30 Aralık 2010 Perşembe

İşte Gerçek "Keyif"



Her haltın başına "keyifli" tanımını getiren ve paso reklamcı ağzıyla konuşan bir güruh var. "Çok keyifli bir omlet yedik" gibi cümleler kuran; ıslak meşe odunuyla eşşek sudan gelene dek dövülesi şahsiyetler.
Onlardan biri olma riskini göze alarak "ben bu işten çok keyif aldım arkadaş!" diye haykırmak istiyorum.
Sizlerin inanılmaz yoğun desteğiyle başlayan kampanyamızda ilk montlar yerine ulaştı. Yukardaki yavrulara harika birer yılbaşı hediyesi verdiniz.
Onlar kimler mi?
Şu ve şu yazıda bahsettiğim Mukaddes öğretmenin ve Cafer öğretmenin öğrencileri. Bu da montları kendi elleriyle çuvallara doldurup ambara veren Sevcan'a yolladıkları mesaj:


"Merhabalar Sevcan Hanım,
Ben Sarıgöl İlköğretim Okulu Müdür Yetkili Öğretmeniyim.
Yardımlarınıza teşekkürler. Çocukların sevincine katkıda bulunmanız hem bizi sevindirdi hem de köydeki velilerimizi. Şimdilik Okulun önündeki bir fotoğrafı gönderiyorum isterseniz daha da gönderebilirim. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim. İyi Günler.

Cafer KARA - Sarıgöl İlköğretim Okulu Müdür Yetkili ÖğretmeniSarıgöl Köyü Yakakent/SAMSUN - 0505 904 10 33"


Ve siz bağış yapan, blogunda-Nurturia'da, Facebook'ta, iş yerinde duyuran maddi-manevi destek verenler... Harika bi iş çıkardınız.

Ve bir hatırlatma.
Ay sonu ve dahi yılsonu itibariyle herkes maaşını ucu ucuna denklemişken kampanyayı bitirmek olmaz. 5 Ocak'a dek bağışlarınızı bekliyorum.
Havale için hesap bilgilerini de hatırlatayım:

AKBANK - MERCAN ŞUBESİ(Şb. kodu 213)
HESAP NO 9455
IBAN: TR71 0004 6002 1388 8000 0094 55
ALICI KORKUSUZ GİYİM
Tel no: O212 511 95 31

Ve son bir not.
Yardımlaşmak, bağışlar vs iyi güzel ama bu gelir adaletsizliğinin sebeplerini sorgulamayı bırakmayalım lütfen. "Neden bu çocuklar bu şartlarda yaşamak zorunda?" kısmını es geçmeyelim. Bir mont parası verdik, ya da kampanya düzenledik, suya bir damla attık diye rehavete kapılmayalım. Sıcacık evlerinizde oturuken dışarda acı acı esen bir yoksulluğun olduğunu bilelim.
Ben pek burayı toparlayamadım. Banu toparlamış. Lütfen okuyun. Bağış yaparak huzura eren ruhunuzu delik deşik edeyim.

24 Aralık 2010 Cuma

Dünyayı Kurtaramasak da Okyanusa Bir Damla Daha Döktük


Kampanya adeta çığ gibi büyüdü.
K.İ.S.D., Evrim ve Pino da kendi kampanyalarını düzenledi.

Güneş benim 4 hediyeme "çanta ve cüzdan da benden" diyerek destek oldu.

Sayısız blogger sayfasında kampanyaya dair postlar girdi.

Mail kutuma hergün "biz ne yapabiliriz?" diye soran blogger mesajları düşüyor.

Samimiyet elle tutulmayan, görülmeyen ama bu kabloları aşan bir şeymiş, bunu gördük.
"Bi'şey yapmalı ama ne?" diyen bu kadar çok blogger olunca umutlanıyor insan.
Şubat başı gibi daha geniş çaplı bir kermes duzenlesek nasıl olur sizce? Herkes kampanyaya nasıl bir destek vereceğini belirler hem bu arada.

Neyse siz düşünedurun, ilk parti montlar yola çıktı bile.
Sevcan Alanyurt Eminöne gidip montları teker teker çuvala koydu ve ambara verdi.
Pazartesi itibariyle alırız güzel haberleri.

Aysonu ve yılsonu olduğundan hemen herkesin nakit sıkıntısı varken bile sadece bana 45 mont alacak dekont geldi. Aybaşında maaşını alanın gözünün yaşına bakmam ona göre :)
Bu arada kampanya 5 Ocak'a uzadı. Hediyeler gıcır gıcır sahiplerini bekliyor.

Veren veremeyen hepinizin yüreğine sağlık, kesesine bereket.

Hepiniz çok güzel insanlarsınız.

Sağolun varolun.

19 Aralık 2010 Pazar

Dünyayı Güzellik Kurtaracak, Bir Çocuğa Yardım Etmekle Başlayacak Her Şey

HESAP BİLGİLERİ DÜZELTİLMİŞTİR

Hiç tanımadığınız bir çocuğa yeni yıl hediyesi vermek istemez misiniz?



Hadi sizi biraz daha motive edeyim.

Facebook'ta Sevcan Alanyurt'un kurdugu "Minik Kardeşlerimize Hep Destek Tam Destek" adlı bir grup var. Varlığından Açalya sayesinde haberdar olduğum grup, tüm Türkiye'den gelen yardım çağrılarını ellerinden geldiğince duyurmaya çalışıyorlar. İstanbul Eminönü-Mercan'da bir giyim firmasıyla anlaşmışlar. Mağazanın sahibi, 30 YTL'lik montları, grubun kampanyası için 13 TL'ye veriyor.

Grup da bu montları ihtiyaç sahiplerine dağıtıyor.

Çorbada 13 TL tuzu olan ve yardım dekontunu mailto:h.cinscicekci@gmail.com   adresine yollayanlar arasında çekiliş yapıp 4 kişiye Tükkan'dan şu ürünlerden dilediğini hediye edeceğim.

- Chicco bornoz (2 yaş)

- Uyku tulumu (9-24 ay)

- Portatif mama sandalyesi

- Uyku arkadaşı

- Wrap sling

- Mei tai sling

Bunlardan birini kazanmak için tek yapmanız gereken 20 Aralık - 5 Ocak tarihleri arasında aşağıdaki hesap numarasına 13 TL havale yapmak ve dekontu bana yollamak. Montların alımından dağıtımına dek her şey fotoğraflanıp Facebook sayfasından yayınlanıyor.

AKBANK 213(MERCAN ŞUBESİ)


HESAP NO 9455
IBAN: TR71 0004 6002 1388 8000 0094 55


ALICI KORKUSUZ GİYİM

Tel no: O212 511 95 31



17 Aralık 2010 Cuma

Kılık Değiştirmiş Yemekler



Anne dediğin kakalar.
Kakalamak son derece meşakkatli bir annelik sporudur. Bense bu dalda bir rekortmen olmak üzereyim. Tarif uydurmaktan kimyager oldum desem yeridir.

Efendim ilk tarifimiz "çakma lokum" adlı güzide bir eser. Daha fırından yeni çıktı.
Tuna balığı kuru meyveye çok düşkündü bir ara. Bilen bilir kuruyemişin en iyi adresi Tuğba Kuruyemiş'tir. Haftanın 2-3 gunu 100er gramlık kuru dut ve kuru üzüm alışverişimizi burdan yaparız. Gel zaman git zaman burda ikram edilen minicik lokumlarla tanıştı Ton. Eliyle "mmmm, nam nam" işaretleri yaparken adını öğrendi. Lokum deyince akan sular duruyor artık.

Lokum memleketin sembollerinden ama içinde su, şeker, sitrik asit, aroma ve bolcana nişasta var. İçinde kuruyemiş falanyoksa çocuk için son derece sağlıksız ve boş bir gıda yani. Ben de zamanla kuruyemişli, cezerye tipi ve incirli olanlardan almaya başladım. Dün Tuğba'dan yarım kg kuru incir lokumuyla çıkarken kafamda bir ampul yandı: "Lannnnn, bunu evde yaparım ki ben!" dedim.

Doğumgününde yaptığımız havuçlu toplar tam da bu kakalama yemeği için biçilmiş kaftandı.
Biskuvisini ve ezilmiş kuruyemişini fazla koyunca daha sert bir kıvamı oldu. Böylece top top yapmak yerine kare kare kesebildim, hindistan cevizine banıp Tuğba Kuruyemiş kutusuna doldurdum. Ve evet,lokum niyetine kakalamayı başardım:))


Diğer kakalama yemeği de yumurta yemeyen çocuklara özel: "Çakma keşkül"
Aslında gerçek keşkül de yumurtayla yapılır ama bu kadar çok yumurtayla değil:)
Tarife geçiyorum:
- 1 su brd süt
- 1 yemek kaşıgı şeker
- 2 yumurta sarısı
- 1 tatlı kaşığı mısır nişastası
- 1 çimdik vanilya

Süt ve şekeri bi kaba koyup şeker eriyene dek pişirin. Başka bi kapta birazcık süt, yumurta sarıları ve nişastayı çırpıp karıştırın. Bu karışıma azıcık sıcak stten karıştırın ki yumurtalar hemen pişmesin. Sonra iki karışımı ocakta birleşitirin ve hzılı hızlı çırpın. Burada çırpmayı bırakırsanız keşkül kesiliyor, lor peyniri gibi oluyor. Hızlıca çırpıp pürüzsüz bir kıvam elde etmeniz gerek. Bu şekilde 2 porsiyon çıkıyor.

Ben ilk zamanlar Bolulu Hasa Usta'dan aldığım kaplara koyuyordum ki ordan aldık sansın. Böyle böyle alıştı. Şimdi gunde 1 tane yiyor. Eskisi kadar pilav makarnaya düşkünlüğü kalmadığından, dondurma, çikolata, kuru meyve vs neredeyse hiç yemediğinden günlük aldığı yarım tatlı kaşığı nişasta ve yarım kaşık şekeri görmezden geliyorum.

Sizin var mı orijinal kakalama yemekleriniz?
Güçlerimizi birleştirip kitap mı çıkarsak ne :P

Kuzulara afiyet şeker ve bol enerji olsun.

Haa enerji demişken, bu kadar kalori bombası gıdayı tüketen Ton ne yapar sizce? Ahan da bunu yapar.

video video

10 Aralık 2010 Cuma

2011 Hatırası




Yeniyıl yaklaşırken bebeğinize ya da yakınlarınızın bebeğine 2011 yılbaşını hatırlatacak bir armağan vermek ister misiniz?
Tükkan'a çok özel ürünler koydum.
Bu isme özel ürünlerde kapıda kredi kartıyla ödeme yapmak da mümkün.
Son sipariş tarihi 28 aralık 2010.



Kışın kendini iyiden iyiye hissettirdiği bugünlerde "Ay içi elyaf olmayan uyku tulumu yok mu yahu? Yavrucağımın teni nefes alsın" diyene "Var ayol var, hemi de organik" diyorum. Buyrunuz.

6 Aralık 2010 Pazartesi

En Geçerli Tüketim Bahanesi: Çocuk



İtiraf edin, çocuğunuz için bir şeyler alırken ipin ucu birazcık kaçıyor değil mi?
Hamilelikten itibaren içinize bir alışveriş canavarı kaçmış gibi oldunuz. "Ayyy babası bak bu ayakkabı kızımıza ne çok yakışacak" diye 3 aylık bebeğinize sadece bayramda giyeceği kurdelalı ayakkabıyı alıverdiniz.
Ya da yeni emekleyen oğlunuza sırf "erkeğe" benzesin diye "trendy" bir hip hop pantolonu aldınız.
Bütçeye açtığınız delik bir yana, bebeğinizin bunların içinde gerçekten rahat hissedip hissetmediği bir yana.

Çocuk için alışveriş yaparken beynimizi evde mi bırakıyoruz acaba? Ya da neden çocuklara alınan her şeye "mübah" gözüyle bakıyoruz?...........

Yazımın devamı için sizi Alternatif Anne'ye alayım. Tık tık.


2 Aralık 2010 Perşembe

"Yapamıyorum, ağlıyorum"



Ana-oğul bizi bilen bilir. Planlı programlı aktivitelerle pek işimiz olmaz. Aktivite halısını şööyle bir dalgalandırıp "hadi evlat" diye çığırınmam. Tuna da zaten burnunun dikine giden bir insan evladı olduğundan çığırınsam da muhtemelen işe yaramaz.

Bizde işler genelde benim engellememe rağmen aktivite şeklinde olur. Su doldururken bardağı kapar elimden, dolaptan da bir kap çıkarıp su aktarma aktivitesi yapar misal.

Babasının alet edevatlarının arasından bi tornavida bulur, oyuncaklarının pilini çıkarmaya çalışır, kendiliğinden ince el becerisini artırır yavrucak.

Bu bana rağmen yaptığı işlere biz "yaramazlık" deyip geçsek de aslında çok faydasını gördüğü kesin. Zira elleri pek marifetli. Dokunmatik ekranlı telefonda görüntüleri fıtır fıtır kaydıracak kadar da hassas.

Neyse şimdi oğlumun maharetlerini anlatıp içinizi baymayayım.

Hani aktivitenin faydalarından biri de "çocuğun el becerisinin artması ve 2 yaş dellenmelerini hafif atlatması" ya.
Neden?
Çünkü 2 yaşındaki bir çocuk başarısızlık hissiyle mücadele etmekte zorlanır. Yapabilitesi ne kadar çok artarsa o kadar az girer bu ruhsal çöküntüye. Yani bol aktivite=daha becerekli bir çocuk ve daha az başarısızlık hissi.

Teorik olarak bu Tuna balığının da şahane el işleri yapması ve bu başaramıyorum hissini daha az yaşaması gerek değil mi?
Ama bu yaratıklar hep daha fazlasını istiyor. Daha iyisini, daha uzununu, daha yükseğini....
Bizim lego canavarı boyunu aşan kuleler dikiyor.
Oh ne ala.
Sonra dur ben bunu şu traktör romörkunda deneyeyim diyor.



E haliyle yıkılıyor. Sonuç bu.....


Evladım bu ne hırs, bu ne sinir?
- "Yıkılsın oğlum yaaa, gene yaparız!"
- Uvvvaaaaaaaa

28 Kasım 2010 Pazar

İki Yaş Çocuğu Dediğin...


Mazallah uyur kalırım diye kafayı geriye dayamaz. Haliyle önde boynu bükük şekilde uyuyakalır.

Annenin yetişmek istediği bir karın-kalça eritme seansı vardır. 2,5 yaşına yaklaşan kuduruk oğlunu parkta yeterince yorduğuna inanıp pusete atar.

Oraya sabitlemek için zaten tonla dil dökmüştür.

Neyse ki memleketin her yerinde şantiye çalışması ve tonla iş makinesi vardır. Birinin peşine takılıp düşerler yola.

Anne pusetin sırt kısmını yatırdıkça kuduruk cüce olanca gücüyle (deli kuvveti var bunlarda) "eaoooaoaoa" efekti eşliğinde doğrulur.

Arada ayağıyla tekerleğe patinaj da yaparak delilik sınırında geze geze uykuya direnmektedir. (Ne ara ayağı oraya değecek kadar büyüdü yarebbim!)

Anne bir süre daha "koy bebeğim kafanı bak boynun ağrımasın" der, sonra koyverir.

Deli oğlan bir süre sonra ağırlaşan gözlere direnemez ve kafayı öne düşürüp uykuya teslim olur. Ve işte bu acınası pozları verir.

Sanki bizim kafamızda beyin yerine saksı var gibi yoldan geçen teyzeler "aauuww evladım çocuğun kafasını kaldırsana" der.

Anne bir perişan oğluna bakar, bir teyzelere.....

Atan sigortalarını 45 dakikalık seansta ter atarak tamir eder.

Yazamayışım bundandır ey ahali. Sabahları huysuz, öğleden sonra çılgınca hiperaktif bir deli oğlan; spor ve Tükkan.

Tükkan demişken, outlet ürünler koydum ve mei tailerde de kampanya var.
Görmemiş olamazsınız di mi?


11 Kasım 2010 Perşembe

Samsun İçin Bir Çağrı Daha



Şu yazıda bahsettiğim Samsunlu bebeler bunlar.

Mukaddes Öğretmen'in öğrencileri.

Dolaplarınızda aylardır giyilmeyen tertemiz giysileriniz, çocuklarınızın küçülenleri....

Sizi bekliyorlar.

Not: Güzel arkadaşım Kiraz da bir yardım çağrısı yapmış. Detayları burada.


Posted by Picasa

8 Kasım 2010 Pazartesi

Çocuk Demek Oyuncak; Blog Demek Sobe Demek

Biliyorum çok ihmalkâr bir bilogır oldum. Sobelenmesem hiç yazacağım yok. Öyle güzel konular dolaşıyor ki bloglarda hangisine dalsam bilemeyip hepsinin kıyından geçiyorum.
Ege'nin Annesi sobelemiş en son. (Amanın şimdi farkettim, meğer Tuna'nın dilinden yazacakmışım, piyuuvvvv ben hepten kopmuşum) Sondan başa sobelere el atayım.
Tuna bir oyuncak delisi. Güncel bir tartışmaya atıfta bulunayım :)
Genelde tekerleği olan şeyleri daha çok seviyor. Hemen her erkek çocuğu ve bazı kızlar gibi.

İlk arabası 12 aylıkken olan ve o zamana dek dizmeceli şeylerle ilgilenen bir çocuk olmasına rağmen iş makineleri, kamyonlar, şu sıralar trenler ve ambulanslar favorisi.


Tren çağı başlasın! from hulya cinscicekci on Vimeo.

Bu tren setine tek kelimeyle ba-yı-lı-yor. Dante'nin FB fotolarında gördükten birkaç gün sonra Kipa'daki sete rastlayınca çakıldı kaldı. İki versiyondan bu ufak paketi seçti. (Büyük seti Arca kapmış. Çocuk işini biliyor anacım) Koltuğunun altına kutuyu sıkıştırdı.


Tıslaya tıslaya koca kutuyu kasaya sürükledi. Eve kadar sabretti, evde aç bilaç bir saat trenle oynadı.




Sanırım 23.aydan sonra kendi oyuncağını ve kitabını kendi alır oldu. Kitapçıya ya da oyuncakçıya giriyoruz. Reyonda gezinirken bir şeye karar veriyor, bazen alacak bir şey bulamıyor elimiz boş çıkıyoruz. (Neyse ki :P) Ne istediğine karar verince daha fazla dolanmıyor, kasaya geçiyor. Evde aynı oyuncak varsa başka bir rengi için tutturmuyor. (Bir kere çok feci uykusuzken girdiğimiz Joker mağazasında evdeki otobüsün aynısı için çıkan cıngarı saymazsak)
Bir seferde sadece tek bir şey alıyor. Bunu nasıl başardık bilmiyorum ama 2. oyuncağı ya da kitabı kesinlikel aldıramıyoruz. Elimden alıp rafa geri koyuyor. Sanırım birkaç kez ona seçenek sundum. Ya bunu al ya bunu dedim ve aynı anda sadece tek şey alınacağını düşündü. Biz de çaktırmıyoruz. Hala tek seferde tek oyuncak ya da kitap talep ediyor.



Tamamen uydurmasyon birkaç parça oyuncağımız var. Misal aşağıdaki boncukları silindirden atıp cam kavanozu çınlatmaca oyuncağı. Bloglarda benzerlerini gördüm, Kemeraltı'ndan boncuk aldım, evde bir silindir buldum. Hepsi o.



Ege'nin Annesi'nin doğumgünümüzde getirdiği bu otoyol setini paketinde tutuyorum. Arada nereye saldıracağını bilemediğinde sürpriz niyetine çıkarıyorum. Azıcık oynayıp kaldırıyor sonra. Aynı şekilde sakladığım bir de ahşap tamir setimiz var. (O da bir başka blog dostumuz Sinem'in hediyesi) Kutuyu bulup oynamayaı "hakederse" amenna.



Topla arası yok hiç. Kısa bir süre heveslenip 1-2 top aldırdı ama hiç oynamıyor topla. Biz karı-koca futboldan nefret ederiz. Sanırım bizim ilgisizliğimiz Tuna'ya sirayet etmiş.
Envai çeşit ev elektroniği, pazar malı en uyduruğundan kaynana zırıltısı (alt kolaj, alt orta) ahşap bloklar ve inşaat seti PC'de hazır yüklü fotolardan birkaçı. Burdakilerin sanırım 2 katı kadar oyuncağı var. Bir süre oynamadıklarını kaldırıyorum. Giderek daha da azalttım ortadaki oyuncak miktarını. Kendi bulup çıkarırsa çok seviniyor. Eşeğini önce kaybettirip sonra bulduruyorum anlayacağınız.

Legoları çok çok geç aldım. Kuzeni Ege'de görüp gökdelenler inşa edince Kemeraltı'ndan 15 TL'ye çakmasını edindim.



Dizmeceli işlere özel bir ilgisi var Ton'un. Yani hep vardı. Puzzle düşmanıdır ama blok, lego... üst üste konacak ne varsa sonsuz kuleler yapar. Diğer oyuncaklarda olduğu gibi bu konuda da benim katkım ya da etkim olmadı. Olamaz ki zaten.


Little architect (bayram sabahı davulcusu da eşlik ediyor) from hulya cinscicekci on Vimeo.

Oyuncakları kendi seçtiğinden mi yoksa artık büyüdüğünden mi bilmem, odasında tek başına oynama süresi gittikçe uzadı. Bugün aralıklarla da olsa 1 saat kendi başına takıldı ki bu inanılmaz bir şey benim için. Normalde her ne yapıyorsa "del, del" diye bana pençe atan Tuna, tek başına oynuyor!! Bulaşmamak için kapıdan bile bakmadım, o yüzden içerde ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok.

Çocuğumun mokunda boncuk var yazısı gibi oldu ama bu aralar böyle hakkaten. Ayrıca hep şikayet hep şikayet nereye kadar di mi?

Gelelim kitap sobesine. Sobeleyen kimdi, çıksın ortaya. Dedim ya bende ipin ucu kaçtı.

Tuna tastamam 18 aylıkken Ya-pa kitaplarıyla başladı kitapları sevmeye. Ya-pa'nın "Bu" ve "fil fil" serisinin çizimlerini ben hiç beğenmesem de Tuna çok sevdi. Belki tam da kitap sevme dönemine denk geldi ve onları birlikte aldık diye sevdi, bilinmiyor.
Sonra Ceee-ee serisi, taşıtlı kitaplar, kedili kitaplar derken derken Tubitak kitaplarıyla tanıştık. Daha bilog aleminin favorisi değilken "Rüzgârlı Bir Gün"ü alıp bi köşeye koymuştum. Sonra "Yağmurlu Bir Gün"ü ve "Çiftlikte"yi aldım. "Gölde" de Özgecon'umdan hediye geldi. Diğerlerini henüz algılayacağını ya da seveceğini zannetmediğimden almadım.

Gaza gelip alıp pişman olduğum bir seri Cemile serisidir. Bir kere çeviri olduğu gün gibi aşikâr, dili çok kötü, alttan alta verilen mesajlar Grimm Masalları'nı aratmayacak kadar berbat.
Seride "Cemile Çinli Ve Zenci Arkadaşlarını Çok Seviyor" adında bir kitap var. Hadi yaaa, lütfetmişsin... Faşist Cemile...
Anladığım kadarıyla Fransız bebelerinin azınlık çocuklarını hor görmemesi için okutulan bir kitap bu. Jemily mi neymiş zaten orijinali. Annesinin sürekli ev işi yapması, doktorun şeker vermesi (ben kuru üzüm vermiş diye anlatıyorum Tuna'ya), daha zilyon tane olumsuz tema var kitaplarda.

Cemile serisinin devamı Atakanlar'ı biraz daha sevdi Tuni. Onun da sadece inşaat alanını keşfe gittiği ve bir de okula başladığı öykülerini.

Bebek Koala serisine de yeni başladık.

İçinde aşina olduğumuz hayvanlar, kavramlar ve olaylar olduğu için daha kolay anlıyor sanki. Ne bileyim, hiç kar görmeyen bir çocuğa "Karlı Bir Gün" kitabı almak istemiyorum. Ay'a yolculuk edilmesi henüz hiçbir şey ifade etmediğinden uzaylı muzaylı bir şeylere elim gitmiyor. Kitap alırken yaştan ziyade buna dikkat ediyorum. Mesela daha dün 7-8 yaşa uygun bir "Çöpler ve Geri Dönüşüm" kitabını kendi seçip attı sepete. Çizimler ve fotoğraflar çok ilgisini çekti. Ben de çöplerin akıbetini bu sayede öğrenmiş oldum. Çöpten gübre bile yapılıyormuş haberiniz var mı?

Bir de pek hor görülen kepçeli, taşıtlı kitaplarımız da var bolcana. Herbiri Tuna tarafından özenle, dakikalarca incelenerek seçilen.



Ben hepsini kepçe sanıyordum, meğer genel adı ekskavatörmüş onların. Ucundaki aparata göre kepçe ya da dozer deniyormuş. Ya bunu biliyor muydunuz?
Son olarak Sadece Anne'nin 10 bin TL sobesine el atayım. Fazladan 10 bin tl'niz olsa ne yapardınız? demiş. Şimdi bir şey ifade etmez ama mesela 7-8 yaşına kadar parayı saklar ve ailecek gideceğimiz bir Türkiye turuna harcardım o parayı. Coğrafya dersinde Nemrut Dağı'nın göreceğine bizzat kendisini görsün isterim. Daha da fazla harcama hakkım olursa da ver elini Avropa.

Özgür'ün bilimsel Sobesini de buraya tıkarsam blog kendini imha eder. O da başka posta artık.
Yatayım ben en yisi.

2 Kasım 2010 Salı

Mukaddes Öğretmen'in Sesine Kulak Verelim-Revizedir

Aylar önce yazdığım bir yazıya gelen yorum düştü posta kutuma.
Duygu sömürüsü yapmadan gerçekçi bi dille yazıldığından mı yoksa yazanın bir öğretmen olmasından mı bilmem çok etkilendim.

"hülya hanım, tesadüfen gezinirken buldum bu siteyi, çok güzel, başarılarınızın devamını dilerim...



bebek ve çocuk eşyalarının dönüşümlü olarak kullanılması çok yerinde bir davranış... insan hem bir kişinin ihtiyacını gidermiş oluyor, hem evde eşye kalabalığı olmuyor...


bendeniz Samsun'un bir dağ köyünde anasınıfı öğretmeniyim.her tatil dönüşü valizler dolusu çocuk kıyafetini istanbul'dan buraya taşıyorum... çocukların yüzünde gördüğüm o mutluluk inanın herşeye değer... umarım naçizane mesajım anlaşılmıştır... VE BU MESAJIM BU BLOGU TAKİP EDEN BÜTÜN ANNELER İÇİN...Sarıgöl İlköğretim Okulu Yakakent SAMSUN 0362 622 36 11 Mukaddes YEŞİLYURT "

Daha dün yazlıkları kaldırıp kışlıkları çıkardım. "Giyecek hiçbirşeyim yok" diye şımarıkça sızlandım durdum.
Tuna'nın giyemedikleri henüz anaokulu çocuklarına olmaz belki ama varsa kardeşlerine giydirebilirler. Bana artık olmayan giysileri de rahatlıkla ilkokul çocukları giyebilir. Küçük bir koli yapıp bu hafta yollayacağım.
Siz de bu minikleri az da olsa sevindirmek isterseniz PTT kargoyla irtibata geçin. 169'u arayıp adresinizi verin, gelip alsınlar. Çok sık kargo yapan biri olarak en uygun fiyata onların taşıdığını garanti ediyorum.

Ektir: Açalya da iki yardım çağrısı yaptı geçen haftalarda. Birisi Muş; diğeri de Milas'a yönelik. Dolaplarımızı boşaltalım. Yardım etmenin mutluluğunu yaşayalım.

Nurturia'dan da bir yardım çağrısı geldi. Sadece 10 TL vererek bir çocuğun kırtasiye malzemelerini temin edebilirsiniz. Kampanya detayları burda.

25 Ekim 2010 Pazartesi

2 Yaş Çocuğu Dediğin....

 Tipik 2 yaş çocuğu açlık-uykusuzluk gibi sorunlarla cebelleşiyorsa günlük sorunlarla daha zor başa çıkar.



Otomobildeki kuş uykusu motor sesi kesilince biterse bir süre çevresine alık alık bakar.



Arada gaza gelir, oyuna dalar. Ama tırmığını kapan anası bile olsa affetmez, çemkirir.



Neşeyle oynar...



Kovayı doldurur, babası kumları sıkıştırır, kendisi ters çevirip kuleler inşa eder.


İçindeki "yık, tarumar et" diyen canavar sesi bastıramaz. Tırmıkla kuleye dalarken az sonra yıkılacağını anlar, dudak büker. Ama eline de söz geçiremez. Duyguları karmakarışıktır.


Yıkılan sadece kumdan kulesi değil, tüm hayatıdır sanki. "Gene yaparız oğlum" deseniz de sizi duymaz, anlamaz.


Oysa sadece çok acıkmıştır. Karnı doyup uykusu da açılınca unutkan bir balıkla yarışacak kadar hızlı bir şekilde sünger çeker o anların üstüne. Baldan tatlı, kaymaktan leziz oluverir hemencecik.

21 Ekim 2010 Perşembe

İstatistik Sobelemesi ve Son Günler


Oyyyy, 3 hafta olmuş yazmayalı.
Her gün tonla şey oluyor ama yazmaya yazmaya elim de paslanıyor zihnim de...
Bir de tabi artık tüm zamanımı alan Tükkan var. Emailler, yazışmalar, telefonlaşmalar....
Tuna bu arada neredeyse kendiliğinden büyüyor. Daha uzun süre kendi kendine oynamaya, kendi kendine uyumaya, hatta bazen gece boyu uyumaya falan başladı.
Uyumamaktan mütevellit delirdiği saatleri saymazsak huysuzlukları da azaldı.
Yanlış... 2-3 gündür melek gibi diye hemen genele yaydım gene.
Kâh bi melek, kâh bir canavar.. Her 2 yaş çocuğu gibi.



Tuna odaklı yaşamdan yavaş yavaş kendime dönmeye başladığım aylardır bu 2 yaş sonrası.
2 haftadır öğlenleri Tuna'yı pusette uyutup spor salonuna gidiyorum. Eve yakın ve sadece kadınların gittiği, 30 dakikalık bir sistemle vücut şekillendireceklerini iddia eden bir merkez. Daha şekillenen bi yerim yok ama spordan sonraki o mutluluk hissi tarifsiz!!
Yorgun ve uykusuz giriyorum, dinlenmiş ve tazelenmiş çıkıyorum.
Öğlen uykusu vaktini ter atarak geçirince blog yazmak falan yalan oldu tabi.
Akşamları da yazamıyorum, tarzım değil.
İlle Tuna yan odada tosur tosur uyuyor olacak, kahvem yanımda olacak ve "ayhh uyanmadan bitse bari bu post" stresi yaşamam gerek. Blogger tripleri işte...




Şahane insan Başak elim sende yaptı uzuun zaman önce. Blogun en çok okunan 5 postunu yazmamı istemiş. Geç oldu, ama güç değil. Yazayım sondan başa:
5- Doğumgünü Partisinden Kısa Kısa (2.yaş günü notları. Nedense herkesin en çok okunan postlarında bu doğumgünü parti yazıları var.)
4- Bebeği yüzüstü yatırmak : (Google arama sonuçlarında da en çok "bebek yüzüstü yatar mı?" gibi kelimeler aranıyor zaten. Daha ne arama sözcükleri var, bi bilseniz :P)
3- Tuna'nın Sevdiği Çıtırlar:  (Sevmiyor artık. İlk 2 tepsiyi yuttuktan sonra gerisinin yüzüne bakmadı. Alpi yavrum ne zaman bir araya gelsek "Hülyaaa, o çıtırlardan var mı yanında?" diye yanaşır yanıma. )
2- Uyku serisi - 2 - Tracy Hogg: (6 aylıkken başlayan uyku eğitimi 2 yaş sonrası ancak murada erdirdi bizi. 12 saate dek uyanmadan uyuyor bazen. 2 yaş sonrası şöyle yapmaya başladık: 20:15te secdiği çizgi filmi ilziyoruz, bitince "hadi odaya kitap okumaya-oynamaya-lego yapmaya..." çağrısını yapıyorum. Odasında üçümüz vakit geçiriyoruz. Genelde Tuna birşeyler meşgul oluyor. Biz de kıkırdayarak "ay bak naaptı babası" diye seviniyoruz. 27 aylık ama biz hala çocuğun mokunda pırlanta arıyoruz.. 30 dk kadar sonra yatağına yatırıyoruz, iyi geceler öpücüğü verip, "seni çok seviyoruz, gece uyanırsan tavşana sarıl ve uyu, anneyi uyandırma sakın, taam mı çocuum" diyip odadan çıkıyoruz. Birkaç kere ayağa kalkıp şansını deniyor. Mızıklarsa odaya girip öpüp yatırıyorum. Daha yatağın kafeslerii aşmaya cesaret edemediğinden en fazla 30 dakikada tos tos sesleri gelmeye başlıyor.)
1- Slingler ve Sıkça Sorulan Sorular : (Tamamen Pratik Anne' nin geçen haftaki bu yazısından sonra 1 numaraya yükselen bir posttur. Sling arayanlar için temel bilgiler de diyebililiz bu posta. )

Ay yazdıkça açıldım. Google aramalarını da yazayım neşelenelim.
- hülyanın tunasıface: (Bu azmetmiş, Facebook'ta da bulacak beni.)
- hipp organik mama ishal yapti (Geçmiş olsun da böyle ararsan bulamazsın hiçbir şey)
- sindirim sistemini gerçek insanda göster pipi popo (Çocuğuna cinsel eğişitm verecek bu)
- ÇOCUĞUM SÜREKLİ DÜŞÜP KAFASINI Ç (Çarpıyor diyememiş bu. Kask tak teyzecim)
- bebek kaskı (Hah, bunun aklına gelmiş bak!)
- hulyanın unası (Arca Tuna'ya Una diyor ya, o mu aradı acep?)
- nazar aspiratör (Bu da "nazal" diyememiş.Geeeal geaal nazar değdirmeyen aspiratöre gel)
- yebabamye kokoş (?????)
- Atilla Erler nasıl bi doktor? (Buna demişler ki "gugıla soru soruyon, sana cevap veriyor. İyi doktor arkadaşım iyi. Çok güzel küçücük bi kesikle doğurttu Tuna'yı)
- rüyada çocuğuna sarı tişört giydirmek (Yanlış yerdesin arkadaşım sen)
Böyleyken böyle..

30 Eylül 2010 Perşembe

Aklın Yolu

Kahve+One a Day Maximum+Burn'u birer saat arayla çaktım da öyle başladım bugüne.
Zor olan çocukların günlük bakımı değil aslında.
Onların bembeyaz bir levha gibi doğmaları ve bu yaş tibariyle sürekli neleri yapıp neleri yapamayacaklarına dair sürekli bizi sınamaları. Çelik gibi sağlam sinir, kararlılık ve acil pratik çözümler gerekiyor.

Legoları üst üste koyma işini abartınca o kulenin devrileceğini bile bile her yıkımdan sonra hayatı mahvolmuş gibi mızıklamasına sakince cevap vermek gerek belki.
O kamyon çalışmıyor çünkü pili bitmiş, bozulmuş vs diye her seferinde hatırlatmak.

"Dün de sordun, anlattım, anlasaymışsın kardeşim" diyorum içimden, çünkü cidden çok yorucu tekrar tekrar anlatmak. Biz yetişkinlere çok basit gelen şeyler bu veletler için çok yorucu birer deneyim. Ve onların sürekli bu sınama hallerinde olmasıdır asıl bizi bunaltan. Yoksa "altı üstü çocuk bakıyoruz" değil mi :P

Tuna'nın bu aralar en büyük imtihanı "taş nereye atılınca eğlenceli olur ama annem izin vermez" konusuyla ilgili.  Geçenlerde oyuncağını alan çocuğa ufacık bi taş atmıştı. Bugün de parkta 3 yaşında dünya güzeli bir çocuk yanaştı yanına. Ben tabi tetikteyim.
Bizimki tamamen görmezden geliyor ötekini. İlk yakınlaşma girişimleri buydu. Çocuk yanaştıkça bizimki nazlı gelin gibi kaçtı durdu. Asosyal şebek!!

video


video
Yani tek olaydan yola çıkarak "biz bu işi başardık, süperiz ana-oğul" demiyorum ama sanki "hayııır!! atmak yok, vurmak yok!!!" demektense hedefe farklı bir eylemde bulunmasını sağlamak daha etkili oluyor gibi.

(tükkan'a yeni bir ürün gelmiştir, duyanlar duymalanlara söylesin.)

29 Eylül 2010 Çarşamba

Taş Atan Çocuk: Tuna



Her şey masum bir oyun şeklinde başlamıştı, aylar önce. Her gördüğü su birikintisine çıp çıp efekti eşliğinde taş atıyordu. Verdiği tek zarar üstünün kirlenmesiydi ki o da dert değildi. Derken geçen hafta çok tuhaf şeyler oldu. Geçen pazar maaile Antalya'ya doğru yol aldık. Denizli'de bahçeli mahçeli bi yerde mola verdik. Biz yemek yerken Tuna da masaların arasında fink atan kediyle oynamaya başladı. Merdivenlerden uzak dursun diye "hadi kediye de mama verelim" dedim.
Yoğurda bandırdığım ekmeği verdim kedi yedi. Derken Tuna da ekmek vermeye başladı. Yaklaşmaya çekindiğinden ekmeği kediye fıydırıyordu.
Sonra ekmek yerine taş atmaya başladı. E kedi de haliyle "maaooovvv" diyerek kaçtı.
Amanın Tuna'daki o ne zevk!!!
Taş attım kedi kaçtı diye kıkırdaya kıkırdaya koştu. Gözü yemek falan görmedi.

O gün bugündür nerde kedi, tavşan hatta köpek (deli yaaa, köpeğe taş mı atılır?) görse taş aranıyor ve ben çok utanıyorum.
Daha da fenası bi arkadaşımın Tuna'yla akran oğlu Efe geldiğinde yaşandı.
Tuna Efe'ye kürekle kum ve taş attı!!!
İlk defa böyle bir şey yaptığından hepimiz çok sert tepki gösterdik.
Bu sefer de "çocuğa taş attım daha çok ses çıktı" diye mi düşündü nedir, hiç umursamadı bizi.

Parkta elinde oyuncak varsa büyük çocuklar gelip hemen elinden kaparlar Tuna'nın. O da öööle gidenin ardından bakakalır. Öyle saf bir insandır normalde.
İlk defa dün çocuğun birine okkalı bi taş attı. Öylece düşünmeden refleksi bi hareket gibi gelişti herşey. Sanki 40 yıldır kavga ediyor gibiydi. Çok kızdım...

"Taş atmak yok, yoksa eve gideriz!" diye net ve sertçe söylendim. Yaptığının yanlış olduğunun farkında ama maalesef bunun bir güç gösterisi olduğunu da keşfetmiş durumda. Görmezden gelincek bir durum olmadığından babası da ben de çok sertiz bu konuda. Taş attığı ya da atmaya yeltendiği anda bir şeylerden mahrum bırakarak cezalandırmaya başladık. (Eve götürmekle tehdit etmek ya da istediği bir şeyi vermemek gibi)

Birileri oğluma bu ülkede taş atan çocukların başına neler geldiğini anlatabilir mi acaba? Ben kızsam da bi işe yaramıyor, belki Türk hukuk sitemi gözünü korkutur.


Untitled from hulya cinscicekci on Vimeo.


Video taş atma sevdasının boyutunu göstermesi açısından önemli. Belediye binasının havuzu son taş atma mekanımız. Kayıttan çıktıktan sonra bir parça da köpek mokunu taş niyetine elledi de "duuurrrr Tuna, hayıırrr, bıraaakkk, at onu at" haykırışlarımı duymak zorunda kalmadınız :))

bi de not: wrap slingde tek renge özel kampanya yaptım. buyrun burdan yakın.