26 Şubat 2009 Perşembe

Zerzevatçı Tuna

Bu havucu dişini kaşısın diye vermiştim. Pek sevdi gevelemeyi..


Portakalı pek sevmedi:)) Ama soğuk olması hoşuna gitti sanırım. Suratını buruşturua buruştura ısırdı.
Posted by Picasa

24 Şubat 2009 Salı

Nanneeee!!!!

Benim buralarda bi yerlerde ihmal edilmiş bi blogcağızım olacaktı:)
Çok yoğun bir 2 hafta geçirdim. Blog aleminde bir süredir sadece okuyucu, nadiren yorumcu olarak takıldım. Sebep tabii ki Tuna’nın yemeği, uykusu, kakası, her kakadan sonra yıkanan poposu, mayalanan yoğurdu, sebze çorbaları, özenle hazırlanıp 1-2 kaşık zorla yedirilip kalanını annesinin mideye indirdiği meyve püreleri, evin işleri, babanın ütüleri, bize yemek…. Bu liste uzar gider. Annem buradayken kolay hayata alışıp pek bi rehavete kapılıyorum, her gidişinden sonra sanki ilk kez yalnız kalmış gibi bir koşturma ve telaş başlıyor bende. Alışmam bir haftayı buluyo..
Buna bu kez Tuna’nın tuhaf bir huysuzlanması eşlik etti. Geçen pazartesi sabah itibariyle uyanık olduğu hemen her dakika mızırdandı. Oyun halısında durmadı, uyumadı, az yedi, açken bile ağzına kaşık değince ağladı falan.. Diş olduğunu tahmin ediyorum. 3 gün 3 gece sürdü bu sancılar. Geceleri yarım ölçek Calpol verdim. Gündüz elime sardığım gazlı bezle ve jelle masaj yaptım. Bir de Nuby’nin parmağa takılan diş kaşıyıcı bi aleti var. Onu aldım, masaj yapıyorum. 7,5 aylık oldu ama hala dişin sancısı var, kendisi yok. Ne zaman çıkar ki?
Buna ilaveten bir de “ha geldi ha gelecek” dediğim ayrılık endişesi başladı sanırım. Odadan çıkarken bir çift göz muhakkak beni izliyor, uzun süre geri gelmezsem “neannee” diye çağrılıyorum. Evet oğlum resmen artık “anne” diyor. İlk duyduğumda inanamıştım. Çünkü aylardır ağlarken “anne” benzeri bir sesler çıkarıyordu ama sanırım hemen tüm bebekler ona benzer bir şekilde ağlıyor. Geçen gece odasına gidip emzirip yüzükoyun şekilde yatağa bıraktım. Uyudu diye tam kapıdan çıkarken “nanne???” diye bi seslenişle geri döndüm. Gecenin 3ünde ye, yut, hamur gibi yoğur yani. O kadar sevindim. Bu ayrılık endişesi 7-9.aylarda başlayıp genelde 18.ay gibi sona eriyormuş. Başlamadan odasını ayırmakla iyi yapmışım sanırım. Artık alıştı kendi odasında yatmaya.
Uykularımız fena değil desem… Gece 20.00-20.30 gibi yatağına yatırıp elini tutuyorum, gözüne bir örtü örtüyorum. Mızırdana mızırdana uyuyor. 3-4 saat sonra ilk; sabaha karşı ikinci uyanmasıyla emziriyorum. Bazen sabaha karşı bir iki kere daha uyandığı da oluyor. Gece uyanması 4ü bulunca benim ertesi günüm bölünmüş uykulardan perişan oluyor. Sabah da en geç 8de ayaktayız. Gündüz gene kısa kısa, nadiren 1,5 saati buluyor. Ama zaten koyverdim gitti ben bu uykuları ya, takmıyorum..

Ek gıdaları tam anlamıyla oturttuk diyebilirim. Kahvaltıda gün aşırı yumurta sarısı, her gün bol beyaz peynir, bazen labne (katkılı mı değil mi bi halt anlamadım ben bu peynirden. Çok lezzetli ama nasıl o kıvam ve tat yakalanır ki katkısız? İmkansız.. Fazla vermemeye çalışıyorum) bir tatlı kaşığı kadar tahıl sütümle bulamaç oluyor. Süt sağmadıysam sütlü pirinçli muhallebi ve suyla karışım yapıyorum. Ama ben bu bulamaç olayından çabuk vazgeçecek gibiyim. Biz bulamaç mı yiyoruz kahvaltıda? Bebekler niye yesin ki? Pütürlü yemeye alıştı nasılsa, önümüzdeki ay yumurta sarısını, peyniri falan çatalın tersiyle ezip vermeye başlayacağım. Kahvaltıda bulamaca alışan bebekler, kocaman çocuk oluncaya kadar maalesef bu şekilde besleniyor.
Kuşluktaki meyve öğünümüz tam anlamıyla fiyasko. Özellikle aç bırakıyorum, emzirmiyorum, su bile vermiyorum ki meyve yesin. Elmayı, muzu, mürdüm eriğini güzelce püre yapıyorum. Bir iki kaşık veriyorum ı-ıh.. İçine biraz pekmez koysam oğlum? I-ıh.. Biraz tarçın? Hayııırr.. Biraz sütlü pirinçli muhallebi??? Olmaz. Birkaç kaşığı zorla tıkıyorum ağzına, o da c vitamini alsında demir damlasının etkisini artırsın diye. Ne yapsam ki? Meyveyi her gün az az tattırıp alıştırmaya mı çalıştırsam, tamamen mönüden çıkarsam mı?
Öğlen ve akşam sebze püresi ve yanında yoğurt veriyorum. Artık ne kadar yerse..
İkindiyi özellikle boş bırakıyorum ki emzireyim. Ama genelde o saatte uykusu başına vurduğundan emmiyor, yemiyor, kesik kesik iki uyku arasında iki lık lık emerse emiyor.
Yemesiyle ilgili meyve dışında bi şikayetim yok. Bu ay tarhana denedim ilk kez. Çok sevdi ve çok tok tuttu. Ama benimki karnı tokken emmeyen, olayı fanteziye dönüştürmeyen bi model olduğundan tüm gün-gece dahil- en fazla 4-5 kere emiyor. Haliyle süt de azalıyo bu durumda. Tüm gün ara ara sağıyorum ki azalması yavaşlasın. Umarım bir yaşına kadar devam eder emmeye. Umarım süt de bitmez.

Yeme içme dışında acayip gelişmeler var Tuna’da. Sanki bebek taklidi yapan koca adam gibi bakıyor bazen, korkuyorum. Artık daha farkında her şeyin. Neşesi, kızgınlığı, mutluluğu çok daha anlamlı. İstediği şeyi eline vermezsek bağırmayı öğrendi. Dahası ağlayınca dediğinin yapıldığını keşfetti ne yazık ki. Babasıyla tam bir işbirliği içinde olmamız lazım bu konuda.
Ben mesela bilgisayar başındaysam asla kucağıma almıyorum çünkü klavyeyi mouse’u falan parçalayacak gibi saldırıyor. Babası “feda olsun oğluma bilgisayar” diyerek izin veriyo yaramazlıklarına. Olmaz böyle...
Son olarak madem istediğin klavye diyerek babasının emektar klavyesini aklayıp paklayıp oyuncak olarak hizmete açtık. Mama sandalyesi, bilgisayar masası haline geldi. Hoş o klavye orda fazla kalmıyo, hoop aşağı atılıyo ama olsun.

7,5 aylık bir bebek için çok geride kaldığı şeyler var. Mesela hala sırtüstüne de yüzüstüne de dönemiyor. Yatağa nasıl yatırırsam öyle kalkıyor. Zaten gece uyanmalarını çoğu dönemediğinden kaynaklanıyor. Yüzükoyun yattığından birkaç saat sonra sırtı, omzu, kolları uyuşuyor sanırım.
Bunda benim hatam çok, dönme işini bebekler 4.ayda hallediyor genelde. Ama ben 3-4.aylarda yere her bıraktığımda mızırdanıyor diyerek Tuna’yı kucağımdan indirmedim. Şimdi aynı hatayı yapmamak ve emeklemesini teşvik etmek için sürekli halısına yüzükoyun bırakıyorum. Gene mızmızlanıyo ama bu kez benim kulaklar duymuyo :)))
Çok kararlıyım bu kez.
Neticede Tuna 3 gündür geri geri de olsa emeklemeyi beceriyor. Zaten ilk önce geri geri gidiliyor sanırım. Dört ayak üstüne kalkma ve tam yol ilerleme sonraki aşamalar.
Bizden haberler bu kadar. Şimdi ben susayım Tuna konuşsun.
Posted by Picasa
video

13 Şubat 2009 Cuma

Sevdiğim bloglar ve Neydim ne oldum sobesi

Sobelendik gene bol bol. Birinci sobe "sevdiğim bloglar" olayı. Güldem, Yeliz ve Meltem sevdiğim bloglar sobesine dahil etmiş beni. Ben de onları seviyorum.
Bir de kendi top 3 listem var.

1- Pratik Anne. Daha hamileyken emzirmek üzerine gugıl'larken rastlamıştım pratik anneye. Sık kullanılanlara ekleyip tıkla allah okumuştum satır satır. Sonra zaten blog açma fikrine sıcak bakmaya başladım.
2-Açalya tabii ki.. Pratik anne'nin linklerinden gide gide bulduydum onu da. Geçmişe dönük yazılarını okuya okuya "tamam" dedim "açıyorum ulan ben de bi blog"3- Paçoz Nuri ve saz ekibi: Son keşfim. Kendileri kimliği gizli bir anne blogger. Çok eğlenceli yazıyor. Ama seyrek yazıyor. Daha çok yazsa hep okusam.

Diğer sobemizin ebesi sevgili Yasemin. Evlendikten ve çoluk çocuğa karıştıktan sonra ne hallere geldik diye karşılaştıralım demiş Yasemin.

Efenim bu bizim düğün fotomuz. Sene 2004. 4 yıldır sevgiliydik.
Damat bey afişe edilmekten zerre hazetmediğinden sisler ardından geliyor görüntüsü. Ama bebek suratlı, popçu Yalın'a benzeyen beyaz yüzlü bir erkek kendileri. Tuna'nın 35 sene sonraki hali gibi bişey. Çok benziyolar.
Gelinlikler içindeki de bendeniz. O sıralar 50 kg'yum. Kemiğim, kanım, iç organlarım dahil!!


Evlendikten sonra hamile kalana kadar hep 50-53 kg arası gittim geldim. Fazla kilo alma şansım yoktu zira selvi boylu(!) olduğumdan aldığım her gramı belli ediyordum. Bu yüzden hep dikkatli beslendim, eve koşu bandı aldım, haftanın 2-3 günü 1er saat yürüdüm, parkta yürüdüm, yüzmeye yazıldım vs..


Yukardaki fotoğraf ve aşağıdaki 2 fotoğraf, 2006'daki Çin seyahatimden. Ayakkabı ve çanta ithalatı yapan bir firmada çalışıyordum. 10 günlük seyahatte o kadar az yemek yiyebildim ki kurudum da geldim resmen Çin'den. Böyle bir koku yok. Restoranların önü, içi, dışı, sokaklar her yer kokuyor.. Normalde asla yemek seçmem, ayıp gelir hatta bana yemek seçmek. Ama yok yani, yemenin mümkünatı yoktu o yemekleri.


Ben gün gün zayıflarken ahan da bu aşağıdaki Çinli hatun bana "biraz fazla kilon var, zayıflasan iyi olur" dedi. Bir de beni Tayvanlılar'a benzetti. Densiz Çinli!!!


Derken hamile kaldıımm. 53 kg idim çift çizgiyi gördüğümde. Çok dikkatli beslendim, yürüdüm, spor yaptım hamileyken ama gene de 69 kg ile doğuma girdim.
Eve geldiğimde şok geçirdim ama, çünkü vere vere 4 kg vermiştim. E Tuna zaten 2600, gerisi de su. Hani herkes 7-8 kg birden veriyodu. Bünyemi yiyeyim yaa.
Posted by Picasa
Doğumdan sonra halim haraptı. Abim "teyze olmuşsun lan sen!" gibi sevgi dolu cümlelerle moral verdi. Hoş o laflar emzirmeye kararlı olan bana vız geldi tırıs gitti. Süt olsun diye yedikçe bırakın kilo vermeyi tartıda 66yı bile gördüm bi ara. Ne zaman ki annem gitti, ben kaldım Tuna'yla başbaşa; kilolar da yavaş yavaş gitmeye başladı.
Şu aralar 60-61 kg dolaylarındayım. Eski pantalonlarımdan birine giriyorum, birine daha girmeme milimetreler kaldı :)) Sanırım yaza kadar kalan 7-8 kiloyu da atar bu bünye.
Kilodan başka değişiklikler de var tabi bu bedende. İzmir'e geldiğimden beri ortama uyup pek kokoş olmuştum. Eşimin deyimiyle "şekoş".. Hamileliğim boyunca da süslüydüm. Makyajsız çıkmazdım sokağa. En azından bir göz kalemi ve dudak parlatıcısı sürerdim.
Şimdilerde saçım ve vücudum temizse yeter diyorum. Bazen makyaj yapıyorum dışarı çıkarken ama elimi gözüme sürüp rimeli akıtıyorum, Tuna'yı öpcem diye rujumu çarçabuk siliyorum falan. Fena geçmiş bizden yani.
Bizde durum budur. Sizde nasıl diye ben de sizi sobeleyeyim. Çok güzel düğün fotoları olduğunu bildiğim Rahşan, Güldem ve Elf..
Dökülün...

9 Şubat 2009 Pazartesi

Tuna is seven month-old :))

Çok hızlı geldi geçti bu ay. Daha dün başlamıştık ek gıdalara, bir aydır ham hum yiyomuşuz meğer.
Çok şeyin sığdığı bir ay geçirdik. Sil baştan değişen uykular, kaşığın, kıymanın, tahılın, yumurtanın, sebzenin dahil olduğu yeni bir beslenme sistemi, giderek artan bir farkındalık vs...
Altıncı ay çok yordu beni. Ayın sonlarına doğru pilim bitti. "Alo" dedim geldi annem gene sağolsun. Geldikten 3 gün sonra da 38 derece ateşle yattım. Hayır insan temizlik, ütü gibi işleri anasına yıkmak için biriktirir de hasta olmak için de mi anasını bekler? Valla beklemişim. Çok fena oldum. Terleyip yatamıyorum, Tuna geceleri coştu o ara. Sabaha kadar saat gibi her 2 saatte bir uyanmaya başladı. 12 saatlik gece uykusunda 5-6 kere uyanıyodu yani.. Tam terleyip uyuyacam Tuna uyanıyo, emmeden yalayıp kapatıyodu memeyi resmen. Hıyarağası sanki beni kontrol ediyo. Hayır ufacık evde nereye gideceksem?? Baktım olacak gibi değil Tuna'nın yatağını odasına, yani annemin kaldığı odaya attık. Odasını ayırdık yani anlayacağınız. Anneme verdim bir biberon süt, zıbardım gitti. Ama Tuna işte bu, alışmış,, gene zırt pırt uyandı birkaç gece. Ama sadece bir uyanması açlıktandı diğerleri alışkanlık uyanması. Annem o açlık uyanmasında sütü verince diğer uyanmalar da azaldı ve kayboldu. Meme olmayınca arayış da yok.. Sabaha kadar 2 kere uyanır oldu yine. Tıpkı eskisi gibi yani.. Sanırım Tuna'nın yatağını ayırmışken ayıracağım. Bebefonla uyanıp odasına gidip bir seferinde biberon diğerinde emzirmeye devam edeceğim. Yersen Tuna'cım....
Her yiğidin yoğurt yiyişi hesabı, bizim kendi kendine uyuyan Tuna da yalan oldu annem gelince. Şimdilerde yatağını sallayarak uyutuyoruz bizim adamı. Neyse zaten gece emzirmeye kalktığımız sürece yatır/kaldır'ın bi anlamı kalmıyor. Ha elini tutarak uyutmuşum ha memede ha sallayarak, ha hoplatarak...

- Yüze dokunmaya bayılıyorum, Serap'tı di mi sizin adınız tatlı bağyan. Dayımın zevcesi oluyorsunuz di mi ayrıyetten?
Gündüz uykularının arası da açıldı iyice. 2 saatte bir uyuklamak isteyen Tuna büyümüş artık. 3 saatte bir mızıklayıp "uyutun beni" hezeyanlarına kapılıyor, hoş gene uyuya uyuya 45 dk uyuyor ama olsun. Uykusunu alamadığında eskisi kadar agresif yapmıyor, yemeğini yememezlik etmiyor. Zaten uyku düzeni bilişsel düzeyiyle eşzamanlı ilerliyor sanırım ve şu aralar başlayan bir "seperation anxiety - ayrılık endişesi" dönemi yaşıyoruz. Zamanla değişecek her şey biliyorum, o yüzden koyverdim gitti.
Yazacak farklı farklı şeyler var, hepsi de ayrı telden. Maddeliyorum, buyrun burdan yakın:
- Bu anne sütü nasıl bi şeydir de ben ateşler içinde yanarken, burnum musluk gibi akarken Tuna'yı es geçer grip? Ben de mi arada sütümden içsem? İğreaaançsin Hülyaaaa
- Bugün 7.ay kontrolüne gittik. 8750 gr olmuş kocaman. Meyve ve muhallebi yediremiyorum. Takla atmam falan gerekiyor ya da yedircem diye. Akşam çorbası da pek vermiyorum-ki artık vermem gerekiyor. Neredeyse yarı yarıya verdiğim menüye rağmen 700 gr almış bir ayda. Gayet başarılı...
- Menüye bu ay haftada 1-2 kez olmak üzere balık ve tavuk da girdi. Sanayi tavuğundan ben de pek hazetmediğimden vermeyi pek düşünmüyorum. Doktor da "şart değil, tavuktansa balık verin" diye onadı beni.
- Dün akşam yediğimiz levrekten 30-40 gr kadar ayırmıştım. Bir enginar ve bir havucu buharda haşlayıp ezdim, balığı da ezip zeytinyağıyla karıştırdım süper bi öğlen çorbası oldu. Tuna balığa bayıldı resmen.
- Bu ay sebze çorbasına kereviz, balkabağı, yer elması, ıspanak, enginar ilave ettim. Soğanı bütün halde sokup piştikten sonra çıkardım. Bu aydan itibaren bizim çorbalarımızı (tuzsuz olmak koşuluyla) içebiliyor.
- 7.ay itibariyle kahvaltı bulamacına tuzu alınmış zeytin, ceviz ve tereyağı giriyor. Yumurta sarısı günaşırı verilecek. Bizim cüce bayılıyo yumurtaya, sanırım her gün yarım yumurta sarısı vereceğim.
- Evde muhallebi yemeyen herif, bugün doktor çıkışı gittiğimiz Özsüt'te neredeyse bir porsiyon kazandibini yutuyodu. "Tatsın bakalım bi" diye kaşığın ucuyla verdiğimiz kazandibinin gerisi için öyle çok bağırındı ki rezil olduk Alsancak ahalisine. Duyan da sanır ki çocuğu aç bırakıyoz. Bir kaşık daha, bir kaşık daha derken yarım porsiyon kazandibini şaşkın bakışlarımız eşliğinde yedi. Doktorlar 1 yaşına kadar şekere "ı-ıh" diyor biliyorum ama muhallebilerde de meyvede de şeker var. Meyve şekerini geçtim de muhallebide bildiğin rafine şeker var. Kaldı ki ben hiç pekmez koymuyorum sabah bulamacına. Bir de ben zaten çok işlenmiş gıda olmadığı sürece çocukların severek yediği her şeyi verme taraftarıyım. Yasakçı bir anne değilim yemek konusunda.
- Ben yemek yedirirken pek şebeklik, oyun vs yapmıyorum. En fazla "aferin"liyorum Tuna'yı. Ama bazen konuşmak bile aklıma gelmiyor. Kaşığı görünce açıyo zaten ağzını. Annemse görüldüğü üzre "aç aç aç" nidalarıyla yediriyor. Aşağıdaki video da beyefendinin kollarını iki yana açıp oturum yönetiyor edasıyla "mama yedirin lan bana" bakışları attığı bir öğlen öğününden. Tuna'yı 5.aydan bu yana mutfakta mama sandalyesinde oturttuğumdan mı yoksa zaten yemeyi sevdiğinden mi bilmem ama şu ana kadar yemek konusunda hiç üzmedi bizi güzel oğlum. Umarım böyle devam eder.
- Magissa'nın post bitirme cümlelerini kıskanıyorum.
- Bitti, dağılın
Posted by Picasa
video

8 Şubat 2009 Pazar

Tanıtıyorum

Güldem sobelemiş bana da tanıtmak farz oldu. Hamilelikte karnımda milim çatlak olmamasını sağlayan kremdir kendileri.
"Ağzınızda eriyen bir parça (bir parça, koca paket değil!) çikolata düşünün. İşte kakao yağı cildinizde böyle erir. Yoğun bir nemlendiricidir, antioksidan bakımından zengindir, kuru ciltlerin ilacıdır, yumuşatır ve esnekleştirir. Yerel Ticaret ürünü kakao yağı içerir" demişler tanıtımında.
Aynen katılıyorum, bunca zamandır envai çeşit vücut kremi, yağı kullanmış bir hatun kişi olarak body butterları tek geçerim. Kokusunun eşim tarafından iğrenç bulunması dışında bi dezavantajı yoktur. Üstelik şu aralar 2 ürün alana 3. bedava gibi bi kampanyası da var sanırsam

2 Şubat 2009 Pazartesi

Bir sobenin ebesi ve İzmir blog buluşması

Şu 161.sayfa, 5.cümle konusunda o kadar çok sobelendim ki el mahkum yazıcaz. Açalya, Güldem, Yeliz, Esin art arda sobelemiş beni. İşte biliyorsunuz okuduğunuz kitabın 161. sayfasının 5.cümlesi vs. Benim okuduğum kitap malum :)) Ayrıyetten abicim kim uyduruyo bu sobeleri? Ben de atayım, mesela, yazsın herkes çamaşır makinesinin üzerindeki ıvır zıvırları. Hadi buyrun bakalım. Yazmayan ebedir..
Ne manasız bi cümle var biliyo musunuz okuduğum kitabın 161.sayfasının 5.cümlesinde? Hemen aktarayım: "kolik bebekler kilo almakta sorun yaşamazken reflülü bebeklerde kilo kaybı görülür"

"Hala mı Tracy Hogg okuyosun allaan tembel karısı" diyosanız valla ben gezmekle pek meşgulüm arkadaş...

Cumartesi günü İzmirli bloggerlar buluştuk. Çoğunluğu yemek blogger ve sadece iki anne blogger (ben ve Güldem) 'dık. Biz Güldemle sanırım 3 aydır falan avuçiçi kadar İzmir'de buluşamadıydık. Bahaneyle biraraya geldik ve yıllardır tanışıyo gibi bi dedikodu bi sohbet bi muhabbet...


Dutluktan hallice sosyal yaşama sahip İzmir'de beni çok şaşırtan Bake Shop adlı mekanda toplandık. Sahibi Bahar hanım hem profesyonel pastacılık malzemeleri satıyor, hem der veriyor hem de butik pasta siparişlerinizi kabul ediyor. Biz mekana geldiğimizde Tuna pusette uyuyordu ve o gürültü patırtıda 1 saatten fazla uyudu. Uyandığında da karşısında 30dan fazla kadını görünce şok oldu. E biraz mızırdandı falan ama Güldem teyzesinin kollarında poz vermeyi de ihmal etmedi.


İkramları ne siz sorun ne ben söyliyim. Çok uzaklaşmışım mutfak dünyasından. Bir Ayşe Tüter değildim normalde ama yine de iyiyimdir yani mutfakta. Yani iyiydim. Yapmaya yapmaya yemeyi de unutmuşum resmen. O kadar muazzam hamurişinden sadece 3-5 parça yiyebildim niyeyse.

Posted by Picasa