyonda saatlerce uyuyordu. Kundak yapsaydım tee en baştan böyle maymuncuk gibi uyumak zorunda da kalmazdı yavrucuk.

Yine eski bir post. Antalya'dayız ve akran oğullarımızı tanıştırmak için Gaye'deyim. Tuna o gün kendini aştı, kucağımdan indirdiğim anda ağladı durdu. Saatlerce kucağımda kaldı. Tedbil-i mekan batmıştı gene bizim oğlana.
Bu kadar güvenlik sorunu yaşayan bi çocuğu daha 2 aylıkken ameliyat masasına yatırırsan o da üstüne kadayıfın kaymağı olur tabi.
Tuna'nın dış mekanda ne kadar huysuzlaştığına en son Rahşan tanık oldu. 2 gün boyunca kucağımdan inmedi resmen. Tek bir gündüz uykusu bile 30 dakikadan uzun sürmedi. Hep ağlayarak uyandı falan. Pusette bile uyumadı düşünün artık.
Bir nazlı bebek annesi olarak ne yapmam gerek peki? Evden çıkmadan aynı rutini mi yaşayacağım, eve misafir kabul etmeyecek miyim? Elbette hayır. Eve gelip giden konusunda biraz titiz olmam, dışarı çıkacağım saatleri Tuna'nın uyku saatlerine göre düzenlemem, yine de gittiğim yerde karşılaşacağım "sürprizlere" karşı hazırlıklı olmam gerekiyor. Oyun halısını ilk aldığımda korkarak ağlamıştı Tuna. Ona bu kadar renkli uyaran "çok fazla" gelmişti. Ben de halıyı inatla ortadan kaldırmayıp alt açması halien getirdim. Tamm bir ay uğraştım halıyı sevsin diye. Bir aydır Tuna halısını çok seviyor, 1 saat kadar kendi kendine oyalanıyor. Yani Tuna'nın yeni şeylere alışması için gereken tek şey "zaman"
Bebeğimin huyunu suyunu bildiğim için en azından başıma gelecekleri tahmin edebiliyorum şimdi. Ruhun şad, mekanın cennet olsun Tracy!! (2004te cilt kanserinden yaşamını yitirmiş ne yazık ki)

(Yani ben onca zaman gazı koliği var sandığım çocuğumun dilini çözememişim resmen. Kucağa alınca sustuğu ve kolayca uyuduğundan o vakit bu vakit hep kucakta uyutup yatığa yatırıyorum. Yani Tracy'den önce yatırıyordum. Uyku konusunda attığım dev adımları sonraki postta etraflıca anlatacağım.)

21 Ocak 2009 Çarşamba

Ek Gıda Tek Gıda mı Oluyor?

En büyük korkularımdan biri yemeyen çocuk sahibi olmaktı. Evde zaten yemek seçen bir büyük çocuk varken ikinciye katlanamazdım doğrusu. Neyse ki oğlum oburluk konusunda babasının değil anasının genlerine sahip.
Evet blog anneleri, oğlum yiyor.(maşşallah diyin hulleeaaayn)
Bizim ek gıda menümüz biraz yüklü gelmişti başta. Kahvaltıda yumurta sarısı, peynir ve tahıl, sütümle bulamaç olacaktı. İlk denemelerim biraz katı, sonra fazla cıvık, fazla pütürlü falandı. Deneye deneye ideal karışıma ulaştım. Altın oran, 60 cc süt ve 1 yemek kaşığı Milupa 7 tahıllı . İlk hafta Tuna beyler mırın kırın ederek yese de şimdi her sabah yutuyor bulamacını.
Öğlenleri 100 cc sebze çorbası+50 cc yoğurt vermişti doktor teyze. Benim çorbam sebzesi bol, suyu az olduğundan anti-kabızlık önlemi olarak zeytinyağını bol koyuyorum. Yok çorbanın suyu fazla geldiyse gözüme, bir tatlı kaşığı daha tahıl ilave ediyorum. Bazen 100 cc'den fazla yaptığım ve Tuna'nın da yediği oldu. Bebeklerin korkulu rüyasıdır ya bu sebze çorbası, acaba tariften tarife mi değişiyor? Ben yaptığım her şeyi tadıyorum ve gayet de güzeldi valla çorbalarım. Haftada 2-3 kez kıymayla yapıyorsam 2-3 kez de mercimekle yapıyorum. (İçine ne koyduğumu unutursam bezini biraz "dikkatle" incelemem yeterli oluyor. Koca adam gibi yapıyo yahu :))Doktorlar günlük yapın diyor ama her gün sadece 200 cc çorba için o kadar uğraşmak akıl sağlığını bozabilir insanın. Çünkü pişen karışımı, blendır kullanmayıp tel süzgüden geçiriyorum. Tahmin edersiniz ki hayli meşakkatli bi iş. Ben de 2 günlük yapıyorum ve 100er cc'lik kaplarda buzluğa atıyorum.
İkindi öğünündeki meyvede biraz başarısız olduk çünkü o saatlerde Tuna'nın iştahı öğlen uykusunun performansına bağlı. Daha da uyusun diye uğraştıkça meyve saati geçe kaydıkça kayıyor. İyi uyumadıysa zaten keyifsiz olduğundan yediremiyorum. Biraz da tatlı lezzetlere uzak bi yapısı var sanırım. Son günlerin moda deyimini kullanmadan edemiyorum :"Damak tadıma uygun değil"
Akşam da öğlenkinin aynısı bir öğün veriyorum. Üstüne emerse beyefendi emziriyorum, 100 cc kadar da gece sütü yapıyorum. Aslında yapıyodum desem daha doğru olur, çünkü beyefendi kaşıkla yemeye başladı başlayalı biberona burun kıvırıyor. Son bir haftada hemen her gün az çok sütümü çöpe atmak zorunda kaldım. Dün gece sütümü kaşıkla vermeyi denedim içti kerata. İçine biraz da tahıllı karışım ekledim, yedirmesi kolay olsun diye. Onu bile yedi. Büyüdü ya artık kaşıkla yiyecekmiş velet.
Yeme düzeni iyi de emme olayı çok azaldı. Aslında nerden baksan (öğünlere karıştırdıklarım dahil) günde 400-500 cc'yi buluyordur aldığı süt. Ama bu bile eskisinin yarısı kadar. Alışmışım tek gıdanın "ben" olmasına. Şimdi dokunuyor bu durum. Zaten artık kesintisiz uyuması için gece emzirmelerini kesmeye çalışıyorum. Sadece sabah, öğlen ve akşam emecek. Doktorumun dediğine göre zaten istedikleri rutin de buymuş.
Yeme düzeninin yoluna girmesinin sırrını vereyim size. Daha iyi uyku. Nasıl mı? Tracy Hogg diyeyim, yatır/kaldır diyeyim anlayın siz :))
Evet bu aralar Tracy Hogg'un Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabında anlattığı metodları uygulamakla çok ama çok meşgulüm. Resmen her şey iki ileri bir geri ilerliyor. 2 gün herşey yolunda giderken 3.gün beklenmedik şekilde eskiye dönüyor. Bir sonraki postta gün gün neler yaptığımı anlatacağım. Ama zamana ihtiyacım var.
Beni bekleyin anacım
Hadi çüüss

18 Ocak 2009 Pazar

İstanbul'dan bir Tuna geçti

Veee işte beklenen buluşma. Şok şok şok!!! Tuna ve Mina'nın el ele göz göze ilk fotoğrafları çok özel görüntülerle bu sitede...
Yaaa işte gider miyim gidemez miyim derken Tuna'yı kaptığım gibi atladım uçağa, İstanbul'da aldım soluğu. Hakkaten basmıştı bana İzmir, iyi geldi..
Planlarım farklıydı aslında, birkaç eski dostu görüp bol bol gezecektim. Ama İzmir'in rehavetine öylesine alışmışım ki unutmuşum İstanbul'da mekan değişiminin ne kadar zor olduğunu. En yakın iki semt bile şehir değiştirmek gibi bi çaba istiyor. Haliyle ilk adresim Collyer-giller'den dışarı çıkamadım. Çıkamadım da fena mı oldu? Bilakis ilaç gibi geldi valla.
Rahşan'la üniversite yıllarından beri görüşmemiştik. Dile kolay tam 6 sene. Eskiden staj, final, bütünleme, iş, maaş vs sözcükleri dökülürdü dilimizden. Şimdi süt, emzirme, kilo, body, bez, çiş, kaka konuşur olmuşuz. Ama ne gam. İkimiz de pek memnunuz halimizden.


Ama size önce Mina'dan bahsedeyim. Fotoğraflardan çok çok daha güzel bi kız. Tam bir prenses. Ama öyle "ben büyüyünce gelin oluceaaammm" diyen cimcime prenseslerden değil. Daha çok tuttuğunu koparan cinsten "cool" girl havasında.
Yediğim içtiğim benim olsun demeyip anlatacağım valla. Ayıptır söölemesi spagetti bolonezden mantıya, tiramisudan irmik hevasına kadar süper menülerle mest etti beni Rahşan.
Yemekler, konukseverlik falan süperdi de de şans işte veletlerin ikisi de huzursuzdu. Mina diş; benim eleman da yabancı yer sancısı çekiyordu. Zaten yeni ortamları çok yadırgayan bi oğlum var. İşin içine yeni şehir, yeni ev, yeni ebeveynler ve bir de yeni bebek eklenince kelimenin tam anlamıyla afalladı Tuna.
Eve ilk girdiğimiz andan son ana kadar gündüzleri kucağımdan inmedi desem yeridir. Sadece yürüteçte ve oyun halısında birkaç dakika oyalandı. Onda el&göz temasımızı hep koruduk.
Mina Tuna'ya göre daha sakindi. Halıda sıkıldığı anlarda "patron" Rahşan, Oliver'a "walk around" komutu verir vermez Oliver Mina'yı kaptığı gibi hoplatıyor, "what is your problem" ninnisi eşliğinde neşelendiriyordu kızını. Bir an bizim ev geldi gözümün önüne. Aşağı yukarı aynı manzara bizde de yaşanıyor. Neden bu babalar mızırdayan çocukların sesini, biz uyarmadan, duyamazlar ki?
Neyse, ne diyordum? Hah Tuna acayip mızırdandı. Kucağımda uyutup yatağa bırakmaya dair hemen her girişimim başarısız oldu. Ben de sıklıkla sallanan koltukta kucağımda uyuttum. Tabi evde 2 bebek olunca uyku saatleri asla birbirini tutmadı. Rahşan Mina'yı uyutmaya çalışırken biz bahçe turu yaptık; Tuna benim kucağımda uyurken Rahşan yemek yaptı falan. 3 günde toplam 2-3 saat anca görmüşüzdür birbirimizi. Tam "hah ikisi de uyudu iki lafın belini kıralım" dediğimiz anda ya birisi mızırdandı ya biz uykusuzluktan kırılırcasına yorgun olduğumuz için uyumayı tercih ettik.
Gecelerimiz iyiydi allahtan. Ama 20-21 arası olan uyku saatimiz 22.30'a sarktı. Tabi karyolada benim yanımda yattı hep. Yanımda yatınca emzirmek de uyutmak da süper kolay oldu. Gece sadece 2 kere uyanarak sabah 8lere kadar uyuduk. Ama dedim ya gündüzler tam bir felaketti.
Bu arada Collyer-giller'in evde zaman, Mina'nın uyuduğu ve uyanık olduğu saatler şeklinde ikiye ayrılıyor. Mina uyurken eve bi ölüm sessizliği hakim. Terliklerle parkede gezilmiyor, telefonlar sessize alınıyor, yüksek sesle konuşulmuyor falan. Hakkaten acayip derecede sese duyarlı bi çocuk. Bu yüzden Tuna ve Mina birbirlerini gecenin bi vakti uyarmasın diye koca evin tee iki farklı ucunda yattık.
Bebekler sanırım yanlarındaki ufaklığın da kendilerine benzeyen bi minnoş olduğunun farkında. İkisi de birbirlerine daha farklı bakıyordu. Hemen her anlarını görüntülemek için elimizde kamerayla gezdik desem yeridir. Ortaya yazımın başındaki muazzam görüntüler çıktı.

Bir de şu "kanguru mu sling mi?" sorunsalı var. Malum ben sling'ciyim ama Rahşanlar'ın Baby Björn kangurusu da gayet iyiymiş. Sırtı diğer kangurular kadar yormuyor. Ama fiyat&performans&pratiklik açısından yine de slingi tercih ederim.
Sudan kuduz gibi korkan Tuna'yı bir de İstanbul'da yıkadık. Banyo çığlıklarına Rahşan da tanık oldu. Bir de iki bıdığı emzirmek ve muhallebiye karıştırılan sütler yoluyla süt kardeşi yaptık. Artık "durun evlenemezsiniz siz kardeşsiniiiizz" diyebiliciim.
Böyleyken böyle işte. Ben tüm yorgunluğa rağmen inanılmaz keyif aldım. Rahşan'ı yıllar sonra görmek, Mina'yla ve Oliver'la tanışmak çok güzeldi.
Posted by Picasa

9 Ocak 2009 Cuma

Tuna on-air, Yarım yaş, Ek gıda çetrefili vs vs vs

Uzun zaman oldu yazmayalı. Biz bu boşluğa bir Antalya seyahati, bolca eğlence, çokça yorgunluk, dolan bir ay daha ve ek gıdalara temelli geçiş sürecini sığdırdık.

Geçen hafta sonu Atlasjet'in süper fiyatlarını fırsat bilip Antalya'ya uçtuk. Hakkaten otomobille gitmekten çok daha uygundu bilet fiyatları. Yıllarca otobüs firmaları kazıklamış bizi anlayacağınız. Ya da havayolu şirketleri kaçak yakıt kullanıyor ne bileyim.
Tuna'nın ilk uçak yolculuğu olduğundan endişeliydim açıkçası. En son hamileyken binmiştim uçağa ve bir bebek 45 dakika non-stop bağırınmıştı. Ben de annesini pek bi kınamış "cıkcık"lamıştım. Ne zaman birini kınasam başıma feriştahı geldiğinden "yusuf yusuf" şeklinde bindim uçağa. Neyse ki inişte de kalkışta da Tuna'mın neşesi yerindeydi. Hosteslere o fırıldak bakışlarını attı, kızların biri geldi biri gitti resmen. Bizimki hepsine gülücükler saçtı. Tek sorun iniş-kalkış sırasında kemer takılmasıydı. Hayır anlamıyorum, hem diyorlar "iniş-kalkış sırasında emzirin" hem de o kemerle bebeğin yüzünün bize dönük olmasını bekliyorlar. Bu kuralları yapanlar sanırım memelerimizi boynumuzdan ya da kafamızdan çıkıyor sanıyor. Ben emzirirken çözdüm valla kemeri, yanımızdan hostes geçerken takılı gibi Tuna'nın üstünden geçirdim. Trafik kontrolünde emniyet kemerini takıyomuş gibi yapan mal sürücüler gibi hissettim kendimi ama olsun.
Antalya'da çok kısa kaldık. Tuna anneannesi ve dedesini gördü, kendini sevdirdi döndük evimize. Ben de sürekli evden dışarı çıkmaya korkan, çocuğumun düzeni bozulmasın stresi yaşayan obsesif anne olmaktan çıktım böylece. İlk gün, gündüz uykularında sorun yaşasak ve yabancılık çekse de geceleri iyiydi. Tuna karyolada benimle yattı. Gayet de güzel uyudu.
Kendi endişe zincirimi bu yolculukla kırdım, şimdi önümüzdeki hafta yine minik bi İstanbul uçuşu planlıyoruz. Bu kez sadece Tuna ve ben. Bakalım becerebilirsek Mina'cığımı göreceğim. Çok heyecanlıyım.
Ve zaman su gibi akıp geçiyor ey blog anneleri. Tuna'm 6 aylık oldu. Her biri yoğun emek, sonsuz sevgi, sınırsız sabırla dolu 6 koca ay. Yarım yaş... Bi bu kadar daha büyüyecek, hoop bi bakmışız doğumgünü pastasının mumlarını üflüyoruz. Dün sabah oğlumu yataktan "iyi ki doğdun" şarkısıyla aldım. Şaşkın şaşkın baktı yüzüme, sonra güldü kocaman. Oğlum çok mutlu ve güleryüzlüsün, tüm ömrün böyle güleç geçsin. Seni çok ama çok seviyorum. Nice aylara canım benim.
Tuna 6.aya 8020 gram ve 66,5 cm'lik vücut ölçüleriyle girdi. Kafa çapı ortalamın 1 cm altında. Anası gibi küçük kafalı benim oğlum.
6.ay biliyorsunuz hem anne hem bebek için son derece kritik bir dönüm noktası. Artık tek gıdası süt değil, kahvaltıydı çorbaydı derken hayatına yeni renkler giriyor bebelerimizin. Hoş ben nicedir tattırıyordum ama sistemli ve planlı bir şekilde ek gıda vermeye bugünden itibaren başladık. Herkesin doktoru aşağı yukarı benzer menü vermiş ben de kısa bi özet geçeyim.
Sabah: anne sütü+bir saat sonra kahvaltı ( yumurta+peynir+pekmez+ekmekiçi ya da bebe bisküvisi ya da milupa 7 tahıllı ya da bebelac ilk tahıllarım)
Ben labnenin bebekleri fazla pütürsüz ve suni bir tada alıştırdığını düşünüyorum ve her gün vermeyeceğim. Zaten üzerini okursanız kalsiyum değerinin çok az olduğunu görürsünüz. Onun yerine ya evde kendim sütten kestirip lor yaparım ya da geceden suya koyduğum beyaz peyniri veririm. Ekmeğimi de köy unuyla yapıyorum zaten.. Tüm bu karışım 30-60 cc anne sütüyle bulamaç haline getirilecek. Ben zamanında birkaç kap sütümü, steril idrar kaplarında, buzluğa atmıştım. Acil durumda sağmakla uğraşmam böylece.

Öğlen sebze çorbası + 50 cc yoğurt (şu meşhur sebze çorbası :) Doktorumuz havuç, patates ve pirinç sabit olmak üzere her seferinde bir sebzeyle denememizi önerdi. Böylece hangi tatları sevmediğini anlarmışız. İçine 2 yemek kaşığı yağsız kıyma ve bir tatlı kaşığı zeytinyağı koyuyoruz. Çorbayı da yoğurdu da günlük yapıyoruz. Sebzeleri buharda pişirip kendi suyuyla püre haline getirebiliyoruz ama anne sütüyle karıştırmak yassah. Sebzelerin tadını alması içinmiş bu da. Ama mesela yoğurdu seviyorsa yoğurtla sulandırılabilirmiş
İkindi: 120-150 cc kadar meyve püresi.(elma, armut, mürdüm bu dönemin taze meyveleri) Püreli yemiyorsa süzgüden geçirilebilirmiş ama allahtan Tuna pütürlü mütürlü demeden yiyor.
Akşam: Öğlenki çorbadan 100 cc + 50 cc yoğurt.
Yatarken: Arzuya bağlı Milupa muhallebi 120 -150 cc. Ben zaten buna yakın miktarda süt veriyorum, o yüzden muhallebiyi her gün değil 2-3 günde bir vereceğim.
Ve işin püf noktaları. Öncelikle ek gıdalar bebek açken verilecek. Yemeği yemezse "aman yavrum aç kalmasın" diye emzirmek işi daha da zorlaştırıyor. Birazcık aç kalmaları gerek yani.
İnatçı, takıntılı ve agresif değil kararlı olmak gerekiyor.
Blendır kat'i surette yasak. Eğer bebeğiniz pütürlü yiyemiyorsa tülbentten ya da tel süzgüden geçirin ama blendırda parça pinçik etmeyin gıdaları.
Hazır kavanoz mamaları sadece dışarda, ya da evden acilen çıkıldığında verilecek. Rutine bindirmeyin, onlarda da koruyucu maddeler var.
Bebe bisküvileri hakkında yapılan spekülasyonlar biraz haksızmış. Ateşte pişen her karbonhidratta bir miktar kanserojen madde açığa çıkarmış. Yani evde pişen kurabiye de çok masum değilmiş.
Hazırlanan ek gıdalar en fazla 2 saat içinde tükettirilmeli.
Bir de bana verilen kitapçıktaki şu cümleye karı-koca pek güldük: "Hiçbir bebek ağzını açıp sizin onu beslemenizi beklemez. Bebek beslemek annelik sanatıdır, unutmayın..."
Akşam Tuna'ya yoğurt yedirirken babası sordu "annelik sanatını mı icra ediyosun?" "Evet canım, nihavent makamından hem de"
Gelelim işin hüzünlü kısmına, bana tüm bu bilgileri veren hemşirenin söylediği şu cümle resmen içim dağladı: "Artık anne sütü öğünlerin üzerine tatlı niyetine verilecek". Nasıl yaaa? Ben bi tarafımı yırttım zamanında sütüm artsın, sadece anne sütüyle büyüsün bu adam diye. Hala 8-9 kg fazlam var, diyet miyet yapmadım sütümü etkilemesin diye. Şimdi tali gıda mı olduk? Ne acı...
Bir de herkes yazmış ama ben de değinmeden geçemiyeceğim. Abicim nedir bu İsrail'in zulmü yaa? Nasıl adaletsiz bi güç kullanımıdır bu? Zamanında haberciyken pek umursamazdık. Irak savaşı zamanında çalışıyordum ve merkeze gelen her bi görüntü, her ölüm bilançosu bizim için çok sıradandı. Şimdi o ölü çocukların uyurmuş gibi masum yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Anneleri ,abileri, babaları boşuna intihar bombacısı olmuyor işte. Şiddet şiddeti doğuruyor, tüm dünyacak bakakalıyoruz biz de...