21 Haziran 2009 Pazar

Bizim ailenin kaş-bıyık sorunsalı

Geçen sene neredeyse bu vakitler Tuna uyurken bu pozu vermişti, biz de döne döne "bu herif kime benziyo acep" demiştik. Sonra baktık Nedim Saban'a benziyor :))
Aradan aylar geçti, değişti büyüdü Tuna. Maalesef kaşları da büyüdü, gürleşti:))
Babası sağolsun, benzetme uzmanı, bu sefer de Recep İvedik'e benzetti. Buyrun kolaj benden, takdir sizden..
Tuna nicedir "tunaaa" diye seslenince dönüp bi "hıı" diyor. Babası çocuğa mütemadiyen "Reco tek kaş" ya da sadece "Recooo" diye seslendiğinden yavrum öteki adını da Reco sandı bir süre. Babasına yasakladım Tuna'dan başka hitapları. Çocuk Reco diyince bile "hıh" diyordu yoksa. Tam kepazelik....

Efenim bu da benim bi ansiklopedinin arasına sıkışıp kalmış ortaokul fotografım. Anne evine gelince eskiler saçılıverdi böyle ortaya..
Sene 1992. Sekizinci sınıftayım. Lacivert uniforma giyiyoruz, belimize ince beyaz kemer takıyoruz. Aşkın Nur Yengi, Leman Sam, Zülfü Livaneli dinliyoruz, ufaktan Queen'i, Guns'n Roses'ı keşfediyoruz. Saçımızı "küt" kestiriyoruz. Tayt giyiyoruz. Okuldan eve koşa koşa gelip Hayat Ağacı'nı izliyoruz. Star Tv yeni açılmış, şaşkınız. Her evin salonunda kocaman ansiklopediler var, kapağı pek açılmayan.

O yıllarda ortaokul çocukları olarak makyaj yapmak neyin pek uzak bize. Haliyle kaşlıyım-palayım. Lise mezuniyetinde ilk kez cımbızla tanıştı bu kaşlar ve o vakitten bu yana hep iyi kaş alan kuaför arar dururum. Zira kadınlar bilir, biri bozar biri düzeltir bu birkaç milimlik kıl topağını.
Eee bağlayamadım yazıyı bi yere iyi mi? Siz bağlayıverin gari. Şaşırtıcı şekilde su kuşu haline gelen Tuna'mı alıp deniz kaçıyom ben.
Adios amigos

18 Haziran 2009 Perşembe

Tatil fotoromanı

Konyaaltı Beachpark şahane bir blog bebeleri buluşmasına ev sahipliği yaptı. Yasemin ve koca dana sıfatını alnının akıyla hakeden minik(!) oğlu Gazihan'la buluştuk.
Özetle çok güzel bir gündü. Oğlanların birbirlerine ne kadar benzediğini yakından gördük.
Oğlanları dal budak saldık meydana. Benimki taşlarla ilk kez bu kadar yakın(!) temasa girince kopardı yaygarayı.

Ben Tuna'nın sudan ne kadar korktuğuna bir kez daha tanıklık ettim. Suya sadece popoya kadar sokabildim. Beachparkı inleten o bebek sesi Tuna'ya aitti. ( Bugün 2. kez denize sokma girişimim daha başarılıydı)


Gazihan bir su kuşu. Tüm gün suda kalabilir gibiydi.


Dötüne taş batacak korkusu ve bana öfkesi şortunu giydirirken bile sürdü.



Taş incelemek, ıvır zıvır kemirmek denizden falan daha eğlenceli olsa gerek..


Burda Gazihan'la biberon kavgasına tutuştular. Tuna sinsice yan masaya uzandı, biberonu kaptığı gibi dişlik yaptı. Gazihan zavallım bağırdığıyla kaldı.
Bu iki bebe en çok uyurken birbirine benziyor. Yukardaki kolajda uyuyan Gazihan mesela. Benim azman da salıncakta sallanırken kollarımda uyuyakaldı.
Yüzmekten helak oldu ya adam uyku bastırdı tabi....
Bu da Gazihan'ın kaşla göz arasında döktüğü yoğurtla olan dansıdır.


video

14 Haziran 2009 Pazar

Sümüklü Böcük

Adettendir.. Bir şeyi çok isteyince ille bi terslik çıkar di mi? Aylardır "Akdenizzzz, güneş yağı kokusuuuuu, yosun kokusuuuu" diye dört dönerken tatilimize olaylı, ateşli, sümüklü, balgamlı başladık.

Aslında ilk adımı son derece neşeyle attık diyebiliriz. Çok ama çok eğlenceli bir uçak yolculuğuydu. Tuna, evde her koltuk kenarında sergilediği "sıralama" hünerlerini bu kez daracık alanda gösterdi. Yanımda oturan -muhtemelen çocuksuz, bekar- güneş gözlüklü, orta yaş playboy havasındaki yolcuya habire pençe attı durdu. Amca o "cool" havasını hiiç bozmadan ağzının kenarıyla gülümsedi. "Ayy" dedim içimden, "ben de eskiden deli olurdum otobüste falan çocuklu kadın otursun yanıma, bebesi de dokunsun bana". Amcaya uzanan her pençeyi süratle engelledim. Herkes çocuk sevmek zorunda değil ama di mi? (Okan Bayülgeen biladerim, anlıyom ben seni )
Mecburen kucağıma aldığımda kol koyma yerinin kapağını (bunun havacılık dilinde bi karşılığı olmalı. nasıl saçma bir nesne tanımı oldu be. yazdığımdan utandım) açıp kapatıp beni dumur etti, zira tam da ben "bu koltukların tepsisi nerde acaba" diyordum ki o kapağın açılmasıyla sorumun cevabını da aldım. Kimden gördü de açmayı öğrendi acaba??
Neyse efenim sorunsuz inişten sonra hapşuruk, hafif burun çekme gibi semptomları ısrarla görmezden geldim. N'ayır,, n'olamaz,, tatildeyiz biz diye diye eve geldik. Anneanne, dede özlemişler tabi Ton balığımı. Özlem giderildi, Tuna uyutuldu, uyandı, iştahsız iştahsız birşeyler yedi. Derken akşama doğru inceden yükselen ateş, ertesi sabah soluğu doktorda almamız, "orta kulak iltihabı" şeklindeki yanlış teşhis, bonibon verir gibi antibiyotik yazmalar, başka doktor arayışı, 39'a ramak kalan ve sürekli parasetamolle düşürülen ateş... şeklinde geçen 3 günden sonra ateş düştü, boğazda balgam ve burunda yeşil akıntıyla kalakaldık. Şu an sadece öksürük şurubu kullanıyoruz ve durum stabil. Ve fakat ev halkı olarak bu dötten bacaklının hepimize bulaştırdığı hastalık yüzünden telef olduk. Babam, annem ve ben inceden hastalandık. Babası telefonda oğlunu da özlemenin verdiği salaklık hissiyle aynen şu cümleyi kurdu. " Benim oğlum büyümüş de herkese hastalık mı bulaştırır olmuş?" Matah bir şey ya :))

Söylemeye gerek bile yok, her hasta insanoğlu ve insankızı gibi Tuna da çok ama çok iştahsız. Dedesi tee halamlardan ödünç mama sandalyesi bile getirmiş Tunim rahatçana otursun diye ama, hiiç bir işe yaramadı. Yoğurdu bile nazlanarak yedi. 3 günde 400-500 gr gitmiş bu tontiş bedenden... Giderse gitsin, sağlığı geri gelsin de açılır iştahı nasılsa.
Bittabiki bu bünye Konyaaltı Plajı'na bu kadar yakınken fazla dayanamadı. Cuma akşamüstü "bi tadına bakalım hele denizin" diye saldık kendimizi. Babamla Tuna sahilde oturdu ben denize daldım. Ne çok özlemişim yafu.. Paletlerimi de almışım yanıma, ohh missss... (Bu mevzunun fotografını beklemeyin boşuna, hala bikinili Banu Alkan modunda sayılırım)

Tuna bu 11 aylık ömründe ilk kez bu kadar büyük bir su birikintisi ve bu kadar çok taş görmekten şaşkındı. Ufakları elinin tersiyle itip büyük taşların teker teker tadına baktı.
Yeşil salgılardan kurtulur kurtulmaz Ton balığımın totosunu da, ait olduğu yere, Akdeniz'e daldırıciim.
Posted by Picasa

3 Haziran 2009 Çarşamba

Nerden nereye

Şaka maka birinci yaşgünümüze 40 günden az zaman kaldı. Bu aralar sık sık eski fotografları tıklarken buluyorum kendimi. "Ayyy ne kadar küçükmüüüşşşş, çoraplara baaakkk" gibi cümleler geliiip geçiyor aklımdan. Park yatağın ortasında minnacık, büzüşük yatardı. Bacaklarını neredeyse 2 ay boyunca ööle poposunu altına kıstırarak uyudu.
Şimdi neredeyse 11 aylık oldu ve hala yüzükoyun yatıyor. Es kaza sırt üstü dönmüşse derhal yan ya da yüzükoyun dönüyo.. Bacaklar hala çok çok açık, sere serpe değil. Tek fark artık yatakta Tuna harici fazla boşluk yok..
Bunların doğumu ayrı mucize, göz göre göre büyümeleri ayrı...
Posted by Picasa