30 Mart 2009 Pazartesi

Tuna'sal Haller

Ne tuhaf bir durum insanın kendi çocuğunda eşine, kendisine, kardeşine, falanca halaya, filanca dayıya benzeyen özellikler bulması. Ben kendi sevmediğim, başkasına tuhaf gelen “şey”leri Tuna’da gördükçe bir tuhaf oluyorum. Bunların kimisi bedensel “falso”lar, kimisi karakterine, iliklerine işlemiş özellikler. İşte bizim liste
- Uyurken tek gözü hafif aralık kalıyor. Benim de tek göz kapağım kısadır ve uyurken çok az açık kalır.
- Sol gözü –tıpkı benim gibi- sağa göre biraz ufak.(Hafif de şehlalık var ama geçici sanırım)
- Çok yorgun ve uykusuzsa –yine anası gibi- iki gözünü aynı anda değil art arda kırpıyor. (Evet biz tuhaf bi aileyiz)
- Uykuya dalmak benim için bu yaşta bile hala çok zor. Yatarım, sağa sola dönerim, yüzükoyun, olmadı yan yatarım, “aaaa uyuyamıyorum” diye diye en az yarım saat geçer. En yorgun olduğum günlerde bile durum değişmez. Tuna da böyle maalesef.
- Kahvaltı bulamacı işini komple kaldırdım. Şimdi kahvaltıda bol bol peynir ve günaşırı yumurta yiyoruz. Akşamdan suya koyduğum peyniri sabah azıcık suyla ezip labne peyniri kıvamına getiriyorum. Kaşık kaşık yiyor. Babası da yemeğin üstüne tatlı niyetine bıraksan yarım kg peyniri yer. Bizim evdeki peynir tüketimi son bir ayda bu iki adam sayesinde had safhaya ulaştı.
- Tatlıyı sevmiyor ama yedi mi de tam yiyor. Babası da öyle. Günlerce tatlıyı ağzına sürmez. Sonra gider dana gibi bir dilim pastayı mideye indirir.
- Her yemeğin yanında muhakkak yoğurt istiyor. Ben de yoğurtsuz yemek yemem
- Ayak başparmağı hafif geriye kıvrık. Baktık aynı babası.
- Kaşları sormayın hiç. Onun cevabını bulamadık. Biraz babasına benziyor ama ortada birleşme durumu muallakta. Hayır,, hamileyken de sonrasında tek bir kere bile Recep İvedik izlemedim yahu..
- Bazen gündüz uykusunu kanepede yanımda alıyor. Yanıma yatar yatmaz ayağını bacağımın üstüne hoop diye atıveriyor. Elimle ittiriyorum bazen, uykusunun içinde gene o ayak kalkıp bacağıma konuyor. Babası da öyle yapıyo J)
Serseriler sizi

Arkidişler bizim liste böyle uzaaar gider. Sizi de sobeleyeyim mi?
Sobeledim gitti.
Yeniden yazmaya başladıysan Açalya
Elf, Rahşan, Birben, Betül, Kene’nin annesi Yasemin, Mummy, Senem…
Mevzu sıkıntınız varsa buyrun size mevzuu. Dökülün sizin sıpaların enteresan maharetlerini.

p.s. Kolajın konuyla hiiç alakası yok. Sadece diş acısı için eline verdiğim ve bu aralar pek seviştiği yeşil soğan ve suluk olur kendileri. Bu günlerde eli ve ağzı sürekli soğan kokuyor. Sanki kebapçıdan yeni çıkmış gibi.
Posted by Picasa

24 Mart 2009 Salı

Hay Hay Buyursun Gelsin

- Her gece 598745985 kere falan uyanma
- Gece uyurken inleyip mızırdanıp tekrar kendi kendine uykuya dalma, ya da dalamayıp bağırınma. Bazen acı çığlıklar
- Tüm gün süren mızırtılar
- Deli gibi aç olduğu halde yemek yerken ağlamaklı sesler
- Tüm bedenin suyunu ağızdan çıkarıyormuş gibi akan salyalar
- Burun akıntısı
- Halsizlik
- Anneyi uykusuzluktan sarhoş maymuna çevirme
- Kabaran ama hala tam olarak beyazlamayan kökler
- Azalan keyif ve gülümsemeler

Tamamdır. Her bi şeyciklerimiz hazır. Gelsin artık bu diş. Ben yeterince perişan oldum. Tuna doğduğunda bile bu kadar uykusuz ve yorgun düşmemiştim. Bir bebeğin acısını fitil de mi geçirmez?

19 Mart 2009 Perşembe

One Minute


Selam, ben Tuna.
Bu blogun varoluş nedeni…
Annemin kafa bin beşyüz, memleketin durumuna, seçime, krize, ona buna sardı kafayı. İşi de çok. Yazmaya yazmaya iştahı kapandı resmen. Ben de “yetti gari, benden haber bekler nice blog okuru” diyerek geçtim klavyenin başına.

Hafta sonu Antalya’dan dedem geldi. Sabahın köründe karşımda görür görmez alt dudağımı büzmek suretiyle ağladım biraz. Yabancı gibi geldi ama değilmiş. Bana Antalya’dan acayip meyveler getirmiş, belki severim diye. Sevmedim hiçbirini. Annem yedirdi ben kustum. Yav sevmiyorum işte meyveyi zorla mı kardeşim? Verin kıymalı tarhanayı bak nasıl yutuyorum.


Babam sağ olsun arabayı bize bıraktı dedemle ve annemle gezelim diye. Biz de öyle yaptık. Geze geze bi hal olduk.


Bugünlerde çok hareketlendim ve yaramazlaştım. Annem yemek yedirirken ağzımı denk getirmek için bir hayli uğraşıyor. Ellerim ayaklarım hep hareket halinde. Masa örtüsüne taktım kafayı. Çekiyorum geliyor. Biraz daha çekersem masada ne var ne yok inecek aşağı. Üzerinde çalışıyorum:))

Annemi, memeye yüz vermeyerek, üzüyorum bir de. Karnım doyunca emmekle uğraşmak istemiyorum. Bi damla süt için çek Allah çek, hiiç uğraşamam valla. Aç karnına da doyurmuyo ki kardeşim süt, haliyle açken de içmiyorum. Gece uyandıkça bir iki kere emiyorum, o da hatun kişi üzülmesin diye.. Annem elde pompayla takılıyo tüm gün. E benim emiş gücümün yanımda pompa ne ki? Azalttık kadıncağızın sütünü. Geçen gün dışarıdaydık saatlerce, annem emeyim diye uzun bir süre aç bıraktı. Ben gene de hayvanlık ettim emmedim. Acıkmıştım çok oysa ki. Eve gelince koca kase çorbayı büyük bir iştahla yuttum. Annem ve dedem şok oldu. Bu anı hemen kaydettiler Japon turistler gibi.

Bir ara geceleri 15 dakikada bir uyanarak sarhoş ettim annemi. Böyle ağzımın içinde yangın var sanki, anlamadım gitti. Evde sürekli “dişi ağrıyo, diş çıkaracak” gibi yorumlar yapılıyo benim için. Ne zaman çıkacaksa çıksın artık vallaha sıkıldım be hoca! Elimi sokuyorum ağzıma ısır babam ısır. Acıyo be çok.. İştah miştah da kalmadı zaten...
Calpol diye bi şurup veriyodu normalde bu Hülya denen insan, ama bu kez o bile kesmedi acımı. İbufen diye, fasikül fasikül yan etkileri olan bi ilaçtan, korka korka, yarım ölçek verdi de rahatladım. Uyudum sabaha kadar. Aha annem geldi ilaçlarla ilgili detaylı bilgi verir kesin.

Arkadaşlar Calpol’de parasetamol var ve etkisi 3 saat sonra bitiyor. İbufen ise ağır ateş, çok acılı diş sancısı vs gibi daha elzem durumlarda kullanılıyor.. İbufen 7 kg ve üzeri bebeklere verilen ağır bi ilaç olduğundan 8 saatte bir veriliyor. Dilerseniz iki ilacı dönüşümlü olarak kullanabilirsiniz. İki ilaç arası en az 2 saat olmak koşuluyla tabi.


Ukala yaaa bu kadın. Neyse ben devam edeyim.
Videoyu izlediyseniz fark etmişsinizdir. Avuç içlerimi böyle pat pat vurmaya bayılıyom. Bazen birilerinin kucağındayken de omuzlarına, kollarına vuruyom. Bizimkiler pek gülüyolar buna. Hatta bana “moderatör Tuna, one minute” diyorlar. Geçenlerde tv’de badem bıyıklı bi amca gördüydüm, o diyodu böyle bi şey. O amca hep tuhaf tuhaf şeyler söylüyo zaten, hatta bazen ağzından çıkanı kulağı duymuyo. Annem pek kızgın bu aralar o amcaya da ötekilere de.

Bu aralar çok irileştim. Babam bile beni kucağında uzun süre tutamıyor. Dedemle bana yeni ciciler almaya gittik. Daha 1,5 ay önce Mothercare’den -yanlışlıkla- alıp büyük iade ettiğimiz tulumları geri aldık. Gitmişken bir de bana böyle kollarımı falan komple kapatan şu önlüklerden aldık. Çok pis yemek yiyomuşum, annem öyle dedi. Bu önlüklerle de sünnetçiye benziyorum arkadaş. Maymun ettiniz beni gene.

Çok büyüdüm çook. Çok şeyi anlıyorum artık. Hele sevildiğimi anladığım an kıkırdamaktan helak oluyorum. AVM’lerdeki tüm kızları dikizleyip erkek hayranlarıma pas vermiyorum. Kızlar da hemen bıcır bıcır konuşarak düşüyolar tuzağıma. Annem benim için “geleceğin Nuri Alço’su” diyo. Kim ki o??
Geçen Mina bacımın alışveriş arabasındaki fotografını gören annem, korkusunu yendi ve beni de bindirdi o arabalara. Yav bunca zaman ne diye beni pusette taşıdınız? Ne güzelmiş buradan bakmak etrafa. Hoş ben kafayı tekerleğe taktığımdan hep kafam yerde gezdim ama olsun. Bakış açısı geliştiriyorum

Bir de annem İzmirli blog hatunlarıyla buluştu gene. Güldem teyze yazmış detaylı fotoları da atmış. Annem çok seviyo o teyzeyi, ben de tabi :))


video

5 Mart 2009 Perşembe

Biz büyürken

“Tuna 8 aylık oldu” değil de “4 ay sonra 1 yaşına basıyor” deyince içim bir tuhaf oluyor. Şaka gibi.. Daha dün doğmadı mı bu kuzu? Eskiden 8 aylık bir bebek kocaman gelirdi bana. Şimdi Tuna’ya bakıyorum da hala minicik geliyor gözüme. Annelerimizin bize hala çocuk muamelesi yapmasını şimdi anlıyorum. “Anne olunca anlarsın”a bir örnek daha işte..
Bana öyle geliyor ki önümüzdeki dört aya çok şey sığdıracağız. Diş çıkarma, emekleme, sıralama, ayağa kalkma ,,derken yürümeye çabalama vs. Bundan sonrasının çok yoğun geçeceğini hissediyorum.
Hoş son günlerde hayatımız drama ile romantik komedi arasında gidip geliyor.
Komedi tarafı malum; bu Tuna denen sıpa çok güleç, şebek, tatlı. Ben diyim lokum siz diyin kaymak (Valla oğlum diye söylemiyorum) Keyfi yerindeyse “pat” desen gülen bi çocuk. Babası “oğlum salak mı olcan ne? Ota b.ka ne gülüyon?” dese de keyfini kaçırmıyor hiçbir şey Tuni’nin.. Dişler hariç…
Yani sebebinin diş olduğunu sandığımız tuhaf huzursuzlukları var. Eline ne geçerse büyük bir hırsla kemirmesi, azı dişlerine kadar sokması, elini ağzından çıkarmaması, hiiç sebep yokken mızırdanması gibi olaylarla karşı karşıyayız bu aralar. Bir gece 4-5 kez ağlayarak uyanıyor, ertesi gece sadece bir kere. Bir gün gündüz güzel uyuyor, bir gün çok az falan.. Hemen her gece rüyamda Tuna’nın dişinin çıktığını, konuştuğunu, yürüdüğünü falan görüyorum. Şimdilik hepsi uzak bi hayal yani.
Bir diğer huzursuzluk nedeni de, böyle damdan düşer gibi geliveren ayrılık endişesi-separation anxiety. Fazlasıyla huzursuz bi günde odasındaki kanepede birlikte uyuduğumuzdan beri gündüz uykularının mekanı kanepe oldu. Yanında uzanıp şşş diyerek, bacaklarını kollarını ovarak uyutuyorum. İyice dalmadan da ayrılamıyorum yanından.. Bazen ben de uyuyakalıyorum yanında, pek tatlı uyanıyoruz birlikte. Sırt ağrımı saymazsak ) Gece allahtan yatağına alırken arıza çıkarmıyor. Yoksa feci bir sırt felciyle yaşamak zorunda kalıcam. (Bu uyku serisine yorumlar kadar e-mail aldım sayılır. Buradan duyurayım ki uykuları oluruna bıraktım. Gelişine oynuyorum artık)Emekle(t)me çalışmalarımız sürüyor. Ben ısrarla atıyorum yere, biraz sürünüyo sonra sıkılıp göbek üstü salıyo kendini. Ama mesela ayakları çok güzel basıyor yere, birkaç saniye tutuyorum sonra dizleri üstüne düşüyo. Sanırım emeklemeden yürüyenler kervanına katılacak Tuna. Ben de şu aletten almayı düşünüyorum 9.aydan sonra. Kullananlar varsa tavsiyelerinizi bekliyorum.

Oyuncak meselesini açmışken, Tuna aldığım tonla renkli oyuncağa yüz vermeyen ilginç bi kişilik. Hele hele peluş ayıcıklara falan “Ne bunlar böyle, çocuk işi? Pehh!” der gibi bakıyor. Favorileri tencere, tava, tahta kaşıklar, uzaktan kumanda, web-cam, optik Mouse, klavye, bilumum kablo, telefon vs.. Baba elektrik mühendisi olunca armut da tam dibine düşmüş anlaşılan.

Dereden tepeden yazayım. Şu demir damlası meselesindeki çelişkilere taktım kafayı. Önce Meltem’in şu linkini okursanız kafamı neyin karıştırdığını anlatayım.
Okudunuz mu? Tamam..
Şimdi ben Tuna’ya haftada 3-4 kez kıyma veriyorum. Hemen her gün ite kaka yediği meyvesine pekmez karıştırıyorum. 2-3 günde bir yumurta sarısı veriyorum. E daha ne? Niye bir de demir damlası veriyorum ki? Bu konuda sizlerin doktorları neler söylüyor?

Yeme içmeye sıra gelmişken, nazarla mazarla işim olmaz ama insan gene de dillendirmeye çekiniyor, Tuna tam bir obur çıktı. Ne versem yiyor. Elma, armut gibi mevsim meyvelerini sevmedi sadece. Ama mesela mürdüm eriğini severek yiyor. Hazır kavanoz meyvelerinin de çoğunu seviyor. Ama hazır bir şey vermek istemiyorum tabii ki. Kayısı ve şeftali çıkıncaya kadar öyle böyle götürecez bakalım.

Yemek yaparken ve yerken mutlaka mama sandalyesine oturtuyorum ki yemeğin hazırlanma ve yenme sürecini anlasın. Tokken bile babasıyla bize özenip birkaç parça yemek istiyor. Yemek yaparken de gözünü kırpmadan beni izliyor. Sanırım bir şef yetişiyor. Şef dediysek Ümit Usta kıvamında değil de ne bilim bir Jamie Oliver, efendime söyliyim, bizden Mehmet Gürs falan gibi “cool” bir şef olsun bee.
Şu sıralar yemekleri keşfetmekle meşgul. Bir önceki postta konu mankeni olan havuç ve portakal yine figüranlık yapıyorlar. Buyrun:
video