29 Temmuz 2009 Çarşamba

Oyunlar, oyuncaklar, oyalamalar

Geçenlerde İlkay sormuştu çatır çutur çetleşirken bir yerlerde. "Oyuncaklarınızı, oyunlarınızı yazsana" diye. Tuniko 3 aylık falanken oyuncak aradığıma dair post girmiştim, birkaç faydalı öneri gelmişti. O zamandan bu zamana oyuncakların kompetanı oldum desem yeridir.
Bence bir bebeğin ilk oyuncağı oyun halısı olmalı. Karnı tok, gazı alınmış, uykusunu almış olduğu sakin saatlerde yatırılarak başlanabilir. Bizim gibi 5.aya kadar "alsam mı almasam mı, sever mi sevmez mi" demeden hemen 2 aylıkken alın bence bir oyun halısı. Geç aldık biz ama Tuna uzun bir süre vakit geçirdi Tiny Love oyun halısıyla.
6.aydan itibaren daha önce videosunu girdiğim Tomy'nin neşeli halkalarını aldık. Uzun bir süre parkeye vurup çıkardığı sesi dinledi. Dizme olayını keşfettiğinden beri nereye gitsek yanımıza alıyoruz zira kendilerinin bıkmadan oynadığı, kafasına göre sıraladığı, her dizişte büyük bir iş başarmış gibi çırpındığı bir oyuncak. Yapan uzmanların elleri dert görmesin, beyinciklerine zeval gelmesin.

video
O halkalarla hemen hemen aynı mantıkta içiçe geçen kaplar da var. Yaklaşık 45 gün önce almıştım ama Tuna onu da daha bu hafta tam randımanlı oynamaya başladı. Yukardaki videoda Tuna'nın kaplarla imtihanını izliyorsunuz.

video
Tuna eşittir kapak uzmanı....
Saklama kaplarının, milupa kavanozlarının, tencerelerin ve bilumum eşyanın kapağını kapatmaya bayılıyor. Yemek yedirirken mırın kırın ediyorsa eline en ufak tenceremi ya da çaydanlığı veriyorum. "Hadi kapat evladım" diye diye yediriyorum. Yukarda nescafe kavanozu ve kapakçı Tuna. (Kapaktaki yazı, asetatlı kalemle damgalanan "kafeinsiz" sözcüğü. Ama kavanoz hamileliğimden kalma. Yoksa çatır çatır kafeinli içiyorum)
(Tunik kaka diyince "ıghnnnk" demeyi öğrendi. Kapak sözcüğünü yanlış anlamasından dolayı güzide dilimiz Türkçe'yi suçlamalı acep?)

video
Oyuncakların en güzeli tencere tava. İlk emeklemeye başladığında açamıyordu bu dolap kapaklarını. Şimdi boyu uzadı, cesaretiyle birlikte merakı da arttı. Artık elinden kurtulamıyor hiçbir dolap. Ben de kırılacakları kaldırıp çelik çomak, teflon meflon ne varsa izin veriyorum karıştırmasına. Şimdilerde eski hevesi de kalmadı ama hala arada kurcalıyoruz mutfak dolaplarını.
video
Yukardaki ahşap köpek de aslen yeni yürümeye başlayan çocukların çekme-itme isteklerini karşılamak için yapılmış. Kutusunda sakladığım bir oyuncak normalde ama ara sıra çıkarıp hatırlatıyorum. Bir de asıl ben çok seviyorum sanırım bu hayvanatı. Tasarım harikası, evladiyelik bi şey. Oğluma Hürel dayısı ve değerli zevcesi Seap yengesinden hediye.
video
Ve kitaplar...
Tesadüf bu ya tüm kitapları hediye geldi Tuna'nın. Daha geçen hafta Yeliz'cim yukardaki kitabı getirmiş. Şimdilik öyle ortada duruyor. Bir süre oynar onla belki ama sanırım asıl 18. aydan sonra sayfalardaki resimleri keşfedecektir. Zaten oyuncakların üzerinde yazan ait olduğu ay işaretine pek takılmamak lazım kanımca. Üzerinde "3 m+" yazan bir oyuncakla aylarca oynayabilir bazı çocuklar.. İlgi ve zevk meselesi sonuçta...
video
Bir kitap daha. Sesli kitap diyorlar buna. Süpermarketlerde bile var. Mantık güzel. Düğmeye basıyorsunuz kitabın o sayfasını okuyan kaydı dinliyorsunuz. En sonda bir de şarkı var. Bizim aldığımız versiyonundaki öykü çok kötü. Şarkıysa şarkıdan çok ilahiye benziyor. "Sordum sarı çiçeğe" kıvamında bir melodi. Künyede yazan isimlere bakınca zaten amacın da bebeleri ilahi soundunu alıştırmak olduğunu anlıyorsunuz. Tuna pek de bayılmadı ama kitap kitaptır diyoruz..Şimdilik.....
video
Bunu zaten daha önce girdiğim bir posttan biliyorsunuz. Hala çok severek oynuyor. O minicik arabaları neredeyse bulup çıkarıp atıyor aşağıya.
Gün içinde biri uzun (1,5 saat kadar) biri de kısa (45 dk) iki uyku aldığından, uyanık olduğu her saniye beni yanında istediğinden, hava cehennem gibi sıcak olduğu için eve hapsolmaktan ve daha tonla sebepten oyuncaklar bizim için oyalanma aracından öte kurtarıcı gibi. Giysiye verdiğimizden daha çok para harcamışızdır oyuncağa ve bence her kuruşuna değiyor. Ama sanmayın ki günümüzün tamamını sıkılmadan, neş'e ve coşku içinde geçiriyoruz. Bunlarla oyalayacağım diye bi tarafım çıkıyo. Varsa farklı oyun, oyuncak ve oyalanma önerileriniz, esirgemeyin benden :))

23 Temmuz 2009 Perşembe

Börtdey parti ve 12.ay kontrolü


Tek mumlu pastanın önünde bir anı fotoğrafı olsun ve de eş-dost akraba bir araya gelelim diye, gerçek doğumgününden tamı tamına 11 gün sonra kutladık doğumgününü Mr.Tuna'nın.

Menümüz -kelimenin gerçek anlamıyla- imece usûlü oluştu. Sayayım, canınız çeksin:))
Kayınvalide-gelin ortak yapımı doğumgünü pastası (Vişneli ve süzme yoğurtlu kremalı pek enfesti. Valila yiyenlerin yalancısıyım), tamamen kendi elcaazlarımla yaptığım fındıklı kurabiye, görümcemin (hehehe hastayım bu sıfata da, bizim Gülen işte ya ne görümcesi) marifeti sigara böreği (ya o ne nefis bi şeydi bu arada) yine kayınvalide elinden çıkma yaprak sarması ve mercimek köftesi.. Ayşe'ciğimin limonlu cheese-cake'i, Reyhan Teyze'nin irmik helvası ve kurabiyeleri...


Tüm organizasyonu iki saatlik sabah uykusundan sonra yaptığımızdan Tuna inanılmaz keyifliydi. Kucaktan kucağa gezdi, kuzeni Ege'yle oynadı, pastanın mumunu yakalamaya; yakalayamayınca komple avuçlamaya çalıştı. O hengamede bir kurabiye, bir de sigara böreği yuttu.


Tuna'nın bu kadar kalabalıkta huzursuz olup doğumgünü yaptığımıza pişman etmesinden korkuyordum. Neyse ki İlk doğumgünümüz tahminimden daha keyifli geçti.

Ve aylık muayenemiz. Eskiden tam aydönümüne denk getirdiğim, koşa koşa ve merakla gittiğim rutin doktor kontrolümüze bu kez sallana sallana gittik. Önce doktorumuz sordu biz yanıtladık:
- Bardaktan su içmeye istekli mi?(Evet)
-Kendi kendine yemek yiyor mu? (Köfte, pirzola, simit, kraker gibi katı gıdaları kendi kendine yiyor)
- İştahı nasıl? (Bir ayda 2 ateşli hastalık, çıkan bir diş, patlayan üst 4 diş.. İştahsız sayılır. Ben de ısrar etmiyorum yesin diye. Çünkü oyunla ve ısrarla yemeye alışmasını istemiyorum)
- Normal tencere yemeği yiyor mu? (Aslında yiyor ama ben daha besleyici olması için yemeklerine kıyma, bezelye, semizotu vs gibi ilaveler koyuyorum. Yani hala kendisine özel yemek yapıyorum)
- Uykular nasıl? (Yukardaki sebeplerden dolayı kötüydü hep. Gece uykusu bozuldu ama allahtan gündüzleri 2 uzun uykuyla bunu telafi etti. )
Sonra ben çıkardım soru kağıdımı
- Demir ve D-Flor? (İkisini de kestik)
- Göbek deliği ameliyattan sonra hala tam oalarak düzelmedi. N'etcez? (Daha düzgün görünüyor, bu yıl içinde hala düzelmezse bir narkoz verip hem sünnetini hem göbek deliğine estetik müdahale olabilir istersek)
- İnek sütü, bal, yumurtanın beyazına başlayabilirmişiz. Devam sütü mü inek sütü mü? (Alışmasını sağlamak için inek sütüne öncelik vermek gerek, devam sütlerinin tadına alışırsa geçiş zor olabilir)
- Ayakları yamuk, kıvrık ve sol ayak içe basıyor. Hala yürümemesinde bunun rolü var mı? (Yok, zamanla düzelecektir)
- Hala yürümemesinin sebebi bir ihtimal bacak kaslarının kuvvetlenmemesi olabilir mi? (Tutunarak yürüyorsa yani sıralıyorsa bacak kasları yeterince kuvvetlidir. Dengeyi kuramamış henüz, kurunca cesaretlenip yürüyecektir)
Gelelim boy-kilo değerlerine. Bir yaş itibariyle 77 cm boy ve 10.530 gr ağırlığa ulaşmış durumda. Bu değerlerle tartı bir yıldır ilk kez eksiyi göstermiş oldu. (10.ayda 10.600 gr'dı) Son iki ayda kilo aldı elbette ama hastalık vs derken ibre hep 500 gr yükseldi düştü, yükseldi düştü. Normal bir yaş çocuğu için kilosu normal de olsa bu durağanlık, hatta eksi 70 gr düşme, doktorumuzda hafif bir alarm olarak algılandı ve önümüzdeki ay yeniden kontrole çağrıldık.
Bu kilo alımı meselesine kafam takıldı çok. Bir çocuğa kilo aldırmak inanın çok zor değil. Tarhana ya da şehriye çorbasına 3 dilim ekmek ufala, geçir blendırdan, aç reklamları, kakala gitsin. Kahvaltı bulamacına fındığı, tereyağını, kaymağı, cevizi boca et, yedir bir şekilde. Yatmadan önce muhallebi, tahıl, bol nişasta ver yine kilo aldırır. Ama mesele şu ki beslenmede nicelik değil nitelik önemli. Bugün kilo aldırsın diye yedirdiklerimiz, çocuğun damak tadını ve beslenme biçimini belirliyor fena halde.
Ben nişastalı hemen her gıdadan uzak duruyorum, her öğüne bol protein serpiştiriyorum, ara atıştırmalarımız yok denecek kadar az, haftada bir kez balık muhakkak girer evimize. Ben eminim çocuğumun iyi beslendiğine. O yüzden gramaj meselesi, gelişim ölçütümün en son sırasında. Kendi kendine yemek yer hale gelmesi, yeni tatlara açık olması, öğünlerini tam olarak bitirmesi vs daha önemli benim için. Herif semizotu bile yiyor daha ne diyeyim..
(Yeri gelmişken burdan bebek gıda firmalarına sesleneyim-ki Milupa'nın blogumdan haberdar olduğunu biliyorum. Şöyle çocuklarımızın eline çekinmeden vereceğimiz, hem lezzetli, hem sağlıklı, az şekerli, çıtır çıtır bir şeyler neden üretmiyorsunuz? Bebe bisküvisi çok şekerli benim bile içimi bayıyo, simit(gevrek) desen çok susamlı ve besleyiciliği az. Ekmek de öyle. Kraker, bisküvi hiç bahsetmiyorum bile. Ben günde 1-2 dilimi geçiremiyorum bu sebeplerden ötürü. Şöyle içinde c vitamini de barındıran sağlıklı atıştırmalıklar yapsanız da ikindi öğünlerine tat gelse fena mı olur?)
Beslenme mevzuunu kapatıyorum. Şu sıralar yürüme meselesi var gündemiizde. "Zamane bebelerinin hemen hepsinin 12.aydan sonra yürümesi sizin de dikkatinizi çekti mi?" diye sormak istiyorum. Benim "oturma organı"mdan uydurduğum bir tezim var, atıyorum ortaya:
Şimdi bir kere zamane bebelerinin zayıf olması söz konusu bile değil. Emziren anneler birer süt obezi; bir sebepten sütle ilgili sorun yaşayanlarsa formula takviyesiyle ortalama ya da ortalamanın üstünde bebekler yaratıyor. Altı aylıkken bile dönemeyen (bkz benim Ton balığı) , oturamayan(neyse ki bu işi 4.ayda halletmiştik), emekleyemeyen (tam umudumuz geçmişken 9.ayda dört ayak olduk) ve bittabi ki geç yürüyen bebeler artık şaşırtıcı değil. Annelerinize sorun kaç aylık yürümüşsünüz? Ben şahsen tüy siklet bi bebe olarak 11 aylık yürümüşüm.
Geç yürümede bence 2 etken daha var. Birincisi yerde oyalanacak oyuncakların eskiye nazaran daha fazla olması. Tuna o kadar seviyor ki oyuncaklarla oynamayı, yürümesi için aldığımız Playskool İlk Arabam'ın sağındaki solundaki öten pırpırlanan nesneleriyle oynuyor.
İkici etken ana kucağı, puset gibi bebeğin yerle temasını kesen taşıyıcıların yaygınlığı. Evde, yerde az vakit geçiren çocuklara haliyle yürümeye fazla fırsat tanınmamış oluyor.
Dedim ya, bunların hepsi tez. Anti-tezlerinizi görelim......

Posted by Picasa

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Nerdeee Haniiii?

Füsun Onal ya da Seyyal Taner'in vardı di mi böyle bir şarkısı? İkisini oldum olası karıştırırdım zaten. Zottirik şarkılar söyleyip TRT'nin izin verdiği ölçüde zıplaya zıplaya arz-ı endam ederlerdi siyah-beyaz ekranda.
Neyse canım, mevzumuz bu diil.
Mevzu Tuna'nın 1 yaşına çeyrek kala öğrendiği "hani nerde" kalıbını genişletmesi. 1'i çeyrek geçe öğrendiği obje isimleri arttıkça oyun saatlerimize daha bi renk geldi.
video
video
İlk öğrendiği nesne kamyonuydu. Sonra araba, top derken bugunlerde vücudunu öğretmeye çalışıyorum.
video
"Burası kulak", "bak bu dil", "işte Tuniş'in ayakları, elleri" diye seslenip elimle gösteriyorum, söz konusu organı tutuyorum vs vs. Ve fakat bizimki hiiiç oralı olmuyordu. Ta ki annem ve anneannem tatilde o en "elzem" organı öğretene kadar. (Kendisinden bamya diye sözediyoruz) Benim bir aydır öğretemediğimi onlar bir dakikada öğretti. Şimdi her soruşta muzurca sırıtıp gösteriyor "ora"sını. Meğer çocuk organları önem sırasına göre öğrenmek istermiş de haberim yokmuş. Buyrun.....
video

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Kombine hediyeler ve kombine hastalık

Küçük ton balığım yeni yaşına 39,5 derece ateşle girdi. Hiç sebep yokken salı akşamüstü çıkan ateş her 4-6 satte dönüşümlü verdiğim Paranox fitil ve İbufen şurupla kontrol edilebildi. Çarşamba günü götürdüğümüz doktor bozuntusu, "üst dişler kabarmış patlatıncaya kadar ateşlenir, fitil şurup vs verin" dedi. Yallah eve postaladı bizi. İzmir'deki doktorumu aradım, derhal kan tahlili, idrar kültür vs istedi. Tahliller neyse ki temiz çıktı, ama ateş devam ediyordu. Dokotrum bir antibiyotik şurup adı verdi ama aslında antibiyotik kullanmayı gerketirecek bir durum yok gibi geldi bana (Annelik içgüdüsü ya da anne bloglarının faydası)
Ama başka bir doktordan daha hem fikir hem cesaret almam gerekiyordu. Ben de Rahşan'ın sayesinde tanıdığım Dr.F'yi aradım. Telefonda anlattığım 2 satır şeye rağmen hemen teşhisi koydu. Tuna tam da tahmin ettiğim gibi 6.hastalık dene tuhaf hastalığa yakalanmış. 72 saat süren, ateşten başka semptomu pek olmayan, çocuğu inanılmaz huzursuz ve sevimsiz yapan bir illet. 72 saatin sonunda hiçbir şey olmamış gibi bitiyor ama geride ciltte kızarıklık, gözde şişlik ve asabi-huysuz bir velet bırakıyor. Neyse ki ateş kısmı geçti, şimdi huysuzlukla uğraşıyoruz. (Geçenlerde Özlem de detaylıca anlatmıştı bu tuhaf hastalığı)

Efendim Tuna beyin kucağında oturduğu kişi 78 yaşındaki anneannem. Çok net görülmüyor sanırım ama Tuna'nın yüzünde aslında kırmızı lekeler var ve Çinli kıvamına gelen şiş gözleriyle pek eğlendirdi bizi. Şimdi o lekeler için de alerji damlası kullnıyorum.

Doğumgünü vesilesiyle değineceğim bir mevzumuz daha var. Allah sizi inandırsın hediye yağıyor Tuni'ye.
Açalya bacım tee California semalarından Tuniyi şenlendirmiş. İadeli taahhütlü yolladığı için bu kez ptt memurunun çocuğuna yâr olmadı Old Navy şapka..(bir de kart yollamış, koptum gülmekten ama tarifi çok zor :)) Çok ince bir seçim yapmış her zamanki gibi. Öpüyoruz Dante abimizi.
Bir de Sinem coşmuş ki ne coşma. "Tuna'ya ufak bi hediyem var" diyince şöyle minik bi paket beklerken koca kutudan ahşap ördek, t-shirt ve pantalon çıkınca bi tuhaf oldum. Çok çok beğendim. Hatta zevkine hayran kaldım.
Asıl tuhaf olansa bu iki paketin bu kadar birbirini tamamlayan renklerden ve tarzdan oluşması. "Bu giysilere hangi şapka olur" diye arasan ancak bu kadar kombin yaparsın. Tuna'yı şimdiden bu cicileri giymiş ahşap ördeğini ileri geri sürerken canladırıyorum. Blog dostlarımın bana hem bu kadar uzak hem de en yakınımdakilerden bile daha yakın olmasına da her geçen gün daha çok şaşırıyorum.
p.s. Önceki posttaki doğumgünü mesajlarınıza çok teşekkür ederim. Hepinizi çok seviyorum, böyle birlikte çocuk büyütüyormuşuz, birlikte büyüyormuşuz gibi hissediyorum ve bu hissi seviyorum.
Posted by Picasa

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Kutlu doğum haftası şenlikleri başladı


Efendim kutlu doğum haftası diyoruz, neden? Çünkü aslen 8 Temmuz doğumlu Tuna efendi bu hafta boyunca o kutlamadan bu partiye akacak.
Kutlamaların ilkini dün anasının memleketi Antalya'nın güziiide mesire yeri Düzlerçamı'nda gerçekleştirdik. Süslemesiz, pastasız, gürültüsüz, bol cırcır böcekli, kene korkulu, sıcak ve yapış yapış, köfteli kanatlı ve yakın akrabalı ufak bir kutlama oldu.
Bir yaşına adım adım yaklaşırken bambaşka bir herife dönüşen Tuna, sanki o kadar insanın kendisi için toplandığının farkındaymış gibi mutluydu. Sabahın 6.15ini uyanma saati olarak bellediğinden (annem bir kere erkenden kalkınca salıncaklara götürdü diye her sabah kargaların kahvaltı saatinde kalkıyo sıpa) uykusuz; uykusunu alamadığı için kahvaltıyı minimumda tutmuş; yorgun gözlerini kapamamak için çırpınan ama bir o kadar da keyifli bir doğumgünü çocuğuydu bebeciğim.
Bu aralar sık sık çocuklarla ya da akranı bebek-çocukla bir araya gelen Hz.Tuna, bayılıyor bu duruma. Kuzenimin oğlu Barış'la halka dizmece&yıkmaca oynarken beni hiiç aramadı gözleri. (ki bu aralar nasıl anne düşkünü oldu bildiğiniz gibi değil)
El kol ağız diz miz leş gibi. Ağzına bi avuç toprak atmış bile olabilir emin değilim. Tüm gün yediği hepi topu 2 köfte. (Normalde 4 köfte yiyip bir kaseye yakın da yoğurt yer) Ama ne gam.. Ondan mutlusu yok..
Daha hijyenik ve steril(!) doğumgünümü partimizi haftaya İzmir'de kendi evimizde gerçekleştireceğiz.
Gelelim 1 yaşına ramak kala yapabildiklerimize, yapamadıklarımıza..
- Şahane sıralıyor, kolunun uzandığı her yükseltiye tutunup şıp diye kalkıyor. Ama yakın zamanda yürümeyecek gibi. Elinden tutup yürütmeye çalışınca asabiyet basıyor. Playskool ilk arabam'ı aldık ama ı-ıh.. 14.aydan önce zor gibi yürümesi.
- Buna rağmen çok ama çok hareketli, çok meraklı, çok yaramaz. İlk kez gittiği bir evde bile itinayla mutfağı bulup çekmeceleri karıştırıyor. Ortalığı dağıtıp yakıp yıkıp geçiyor. Annem ve anneannem bile illallah dedi. Annem "bu biraz daha büyüsün, siz misafirliğe gittiğinizde kapıyı açmayacaklar. Gene Tuna geldi diyecekler" diyor. Merakı bitecek elbet bir gün diye bekliyoruz bakalım.
- Bi dünya insanın içinde gözleri hep beni arıyor. Bir yerlerde okumuştum bu aylardaki çocuğun tüm dünyası "annesi"ymiş. Fotografını çekme şansım yok ama inanılmaz bir bakışı var bana. Birkaç haftadır emekleye emekleye gelip kafasını dizime bağrıma falan yaslamaya başladı. Bir çeşit sevgi gösterisi, sırnaşma, sarılma işte. Eskiden sadece ben onu severdim ve bunu gösterirdim. Şimdi o da beni sevdiğini bu kadar açık gösteriyor (Emzirirken yüzümü okşamaları ve aklıma gelmeyen başka şeyler falan da vardı ama bu böyle başka bi şey)
Geçen hafta, 25 yıllık arkadaşımın düğünü için, 3 günlüğüne Ankara'daydık. Kuaföre gitmek için 2-3 saatliğine çıktık evden. Tuna tüm o sürede kedi yavrusu gibi "mıyk mıyk" sesleriyle kaşının hepsini kaldırarak, mazlum mazlum, döne döne beni aramış evde. Bulamadıkça kaşlar iyice kalkmış, tam bir Küçük Emrah olmuş.


Ahan da böyle kafayı dayıyo bana.
- Artık et, balık gibi kelle sayısına göre alınan şeylerde Tuna'yı da adamdan saymak gerektiğini idrak ettik. Geçen hafta annem-babam, ben ve Tuna için 3 çipura almıştık. Annem aç kaldı çünkü Tuni neredeyse bir çipurayı yuttu. Bu hafta da ilk kez 300 gr kadar levreği kelle ve kılçıktan ibaret bir hale soktu.
- Annem oğlanı kuru ekmeğe de alıştırdı. Bayılıyo taş gibi ekmeği kemirmeye. Bir de simit tutkunu oldu. Parça parça eline verdiğim simidin dörtte üçünü yiyor. İzmir'in gevrekçileri bekleyin bizi anacıım.
- İstemediği bir şeyi asla yaptıramıyoruz. "Dediğim dedik, çaldığım düdük" ya da "inadım inat, götüm iki kanat" (bayılıyorum atalarımıza) bi herif oluyor yavaş yavaş. Bağırıp çağırınca taleplerin yerine getirildiğini keşfetti çoktan. Carcar bağırınca ben işaret parmağımı gösterip çemkiriyorum ufaktan. Ama kendileri o parmağımı alıp dişini kaşıyıp geri veriyor bana. "Pipimde bile değil senin azarlaman" diyor kibarca.
- Konuşmada tembel çıktı. Çok güzel de-de; nn-ne; nn-an-ne; gel diyor ama hepsi bu kadar. Ama bir sürü şeyi anlıyor. "Kamyonu göster Tuna" dediğimde bulup gösteriyor mesela. Ama alkış, çirkin ol, dilini göster gibi komutları hiç sallamıyor. İyi bi halt yaptığında alkışlıyorum ama kendisi alkışlamayı değil alkışlanmayı tercih ediyor kanımca.
- El becerilerine son bir aydır kapak kapatmayı ekledik. Hatta kapak kapatmadan yemek yemiyor. Saklama kapları, milupa kavanozları, suluk, tencere vs... Kapağı olan herhangi bir nesne. Kapağını ben açıyorum o kapatıyor. Nasıl öğrendi ve nasıl bu kadar "şak" diye oturtuyor hiç anlamadım.
- Aaah bir de doldur-boşalt hastasıyız. Bir kap dolusu mandal favori oyuncağı. Serçe parmağını kaldırarak o mandalları teker teker çıkarıyor, sonra geri koyuyor. Sıkılmadan dakikalarca oynadığı tek oyuncak..
- Ve son not. Eskiden 1 yaşında bir çocuğun hakkaten çocuk gibi göründüğünü düşünürdüm. Oysa benim küçük tosbağam, ton balığım, kurbağam hala çok küçük bir bebek gibi görünüyor gözüme. Ne zaman hakkaten büyür ki :))
(p.s. Aslında yazının başlığı, en üstteki fotografa istinaden "mangala karşı domalan Tuna" olacaktı ama ilerde blogumu okursa beni annelikten reddedeceğinden ciddi ciddi korkmaya başladığım için değiştirdim. )
Posted by Picasa

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Emzik meselesi


İstemeye istemeye verdiğim, zorla alıştırmaya çalıştığım bir alettir emzik. Yani yalancı meme. Şu aralar Tuna uykusunda bile arayıp bulup ağzına tıkıp uyumaya devam ediyor. Bazen bulamadığında sinirleniyor gecenin bi vakti. Çok mızırdanmazsa gündüz ya da uyku ritueli öncesi vermiyorum, görmeyeceği yerlere saklıyorum. Ne zaman ve ne şekilde vazgeçireceğimi ise hiç bilmiyorum.


Bu hem faideli hem de bıraktırması zor mamülün tarihi meğer çok da eskilere dayanmıyormuş. Hepi topu 60 yıllık bir icatmış. Çok şaşırdım ve bilmediğim ne çok şey olduğunu görünce utandım :))


Aşağıdaki yazı NTVMSNBC'den alınmıştır.



Binlerce yıl önce Mısır'da bebekleri sakinleştirmek için balla doldurulmuş kilden figürlerin kullanıldığı biliniyor. Modern emziklerse bundan 60 yıl önce Alman uzmanlar tarafından geliştirildi.



Ağlayan bebekleri sakinleştirmenin en iyi yönteminin ona emebileceği bir şeyler vermek olduğunu bilmeyen yoktur. Hatta binlerce yıl önce Mısır'da bu iş için içi balla doldurulmuş kilden küçük figürler kullanılıyordu. Bu figürlerin günümüzde kullanılan emzik ve biberonların de atası oldukları kabul ediliyor.
Yeni doğanlardaki emme refleksi o denli güçlüdür ki, birçok bebek henüz anne karnındayken parmak emmeye başlar. Ancak parmak emmek, annelerin ve tabii ki çene yapısını bozduğu için diş doktorlarının en büyük kâbusudur.
İşte tam da bu yüzden, 1949 yılında ortodontist Wilhelm Balters ve diş hekimi Adolf Müller ilk doğal ve çene yapısına uyumlu emziği üretti.



Deutsche Welle'nin haberine göre, emzik her ne kadar parmak emmeye oranla daha zararsız da olsa, dil ve konuşma terapisti Profesör Heinrich Pfaar'a göre tamamıyla da masum değil. Deutsche Welle'ye konuşan Pfaar, "Evet, emzik pratikte çocuğu sakinleştirmek için emzirmeye bir alternatif oluşturuyor. Ancak genellikle günümüze bile emzikler bala batırılıyor ya da çokokreme bulanıyor. Bu da diş çürüklerine davetiye çıkaran bir uygulama." şeklinde konuşuyor.
Silikon ya da kauçuk, damaklı ya da damaksız
Emzik, göğüs ucunu taklit eden bir yapıya sahip... Bebeklere, karınlarını doyurdukları sıcak ve huzurlu ortamı hatırlatıyor. Günümüzde silikon ve kauçuktan üretilen emzikler, damaklı ve damaksız olmak üzere iki çeşitler. Silikon emzikler, diş darbelerine dayanıklı olmadıkları için özellikle diş çıkarmamış bebeklere öneriliyor. Silikon emzikler kolay deforme olmuyor. Diş darbelerine dayanıklı olan kauçuk emziklerse suyu emdikleri için bir süre sonra deforme oluyor.



Damaksız emzikler, göğüs ucu formuna benzedikleri için bebekler tarafından daha çok tercih ediliyor. Ancak damağa baskı yaparak damak yapısını bozdukları için dişlerin yamuk çıkmasına neden oluyorlar. Bu nedenle uzmanlar tarafından, bebek bir yaşına bastıktan sonra kullanılmamaları öneriliyor.
Professör Pfaar, bebeklerin, annelerinin göğsünden süt sağabilmek için damağa baskı yapan bir emme hareketi uygulamaları gerektiğini belirtiyor. Ancak bebek memeden kesildikten sonra, biberonla beslendiği dönemde sütü biberondan sadece dudakları yardımıyla çekiyor. Dolaysıyla bebeklerin sahip oldukları emme refleksi, aslında sadece ilk aylar için önemli. Professör Pfaar, emzik kullanan bebeklerin bu güçlü emme hareketini devam ettirdiklerini, dolayısıyla zaman içince ön kesici dişlerinin şeklinin bozulduğunu söylüyor.



İki yaşından itibaren sürekli kullanılmamalıUzmanlar, iki yaşından itibaren diş yapısının bozulmaması için düzenli emzik kullanımına son verilmesini öneriyor. Ancak çocukları emzik alışkanlığından uzaklaştırmak her zaman düşünüldüğü kadar kolay olmuyor. En çok kullanılan yöntemler, emziğe çocukların tadından pek de hoşlanmadıkları hardal gibi besinler sürmek veya emziği bir iğneyle delerek içindeki havayı boşaltmak. Çocuğa, artık büyüdüğünu ve emzik kullanmasının onun için zararlı olduğunu anlatmaya çalışmakta da başka bir yöntem.



Profesör Pfaar, her ne kadar pratik olsa da düzenli olarak emzik ve biberon kullanımından mümkün mertebe uzak durulmasını tavsiye ediyor. Pfaar, "Annelerin daha aktif olmaları gerekiyor. Yeniden bebeklerini emzirmeye başlamalılar. Doğal yönteme geri dönmeliyiz. Bu şekilde pek çok çocukta karşılaştığımız emzikle ilgili sorunların da önüne geçilmiş olur." diyor.
Uzun süre emzik kullanan çocukların büyük bir bölümüne, ileriki yaşlarda ortodontistin yolu gözüküyor. Bu da tel takarak geçirecekleri uzun, masraflı ve zahmetli bir süreç anlamına geliyor



1 Temmuz 2009 Çarşamba

...................................

Elimden gelse silebilsem gözyaşlarını.
Ya da "seni anlıyorum" yalanını sallamadan, kelimelerin ötesinden dokunabilsem ruhuna..
Acın çok büyük, biliyorum.
Böylesi ani bir "terkediş" kolay kabullenilir değil.
Tesellisi olmaz ölümün biliyorum ama
Hepimizin temennisi değil midir "sıralı ve acısız" bir veda..
Güzel anne, güzel insan..
Bir an önce toparlanman dileğiyle