25 Kasım 2009 Çarşamba

Kurabiye



Pi-nik Ayça'nın dünkü postta önerdiği bebek kurabiyesini yaptım.
Tarifi o kendine göre değiştirmiş.
Ben de kendime göre değiştirdim :)
Orijinal tariften pek eser kalmadı yani.
Ben ezilmiş ceviz ekledim. Pekmezi ve unu arttırdım.100 gr tereyağı fazla oluyor hakkaten. Ben de azalttım.
Keşke işe başlamadan adam gibi yazıyı da okusaydım. Ayça yazmış, "hamuru ince açmayın ve fazla pişirmeyin" diye. Benim bazı kurabiyeler ince oldu ve haliyle hafif gevrek oldu..


Posted by Picasa


Kurabiye kalıbım olmadığından Tuna'nın oyuncaklarını denedim.
En iyi sonucu dikdörtgenle elde ettim. Hem tepside rahat istifleniyor hem de minik ellerin tutması için uygun bir şekil ortaya çıkıyor.

Tuna uyurken yaptım kurabiyeyi. Kıpkırmızı yanaklarla uyanıp daldı mutfağa.
Tepsiden kavanoza birlikte yerleştirdik.
Öğleden sonra parka indiğimizde de 2-3 tane yedi.
Ve sanırım sevdi :)

24 Kasım 2009 Salı

Hipp vs Milupa


Tuna 5 aylık falanken tanıştım Hipp ile. Firma standında bana tadım yaptırdılar. "Önümüzdeki ay geçiyoruz ek gıdalara" diyince formül sütlerini tavsiye ettiler. "Sadece anne sütü alıyo benim çucuuum" dedim, gözümü bayarak ve de hafif gururla :))
Neyse ek gıda serüvenimizde kavanoz meyveleri hep başucumuzdaydı, kahvaltı tahılları falan da öyle. Hem başka alternatif olmadığından hem de doktorların tavsiyesinden dolayı Milupa'dan şaşmadık.
Ama gün geldi bu Ton Balığı sıkıldı aynı tatlardan. Bebelac'ın kusturucu lezzeti hep 1.kaşıkta yerle buluştu. Ülker markasına, marka olarak zaten kılım ama uygun fiyatından dolayı birkaç kez aldım meyvelerini. Hep mayhoş ve ekşimsi tatları biraraya getirmek gibi bi saçmalık yapmışlar. Sevmedi Ton.
Biz de artık market raflarındaki hacmi giderek artan Hipp'i denedik. O da organikti ve meyve çeşitlerini pek sevdik. Hele mürdüm eriklisini ucuza bulunca stok yapıyoruz.
Üst dişleri çıkarken ishal olunca muz ve şeftali yedirmek gerekti ama mesela Milupa'da bu meyveler sade olarak yok. Muzu kayısıyla; şeftaliyi de elmayla karıştırmışlar. Bir kabız yapcı bir barsak açıcı kombini yani...
O dönemde de Hipp imdada yetişti.
Deneyenlerin yalancısyım, bebeler sebzeli karışımlarını da pek seviyormuş.
Milupa'yla rekabete girdiğinden ve pastadan daha büyük dilim arzuladığından olsa gerek, Hipp'in kampanyası da çok oluyor.
Zaten Milupa daha çok bebek sütleriyle "malı götürdüğünden" ve ciddi anlamda tekel olduğundan meyve,sebze kısmını baya boşlamış bana sorarsanız.
Yani uzun zamandır favorimiz Hipp.
Belki hatırlarsınız, "neden organik ve besleyici bebe bisküvisi yapmaz ki firmalar?" demiştim.
Hipp sesimi duymuş olacak ki(peh peh) geçenlerde rafta baby's biscuit adlı ürünü gördüm. Tuna o arada kavanozlara saldırınca üstünü okumadan aldım.
Bi kafede meyvesini yedirdikten sonra eline bir tane tutuşturdum. O sırada içinde ne olduğunu okumaya koyuldum.
Amanın o da ne?
İçerik sıfıra sıfır..
Bildiğin beyaz un, nişasta, ŞEKER, kabartıcı ve azıcık B vitamini(lütfetmişler)
Bu ne yaaa? Azıcık demir ilavesi, azıcık vitamin takviyesi beklerken...
Özellikle alerjen bebekler için kuruyemiş konmadığını da üstüne basa basa yazmışlar. Ya alerjik olmayanlar?????
Neticede beyaz ekmek kadar besleyici olan 26 tane bit kadar krakere 5,35 TL verdik ve Tuna hiç de yüzüne bakmıyor.
Olmamış Hipp, olmamış.
Meyvelerle çaldığın kalbimizi geri aldık senden....

p.s. anketim geldi, sağ blokta anket koyiiciimm. fikir şeyedin bakalım..

22 Kasım 2009 Pazar

"Koşma Düşersin" mafyası

Evet abi varmış böyle bir şey.
Ekşi sözlük jargonuyla söylemek gerekirse "ben bugün bunu gördüm"..
Yolda mütemadiyen bu uyarıyı duymaktan fenalık geçirip tuhaf cevaplar veresim var.

Aşırı korumacı, "aman paşa oğlum" "aman çıtkırıldım kızım" Türk mantalitesi iş başında. Tuna'yı yolda öyle elimden tutmadan (ki ben tutmak istersem nasıl bir inat evlere şenlik) yürürken gören önce bir "ayy" lıyor.
Ardından istisnasız herkes şu ezberi tekrarlıyor:
"Koşma, düşersin!"

Şaka gibi...
En son dün birine çemkirdim.."aaa düşerse düşer yaaa, bi yeri mi kırılacak"
Amca başını iki yana salladı ve ekledi: "İnşallah kırılmaz"

Yahu millet bu çocukları camdan yapılmış falan mı sanıyor?

Geçenlerde parkta bir bankta 4 tane yaşlı teyze oturuyordu, Tuna önlerinden paytak ve hızlı adımlarla geçerken, 4 buruşuk aynı anda "Aaaaa evladım düşeceek aya ayayaya" diye höykürdü.
Tuna korkudan DÜŞTÜ..
Sonra da oturdu ağladı. Bir çemkirik de teyzelere attırdım. "Düşmekten değil de sizden korkusuna ağlıyo" diye.

Teyzeleri arkamızda bıraktıktan kısa süre sonra bizimki gene düştü. Çok uzaktan şöyle bir ses duydum. "Bak ben dedim,, çocuk düştü gene"

Park annelerinden 18 aylık oğlu olan bir kadın var. Ayakta durduğu her dakka annesi bi tarafını tuttuğu için çocuk yürümekten korkuyor. Çocuğun düşmesinden korkuyormuş çünkü bir kere düştü diye yürümekten korkmuş. "Sen korktuğun için o da korkuyor" dedim ama duymadı sanırım :)

Çocukların birden ayaklanıp hiç düşmemesini mi bekliyorlar acaba? Düşmesi engellenen çocuk, kalkmayı da beceremiyor oysa. Doktorum bana düşmeyle ilgili içimi rahatlatan bir şey söylemişti ki zamanla düsturum oldu: "Kafasını çok sert vurmadıysa, baygınlık ve kusma yoksa,, korkma" Yine de kazasız pazarlar diler ve sizi nayloncunun cazibesine kapılıp beni bile gözü görmeyen Tuni maymunuyla başbaşa bırakırım.
video

20 Kasım 2009 Cuma

V.i.b= very interesting baby :))



Sağ yanaktaki leke.. Fotoğrafta silik çıkıyor ama normalde bir hayli belirgin.

Iraz mimlemiş, Tuna'nın ilginç özelliklerini sormuş.
Valla bazı şeyler var bize ilginç gelen, sonra bi bakıyorum başka çocuklar da öyle.
Sonra bize çok sıradan gelen şeylere başkaları "aaa"lıyor. Kendimce Tuna'ya özgü dediğim maddeler aşağı yukarı bööle.


Brüksel lahanası kıvamındaki göbek sibobu


1- Bedensel ilginçliklerden başlayayım. Daha önce de yazmıştım bizimki tek gözü aralık uyur. Ha uyandı ha uyanacak der hatta ilk kez gören. Bir de sağ yanağında tuhaf kahvemsi morumus bir leke var. Doğumda yoktu da sonra zamanla belirginleşti. Her görenin "morarmış mı" dediği, ya da üzülürüm(!) diye sormaya çekindiği bir leke. Güneş koruyucuyu ihmal etmemem lazım yoksa giderek koyulaşıyor.

Sonracııma fıtık ameliyatı hatırası bir göbek deliği daha doğrusu göbek sibobu durumu var ki ilk kez görenlerin yüzündeki ifade ve sormaya çekinme hallerine pek gülüyorum. Babası ilerde Tuna'nın çok üzüleceğini falan düşünüyor ama ben severim bedensel ufak tefek defoları. Umarım rahatsız olmaz bu defolardan.

2-Çok temkinlidir Tuna. Gözüne kestirmediği tümsekten atlamaz, inemeyeceği yere tırmanmaz. Kaldırımın kenarına gelir ve elimi tutmak için uzanır. Bugüne kadar ciddi bir tek düşmesi yoktur. (anne bunu der ve çocuk o gün sertçe düşer. bkz. murphy kanunları)

3-Babasına -o evde yokken- baba diyor ama yüzüne karşı dede diyor. Sıfatına karşı baba demeye utanıyor kanımca.

4-Bizim normal bulduğumuz ama başka annelerin farkettiği bir durum da hareketlerinin bir erkek çocuk için fazla kibar olması. Bir şey tutarken serçe parmağı hep havadadır. Elinin ucuyla kavrar, erkek çocuklara özgü çok sert hareketleri yoktur.

5-Tanımadığı kişilerden yiyecek almaz. Bir tür güvenlik kaygısı ve hayatta kalma içgüdüsü sanırım.

6-Gittiği her evde saat arar gözleri. Bulunca da "tit-taa" der. Ama safım benim, araba göstergelerini de saat sanıyor :))onlara da "tit-taa" diyor.

7-Mayhoş ekşimsi tatları sevmez. Meyveyi sevdirememin en büyük nedeni de bu. Babası da salataya, balığa bile limon sıkmaz, meyveyi "dişetimi kamaştırıyor "bahanesiyle yemez..

8-İşaret parmağının sadece en üst boğumunu kıvırabiliyor. Genelde sinirlenerek bir şeyi gösteriyorsa o en üst boğum kıvrılır ve parmak L şeklini alır. Abimde de var bu özellik. Hoş, parmakları lahana sarması gibi ama hala 4 parmağının en üst boğumunu kıvırabiliyor.

9- Tam uyku öncesi sarhoş maymun gibi olur. Salak salak gezer evde, dilini çıkarsan güler. Gıdıklarsan gülmekten katılabilir hatta.

Bunlar da benim mimlediklerim.
OİP biliyorum senin format farklı ama kutu kafa Çağan nasıl olur? Çizmezsen ben çizerim haaa :))
Yeliz, İlyas'tan neler çıkar neler.. Yazdın da ben kaçırdıysam sorry beybi.
Asım alp iyileşsin de Birben,
Sarı Çizmeli, mimlemezsem yazacağın yok zaten bi şey

Hadi öperim epiciinizi

19 Kasım 2009 Perşembe

Pazar Malı Deyip Geçme Haniiimm

Huysuz'la post piştisi olmaz üzereymişiz meğersem.
O bebek arabası ve pusetlere takmış ben de çula-çaputa istenen fahiş bedellere.




Ben şahsen kendim her anne gibi bebek alışverişi yapmayı, kendime alışveriş yapmaktan daha çok seviyorum. Ama cimri yanım hep baskın çıkar ve indirim zamanı dışında oğluma pek bir şey almam. Mothercare'in her ayın 15indeki %50lik indirimini beklerim, 6 ay sonrasının kıyafetini ucuza denk geldiği yerde alırım, outletleri gezerim vs. Yine de bazı markaların outleti bile yetişkin kıyafetleriyle yarışır fiyatta. Misal benetton 0-12.. Burda Çankaya'da süper bi outleti var ama altlar en ucuz 15, üstler de 20 tl civarı.
Çok gözüme kestirdiğim parçaları aldım, çünkü kumaş kalitesi hakkaten çok iyi. Yıkadıkça parçalanmıyor, lastikleri gevşemiyor, renkleri bozulmuyor falan.
Favori diğer markam da -indirim zamanı-Zara baby. Fiyatları benetton'a nazaran daha makul de olsa öyle elini her attığını alamıyor insan. Hem de büyüyen bir çocuk için...
Derken derken Alaçatı pazarını ve ordaki "Zaracı, nextçi" tezgahı, Hayat'cığımın tavsiyesiyle talan edince alışveriş mantığım değişti. Zara altlar 7,5; üstler 5 TL. Çoğu ufak tefek defolardan dolayı ihraç fazlası olmuş mallar. Kimisinin Zara'yla Next'le alakası yok, sadece etiketi kondurmuşlar ama yine de iyi parçalar düşmüştü.

En üst kolajdaki kız elbiselerini bile 5er TL'ye aldım. Apartmanda kız bebek bekleyen 2 hamile var da :))
Neyse efnim, derken İzmir pazarlarını da gezindim ve gördüm ki "Zaracı, Nextçi" amcalar her yerde var. Bizim pazarın teksil bölümünü bunca zaman fazla küçümsemişim. En üst kolajdaki Zara altları-ki içi polarlı falan- 5er TL'ye kapattım.
Alt kolajdaki bornoz ise Chicco'dan ve 15e falan aldım yamulmuyorsam. Sağdaki 77 baskılı sweat de 5TL gibi bi şey ve Zara'dan.

Şİmdiii, bir yandan da şöyle düşünmek istiyorum. Bu ihraç fazlası mallar mesela azo boyar maddelerin kabul edilebilirden fazla olduğu için reklamasyon yememiş olsun. Sadece ufak tefek dikiş, kesim ve renk hatalarından "ayıplı mal" sınıfına girmiş olsun. Öyledir değil mi?

17 Kasım 2009 Salı

Sınırlar, inatlaşmalar, "hayır"lar

 




Bu aralar -15 aydan büyük bebeği olan- hemen her anne blogger benzer konuyu işliyor. Çocuklarımıza sınır koymak, "geliyorum" diyen teribıl tu sendromunu en az hasarla atlatmak..vs.. 15.aydan sonra bi haller oluyor çocuk milletine. Bir "ben de varım" halleri, bir "her şeyi yapabilirim, ben tanrıyım" durumları ki sormayın. Daha önce bahsetmiştim omnipotans evresinden geçiyorlarmış. Yani kendilerini kral, tanrı falan sanıyorlarmış (şapşallar sizi, götünüzde bezle ne kralı??) Hal böyle olunca, o küçük bebeğiniz, olur olmaz şeyleri isteyen, kızan, dışarda en olmadık zamanlarda olmadık taleplerde bulunan bir velet haline geliveriyor. Bizim Torik de artık 16 aylık ve bu durum sıklıkla kendini gösteriyor. "Didaktik anne blogger" yanım depreşti ve becerebildiklerimi, çaresiz kaldığım halleri, önlemlerimi ve durum örneklerini yazayım istedim.


- Bir kere dışarda muhakkak yürümek istiyor. Yürüyüp enerjisini atacağı en güvenli yer park. Eve çok yakın büyükçene bir parkımız var. Sabah ve akşam birer kere inip deşarj oluyoruz muhakkak. Yoksa evde mızmız da mızmız

- Çok fena yemek seçiyor. Güvendiği ve tadından emin olduğu yemekleri yiyor. Ben de öğün sayısını 3e indirdim. Sabah kahvaltı, öğleden sonra meyve+sütlaç ya da yoğurt ya da pilav. Akşam sebzeli, kıymalı çorba. Öğün araları bu kadar çok olunca it gibi acıkmış oluyor ve "hayır" diyemiyor.

- Her yükseltiye tırmanmak istiyor. İlk başta inemeyeceğinden endişe etmiştim ama kendileri mr.temkin olduğundan inmeyi dötü yemeden tırmanmadı zaten. Ama olur da kafası dalar düşerse diye koltukların sırt koyma minderlerini serdim aşağıya. - "Ver" komutunu seviyor. Oyun falan sanıyor. Elindekini vermeye bayılıyor. Ne zaman abidik gubidik bi şey istese eline veriyorum. Azıcık inceliyor. "Ver" diyince geri alıyorum.

- Dikkat dağıtma mı yoksa "hayır" da ısrar etmek mi? İşte en çok takıldığım nokta bu.. Şöyle ki; zırt pırt hayır diyince bir süre sonra sallamıyorlar. Sadece güvenliğiyle ilgili konularda "hayır" demek gerekiyormuş ama bu liste o kadar uzun ki eninde sonunda "hayır"lara boğuluyoruz.

hayır, çöpü elleme
hayır, balkon terliğini eve sokma
hayır, süpürge balkonda duracak
hayır, klozete diş fırçasını sokamazsın
hayır, kaldırımdan aşağı elimi tutmadan inemezsin
falan da filan Hani "hayır"ı idareli kullanacaktık? Doktorumuz der ki, 10 kere aynı konuda "hayır" derseniz öğrenir. Nah öğrenir.. Daha doğrusu öğreniyor ama bile bile aynı haltı yemeye devam ediyor.


- Geçenlerde çılgınca bir market alışverişi yaptık. Alışveriş arabasında durdurmadığımız Ton Balığı'nı saldık yere. Bir oyuncak puset buldu, nerden çıktıysa lanet şey. Oldum olası itme hastası olan Hz. Tuna it allah it, bayıldı. Kasada artık bu oyuncakla vedalaşma vakti geldiğinde bir kıyamet koptu, aldık mecburen. Evde sürekli üstüne çıkmaya çalıştı ve her seferinde düştü.
Hepsinde bi sinirle bağırındı.

"Ben kralım tamam mı sefil oyuncak, üstüne çıkmak istiyorum. Nasıl düşerim ben haa nasıl?"

Bir nev'i süperstar kaprisi. Şimdilik kaldırdım oyuncak puseti.(Bu arada pusetleri itenin hep anneler olduğundan yola çıkarak tüm oyuncak pusetleri pembe yapmışlar. Çocuklara verilen bilinçaltı mesajına bakar mısınız?)

- Sınırları olabildiğince geniş tutuyorum. Her tencereyi kırabilir, hemen her elektronik aleti karıştırabilir bizim evde. Yasaklı şeylerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Amma ve lakiiinn
Başka evlerde çok büyük sorun oluyor. İlk birkaç saati o eve alışmakla geçirdikten sonra kendi evi gibi dalıyor beyefendi. Sürekli "kusura bakmayın yaa, off olm dur" demek zorunda kalıyorum.
Şimdi empati zamanı.
"Annem evde buna izin veriyor, burda neden kızıyor" anlamadım.
Yapacak bir şey yok, tekrarlaya tekrarlaya öğrenecek ev ve dışarı ayrımını.

- Aslına bakarsanız sınırları daha dar olan çocukların talepleri de daha az oluyor. Siz ne kadar özgürlük verirseniz, onlar daha çoğunu istiyor. 2 yaşına kadar doğru dürüst parka gitmemiş bir çocuk, parkın önünden geçerken ağlamayabilir, çünkü her ağlamasının cevaplanmayağını artık öğrenmiştir ve başka konularda da talepleri oldukça azalmıştır.(Tam tersi talepleri yerine getirilmediğinden aşırı hırçın da olabilir) Tuna 5 aylıktan beri hemen her gün parka gittiğinden artık resmen talep ediyor. Ben diğer tarafa giderken o alıp başını park yönüne ilerliyor.
- En üstteki kolaj cumartesi günü Hayat ve Yeliz'le yaptığımız Alaçatı turundan. Kızlar etraflıca yazmışlar zaten, pek keyif aldık. En geç 2 haftada bir buluşup bir yerlere gitmeye kararlıyız artık. Neyse efenim, kızlar bebeleri pusette yedirirken bizimki yerinde durmadı normal olarak ve kafenin dışındaki deterjanlı kovaya ve süpürgeye dadandı. Biraz oynamasına izin verdim ama işin -kelimenin gerçek anlamıyla- suyunu çıkardı. Baktım üst baş değişimine gidecek bu iş, aldım elinden oyuncağını. Yaygara koptu bir süre. 3 dakikada kumru nasıl yenir?'in cevabını verdikten sonra kalktık mecburen. Şimdi yanlış anlama olmasın, şikayet falan etmiyorum. Normal gelişim süreci bunlar. Zaten aksi yaşansa bir sorun mu var şüphesi yaşardım. Sadece birkaç örnek sunayım istedim.
video

10 Kasım 2009 Salı

Çocuk da yaparımm, kariyer deeee, oooooo



Eski gazeteci, sonradan olma dış ticaretçi, en sonra annelik derken tekstilci yakın bir arkadaşımın gazıyla ortak tekstil mümessilliğine daldık. Avrupalı ithalatçı firmalarla burdaki imalatçıları buluşturuyoruz diye özetlemeye çalışayım işin özünü.
Yoğun bir yazışma ve numune gidiş-gelişi sonucu dün burdaki fabrikada nihai fiyat toplantısı yapmak üzere sözleştik. Ben, Tuna (babası şehir dışında olduğundan mecburen yanıma aldım) ve arkadaşım C. atölyeye girdik. C beni "şöyle dişlidir, böyle cevvaldir, tuttuğunu koparır vs" diye tanıtmış. Dakka bir gol bir. O kariyer kadını kucakta çocukla toplantıya giriyor.
Rezillik...
Tuna sağolsun olmadık zamanlarda hiperaktif kesilir. Atölyenin altını üstüne getirdi desem yeridir. Numune modelleri askıdan indirdi. Hesap makineleriyle hesap kitap yaptı, bize yardımcı oldu(!). Maslaarın altından ce-ee yaptı anneye. Anne bir yandan "navlun parası dahil fiyat.." derken öte yandan oğluna karşılık verdi, zaman zaman "oolum dur girme o deliğe" diye çemkirdi
Allahtan firma sahibinin de 19 aylık feci haşarı bir oğlu varmış da çok yadırgamadı ama atölyeye her giren çıkana naralar atan Tuna herkesi şaşırttı.
Bir ara inceden gelen koku sonrası herkes bir süreliğine trake solunumu yapmak zorunda kaldı.
Adamlarla ööle b.k kokulu fiyat, komisyon pazarlığı yaptık ve mecburen biraz hızlı hızlı konuşarak ayrıldık.
Tuna'nın kariyerimin içine mi zıçtığını anlamak için 2010u bekliciiz.

6 Kasım 2009 Cuma

Çizerim demiştim


Posted by Picasa

Mimişko

Birben mimlemiş. Kadın dergilerinde celebrity'lere sorulan moda, giyim - kuşam soruları kıvamında birkaç sorumuz var.
Eh blog aleminde herkes bir Ayşe Arman herkes bir Ayşe Özyılmazel neticede. (Tekrar söyliyeyim, hemen herkes de o ikisinden daha iyi yazıyor. Berbatsınız be Ayşeler)
İşte sorular ve cevaplarım
1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Yazın her telden çalıyorum. Genelde çok renkli t-shirtler, mutlaka beyaz bluzlar, bej rengi pantalonlar ve sortlar vs.
Kışınsa en çok kırmızı, kırmızı, kırmızı :)) ve siyah. Bu aralar mürdüme de taktım.
2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Kendim için yok öyle bi mağaza ya da marka takıntım. Şimdilerdeyse mothercare'e uğramadan eve dönmüyorum. Her ayın 15inde etiket yarısı yeni sezon mallarına bakıp bir iki parça alıp dönüyorum
3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?
Zayıf gösterdiği için uzun bir tunik, tayt ve illa ki siyah babet.
4.Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?
Banyo sonrası makyajsız ferah mis kokulu kadın ya da erkek.
5.Asla giymem dediğin kıyafetler?
Leopar desenli hiçbir şey giymem, giyene bakamam bile. Çok ucuz duruyor.
Rugan ayakkabı giyemem. Hele rugan ayakkabı ve rugan çantayı birlikte öldürsen kullanmam. O ikisini de Ruslar giysin bence.
6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Takip etmiyorum o ikoncanik markaları. Üstlerinde gördüğüm kadarıyla da pek komik oluyor bazıları
7.Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Eskiden olsa spor, spor, spor derdim. Hem evde bantta koşar hem de yüzmeye giderdim. Şimdi her gün yürüyorum dışarda-az da olsa spordan sayılır sanırım. Filmlerin yerini yarım yamalak diziler aldı. Başını izleyip sonunu getiremeden uyuyorum. Çocuk gelişim kitaplarıyla sınırlı kalan bir kitap okuma serüvenim var ki çok utanç verici.
9.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?
Çok nadir dışarda yiyoruz. Forum Bornova'daysak İkea'yı tercih ediyoruz. (somon sevdalısıyız) Alsancak tarafındaysak Topçu'nun Yeri'nde çöp şiş.
Ben de Kiraz'ım İlkay'ımı, Sarı Çizmeli'yi mimleyeyim.
Dökülün

3 Kasım 2009 Salı

Relaxanne.com


Yürüyor olmasından mı yoksa artık haberim yokken aksakallı bi dede tarafından kutsandım mı bilmem, pek genişledim ben. Eski kontorl delisi hallerimden eser kalmadı. Her öğünü dopdolu kalorilerle donansın, akşam erken yatsın, dört dörtlük beslensin... diye uzayıp giden temenniler listemde artık tek bir madde var: "Sağlığı yerinde, mutluluğu daim olsun yeter"
Mesela tüm o Antalya ve İstanbul seyahatlerimizde çoğu akşam masadan çaldığı tek dilim ekmeği yiyip bir biberon (125 cc) süt içip uyuduğu çok oldu.
Birkaç kez gece 11lerde uyudu, yanımdaki meyveyi beğenmeyip benim tıkınmakta olduğum cheesecakelere, kazandibilere sulandı. Ben de hiiiç "aman şeker aman glukoz" demeden yedirdim.
Seyahat alışkanlığı kalıcı oldu. Çoğu gece kendi yatağında yatıyor, ama sabaha karşı yatağımıza gelmek istiyor. Biz de sarmaş dolaş yatıyoruz. Tuni'm babasına ayağını atıyor benim de elimi tutuyor, maaile sıcak sıcak yatıyoruz. Nerde fasikül fasikül uyku serisi yazan anne? Dedim ya relax moda geçtim ben. Çok mutluyum..

Belki tam da bu nedenlerle blog yazmak, başka çocukların&annelerin dertlerini dinlemek ve okumak istemez oldum. Hani gelir ya bi "manyak mıyım lan ben? niye blog yazıyorum?" hissi, işte o geldi çöreklendi bağrıma. "Kalk git" diyorum, gitmiyor nalet his.



Dediğim gibi bu aralar blogumun, başka blogların varlıklarını sorgular oldum. Yazılanların çoğunun "kuzguna yavrusu şahin görünür" hesabı olduğunu düşünüyorum nicedir. "Bizim kız & oğlan şahane cümleler kuruyor, o esnada piyano çalıyor, zaten doktor da çocuğumuzun dahi olabileceğini söyledi" minvalindeki ifadeleri gördüğüm anda başka kanala zaplıyorum zira hakkaten çok sıkıldım bu muhabbetlerden.
Blog yazarken "kendi annelik maceram" düsturuyla başlıyorum hep. "Kızlar bakın şahane bir şey öğrendim, size de anlatayım" heyecanıyla bir de. Birilerine faydam dokunsun istiyorum. Öyle "aman da evladıma hatıra kalsın" derdim yok. Muhtemelen bizim fırlamalar bi taraflarıyla gülecek yıllar sonra.
Ne hatırası, bırakın allasen


Dedim ya gereksiz yere yazıyormuşum gibi sanki.
Oysa omnipotans'tan sözedecektim size. Tam da çocuklarda bu aylarda hortlayan" ben yaparım sen elleme" dürtüsünden. İnanışa göre bebekler sonsuz ve tanrısal bir bir özgüvenle doğarmış. Dünyanın pek de güvenli olmadığını, hareket kabiliyetlerinin kısıtlı olduğunu anladıkça da güvenleri sarsılır, anneye daha bağımlı ve huysuz olurlarmış. (Melek bebeklerin çoğu ya bunun farkına varmıyorlar ya da umursamıyorlar sanırım). Yürümelerini müteakip özgüvenleri yine tavan yapıyor ve ne yemek yedirebiliyor ne de kontrol edebiliyormuşuz. Sürekli keşfetmek istiyorlar ve had safhada özgüvene sahip olduklarından önlerine engel koyduğumuz zaman deli oluyorlar-mış. Yapılması gerekense dünyalarını güvenle donatmak ve onları serbest bırakmak.
Montessori bacının şu cümlesi de bence bu sürece işaret ediyor. "Çocuklar belli zamanlarda belli konulara duyarlılık geliştirirler. Eğer ebevenyler bu duyarlılıkların tatmin edilmesine izin vermezse çocuk bir sonraki aşamaya geçemez, gelişimi sekteye uğrar"
Sürekli ortalığı karıştırması engellendiği için 7-8 yaşında çığırından çıkmış çocukların "keşif" duyarlılığının kaybolduğunu, ya da tümden şekil değiştirip "yaramazlığa" döndüğünü düşündürüyor tüm bu veriler bana.
Bak gene dayanamadım yazdım.
İlahi blog.
Diyet yaparken "yok ben yemeyeceğim" diyip koca kek dilimini mideye indiren kararsızlar gibiyim di mi :))
Sevgiler herkese