30 Eylül 2009 Çarşamba

Hatırlanası maddeler

Yazmazsam uçacak gidecek, hiç yaşanmamış gibi olacak. Tuna bu aralar şu modda
- "Gel kakanı temizleyelim" diyerek alt açmasın serip ıslak mendil paketini elime alınca bezlerinni içinden bir tane kapıp getirdi ilk kez. Teşekkür edip bol bol mıncırdım. Yutuverecektim çocuğu oracıkta.
- Evde yalınayak yürüyerek baya bi kilometre yapıyor. Dışarı çıkınca alışamadığı ayakkabıdan mı düşme korkusundan mı bilinmez, inanılmaz temkinli yürüyor. O ittirgeçli arabasını alıyorum parka falan gittiğimizde. İttirmeye bayılıyor.
- Geçenlerde bir tahta oyuncağın köşesine kafası çarptı, acıdı. Annemle "neresi çarptı acaba?" diye konuşurken işaret parmağıyla oyuncağın o köşesini gösterdi.
- Banyo öncesi cıbıldanınca pipiyi tutup bana bakıp sırıtıyo.
- İlk kez düşüp dudağını kanattı. Dişi çarptı sanırım. Çok üzüldüm ağzını kanlar içinde görünce. Ağladım hatta :((
- Üstte 4, altta iki dişi var artık. Gülünce basbaya çocuk gibi oluyor. Zaten hep derim "bir bebek yürüyorsa ve güldüğünde dişler görünüyorsa, artık bebeklikten çıkmıştır"
- Fotoğraf makinesi gibi kaydediyor her şeyi. Yemek bitip önlüğünü çıkarırken, elini yıkamayı bitirip musluğu kapatırken hep "bittiii" dediğimden artık benden önce davranıp "dit-ti" diyor.
Tencerede yemek pişirip(!), kapağı kapatıp bir de üstüne kaşık kondurmaya başladı. Hangi tonda konuşursam o da aynı tondan sesleniyor. Çok fena self-control zamanındayız, çook
- Kelimelerden çok efektlerle anlatıyor derdini. "Araba" deyince "bırrnnn"; saat deyince "tikkak" gibi... Geçenlerde ilk kez bir köpek havlamasına "haf" gibi bir şeyler söyledi. "Baba nerde?" diye her soruşumda (sayko anneyim ya zırt pırt soruyorum) kaşının ortasını kaldırıp "ditti" diyor. Bitene de gidene de aynı sözcük: "dit-tii"
- Göbek deliği hastası.. Uluorta açıp öpmeye çalışıyor göbeğimi, deliğe işaret parmağını sokup pişmiş kelle gibi sırıtıyor. Ama hep babasını suçu. Açıp deliği deştikçe "diiitt" diye gaza getirdi hep. Şimdi işaret parmağı havada göbeğe doğru ilerleyip "diii" diye açıkça talep ediyor.
- Fotoğrafın hikayesi sonraki postta :))


Posted by Picasa

26 Eylül 2009 Cumartesi

Bakkal Çırağı Tuna, Doruk'la Buluştu

Sağsalim ama hafif nezleli de olsa Antalya'ya ulaştık. Beni 1 tam gün yorgan-döşek yatıran nezle, inceden Tuna'ya da bulaştı. Tuna şimdilik ateşsiz ve burun akıntısız ama keyifsiz ve iştahsız. 2-3 gün içinde normale dönmesini umut ediyoruz.

Bu ufak hastalıkların, haftalardır hayalini kurduğumuz görüşmeyi engellemesine izin vermedim tabii :)) Bizim gelişimizin gecikmesiyle "yoksa görüşemeyecek miyiz" dediysem de her türlü engeli aşıp Antalya'da Kiraz'larla buluştuk.
İlkay, sakin kocası Yas ve muhteşem Doruk triosu beni hiiç şaşırtmadı. Neredeyse doğum tarihimiz bile aynı olan İlkay'la sohbete doyamadık.
Doğduğu günden bu yana benim tek kaşa benzettiğim Doruk, beni 8 ay öncesine götürdü. Hatta gözlemeci teyze "ikiz mi bebekler" diye sorarak bizim "tek kaş brothers" geyiğimize tuz biber ekti. Yas da "keşke benim kocam da burda olsaydı" dedirtti, zira sakinlikleri pek bir benziyordu.
Gözleme, çay ve çokçana sohbetle 2 saat geçti. Doruk annesinin tüm şikayetlerini yalanlarcasına uslu, Tuna da son günlerdeki cevval&cabbarlığının aksine pek bir keyifsizdi.
"Size doyum olmaz ama yolumuz uzun" diyerek atlarına binip uzaklaştı o güzel insanlar..
Biz de dede evine yollandık. Pusette kısacık kestiren Tuna, dedesinin büfesine gelince gene yaramazlık kostümünü giydi. Meğer İlkaylar'a numara yapıyormuş köftehor. Önce sigara rafını kestirdi gözüne. Teker teker indirdi paketleri; sonra da arabasına istifledi.

video
Sonra tezgahaltına dadandı. Kola kutularını döktü saçtı, birini patlattı. Bizde kola içen olmadığından dükkana ilk gelene hediye ettik :))
Ardından kutuları üst üste, büyük bir sabırla, bıkmadan tekrar tekrar dizerek "yok yok aşçı değil, kesin inşaat mühendisi olacak bu çocuk" dedirtti bize. İki mühendisi, İlkay ve Yas'ı aynı anda görünce coştu kanımca :))İnşaat kısmı tutmuyo ama olsun...
video

19 Eylül 2009 Cumartesi

Babaaaa

Bizim evin babası 15 gündür çok yoğun çalışıyor. Sabahın seherinde evden çıkıp geceyarısı evin yolunu zor buluyor resmen. Tuna her sabah babasını hazırlanırken görüp mızırdana mızırdana peşine düşüyor. Geçen gün telefonuma bakıp "babaaaa" diyordu. Dün akşam da sabahları uğurlayıp, akşamları karşıladığımız balkonda yoldan gelip geçene bakarken bizim park yerimize giren arabadan inen adama "babaaaaa babaaaa" diye bağırındı. Sonuna yetişebildim.
video
Akşam babası eve gelince videoyu hafif nemli gözlerle izledik. "Ayy nasıl özlemiş yaa" diye diye üzüldü.
İşleri bitmediğinden bizim bayram tatili de yalan oldu. Daha doğrusu bayram sonrasına sarktı. Herkes dönerken biz tatile çıkıyor olacağız sanırım.
Böyle..

17 Eylül 2009 Perşembe

Fırsat Ürünü

Tükkana yeni ürün koydum, tiz bakıla, incelene, eşe dosta tavsiye edile!!

Anti-Tim Kuruyorum

Nihahahaha! Güç bende artııkk. Niye daha önce düşünmedim ki? Yeter artık ezildiğimiz, veletler büyüdü. Nasihat verme sırası bende..
Efendim, sonbaharla birlikte havalar serinledi malum. Bizim öğlen ve akşamüstü tavaf ettiğimiz parktaki çocuk manzaraları da derhal değişti. Sandaletlerin yerini kapalı ayakkabılar, t-shirtlerin yerini uzun kollu bodyler, şortların yerini pantolonlar aldı. Biz hariç hemen herkeste bir kapanma durumu var. 3-5 derece için abartmaya gerek yok diye düşündüğümden biz hala üste kolsuz body(Raşo Teyzesinin deyimiyle piknikçi gibi) altta penye şort şeklinde takılıyoruz. Ayakkabı mayakkabı hak getire. Hep yalınayak hep başı kabak benimkinin. Anneannelerin şaşkın bakışları da eksik olmuyor haliyle. Artık kazık kadar herif olduğundan pek de seslerini çıkarmasalar da kınayan ve acıyan bakışlarını hissedebiliyorum. Tek tük "ay çocuk üşüyecek" diyen oluyor ama az..
E çocuk büyüdü diye bu tatlı sohbetten niye mahrum kalalım ki? Bu sefer ben başlatıyorum muhabbeti:
- Aaa bu sıcakta terlemesin çocuk. Pek de hareketli meaaşallahhh
- Yok sıcak değil pek sanki. Esiyo ya hafif. Ben üşüyorum zaten çok.(hakkaten pek üşüyo gibi giyinmiştir)
- Valla benimkinin şu arka kıvırcık saçları sucuk sucuk...
- Yaaa?(bu arada çocuğun kolları hafif kıvrılır, sırtı bi yoklanır) Aaa bak bu da terlemiş sanki. (Bir kat çıkarılır)
İşte buuuu..
Bugün Migros'ta kasada bir orta yaşlıca anne, 2 aylık bir bebek (uzun kol body, yün yelek ve penye battaniyeden görebildiğim kadarıyla kız bebekti) ve genç teyzeyle karşılıklı gülümsedik. Atladım hemen "Ayyy bu sıcakta..." falan diye.
Kadın "ama daha 2 aylık küçücük" falan diyecek oldu. (Sanki bizimki hiç küçük olmadı da 14 aylık doğdu.)
"Ay olur mu" dedim. "Benim oğlum da temmuzda doğdu, koca kış bile doğru dürüst yün yelek giydirmedim. Sodyum kaybı olur bakın sonra mazallah"
Kadın topukları sırtına vura vura kaçtı benden..
Ay çok zevkliymiş..
Şimdi "emiyor mu" ve "sütün yetiyor mu" sorularıyla lohusaları bıktırmayı planlıyorum.
Şaka şaka..
Kıyamam ben lohusalara..
Hepsine bol bol süt, sakin kafa diliyorum amaaa
Her seferinde Tuna'yı sevmek için o pis ellerini çocuğun yüzüne gömen kasiyer. Sana da "çocuğumu elleme" timiyle savaş açıyorum bilesin. Grip sezonu açıldı açılacak zaten.. Kolla kendini...Zaten sürekli "abla şifreni girsene" demene; meslektaşının "canım poşetler bu tarafta" demesine gıcığım. (gereksiz bir laubalilik hali var bu şehirde)

16 Eylül 2009 Çarşamba

Sayıklamalar



Öyle yaşayıp giderken bir sürü şey birikiyor kafada. Annelikle, memleketle, İzmir'le, geleceğimizle ilgili.
Toparlayıp yazmak zor oluyor, keşke beyin kayıt cihazı gibi bir şey olsa da anında kaydedebilsem. Yazamadıklarım, yazdıklarımın yanında çok özensiz ve basit kalıyor hakkaten.
Annelik hallerini sorgular oldum bu aralar.

Tuna beye kıymalı, domatesli kabak yemeği yaptım az önce. Oysa biz sevmeyiz sebze yemeğinde et ve türevlerini. Yiyoruz mecburen.

Sabah çok erken kalkmaktan da nefret ediyorum ama Tuna çok dakik. Saat 06:48 dedi mi ayakta. Sanki işe yetişecek. Sadece yarım saat daha fazla uyusak ne süfer olurdu.

Üst kesici dişlerden biri daha neredeyse yarıya kadar çıktı. Büyük bir gürültüyle geldi her zamanki gibi. Geceleri 15 dakkada bir jel sürüp emziği verip uyumasını dilemekle geçti birkaç gün. Jelin etkisi geçene dek uyudu uyudu. Yoksa hoop bir daha.. Ne çileydi geçen hafta. Şimdi onun yanındaki dişin de eli kulağında.

İşte bildik şikayetler vırvır dırdır..

Anne olmak çok zor iş, ama çocuk olmak çok mu kolay sanki? Haksızlık ediyoruz sanki onlara. Dün biri söyledi, "bu kadar dişi arka arkaya bir yetişkin çıkarsa acıya dayanamaz" gibi bir şeyler, tam hatırlamıyorum şimdi. Biz sadece uykusuz kalıyoruz ama onların eti yarılıyor, damağındaki kemik parçaları ilerleyip günyüzüne çıkmaya çalışıyor ve işin kötüsü ne olduğunu bilip anlama şansları da yok. Yazık...

Dün grip aşısı yaptırdık. Sadece iğne girip çıkarken bağırındı. Pantalonu giydirip yere bıraktığımda çoktan bi oyuncağa dalmıştı. Aşı yapılan ben olsaydım muhtemelen düşen tansiyonum yüzünden hala yatıyor olurdum. Çok da tatlı değil sanki çocukların canı.. Ya da yetişkinlerle aynı şeylerden korkmayı henüz öğrenememişler. Köpek görünce dibine kadar sokulmak istemesi de bundan olsa gerek. Korkar mı acaba büyünce köpeklerden?

Sokulmak demişken, sokulmanın dibine vurdu son bir haftadır. Yere uzanırsam göbeğimi açıp öpüyor, yere eğilip bir şey arıyorsam sırtımı açıp yalıyor, kafasını sürekli bacağıma dayayıp "ayyy" diyerek beni seviyor. Böyle bir tuhaf aşk halleri var. Alttaki fotoğrafı yorumsuz yayınlıyorum. Hikayeyi tahmin edersiniz; Tuna pusette durmadı aldım kucağıma. Öyle sindi kaldı kucağımda. Bir başka müşteri "aman da ne uslu çocuk" diyerekten sevdi bizimkini. Sonra nazar boncuğu takmıyorum diye inceden fırçalayıp çantasından boncuk çıkarıp taktı. İzmir böyle bir yer işte..


Uykusuzluk hafif asabiyet yaptı bana. Sabırsız ve tahammülsüz oldum bu aralar. Tuna çoğu kez kendi kendini oyalayamıyor, başka odaya bensiz geçmek istemiyor. Odadan çıktığımın 5.saniyesinde falan mızırdanarak peşime düşüyor. Çok yorucu oluyor bu durum. Ben oynamak istemedikçe daha da sırnaşıyor. Sabah uykusundayken azıcık ben de kestirdiysem tüm günümüz eğlenceli geçiyor ama uykusuzsam fena...

İyi annelikle ilgili bir şeyler okudum-muhtemelen Özgür Anne yazmıştır dimağ çatlatan enfes kalemiyle. Mükemmel annelik aslında çocuk için çok zararlıymış, siz hatalarınızla defolarınızla yaşayıp, çocuğa da o şekilde davranmak gerekiyormuş.
Ki ergenlik çağında sizi sorgulayıp, sizinle çatışıp kendini yeniden var edebilsin. Sürekli mükemmeli oynamak hem size zarar hem çocuğa yani..
Evimizin halleri pek beter a dostlar.. Patatesler havluların arasından; çoraplar kaşık çekmecesinden; donlar çorap çekmecesinden çıkıyor. Tencereler zaten hep ortada yerde. Lazım oldukça ordan alıyorum. Bir de tuhaf bir takıntısı var bizim küçük adamın. Bulaşık makinesine astığım havluya alerji geliştirdi sanırım ki önünden geçerken aşağı sıyırıyor. Mama sandalyesinin altına koyduğum örtüye de gıcık bu aralar, eline geçirirse affetmiyor. Buruşturup bırakıyor. Ben düzeltince gözünü gözüme dikip yeniden buruşturuyor. İnatlaşmamak lazım biliyorum ama bir yandan da düzen müzen öğrensin istiyorum yoksa başa çıkılacak gibi değil dağınıklığıyla. Allahtan pek geleni gideni olan bir aile değiliz.
Tatilde Antalya'dayız. Denizli'den geçerken ya da belki Antalya'da Kirazla ve Doruk'la buluşma ihtimalimiz var. İhtimali bile güzel, kendisini düşünemiyorum:))

12 Eylül 2009 Cumartesi

Mutfakta Biri mi Var?

Çocuklar en çok taklit ederek öğreniyormuş.
Bizimki de en çok vakit geçirdiği insan olarak beni taklit ediyor sıklıkla.
Günün en eğlenceli zamanını da her zaman için mutfakta geçiriyoruz.
O caanım çelik tencereler, teflon tavalar milyon kere iniyor aşağı. Kaşıklıktan rastgele bir kaşık seçiliyor. Başlıyor yemek yapmaya..
Bu sabah fasulye ayıklamaktı niyetim. Masaya oturdum, Tuna da tencereleriyle meşk'e daldı önce..
Sonra salça oldu benim fasulyelere. Paçama yapışıp "fasulyelerden bana da ver be kadın, oynamak istiyorum" diye vızırdandı.
"Ulan zaten ev dandini" diyerek döktüm fasulyeleri önüne. O verdi ben doğradım..

video
Yemek yaparken muhakkak tencereye bakacak. Hatta ocakta pişen, kaynayan her ne varsa heyecanla yapışıyo paçama.. Sol kolda 11 kg taşıyarak yemek yapmak nasıl bir his, tahmin edebilir misiniz? Genelde yemek programlarındaki gibi her şeyi hazırlıyorum önceden ki tekrar tekrar indi-bindi yapmasın haşmetlümüz. Yere bırakınca çemkiriyo çok fena...
video
Birlikte bakıyoruz bir süre tencereye. Sonra o da yerde kendi yemeğini yapıyor. Misal bu yemek salatalıklı, biberli ve bittabi ki ton balıklı yahni :))
video
İşin ilginç yanı babası da çocukken aynen böyleymiş. Kızgın yağa atılan soğanın "cossss" sesine kulak kabartır, "al beni kucağına" hareketi yaparmış. Kayınvalidem şok oluyo Tuna'yı böyle gördükçe. "Aaa aynı G. de böyleydi" der durur, gözleri dolarak..
Babası gerektiğinde benimle bamya ayıklayan (öyle hart diye kesmeden, külah yaparak tabii ki), yaprak saran (benden daha ince sarıyo bi de), balığı fırında, tavada, havada, karada pişiren, yeme içme uzmanı. Az yer ama zevk alarak yer. Pisboğazlığı yoktur. En sevdiği yemekten bile minik bir porsiyon yer bırakır.
Tuna şimdilik -bazen- anası gibi pisboğaz. Sevdiği yemeğin dibini görüyor muhakkak. Bazen de farklı bir tatla karşılaştığında uzun bir süre damağında gezdirir, koklar, tabağa bakar inceler. Babası gibi titiz yer bazen..
Önümüzdeki yıllar gösterecek, bakalım kime benzeyecek

9 Eylül 2009 Çarşamba

İnsanlık için pek küçük, bizim için büyük adımlar

Klişe bir başlık oldu ama durumu bu kadar iyi özetleyen başka da cümle bulamadım.
Bir koltuktan diğerine tek adım; anneden babaya iki adım; elimdeki oyuncağa üç adım derken Tuna sonunda şeytanın bacağını kırdı.
video
Rüzgardan bir o yana bir bu yana savrulan ağaçlar gibi yalpalayarak gidiyor şimdilik.(Babası "F.a.t.i.h. Ürek gibi kıvırıyor" diyor) Ayakkabıyla dışarda yürümeye net bir şekilde karşı çıkıyor. Bastığı zemin sertse, halı yoksa yürümüyor (canı çok tatlı, çoook). Ama gözüne kestirdiği mesafeleri artık emeklemeden, iki ayak üstünde katediyor ve yüzündeki o "bak anne, ne yapıyorum" ifadesine bayılıyoruz. Canım oğlum, sürmeli kuzum benim. Git gidebildiğin kadar, arkandayız..
video

8 Eylül 2009 Salı

Homini Gırtlak-1-

Yorumlarla falan olmuyor bu iş. Adam gibi oturup yazmam lazımdı. Ek gıdalara geçerken nelere dikkat etmeli, pütürlü yemeyi reddeden ya da komple yemeyi reddeden çocuklarla nasıl başa çıkılır, neler yedirilmeli, nelerden kaçınmalı vs vs
Şimdi baştan belirteyim, asla büyük bir iddiayla ya da uzman olduğumu iddia ederek yazmıyorum. Benimkiler naçizane deneyim, gözlem, başka annelerin öykülerini ve birkaç da uzman dinleyerek oluşturduğum tavsiyelerden öte bir şey değil. Fazla ciddiye de almayın, kulak arkası da yapmayın...
Durum 1: Bebekle ilgili hemen her konudaki anahtar sözcük olan empati burda da başrolde. Doktorlar bebekleri ek gıdalara 6.ay kontrolüne gidildiği gün verilen listeyle geçiriyor. 6 ay sadece sütle beslenen çocuk, 6 ay artı 1.gün kaşıkla ve farklı tatlarla tanışıyor. Ve genelde de anlamsız bir surat ifadesiyle tadıyor bu yeni gıdayı. Eğer bebek kaşığı, sofrayı, yemeği vs tanımıyorsa bu geçiş daha da zor oluyor.
Kendinizi bebeğin yerine bir koyun. Huzurlu, sıcak ve samimi bir ortamda anne memesindesiniz, yediğiniz önünüzde yemediğiniz arkanızda. Karnınız tok sırtınız pek mutlu mesut yaşarken bir gün anne adlı kadın elindeki tuhaf cismi ağzınıza sokup çıkararak işkence yapmaktadır. O da nesidir? Ağzınıza gelen tat zehir gibi, çok korkuyorsunuz... Derhal çığlığı basıp tükürme zamanı...
Ardından da memelerde teselliyi arama zamanı..
Ebeveynlerin aylarca bebek uyurken yemek yediği, anne mutfakta yemek yaparken bebeğin salonda yerde debelendiği evlerdeki manzara üç aşağı beş yukarı böyle. Çocuk yemek yapma ve yeme kavramlarından uzaksa yeme konusunda da daha gönülsüz oluyor.
Tavsiye:
Bebeğiniz 4 aydan büyükse ana kucağıyla mutfağa taşıyın sık sık. Yemek yaparken anlatın, kucaklayıp tencereyi gösterin. Kokuyu duysun. Siz yemek yerken de muhakkak masada ona da yer açın. Sizin kaşığı çatalı nasıl ağzınıza götürdüğünüz görsün. Taklit ederek çüğnemeyei de yemeyi de öğrenecektir.
Durum 2: Bebeğim pütürlü gıdaları yemiyor. Neden?
Bu konuda 2 farklı uzman dinledim. Birisi "Genetik efendim bu durum. Hiiç kasmayın. Kimi yer kimi yemez" gibi saçmaladı. Aynı doktor "bebeklerin uykularını düzenleyemezsiniz, uykusu gelince uyur, 2 yıl sadece anne sütüyle beslenmek mümkün" gibi başka inciler de döktürünce direkt saçmalayan doktor sınıfına soktum kendisini.
Başka bir doktorun açıklaması ise şöyle.
Bebeğiniz pütürsüz,, pürüzsüz yutuyo mamalarını. Bir gün biraz pütürlü parça vermeye kalktınız. Bebe öğürdü, hatta boğazına takıldı boğulma tehlikesi geçirdi. Derhal panik olup pütürlü gıdaları hepten dışlarsanız yandınız. (istisnalar vardır elbet) Zira bebeklerin hepsinin küçük dili civarı hassastır ve o noktaya büyükçe bir parça gelirse kusma refleksi harekete geçer. Tam da kusmak için elinizi soktuğunuz ve parmak ucunuzu dokundurduğunuz noktadan söz ediyorum.
Sürekli o noktayı parmaklarsanız bir süre sonra hassasiyet kaybolur. Bebeklerde de durum böyle, pütürlü yedikçe artık hassasiyetleri kayboluyor. Ama siz her öğürmede bir tur daha blendırdan geçirirseniz, her pütürü kusan bir çocuğa merhaba dersiniz.
Bu işlerin normali yok. Kimisi 6.ayda hadi bismillah çatalla ezerek yediriyor, kimi 8.,9. aylarda. Biz sadece 6.ay süzgüden geçirdik. 7.ay araya biraz daha pütür serpiştirdim ve 8. ay sadece çatalla ezdim. Arşivimizde bulgur pilavı yediği 8 aylık bir fotoğraf buldum-ki babası benden daha cesaretliydi pütür kütür demeden yediriyordu. (Bkz aşağıdaki fotoğraf)

9.aydan sonra bizim yemeklerimizden daha çok tattırmaya başladık.
Tavsiye:
Eline ezerek, çiğneyerek yiyeceği bir şeyler verin. Sofrada sizinle birlikte yiyorsa zaten çiğnemeyi öğrenecektir. Blendırdan geçen gıdaları daha kolay yutuyor ve sizi fazla uğraştırmıyor olabilir-ki çoğu anne sırf bu yüzden yani beş dakkada yedirmek için blendır yapıyor- ama uzun vadeli düşünün.
Yemek yedirirken verdiğiniz tepkilere çok dikkat edin. Öğürürse ya da öksürürse paniğe kapılmayın. Öksürüyorsa parçayı atacak demektir. İlk vereceğiniz parçalar çok küçük ve damağıyla ezeceği kadar yumuşak olsun ki boğulma riski oratadan kalksın. Sebze çorbasında ufacık erimiş bir parça patates gibi mesela..
Yemek yedirirken siz de bir şeyler yemeye çalışın. İştahlı sesler çıkarın. Ne yediğini anlatın, bayılıyorlar yemek yedirirken konuşmaya.
Mutfakta oyalanırken eline kemirmesi için bir şeyler verin. Havuç, salatalık gibi.. (Soğuk salatalık dilimleri Tuna'nın bir ara favorisiydi ama bir keresinde ciddi boğulma tehlikesi atlattık. Eline verip odadan çıkmayın aman.. Gözetlemekte fayda var)
Tracy'nin kitabında "bebek sosisi" verin gibi öneriler olsa da bizde piyasada bulunan tek sosis türü bol nişastalı, katkı maddesi zengini, bizim için bile zararlı olan sosisler.
Bunlar da rastgele aklıma gelen tavsiyeler.
-Başlangıçta beklentilerini ufaltın: Tayland'a ilk kez gidip böcü-börtü yediğinizi ve buna alışmaya çalıştığınızı düşünün. Bebekler için de alışma süreci biraz uzun olabilir. Bir gün sevdiği gıdayı ertesi gün-bir sebepten- yemez. Kaldırın, birkaç gün sonra tekrar deneyin. (Kendime çuvaldız: Tuna'nın meyveyle arası hiç bir zaman iyi olmadı. Sadece milupa hazır kavanoz meyvelerini severek yedi. İkindi öğününün iki uyku arası kaynaması, akşam yemeğini erken yedirip erken uyutma telaşı, 6-7 saate 3 öğün sığdırmaya çalışmak vs gibi nedenlerden ben de çok üstüne düşmedim ve şu an hala meyve yemeyi reddediyor. Arada daha çok deneseydim diyorum)
- Yemekleri çok fazla çeşnilendirip damak tadını değiştirmeyin: Anne sütü gibi nötr bir tattan(tattım da ondan biliyorum), envai çeşit tada geçiş yapıyorsunuz. Özellikle sebzeler zaten çok belirgin bir tada sahip ve başlangıçta çok baskın tatlarla karıştırmayın.
-Başlangıçta hep aynı menüyü verin: Ben ilk bir hafta aynı sebze karışımını verdim ki, yemediği zaman "acaba damak tadına mı uymadı?" seçeneği direkt elensin. Dün yediğini bugün yemiyorsa, ya uykusunu alamadı ya dişi geliyor, ya da başka bir derdi-sıkıntısı var diye düşündüm.
- Yemeği reddetmeyi öğrenmesin: Diş çıkarma ve hastalık dönemleri anneler için sabır imtihanı gibi. Yemeğe "hayır" dediği zaman verdiğiniz tepki çok önemli. Yine kendimizden bir örnek. Tuna, 7.aydan beri yemeye doyamadığı balıktan vazgeçti gibi bir şey. Son bir ayda 3 kez balık yaptık. Birinde yanında ahtapot vardı ve bir sebepten balık yemek istemeyince ahtapot verdik; yedi. Sonrakinde balığın yanında karides vardı (İglo dondurulmuş karides süper bir ürünmüş, tavsiye ederiz). Yine balık yemedi, babası kıyamadı hemen tereyağlı karides sote yaptı ve 125 gr'ı lüpletti Tuna. O gün bugündür balık yemek istemiyor. Sanırım verdiğim mesaj şu: "Evet evladım balık yemek zorunda değilsin, hatta yemezsen daha eğlenceli yemekler seni bekliyor." Neticede bu cumartesi ilk kez balığı çorbaya karıştırıp yedirmek zorunda kaldım. Bir süre böyle takılacağız ama nasılsa bizimle yaşadığı sürece her hafta balık yiyecek.
- Kendi beslenme alışkanlığınızı gözden geçirin. Deniz ürünlerini sevmiyorsanız, boşuna çocuğa yedirmeye çalışmayın ya da önce siz sevmeye çalışın :)) Bir şeyi "ıyy" diyerek verirseniz, emin olun bunu anlayacaklar ve reddedeceklerdir.
- Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Kimi çocuk kıyma sevmez, kimisi süt. Kimi sebze, kimi meyve..
-Emziriyorsanız porsiyonları ufaltın, tabağı silip süpürmesini beklemeyin. Anne sütü çok besleyici ve doyurucu olduğundan ve tam olarak ne kadar "içtiğini " bilemediğimizden yediği kadarıyla yetinin.
- O son kaşığı da yemesin artık.. Hırs yapmayın, son kaşık tabakta kalsın, çöpe gitsin. Ya da anneliğin gereği siz yutuverin.
- En büyük hatalardan biri zırt pırt çocuğa yemek yedirmeye çalışmak. Kahvaltıyı 1-2 kaşık yedi bıraktı mı? Çöpe atın. Bir sonraki öğüne dek yedirmeyin. Sonraki öğünde de artanı kaldırın atın. 2 saatte bir birkaç kaşık yerse asla tam olarak acıkmaz ve siz boşuna çırpındığınızla kalırsınız. . Başlangıçta verdiklerinizi ölçün, böylece bebeğinizin kapasitesini de anlarsınız.
- Biraz oyunun hiçbir sakıncası yok. İlk aylarda Tuna mama sandalyesinde oturuken aşağıda bir şeyler gözü takılırdı. Parmak şaklatarak ya da bir şeyler sallayarak yukarı baktırırdım. Şimdilerde yemek yedirirken kaşığı bir şeylere sokup çıkarıp ince el becerilerini geliştiriyor; "saat nerde?" dediğimde saate bakıp "tik-kaa" diyor, kulağını öğreniyor, hışırtılı bir kitabı var, onun sayfalarını çeviriyor, muhakkak bir kaç kapak kapatıyor falan.. Demem o ki çocuğu hipnozla uyutup yedirmiyorsanız, yemek süreci bir eğitimi saatine dönüşebilir.
- Yemediğinde sinirlendiğinizi belli etmeyin. Bu Tonito, bir dönem mama sandalyesine ne koysam aşağı attı. Ben de birkaç kez fırçaladım "aaa yeter ama, hizmetçin miyim ben senin bee!!" minvalinde çemkirdim. Bilin bakalım ne oldu? Hergele bu sefer gözümün te içine bakarak salladı aşağı . Ben de eşek gibi aldım yerden oyuncakları, makarnaları, kaşıklar vs.. Sinirlenmeyi bırakıp "aaa aşağı atınca ne biçim ses çıktı" diye beraberce gülünce bıraktı. Aynı hesap, yemek yedirirken öfkenizi bastırın. İnatlaşmak damarlarına işlemiş bu haşerelerin..
- Kısa vadeli düşünmeyin. Bu ay kaç kg aldığından çok, genel anlamda beslenme alışkanlığı oturmaya çalışın. Daha önce söylediğim gibi tarhana çorbasına bol ekmek doğrayıp, meyvesini bebe bisküvisine boğunca zaten kilo alıyor bu çocuklar. Ama nişasta kilosu..
- Biraz esnek olun. Mama sandalyesinde bir süre sonra sıkılırsa yere bırakın. Gezinirken yemek isteyebilir. Peşinden kaşıkla koşmamak ve gelip kendisi yemesi koşuluyla yedirmekte sakınca yok bence.
Önlük takmak istemiyorsa takmasın. Kendi yemek istiyorsa önüne bir şeyler dökün. Biraz kirlensin mutfak, eski titiz günlerinizi unutun. Pusette bile üstü başı kirlenmesin diye eline bir şey verilmeyen çozuklar biliyorum. 4 yaşında hala kraker boğazına değince öğüren..
-Tüm bunlara rağmen yemiyorsa belki kapasitesi o kadardır, o kadar yemek istiyordur, o kadarı yetiyordur, minyon yapılıdır, bugün yemez 3 sene sonra yer.(Ben 25 yaşıma dek bamya yemedim mesela ama şimdi bayılıyorum) Tekrar söylüyorum kısa vadeli düşünmeyin. Azıcık rahatlayın. Yemezse açlıktan ölmez..
Benim aklıma gelen bunlar. Sizin ekleyecekleriniz varsa buyrun çekinmeyin, kendi blogunuz gibi yazın.
Serinin bir sonraki postu "Tuna neler yiyor?" olacak..
To be continued
ya da
beni bekleyin anacım,, baaayyy
Posted by Picasa

3 Eylül 2009 Perşembe

Fuar Gülü


Dediler "şehre fuar geldi". Kalktık gittik. Tuna'cığım 14 aya yaklaşan ömr-ü hayatında bir de fuar görsün dedik..
Adım başı alışveriş merkezilerinin, play stationların, internetin, su kaydıraklarının ve aklıma gelmeyen tonla eğlencenin olmadığı yıllarda İzmir Fuar'ı bir merak ve eğlence merkeziymiş. "Beklenen"miş..
"Özlenen"miş...
Şimdi çimler -snop blogger diliyle- "zavallı" fakir insanların piknik yeri olmuş. O zavallılara sakın haa leopar desenli elbiselerinizi falan vermeyi teklif etmeyin. Zavallıcıkların giyim zevki mi var ki? (Yeliz anladın sen, şurda da bi annatıver hele :)) niye sildin yazını bu arada?)

Biz hafta içi hem de öğlen saatlerinde gittiğimizden midir bilinmez çok sakindi fuar. Avare avare gezen birkaç şaşkındık sadece. Yeme içme standları (kestane şekercisi, pişmaniyeci, birkaç da dönerci), bomboş ülke standları, bol bol su arıtmacı, masaj koltukçuları, doğalgazcılar (güya bu yılın teması iletişim teknolojileri) çakma parfümcü (tester diye Pure Posion aldık ya hadi bakalım)....
Standlar bizi tatmin etmeyince saldık kendimizi çayıra çimene.. Uzaktan lunaparkı seyrettik-ki fuarın bence yek eğlenceli kısmı da buydu..
Normalde (anne olmadan önce) kamikaze senin gondol benim adrenalin bombardımanına tutulan ben; hem Tuna'yı 5 dakkalığına da olsa emanet edecek kimse olmadığından hem de olur da "halatlar, zincirler koparsa ve ben ölürsem, kocam yeniden evlenir, çocuğuma üvey anneler eziyet eder, yerleri sildirir, okula da göndermez boyacı yapar, kahveci çırağı olur" paranoyasıyla içimi çekerek izledim.



Biz de ana-oğul binebileceğimiz tek makine olan atlıkarıncaya atladık. Adrenalinsiz falandı ama o kadar çok döndük ki indiğimizde hafif sallanıyordum, ama çaktırmadım:))


edit: Tuna'yı son bir aydır herkes bana benzetiyor. Yukardaki fotoya bakınca ben de benzettim şahsen
büdüt: Atlıkarıncanın etkisinden midir nedir Tuna ilk kez dün gece 20.30-06.35 arası deliksiz uyudu. 14 aylık olmasına 5 gün kala böyleyken böyle oldu diye not düşeyim.

Posted by Picasa
video

2 Eylül 2009 Çarşamba

Siftah


Bizim tükkan siftah yaptı :))
Ayda yılda bir kullandığım hesabımdan ilk yarı yıl hesap işletim ücreti olarak 27 TL gibi ufak(!) bir bedel kesilmesinden mütevellit kârsız da olsa ilk satışımı gerçekleştirmiş bulunuyorum. Hem de 5 aylık kızı olan anne dostu bir çocuk doktoruna.. Dr.F'ciğim, kullan da yorumlarını alalım. Nasıl? Anlattığım kadar güzel di mi kumaşı?
Posted by Picasa