17 Şubat 2010 Çarşamba

19.ay, Su, Şu, Bu, O

Bardaktan su içmeyi becermesinden hemen sonra suyla oynama sevdasına düştü Ton.
Önceleri "aman ne güzel evladım su aktivitesi yapıyor" diyordum. (Aktiviteye geeell!)
Sonra halılardaki ıslaklıklar artmaya, benim de sabrım taşmaya başladı.
Yemek yedirirken eline birkaç kap kacak verip su nakliyesi yaptırıyorum.
Pek eğlenceli geçiyor yemek saatleri.
Daha az nazlanıyor..
E çocuk haliyle yemek aralarında da aynı müsamahayı bekler oldu benden.

video

İkircikli davranmak istemediğimden izin veriyorum mecburen :)
video
Elde bir kap tüm gün damacanın başında "ıhh"layarak su doldurtuyor.
İlk zamanlar hepsini içiyordu :)
Sonra tencereye dökmeyi keşfetti de zırt pırt bez değiştirmekten kurtuldum... Ama günde en az 4-5 kez üst baş değişiyor.
19.aydan başka olup bitenleri aktarayım yeri gelmişken.
Ayrılık kaygısı hiç yaşamıyor desem yeridir. Haftasonu babasıyla bir otele konaklamalı sevgililer günü yemeğine davetliydik. Tuna'yla öğleden sonra vedalaştık, gece annem uyuttu, sabah kahvaltısından sonra eve geldiğimizde bizimki anneanne, babaanne ve dedesiyle mutlu mesut oynaşıyordu. Sadece gece uyuturken bizim düğün fotoğrafımızdan beni gösterip biraz mızırdanmış. İşin tuhafı asıl ben oğlumla aynı şehirde ama farklı çatı altında uyumakta çok zorlandım. Sabah da erkenden kalktım, deli mi dürttü yatsana be kadın.....
Son bir aydır sağanak yağmur yüzünden eve hapsolduk. Sıkıntıdan birkaç kez Baby Tv açtıydım. Açmaz olaydım, şimdi elime hemen kumandayı tutuşturuyor. Hokey pokey klibinin hastası oldu, evin neresinde olursa olsun dizlerini bile bükmeden koşarak kuruluyor tv karşısına.
Hoş, tv'den sıkılınca gene dalıyor oyuna ama tv açıksa asla beni duymuyor, görmüyor. Uzmanların "cıss" dediği kadar var yani..
Birkaç yeni kitap aldım. Evren'in zaten bu konuda bir sobesi vardı. Orda detaylıca anlatacağım elimizdeki çocuk kitaplarını.
Ton'un ilgisi kitaplardan çok takmalı, sokmalı, geçirmeli, doldurmalı-boşaltmalı oyuncaklara idi başlarda. Şimdi kitaplardaki şekilleri tanımaya başladıkça daha çok zevk almaya başladı. Ama günde yine de 15-20 dakikayı geçmeyen bir meşgale bizim için.
Geçen hafta annem de burdayken Tuni'ye bi haller oldu. 3-4 gün deli gibi ağladı, yemek yemedi, kesik kesik uyudu. Bi koşu doktora gittik, bir aydır çıkamayan diş hala çıkamamış :) Derisi iyice incelmiş ama daha eti yarmamış. Bu da çıkınca 10. diş tamamlanmış olacak. Yolun yarısı yani..
O 3-4 gün boyunca "Amanınnnn, geldi işte 2 yaş sendromu, terıbıllanıyoruz..... Yandık!" diye diye dört döndüm ama bir sabah bir sükunet çöktü üstüne ki anlatılmaz.
Acayip söz dinleyen, uslu ve çok uyumlu bir çocuk geldi eve. Hoş eskiden de çok huysuz ve aksi bir çocuk değildi ama bu başka. Passiflora içmiş gibiydi.
"Oğlumla hiçbir zaman sorun yaşamayacağım, hiç inatlaşmayacak benle, tüm sendromlu anneler aslında kendisi sorunlu, ben harikayım, çok iyi beceriyorum anneliği" gibi bilinçaltımı şuursuzluğa itecek kadar sakindi diyeyim, anlayın siz :)
Anneannesinin gittiği ilk gün evde bi aranırdı normalde.
Bu sefer hiç aramadı. Alışmış sanırım bu gidip gelmelere.
"Anneanne nerde acaba?" dedim dün. Hemen telefonumu kaptı getirdi, dayadı kulağıma:) Neleri anlayabildiğini görünce şaşırıyorum. Bir de bizim bilemediklerimiz var, kayıt cihazı gibi kaydediyorlar. Günü gelince "çaat çatt" diye tokat gibi inecek yüzümüze..
Çok şeyi anlasa da konuşma konusunda pek hevesli değil. Al, giy, gel, bitti, gitti gibi basit kelimeleri -kendi dilinde- söylüyor. Ama zaten derdimiz asla erkenden bıdırdaması değil, di mi? Einstein 4 yaşında konuşmaya başlamış ve çok geyik bir şehir efsanesine göre ilk sözleri "anne çorba neden soğuk?" olmuş.
Annesi sormuş "evladım neden bunca zaman konuşmadın?"
"Bu zamana kadar her şey yolundaydı, hiç konuşmam gerekmedi" diye cevap vermiş Einstein.
Geyik de olsa durum biraz bu bence. Biz yetişkinlerde bile gerekmedikçe niye konuşayım, niye yürüyeyim? durumu varken bebeklerde neden olmasın ki? Haa ben gerekmedikçe de konuşan ve koşan bir insanım, o ayrı :)
Sonracıma, Ton başka neler yapıyor?
Çok güzel öksürük taklidi yapıyor. Dışarda tanımadığı biri öksürmüşse usulcacık yapıyor. Sanki fısıltıyla birinin dedikodusunu yapıyormuşuz gibi kıkırdıyoruz. Öksüren kendisiyse gene dilini çıkarıp "öh, eh he, öhüü" diye sırıtıyor.
video
Bir şey yaptıysa ve güldüysem muhakkak sık sık yapıyor. Özellikle kızdığım zamanlarda derhal şirinlik moduna geçiyor.
Geçenlerde annem burdayken ilk defa kefir yaptık. Yaptık denmez, mayaladık denir aslında. Tuna maymunu her akşam yemekten sonra elinde ayran dolu biberonla yatana dek 300-400 cc ayranı götürür normalde. İçine kefirden yapılan ayranı koyunca içmedi. Gece uykusunda verdim, 12den sabah 6ya kadar çok ama çok fazla uyandı. Kefirin hücre yenileyici özelliğinden olabilir mi acaba? Hani hücreler çoğaldıkça dürtmüş müdür acaba çocuğu?
Başka başka.... Eve girer girmez ayakkabısını çıkarttırıp yerine koyuyor, sonra montunun fermuarını çekiyor kolunu uzatıp çıkarttırıyor. Dışarda hava sıcak diye montunu çıkaracak oldum, yere çömelip protesto etti beni. Rutin ve düzen böyle bir şey işte. Her şeyin yerli yerinde olması huzur ve güven veriyor. Alışık olduğundan farklı olan her şey rahatsız edici. Mont dışarda giyilir, evde çıkarılır. Bu kadar basit...
Gönlüme göre bir oyun grubu bulamadım İzmir'de. Alsancak'ta Saysen Okulları'nın bir mekanı varmış, salı günü belki oraya bakacağım ama saatleri Tunik'in uyku saatine denk geliyor. Belki yolda uyursa... Bakalım...
Bana gelince.. Issız Adam'ı daha yeni izledim. Diyalogları biraz sığ bulsam da genel anlamda çok beğendim. Ada karakterine çok yakın buldum kendimi. Filmin geçtiği mekanlarda çok uzun zaman geçirdiğimden, çok sayıda ıssız adam ve kadın tanıdığımdan böyle hissetmiş de olabilirim.
2-3 hafta önce sabahları E.b.r.u Şa.l.lı, egosu, narsizmi ve iki sünepe sporcuyla pilates yapmaya başladım. Zor hareketlerde yan gözle diğer kıza bakmalar, seyircilerin emailleriyle hafiften dalga geçmeler, " spor salonunda bu hareketi böyle yapanlar var hihihihi" diyip kıkırdamalar, o zavallı oğlancağızla hiç muhatap olmamalar ( kafası her daim inek yalamış gibi olan çirkin kocası kıskanıyor diye mi acaba?), naturel pozisyon ayağına habire karnını açmalar, boğucu makyajı, French yapılmış tırnakları, takma kirpikli spor yapma halleri beni benden aldı. Pilatesle bir derdim yok ama çok kıl oldum hatuna.. Yalnzı birkaç günde sırt ağrım geçti, karın kaslarım da baya bir ağrır gezdim. Üstüne düşsem yaza daha kaporta sağlam girerim de.....
Bu kadar, bitti, fin, the end......

17 yorum:

  1. yazının hepsini okumadım, videoyu da izlemedim ama o dingin durumla ilgili bir şey yazmak istedim. Çocuklar ne zaman huzursuz, ne zaman rahatsızsa bir dönem, bu dönemi bir dingin dönem takip ediyor. bununla ilgili maria montessorinin çocuk eğitimi kitabında bir bölüm okuduğumu çok iyi hatırlıyorum. diyor ki, çocuğun o huzursuzluğu asında bir duyarlılık döneminden geçmesiyle ilgili ve bu dönemi geçiren çocuğun üzerine bir dinginlik çöküyormuş. bu aslında her annenin eğer dikkat ederse fark edeceği bir şey kendi çocuğunda. beril'de esasında oldukça sakin ve huzurlu bir çocuk ama o dönemleri takip eden zamanlarda hırçın bir dönem geçiriyor. bunu iki yaş sendromu yok bunun üçü dördü varmış daha diye yazan anneler görüyorum. bana garip geliyor açıkçası. uzman değilim, sadece gözlemlerim ve okuduklarım. bir çocuk 7 yaşına gelince asla o büyülü dönemleri geçiremecek. bir de böyle baksak. post gibi yazdım ama ben çok önemsiyorum bu durumu. bu durumu fark edebildiğin için de iyi bir gözlemci anne olduğunu düşünüyorum. fark etmeyen onlarca anne var.

    YanıtlaSil
  2. zeynep
    o yazını da hatırlıyorum bana hediye ettiğin kitaptaki başka örnekleri de. bir dönem başucu kitabım olmuştu. tamamen doğru bir saptama. o huysuzluktan sonraki süt liman dönemde yatağınnı fermuarını açmaya başladı(çok sert bir fermuar) daha önceden beceremediği bir kaç şey vardı. onları tak tak becermeye başladı. bir çeşit doğum sancısı gibi bir şey sanırım. ben de 2 yaş sendromuna inanmıyorum. çocuk büyüyor ve nerede nasıl davranacağına dair kafası karışıyor. o tantrumların altında "ne yapacağımı bilemiyorum bana yardım edin" çağrısı var bence.

    YanıtlaSil
  3. komik oglan bu vesselam. o yumurta tenceresiyle icmesi yok mu suyu, bayildimmm...

    biz de seni opuyoruz Tunacik.

    YanıtlaSil
  4. Ayşe teyzesi
    bir öpücük de senin için yaptı tuni... bu arada o yumurta tenceresinde pişirmiyorum yumurtayı. aman haaa, sadece su, süt vs için kullanıyorum :)(biz ona biz eskiden su içerdik testiden modeli diyoz ayrıca)

    YanıtlaSil
  5. Su aktiviteleri yazın çok eğlenceli de kışın zor geçiyor gerçekten, Begüm hiç su bulamasa susadım diyip ağzından parkeye boşaltıyor suyu ve onunla oynuyor :=))

    YanıtlaSil
  6. yorum arandım, üst tarafa almışsın. bozma kardişim benim rutinlerimi:))

    ben de geç izleyip ıssız adamı beğenenlerdenim.

    ah ah, ev günlerim geldi aklıma. ben de pilates sonrası konuklarını severdim onun. dandikler içinde idare eder mantığıyla. gerçi doktor konuğu varsa pilates ne muhteşem şey illa doktora söyletmeye çalışması dayanılmazdı.
    cuma sabahı konuğu gülben galiba. izle mutlaka anlat bana:))

    YanıtlaSil
  7. Ha şöyle Hülyacım yaa..Özledik şöyle uzun ve bol Tunişli yazılarını,videolarda daha net anlaşışılıyor ne kadar büyümüş canım yaa..

    Ben 2 yaş sendromu ile ilgili olarak 'öyle bişey yok canım,ben çocuğumun dilini anladığım sürece problem çıkmaz' falan diye düşünmüyorum yalnız..Kesinlikle vardır da demiyorum bence her çocuk bu 'bireyselleşme' sancısını farklı şekilde yaşıyor diye düşünüyorum..Evet bu farklılık anne babanın tutumundan da kaynaklanıyor olabilir ama yüzde yüz bundandır demek de bana pek doğru gelmiyor..Zira kısa annelik hayatım boyunca 'ben şuna şuna çok dikkat ettim de çocuğum da böyle oldu' diye ahkam kesen tiplere hep kıl olmuşumdur..Efendim ben hiç kısıtlamadım çok özgür ruhlu oldu kendüsü,her yemeği tattırdım şimdi hiçbişeye hayır demez maşallah minvalinden cümleler beni kaşındırmıştır hep..Çünkü çocuğunun karakterini (ki genetik yapının gelişimdeki etkisi yadsınamaz)hiçe saymış olup tamamen kendimize pay çıkarma gafleti oluyor bence bu..Toparlayacak olursak 2 yaş civarında bireyselleşme çabaları ve 'ben ben ben yapçam' sevdaları tavan yaptığı için bolca itirazları olur,siz bu itirazlar derinleşmeden müdahalenizi keser ve önünü açarsanız kaybolur,mümkün olmayan itirazlarını (Ece hanımın bugünkü çorbasını çatalla yeme arzusu ve ısrarı gibi) mantıklı dille anlatıp doğrusunu göstermeye çalışırsanız azalır ve sendroma dönüşmez diye düşünüyorum ben..

    Zeynep çok güzel biyere değinmiş,duyarlılık dönemlerindeki huzursuzluk ve ardından gelen dinginlik..Ama bence 2 yaş tripleri bu 'büyüme dönemlerindeki' huzursuzluktan rahatlıkla ayırtedilebilecek derecede isyan kokuyor:))Şu anda yaşadığım itirazların,beğenmediği ve yapmak istemediği herşeye 'hayıyy hayıyy anne pisss' diye başkaldırmalarının bir 'duyarlılık dönemiyle' sınırlı olmadığını düşünüyorum ben..Ki Ece'yle şu ana kadar hiç bir kriz durumuna girmedik biz..Zaten sakin mizaclı bir çocuk..Hafif hafif itirazlar durumunda seyrediyoruz şu anda..

    Nacizane fikirlerimdir pek tabii ki:)

    Eb.ru Şal.lı deme bak kaşınıyorum ığğyy...Herşeyini doğal kullanan bir insan evladı nasıl bu kadar yapay olabilir Ya Rabbim..

    Öptmm..

    YanıtlaSil
  8. Allam, bu kadar şirin bir damadım olduğu için çok mutluyum, şükürler olsun yarabbim, amin ;)

    Bu arada 'kokana' dünürün kırmızı ojeleri de gözümden kaçmadı değil; E.b.r.u Ş.a.l.l.ı'yla pilatesler falan da, iyi valla... ;)

    YanıtlaSil
  9. Ha bi' de, Einstein, kaptan Tuniş kadar güzel su içebiliyormuymuş, onun gibi itinalı nakliyeler yapabiliyormuymuş ki, hıh!

    YanıtlaSil
  10. Güneş
    çok yaratıcı ayol bu çocuklar
    Sarı Ugg'lı
    demeeee!! ikisi bir arada haa? amanın..
    evren
    15 ay sonra ilk defa oje sürdüm. evde aseton yokmuş meğer çıkaramıyorum... almayı da unuttuüumdan ucu yenik kırmızı ojeyle geziyorum. alışmadık kafada şapka durmaz hesabı..

    YanıtlaSil
  11. mummy
    gene şahane noktalara değinmişsin esracım. ben de ebeveyn övünmelerine şüpheyle bakanlardanım. çocuğun doğum özellikleri hiçe sayılıyor "iyi uyuyor, iştahlı vs" derken bazen.(ki ben de zamanında tunanın iştahlı olmasından kendime pay biçerdim ama meğer oluşu öyleymiş. )
    amma ve lakin
    bir çocuk günün her dakikası çok çok huzursuzsa orda da bir ebeveyn hatası ararım. ya çocuğun her dediği fazlasıyla yapılmış ya da tam tersi en çocukça istekleri bile görmezden gelinmiştir.
    çocuk gelişi adım adım ilerleyen bir süreç ve bir önceki dönemi başarıyla bitirirse sonrakine geçiyor ve orada mücadele ediyor. örnekle anlatayım: Ton birkaç ay önce yürüme sevdasıyla dışarda ilk olarak kaldırımdan aşağıya inmeye çalışıyordu. herhalde 1500 kere bak burası tehlikeli vs demişimdir. her inmeye çalışmasında tutup anlattım.şimdi kaldırıma yanaşmıyor. çok fazla "hayır" demeyince "hayır"ın gerçekten tehlike sinyali olduğunun farkına vardı. eğer bir çocuk 2,5-3 yaşında hala yolların tehlikesini bile bile inatlaşıyorsa, ya da hiç anlatılmamışsa hayat bilgisi açısından 1 sene geriden geliyor demektir bence. önceki aşamayı geçememiş ve yaşanmaması gereken bir olay yaşanmaması gereken bir çağda yaşanıyordur. iki yaş krizi denen bazı örneklere bir de bu gözle bakabiliriz.
    kendimi pek başarılı bulduğumdan anlatmadım, geçti o şuursuzluk hali :)

    YanıtlaSil
  12. Hülyacım yazı harika, 2 ker eokudum ve konuştuk sanki. Tuna süpersin koca adam seni!!!

    sobeledim seni bi de.

    Habar vereyim dedim.

    hadi öptk bye.

    YanıtlaSil
  13. hehe! Doldur, bosalt, islat Ton; te-miz-le Hulya:))) Izmir' de nasil bir oyun grubu arayisindasin?

    YanıtlaSil
  14. Hülya çok komik ama Biz de ilk paragrafı okumuşuz ardından ilk videoyu ,bugün yorum yazayım dedim hı o ne alt taraf devam ediyormuş haberimiz yokmuş .En çok şuursuz olmana bayıldım inkar edemeyeceğim. benim daha vaktim var gerçi terrible two ya ama çok doğru bir noktaya değinmişsin. bende kafanı vuracaksın yada düşeceksin dedikten sonra olaya müdahale etmedim .Bir kaç kez kafasını vurdu bir kaç kez de düştü .sadece vurduğu yeri öpüp hiç ağlama söylemiştim ben sana demiştim. Şimdi düşeceksin tehlikeli yapma kelimelerini duyunca kafasına eseni yapmıyor.Ya da düşünce sakince kalkıyor,acıyan yeri gösteriyor. .Bence çocuğun doğumla gelen bir mizaç özelliği var bu % 60sa aileninde kattığı bir %40 var .İkisi birbirinden ayrılmaz bir bütün. Arada yorumlardan gözgezdirdiklerim. step vaktimden yiyorum şu anda öptük Tuni'yi.

    YanıtlaSil
  15. kisd
    baharda izmir'e gelsen de sanal manal değil hakkaten yüzyüze konuşsak... yazıciim sobeyi. bizde 3 değil 13 madde çıkar ya hadi bakalım
    elfana
    ya mesela ya-pa'ya sordum şartları çok tuhaf. oyun grubuna dahil olmak için önce danışmanlık hizmeti almak gerekiyormuş. onun da ücreti yıllık 650 tl. oyun grubu için de aylık 240 istediler ki benim evime çok ters yerde. her hafta götüremiyebilirim. istiyorum ki evde olmayan ve yapamayacağım materyallerle tanışsın, ama her hafta götürmek için kasmayayım. ve ev taksidi öder gibi ücretlendirmesinler. eski tiny tots şimdi "saysen" olmuş. ona bir bakacağım. önerin var mı başka?
    sinem
    step di mi sırrın? seni gidiiii

    YanıtlaSil
  16. Karsiyaka' da kucuk kulup var.
    karsiyaka@kucukkulup.com.tr
    Oyun grubu var. Materyalleri de iyi. Bizzat elden gecirdim:)
    Saysen' e eskisi gibi degil diyen cok insana denk geldim. Nereye daha yakinsin onu bilsem; daha kolay tavsiye verebilirim.

    YanıtlaSil
  17. Pardon, Einstein yerine "erken konusanlar" demek istemistim ;)
    Tunis'ime opucukler :D

    YanıtlaSil