29 Mayıs 2009 Cuma

Bir fidyo ve Türkçe meali ve iştahsızlık ve sıcaklar ve "bekle beni Antalya"

Tatilim geldi. Hem de çok fena. Karpuz kabuğu falan bekleyemez oldum. Kazara (bu İzmir'i sahil şehri falan sanmayın. Merkezde denizi mumla arıyorsunuz) deniz kenarında falansam burcu burcu yosun, tuz ve güneş yağı kokusu delip geçiyor burnumu. Çok az kaldı Konyaaltı Plajıyla buluşmama. Çok çok az...
Aaa bir dakka. Bu benim oğlumun blogu. Ondan bahsetmem gerek :))
Bahsedeyim ama valla şikayet mercii gibi olcak, ondan korkuyorum.
Şimdi teyzeleri,, bu sıpa yemiyor. Bildiğin yemiyor işte. Çok yoruyor beni. Herife kıymanın en yağsızı, peynirin ennn ezinesi, yımırtanın ennn omega-3lüsü selenyumlusu alınıyor fakat bu aralar hepsi çöple buluşuyor. Sabır imtihanındayım resmen. Sevimsizleşmemek, ısrarcı olmamak ve inatlaşmamak için savaş veriyorum resmen. Bazı öğünler sadece yoğurt yiyo. O da illa ki buzz gibi olacak.
E sebep? Tabii ki diş.. Çocuğu telef etti resmen diş çıkarma süreci. Bir gün iyiysek 3 gün kötüyüz, mızmızız, iştahsızız, uykusuzuz.
Yerde öylecene takılırken fotografını çekeyim diye cep telefonumu hazır etmiştim. Parmağımı görünce dayanamadı aynen atladı. Arada sanırım küçük diline falan dokundu ki "öğğğ" sesleri de geldi.
video
Sanırım burda şunu demek istiyor. "Ulan Hülya denen çok hücreli, insansı yaratık. Hakkımda mız mız falan diye atıp tutuyorsun ama dişimiz acıyo, damağımız kaşınıyo kardeşim. Aleyhimde konuşma valla çizerim haaaa. Isırık manyağı yaparım seni, hacamat ederim"

22 Mayıs 2009 Cuma

Bi düz, bi ters, bi ders

Bu aralar bizde malzeme çok. Bir güne iki post sıkıştırıvereyim dedim:))(Önce bu postu görenler, huuuu. Aşağıda bi tane daha var)
video
Çocuk sahibi olmanın bence en heyecan verici yanı, katettikleri gelişmelere an be an tanıklık edebilmek. Bir gün önce yapamadıklarını, bugün becerdiklerini gözlemek, hayatı onlarla birlikte yeniden keşfetmek, ilerlemenin ne kadar ağır adımlarla ama bir yandan da göz açıp kapayıncaya kadar hızlı gerçekleştiğini farketmek...
Paketini açtığımızdan beri bu oyuncağa karşı tuhaf bir ilgisi var. Ne yapacağını anlamadı önceleri. Ben teker teker gösterdim, benden sonra halkaları üst üste, iç içe koymaya çalıştı ama tek başına yapamadı. Uzun zamandır halkalarla cebelleşirken, şimdilerde biraz destekle doğru sırayı buldu. Desteksiz olarak da büyükten küçüğe doğru sadece 3 halkayı yerleştirebiliyor.. Şimdilik...
video

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Üç kuruş fazla olsun kırmızı olsun beee



İğneden ipliğe ne olursa farketmez, bi şey alırken çok araştırırım. Fiyatı, kalitesi, bu paraya değer mi, daha ucuzu nerde vardır... vs... vs...
Hep tartarım ve kolay kolay da gafil avlanmam:))
Bu kıl yönüme blogger arkidişim Tuğçe yakınen tanıklık etti maalesef.
Bir haftadır Tuna'ya gözlük ve şapka almaya çalışıyorum. Tuğçe'yi sorularımla daralttım ama huyum kurusun.. Neyse sonunda başardım.
Sevgili Tuğçe, beyinin -ya da blog aleminin jargonuyla "sevgilisinin"- çalıştığı Baby Banz markasını can-ı gönülden tavsiye etmişti. Biz de büyük sözü dinledik (hiiiç şaşırma, benden 2 ay büyükmüşsün canım, gördüm) aldık bi kırmızı kombo set. Monte ettik Tuni'nin küçük kellesine. Maymuncuktu tam maymun oldu şerefsizim ;)

Eee başlamışken başka havadisler vereyim. Nezlemiz ilaçsız milaçsız geçti sayılır. Malum "nezle ayakta 7 gün, yatarak bir haftada " ya da "ilaçla 7 gün ilaçsız bir hafta" da geçer denir ya...

Daha önce yazdığım gibi bu Tuna denen cüce, sadece bana nazlanıyo. Babası, ben, kendisi salondaysak kendinden geçercesine oyuna dalıyor. Amma ve lakin ben ayağa kalktığım anda başlıyo mızırtı. Odadan çıkınca da elinde ne var ne yok atıyo peşime düşüyor. Oğlum ben de sana aşığım, bir tanem de.... Benim de ihtiyaç molalarım olsun be çocuğum.

Bu aralar isteyip de yapamadığı şeyler için asabileşme modunda. Yemek yerken elindeki oyuncak düşünce yemeyi kesip mızırdanarak yere bakıyor. Eskiden sadece bakar ama ağzını açarak bakardı :)) Şimdi her öğünde yere eğil-kalk helak oluyorum.

Asabiyetimizin boyutunu bu videoyla cümle aleme gösterelim. Nezleden ve yaklaşan uyku saatinden mütevellit ağırlaşmış hareketlere, anne nazlanması da eklenince böyle bi sinirli bir drama çıktı ortaya.

video
Bugünlerde 2.dişin de eti yarmasını bekliyorum. "Eyy diş, kop da gel artık"
Birinci dişte çok uykusuz kalmıştım. Şimdi o kadar kötü değil uykular ama bu sefer de acayip bir iştahsızlık var. Çok zormuş yemeyen çocukla uğraşmak. Hangi satte ne kadar yedi, bir sonraki öğünü ne zaman vereyim şaşırdım resmen. Yemeyince birkaç kez daha deniyorum, olmadıysa kaldırıyorum. İyice acıksın diye bekliyorum ama mesela 7 saatten sonra bile mızır mızır yediği zamanlar oluyor. Günlük yedikleri yarıya indi gibi bir şey. Bu aralar "depodan" yiyor anlayacağınız.
Aaa az kalsın unutuyordum. Haftasonu tesadüfen IKEA'da kimi gördük bilin bakalım? Antalyan hemşerim Yasemin ve küçük kenesi (ki artık danası) Gazihaaaann.

Önceden haberleşmiştik, müsait olursak görüşelim diye ama olmadı. Randevulaşsak bu kadar olurdu. Ben Tuna'ya yemek yedirmek için cebelleşirken birisi gelip "Tunaaa merhaba" dedi. "Bu da blogger değilse ben de neyim" dedim içimden ve hakkaten de yanılmadım. Hemen oracıkta bu anları ölümsüzleştirdik. Bir dana ve bir maymun buluşması da işte böyle gerçekleşti.
p.s. reklam aldık siteye, tıklayın ama aaaaaa

14 Mayıs 2009 Perşembe

Nazara geldik... Deeeermişim :)

Aşkolsun sevgili blog okurları. Burda çocuğumun boy boy fotograflarını koyuyorum, ennnn tombul, ennnnnnnn zeki, ennnnn özel, ennnnn sevimli ve ennnnnnnn güzel ya, nazarınız değdi hepinizin. Hastalandı oğluşum. Hep sizin yüzünüzden...
Deeermişim.
Valla hastalık kısmı doğru. Gerisini manyak, egosantrik ve sayko anne blogger tadında yazayım dedim. Elime de yakışmadı. Okudum utandım :))
Biz ilk hastalığımızı yaşıyoruz arkadaşlar.
Her şey ince ince bir iştahsızlıkla başladı. Patlayan ama hala eti yarıp gün yüzüne çıkamayan 2. dişe verdim bunu. Sonra her yemekten sonra kusma da gelince "lan noluyoz?" dedim çünkü Tuna pek kusmaz. Ardından gece horlar gibi hırıl hırıl sesleri de duyunca ve sabaha dek 1 milyon kez haykırarak uyanınca soluğu doktorda aldık. Doktor teyze burnunu, boğazını, ciğerlerini orasını burası inceledi. Nezle olmuş Tunim. Birilerinden bulaşmış işte. Bu ara deli gibi geziyorduk ve birkaç aydır hemen her yere otobüsle gidiyoruz. (Evimizin önü otobüslerin ilk durağı)
Neyse ki ateşi yoktu. Parasetamol dahil hiçbir ilaç vermedi doktor. Aşağıda sayacağım önlemleri aldık. Nezle, önlem alınmazsa ya bronşiolite ya da orta kulak iltihabına çevirebilirmiş. Bu yüzden Tuna iyileşinceye dek gezmelere ara verdik, kimseye gitmedik, misafir kabul etmedik, yolda durup sevmek isteyenlere "hoop" dedik..
Özellikle benim gibi acemi anne camiasına faydam olsun diye neler yaptığımı özet geçeyim(Tecrübeli anneler "e bunda ne var" demeyin reca ederim, bilen var bilmeyen var. Ben bilmiyordum misal)
- Odasına soğuk buhar makinesi koyduk. İçerdeki nem hep en az %50 seviyesindeydi.
- Kafası bu aralar çok terliyor. Eskiden terinin üzerinde kurumasına pek aldırış etmiyordum ama şimdi sık sık fön makinesi tutuyorum. Biraz ağlıyo ama yapacak bi şey yok.
- Burnuna uyku öncesi serum fizyolojik sıkıp aspiratörle çekiyorum. İkisini de yaparken çok fena ağlıyor. Gene yapacak bi şey yok :)
(Otri Bebe nazal aspiratörü tavsiye ediyorum. Kullanımı daha kolay, ucu atılıyor yani daha hijyenik. Bu arada aspiratörün tanıtıldığı bir sitede "oğlum artık burnunu zevkle temizletiyor hatta gülüyor" diye bir yoruma rastladım. Var mı hakkaten böyle çocuklar? Var da bize mi denk gelmez?)
- Odasını sık sık havalandırdım.
- Serumun da aspiratörün de işe yaramadığı ve burun tıkanıklığının sürdüğü durumlarda tek yol hapşurtmak. Bunun içinde Tunim'i balkona çıkarıp güneşe baktırdım, o da işe yaramayınca karabiber koklattım :)) Evet hakkaten yaptım bunu ve işe yaradı.
- Banyoyu buhara boğup yıkadım. Sıcak banyo sonrası çok iyi korumak gerek.
- En iyi nezle ilacı ıhlamur. Tadını sevmediğinden gündüz içiremedim. Gece uykusunun içinde "kaktırdım"

2 gündür tüm vaktimiz bunlarla geçiyor. Burun, geniz komple tıkalı olunca iştah namına bir şey kalmadı. 3 gündür daha hiçbir öğünde tam olarak yemedi yemeğini. Bariz süzüldü tombul bacakları. Ben şahsen ısrarcı ve takıntılı bir anne olurum sanıyordum. Ama yemeyince kaldırıp attım her öğünü. Babası "3 gün yemese bir şey olmaz" diyor zaten.

Bir de Tunitom hastayken canavara dönüşür sanıyordum tam tersi pek melülleşti, kıyamam.
Enerjisi az olduğundan pek emeklemiyor. Halıda ööle oyuncaklarını evire çevire oynuyor. Uykuya çok zor dalıyor ama uyuyunca da gündüz 2 saati buluyor. Asıl bomba ise gece uykusunda yaşandı. İlk gece sadece bir kez uyandı, ertesi gece de 21,30dan sabah 6.00'a kadar hiç uyanmadı. Hastalık halsziliği mi acaba, yoksa oğlum büyüyor mu? Keşke 2.seçenek doğru olsa :))

Bu video da benim hastalığı kaptığını tahmin ettiğim parkta çekildi. Salıncağın demirini plastiğini yalaya ısıra bi hal oluyor her seferinde. Sallanırkenki ciddiyete bakar mısınız? Sanki ilim yapıyor.

video

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Bunlar bunlar oldu


Meğer yukarıdaki fotoğrafta evlatceğzimin 2 dişi çıkmış da ben fark edememişim. Olacak iş değil, aylarca her sabah diş kontrolü yap. Gözünden kaçsın. Hadi gözümden kaçtı diyelim elimin de mi ayarı yokmuş be arkadaş? Utanç içindeyim. Esefi de alın kınayın beni.

Geçen haftamız - tek bir gece hariç- kelimenin gerçek anlamıyla kabus gibiydi. Ben diyim 1 saatte, siz diyin 45 dakkada bir uyandı bu şebek. Hani o kadar uyanmaya rağmen diş falan da olmayınca “artık işi edepsizliğe vurdu, uyanmak alışkanlık yaptı herhalde” diyip sinirlenmeye başlamıştım. Derken bir akşam yemek yedirirken silikon kaşık tuhaf bir şeye takıldı. Çay kaşığını alıp vurunca bi şey “çlink çlink” etti. Ve fakat görünürde öyle bembeyaz inci minci yok. Elime bıçak sırtı gibi gelen keskin ucu saymazsak diş çıkarmış hissi gelmedi bana.
Hemen anneanne babaanne arandı, facebooktan durum ilan edildi ve diş olduğundan emin olundu. Bana hala diş çıkarmış gibi gelmiyo ama sanırımmbu iş böyle oluyomuş.

O gece Tuna akşam 20.30dan sabah 07.30a kadar sadece bir kez uyanıp ailecek şoka soktu bizi. Bense her an uyanır endişesiyle doğru dürüst uyuyamadım. Uykusuzluk alışkanlık mı yaptı ne?

Neyse dün de 10.ay dr. kontrolüne gittik. Aslında bu rutin kontrol değil, zira "tee 1 yaşına dek kontrole gelmeyin" dendi bize. Ama Tuna’nın sırtında ve poposunda isilik gibi lekeler, pişikler, yanakta ve karında kuruluk ve kızarıklık vs gibi sorunları vardı. Her gün yıkanan, hemen her kakadan sonra popişi yıkanan, totosuna doğduğu günden beri Desitin’den başka krem değmeyen bir insan Tuna. Buna rağmen bu kadar kızarması alerji endişesini doğurdu haliyle. Atopik deniyormuş alerjik ciltli bebeklere, ve neyse ki biz atopik değilmişiz. Kızarıklıklar diştenmiş. Daha doğrusu dişlerdenmiş. Çünküüü 2.diş de iki ara bi dere pırtlamış ve ben onu da fark etmemişim. (Dişi ilk dr. gördü şimdi oğlana hediye mi alacak. Dur hatırlatayım doktora)

Sonra ben evlere şenlik soru kağıdımı çıkardım. Ben doktora gitmeden bir hafta önce başlarım hazırlığa, sorularımı yazarım çünkü orda unutuyorum. Tuna’yı soy, tartılırken kımıldanmasın diye eline bir şeyler ver, muayenede rahat dursun diye takla at derken aklımdan uçuyo her şey. En iyisi yazmak. İnternet alemine faidem olsun diye madde madde sorularımı ve cevaplarımı yazıyorum.
- Aldığım ayakkabıyı gösterdim. Yumuşak, bilekten tutan ve deri olduğu için ideal fakat evde ayakkabı giydirilmesi tavsiye edilmiyor
- 10.ayda 10.600 gr olmuş. İyi kilo aldığı son ay bence çünkü evde uyanık olduğu bir an bile yerinde durmuyor. Her yükseltiye tırmanıyor, emekleye emekleye evi geziyor. Daha dün geçemediği banyo eşiğinden artık pıtır pıtır geçiyor. Hem kendine hem eve inanılmaz zarar veriyor.(aşağıda detaylıca anlatıciim)
- Sık sık kelle üstü düşüyor ya da kafası tosuyor dedim. Düşmeden, çarpmadan sonra kusma, baygınlık hissi vs olmadığı sürece önemsizmiş.
- Emmediğini söyledim. Süt azaldığı için ya da diş acıdığından ya da karnı çok iyi doyduğundan olabilir dedi. Diş seçeneğini direkt eledim, çünkü emzik ve biberonla bir derdi yok. Karnı iyi doyup zaten az olan sütle uğraşmak istemediğini söyledim. 10 ay da iyi bir süre, devam sütü verebilirsin dedi. Ben de zaten günde 3 kere 90 cc Aptamil 3 veriyorum.
- Denize girebilirmişiz, suyun sıcaklığı 24 derecenin altında olmadığı sürece tabi. Haziranda bile Ege bölgesinde o sıcaklık zor ama biz o tarihlerde Antalya’da olacağız. Denizde istediğimiz kadar kalabilirmişiz. Ben şahsen dudaklarım morarıp parmaklarım sünger gibi oluncaya kadar sudan çıkmadım çocukken ve domuz gibiyim:)
- Mustela’nın 50+ faktörlü güneş kremini tavsiye etti. Baktım ki krem aşırı yoğun,sürmesi zor. Tuniş nefret ediyor yüzünün mıncıklanmasından. Ben de daha sıvı olan 30+ faktörlü kremi aldım.
- Yaa bu oğlanın kafa çapı doğduğundan beri biraz ufak. 10. Ayda 45 cm mesela ve ben bu yüzden şapka alamıyorum. Bulamadım yani şapka. Açalya göndermişti ama PTT’nin gazabına uğradık. (Bkz bir önceki post.) Ama doktorumuz kafa çapı normal diyor. Normalse neden şapka bulamıyorum bacım?
- Tek heceli anlamlı bir şeyler söylüyor mu diye sordu dr. Deli gibi dededede ve anne, anne, nenen gibi şeyler diyor ama sanırım bilinçli değil hiçbiri. Ama geçen gün ilk defa “gel” dediğimde o da bana “del” gibi bir şeyler söyledi. Bazı komutları anlıyor zaten. Mesela “hayır” dediğimde artık bir saniye durup bakıyor bana. Tekrar tekrar yapıp “hayır”da ne kadar ısrarlı olduğumu test ediyor. “Ver” diyip elimi uzattığımda elindekini elime bırakmaya çalışıyor. Konuşma konusunda ben biraz tembelim, daha sık konuşmam lazım çocukla ama unutuyorum. Yemek yaparken ne yaptığımı anlatıyorum, yediklerinin içindekini sayıyorum falan ama mesela Tuna’ya daha çok kitap falan okumam lazım.

Gelelim Tuna’nın yediği haltlara. Salonda bıraktığımda orada döneleyen Tuna, artık ben nereye gidersem peşimden geliyor. Geçenlerde yemek yaparken birkaç dakikalığına açık kalan alt kiler dolabına dadanmış ve yaklaşık 5 kg’lik nefis bulgurumu alaşağı etmiş.



Cam kavanoz kırıldı, bulgurlar yerde. Ayıklasam mı diye düşündüm bir an, ama cam kırıkları vs korkuttu gözümü. Çünkü bulgur pilavından Tuna da yiyor. Artık pilavları da ince bulgurdan yapıp kısır gibi yiyeceğiz mecburen. Ulan Tuna, yoksa kısırı daha çok sevdiğinden mi sabote ettin?
Bu kavanoz dağınıklığını elektrik süpürgesiyle alırken de adamı mama sandalyesine tıktım, sesten o kadar korktu ki salyasını sümüğüne karıştıra karıştıra ağladı.

Sayfanın sonundaki videodaki tahta oyuncağı yeni aldık. (Şahane bi oyuncak bu arada)

Arabaları -denk getirebilirse- salıyor aşağı. Takatakatakaka inmesini izliyor. Geçenlerde birkaç dakika babasıyla baş başa bıraktığımda alnını oyuncağa tosmuş. Babasının anlattığına göre Tom ve Jerry’deki gibi tırmığa basıp yüzüne çotank diye gümlemek şeklinde [cümleyi toparlayamadım ama anladınız siz ;)]
O günden bu güne bu oyuncağa dehşetengiz gözlerle bakıyor. Hasar bölgesine derhal Lasonil sürüldü ama bu surat bir haftada 3 kere ağır darbe almış oldu.

Bu yoğun gündeme bir de anne blogger buluşması sığdırdık.
En son (ve ilk kez) doğumunda karşılaştığımız Yeliz ve 2,5 aylık oğluşu Arca ile Alsancak keyfi yaptık. Reyhan Pastanesi’nde kahve içip tatlıları götürdük. Normalde Dr. Jekyll kıvamında olan fakat uykusu gelince Mr.Hyde’a dönüşen Tuna bi ara dellenince benim de iki ayağım ve kollarım bir pabuca giriverdi ve masadaki sütü devirdim. Süt dökmüş kedi edasıyla hızla uzaklaştık ve Kordon’a indik.


Arca zaten 2,5 aylık bir bebekten beklendiği gibi puset hareket ettiği sürece uyudu. Uyanık olduğunda da yaygarayı falan koparmadı. Pek bi ağır abi, pek bi erkek, pek ağırbaşlı. Kokusu bile erkek gibiydi valla. Nasıl oluyor demeyin, kız bebeklerin kokusu farklı oluyor işte. Tuna pusette uyudu allahtan da ben de doyasıya sevdim Arca’yı. Taze bebek nasıl oluyor unutmuşum.
Yeliz de çok naif ve ince bir anne. Doğumuna hastaneye gittiğimde bile bana “Kusura bakma senle de ilgilenemedim” demişti zaten. İki ana-oğul kısıtlı zamanda çok şey konuştuk, çok memnun olduk. İzmir’i seviyor muyum ne yavaş yavaş?

video

5 Mayıs 2009 Salı

Hediyeler, kargolar, gelenler, gelmeyenler. Bana gelenler...

Bu aralar Tuna efendi hediyeye doymuyor. Britanya'dan yeni dönen Rahşan Teyze'si oğluma dokunsun, öğrensin diye bi kitap almış. Minamuçio'ya alışveriş yaparken süt oğlunu da düşünmüş sağolsun. Kitabı kargolarken de eline ne geçerse tıkıştırmış kutuya. Memleketten organik çay, bebek bezi hijyen poşetleri (doğru mu çevirdim bilmiyorum ama işte boklu bezi buna atıyosunuz, koku yapmıyo vs), bozuk para cüzdanı, ruj testerı ve k-bar (Sadece 90 kalori:)...
Eyvallah gözüm, pek mesut bahtiyar olduk..
Tunito kitabı hemen benimsedi. Dişleri kaşıyacak sert bir yerlerinin olması yeter zaten. Rujlar hemen denendi ve k-barlar da tüketildi.

Tuna'ya doğduğundan beri pek ayakkabı giydirmemiştim. Hem ayakları yumuk yumuk olduğundan hem de "aman canım ne gerek var rahat rahat salınsın" işte diye düşündüğümden yalınayak başı kabak gezdi koca kış. E artık taytaylamaya başlayıp bizi de heyecana garkedince"ayakkabı almanın zamanı geldi" dedik ve benim de bir zamanlar çalıştığım Ayakkabıcılar Sitesi'nin yolunu tuttuk. Ufak tefek ihracat işlerine yardım ettiğim bir firmayı ziyaret ettik. Firma sahiplerinin oğluşu ilk görüşleriydi ve hemencecik depodan bir çift ayakkabıyı takıverdiler ayacığına. Yüz görümlüğü almaya gelmişiz gibi oldu pek mahçup olduk. Teşekkür ettik evimize döndük.

Bir de gelemeyen hediyelerimiz var ki düşündükçe küfrediyorum. Kime mi? PTT desem!!!
Dantiloş'un annesi sevgili Açalya - kıyamam, içinden gelmiş- teee 23 Mart'ta Tuna'ya şampuan, desitin vs ile dolu bir kutuyu kargoya vermişti. O vakit bu vakit hem İzmir gümrük, hem İstanbul gümrük defalarca taciz ettim. ABD postanesinden verilen tesellüm fişindeki envai çeşit numarayı söyledim, kavgalar ettim. Bornova'daki PTT yurtdışı gelen koli servisine bizzat gittim, görevliye çemkirdim. Yani aklınıza gelebilecek her yolu denedim ama kargo YOK,YOK,YOK... Kayıp olduğunu da kabul etmiyorlar. Sadece bulamıyorlar!!!! Yani adamların söylediği bu. "Er geç gelirmiş kargo bana. Ya da adreste bulunamazsam ABD'ye geri dönermişşşşşşşşşşşşşşşşş.
İadeli taahhütlü kargoların takibi yapılıyormuş ama diğerlerinin takibi imkansızmışşşşş. Bir gün mutlaka adresime gelirmişŞŞŞŞ. ABD'de kaybolmadığı ne malummuş vs vs vs"
Yaa bakın, kimsenin günahını almak istemiyorum durduk yerde amaaaaaa..
Geçen sene hamileyken ABD'den bir hamile pantalonu almıştım ve o pantalon da yola çıktı ama asla bana gelmedi. Tanıdığım hemen herkesin yurtdışından gelemeyen kargo öyküsü var. Özellikle içinde para varmış gibi duran ufak zarflar ya da üzerinde "baby staff, textile vs" gibi kullanışlı şeyler yazan kargolar sahibine kolay kolay ulaşmıyor. Şimdi eğer birileri benim oğlumun dötüne süreceğim kremi falan kendi çocuğuna sürüyorsa o ana babanın allah belasını versin diicem bebeciğe yazık olcak. Ulan PTT kargo, ağız tadıyla beddua bile ettirmiyorsun adama. Ama o kargo bu ay içinde gelmezse vallaha elimi çekeceğim vicdanımdan ona göre.
Posted by Picasa

1 Mayıs 2009 Cuma

İlk kazalar ve Lasonilli günler

Aylardır kucakta gezdirilirken gözüne kestirdiği çekmecelere kendi kendine de ulaşabileceğini keşfettiğinden beri fazla müdahale etmeden, izlemekle yetiniyorum. Fakat her yeni beceri beraberinde ufak tefek kazaları da getiriyor.
İşte çekmece delisi Tuna'nın ilk kazalarından biri.
Yanakları doğal hava yastığı gibi olduğundan canı yanmadı ama pek korktu. Ben de refleksi olarak kayıttan çıkıverdim, düşmenin ardından katıla katıla ağlamasından mahrum bıraktım sizi :)
Yanak manak neyse de ben kafa üstü düşmelerden tırsıyorum biraz. Morarmasın diye darbe alan yere Lasonil jel sürmek faydalı oluyor da büyük darbeler için ne yapacağız? Bebek kaskı var mıdır acep?
video
Bu çocuk milleti adamı rezil eder vallaha. Balkona falan sererim diye aldığım "laylondan" masa örtüsünü bulmuş bula bula. Oğlum el emeği göz nuru çeyizlerimi döksene ortalığa aaaa aşkolsun.
video
Çekmeceleri şimdilik kapatmıyorum. Her adımında dibindeyim ya, hem ona güveniyorum hem de merakını biraz giderir böylece diye umut ediyorum. Hani görsün içinde ne var ne yok da arkamı döndüğümde atlamasın diye.
Bu arada doğumdan sonra saçımın ne kadar çok döküldüğünü de Tuna'nın emeklemesiyle farkettim. Yumuk patilerin içi hep,, ama hep benim saç kılımla dolu. Bi de onları ağzına sokmaya çalışmıyo mu aklım gidiyo. Uyku dışında vermediğim emziği tıkıyorum resmen bazen ağzına.
video