27 Şubat 2010 Cumartesi

Çocukları Rahat Bırakmak Ne Demektir?

Yıllar önce sevdiceğim asker iken, ben de akşamları kös kös kendi evime yollanır iken, develer tellal pireler berber iken, kendimi yerli dizilere vermiş iken, bir de NTV'nin belgesel kuşağına dadanmıştım. Adı Human Body ya da Beş Duyu olmalı, emin değilim.
Bir bebek vardı, hayli eğimli bir rampanın tepesinden aşağı bakan, zemindeki halı kaplamaya dokunan ve emeklemekle emeklememek arasında karar vermeye çalışan...
Dış ses, sonradan annelik felsefemi oluşturacak büyülü bir şeyler söyledi:
Bebekler eğimi, zeminin dokusunu hesaplar ve kendilerini güvende hissetmeden aşağıya inmeye girişmezler. Bilim, henüz bunu nasıl yaptıklarını bilemiyor. Ama bir tür hayatta kalma içgüdüsüyle bu kontrol mekanizmasını geliştirmeleri muhteşem.
Ne doğaüstü değil mi? Yeni doğan tüm bebeklerin su altında değme yüzücülere taş çıkartır gibi salınmasına ne demeli?
İstisnasız tüm bebeklerde varmış bu içgüdü.
Ama yoketmek çok kolay.
O rampanın tepesindeki sizin bebeğiniz olsa "serin" durabilir misiniz?

Daha hamileyken oğlumun babasıyla çocuk yetiştirme üzerine konuşurken hemfikir olduğumuz bir konuydu. Çocuğu fazla kollayıp gözetmeyeceğiz, düşe kalka büyüyecek.
Emeklemeye başladığı günlerde ilk kazalarda "ayyy, aman, off" efektleri döküldü dilimizden ama çabuk toparladık. Yürümesi zaten biraz geççe olduğundan hasarsız atlattık. Ki bunun da aslında kendi bedenini koruma içgüdüsünün güçlü olmasından kaynaklandığını düşünüyorum zira hala çok temkinli adım atar. Düşme ihtimali olan yerlerden hala uzak durur. Erken yürüyen çocuklar genelde daha cesur ve gözkara oluyorlar sanırım.
Lafı nereye bağlayacağım?
Önceki anti-aktiviteci anne imajımı açıklama gereği duyuyorum.
Çocukları kendi doğasında bıraktığınız zaman zaten çocuk kendi gelişim sıralamasına göre her şeye ilgi duyacaktır.
Mesela rampadan aşağıya yuvarlanacak korkusuyla çocuğu kucaklayıp aşağı indirdikçe o ince hesap yapan yerlerini ÖLDÜRÜYORSUNUZ.
"Nasılsa annem beni kucaklıyor, ne diye kafamı yorayım" diyor çocuk. Ki çok normal, biri benim adıma benim güvenliğimi düşünürse ben de kendi kıçımı kollamaktan vazgeçerim. Buyrun burda kollanmışı var!!

Bu serbet bırakma hali çocukların özgüven gelişi için de inanılmaz faydalı. Tuna 2-3 aydır alçak, yüksek, dönel dikey tüm kaydırakların icabına bakıyor. Bana göre tam da olması gereken zamanda kendi kendine kaymaya cesaret etti ve bir gün benim elimi itti, saldı kendini.
4-5 yaşını çoktan geçip kayarken sürekli yüzünü, kafasını, ensesini vuran ne kadar çok çocuk olduğunu farketmemiştim. Hepsi "düzgün" kaymadıkları için okkalı bir fırça yiyor annelerinden, ki asıl şaşırtıcı olan da bu..

Tam tersi örneği yine parktan bildireyim. Buca Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü aylardır 2 kırık tahtayı yapmadığı için (email attım ama sallamadılar tabi ki) o kaydıraktan buna geçerken ben sürekli "Tuneaaa tahtaya dikkat, atlaa, dur bekleeee" hezeyanlarıyla sürekli dürttüğümden artık kırık tahtadan ATLAYAMIYOR. Oraya gelip durup ağlıyor, ben çıkıp geçiriyorum - ki aslında kendisi atlayabiliyorken ben korkumdan çocuğu da korkuttum. 
video

Alın size çocuk özgüvenini yerle bir etme yöntemi. (Belediyeyi çocuğumun gelişimini sekteye uğrattığı gerekçesiyle mahkemeye versem nereleriyle gülerler acaba)

Bunu aktivite boyutuna taşıyayım.
Çocuklar önce kendini güvende hissetmek iser. Bunu hissederse daha rahat uyur, banyo yaparken ağlamaz, gün içinde daha az huysuzlanır (İlk aylarda bizim temel sorunlarımız bunlar olduğu için örneklendirdim) Temel güvenlik şartları oluştuktan sonra emeklemek ve yürümek gibi dönüm noktalarından sonra çocuk inanılmaz bir keşfe çıkar. Durdurulmadığı sürece-değil bizim; bilimin bile çözemediği bir ustalıkla- dünyayla bağını kuracaktır.
İtme-çekme, kaldırma, doldurup boşaltma, taşıma gibi envai çeşit aktiviteyi zaten yapacaktır. Gün gelecek damacana başında elinde bardakla size carlayacak, yerde bulduğu izmariti ağzına atmaya çalışacak, plajın kumunda elinin kayboluşunu keyifle izleyecek, taşların tadına bakacak, beğenmeyip tükürecek falan da filan..

Montessori'yi biraz daha araştırdığım zaman, metodun da esas olarak bu duyuları geliştirmeyi amaçladığını gördüm. Ama gerçek Montessori okullarında ve profesyonel eğitmenlerce yapıldığı sürece.

Mesela bir aktivite vardı. Çocuklara büyüklü küçüklü küpleri bir yerden başka yere taşıtmak ve kule yaptırma görevi veriliyor. Küplerin bir kısmını üstten bir kısmını alttan tutup büyük-küçük kavramlarının kassal olarak kavranması hedefleniyor. İşte budur.... Bedenimizin bütünü bir öğrenme organı ya kaslar daha taşıma sürecinde hangi küpün büyük olduğunu hard diske yazıyor ve dizerken de çocuğun işi kolaylaşıyor.

Amaa, bunu için bence ne blog blog gezip aktivite araştırmak gerek, ne de çocuk talep etmeden ve en önemlisi ilgi duymadan önüne iş yığmak gerek.

Bakın kendi bedenleri ve zihinleri ne güzel kendi sürecinde gelişiyor.

Eski zamanları düşünün, özellikle köy yaşamını ...
Çocukların günlük bakımı bile aksarken birebir ilgilenmenin imkansız olduğu yılları.
İşte tam da bu yüzden neredeyse tüm başarılı iş adamları köy kökenlidir. "Yırtmayı, kendi başının çaresine bakmayı" çok iyi becerirler, yoktan varolmak onların işidir zaten.
Ama mesela kendi çektiklerini çocukları çekmesin diye o kadar üstüne düşerler ki; çocukları genelde işe yaramaz, boş gezenin boş kalfası, Moskova gecelerinin müdavimi, alkolik hatta genç kızları kesip konteynıra tıkan katiller olur... 2.neslin de aynı başarıyı sağladığı şirketler pek azdır bu yüzden.

Sondan bir önceki söz: Tamamen sağduyusal düşüncelerle vardığım sonuçlardır ve tabi ki hepsi subjektiftir. Doğrusunu bilen de lütfen çekinmeden, adsız madsız demeden dangadak söylesin. Darılmam, alınmam...

Son söz :) Alttaki video da kendi çapında bir keşif...  Eşikten geçmeyen arabanın önünü kaldırınca gittiğini farkedip milyon kere geçti. Uykusunda bile eşikten geçmeye çalışmış olabilir :) Biz çok eğlenmiştik de.. Paylaşayım dedim.

video

18 yorum:

  1. Hülyacım ne güzel yazmışsın aynen senin gibi düşünüp serbest bırakıyorum bende tuniki ama dışarda işitmediğim laf kalmıyor bir kere parkta çimlerde saldım tuniki, düşüyor hiç müdahele etmiyorum kalkıyor kendi kendine bir kadın geldi bu cocuk kimin dedi benim dedim niye düşünce kaldırmıyorsun dedi bende kendi kalkabiliyor dedim ama zor tuttum kendimi yani, herkes muhalefet.. ya sabır ... şebnem

    YanıtlaSil
  2. bayıldım yazdıklarına..özgüven ne önemli aslında.. biraz kendi hallerinde büyümeliler kendilerince öğrenmeliler..oshoyu okuyorum yazdığı çok şeye katılıyorum.. sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. sen bi kitap yaz en iyisi...

    YanıtlaSil
  4. Soyledigin bircok seyde dogruluk payi var ama cocuklari rahat birakmak derken vaktinde koylerde buyuyen cocuklarla kiyaslamak bence uymamis. Oylesine rahat birakmaya halk dilinde saldim cayira, mevlam kayira derler ki bence yapilan dogru degil! Senin videolarda yaptigin dogru! Basinda duracaksin, dokunmayacaksin ama elini, kolunu nereye basacak soyleyeceksin, oyun yerini sen belirleyeceksin, guvenlilik anne babanin sorumlulugu olacak, dogru olan bu.

    Benim burada parklarda, diger oyun yerlerinde gozlemedigim birseyi yazayim, orta dogulu oldugunu dusundugum annelerdir cogunlukla cocuklarini oyun yerine salip yanindakilerle muhabbete dalanlar, cocuk dusmus, kum yutmus, digerine vurmus, kafasindan kum dokmus, yemek verilmemesi gereken martilara yemek verip hepsini oyun alani etrafina toplamis falan farkinda degillerdir, ben cildiriri
    m!!! Burali anneler, babalarin poposu ise yer gormez! Her daim o minik cocuklarinin yaninda yureklendirirler, nasil yapmasi gerektigini anlatirlar, baskasina zarar verse once anneler ozur diler, kovasini, kuregini vermek istemiyorsa paylasmaci olmasina gayret ederler, diger cocuklara saygili olmayi ogretirler, bazi aletleri kullanmak icin siraya girmelerini saglarlar vs. Bunlar rahat birakmakla cocugun kendi kendine ogrenecegi seyler degildir.
    Hakeza evde de ozgur birakmak, guvenligin tam saglandigindan emin olunan durumlar icin gecerlidir, ben yine de oyle durumlarda annenin cocugu gozlemlemesi geregine inanirim, hic olmadik seyler basa gelebilir, benim kizim nereden buldugunu cozemedigim bir boncugu burnuna sokuvermisti de solugu hastanede almistik mesela!

    YanıtlaSil
  5. Betül'ün öğretmeni ,Betül'ün kafasının çok meşgul olduğunu, dinliyor gözüküp dinlemediğini söyledi geçenlerde ve bu durumun aslında şehir çocuklarının genel sorunu olduğunu , köy çocuklarının daha kolay öğrendiklerini çünkü onları meşgul eden etkenlerin daha az olduğunu, enerjilerini atabildiklerini söyledi.Yazdıkların bana bunları hatırlattı.Ee şehirde oturup köylü gibi nasıl yaşıcaz onu bilemedim...Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. Blog blog gezip çocuğunun önüne iş yığan bir anne olarak! amacım ilgisi alakası olmayan çocuğa aktivite yüklersen ve bunu da Montessori başlığı adı altında yaparsan alacağın sonuç anca bu olur demekti.yazını okuduktan sonra yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için altına not düştüm.

    YanıtlaSil
  7. Hmmm, bi düşüneyim :)
    Doğru bulduğum çok nokta var. İçimdeki sesle aynı şeyi söylediğin çok yer var. Ama.. amalarım da var benim. Cevdet yürüyor 10 aylık bile değil ve sanki hesaplamıyor da tehlikenin gözüne gözüne gidiyor. Bu kadar özgüven de fazla değil mi? Bilemiyorum. şimdiden kafası 3 yerden şiş. N'apsak? Bak işte, herkesin derdi kendine :)

    YanıtlaSil
  8. Kapitalist sistemin annelere sürekli pompaladığı bir anlayış var. "Çocuğun diğer çocuklardan üstün olmalı, en başarılı senin çocuğun olmalı, eşsiz olmalı, herkes gıpta etmeli vs.vs" Birde bunun yanında çok okuyan, çok bilmiş bazı anneler, kendi şişkin egolarını tatmin etmek için çocuğunu sürekli zorluyor. Sonrasında her konuda kontrol manyağı bir anne, anneden nefret eden ve hayattan soğuyan bir çocuk. En nihayetinde bazı alanlarda başarılı olsa bile annesinin damarlarına enjekte ettiği -kendini üstün görme duygusu- yüzünden toplumdan dışlanmış bir insan. Herkesin bilmesi gereken bir tek şey var aslında. Çocuklarımız bizim malımız değil. Bizim yapamadıklarımızı yapmak zorunda da değiller. Biz sadece onların dünyaya gelmesi için bir aracıyız. Onlar bize birer emanet. Onlar bizden çok farklı hatta bizde olmayan yeteneklerle donatılmış bile oluyorlar. Bu yüzden anne- babanın yapması gereken tek şey çocuğun yeteneğini keşfedip o yeteneği kullanma konusunda onu hırpalamadan yüreklendirmek. Dünyanın en başarılı ve en çok kazanan insanları zaten yeteneği doğrultusunda çalışan, çalışırken keyif alan, yorulmayan insanlardır. Diğerleri hep ailelerinin yanlış yönledirmelerinin kurbanıdır. Sonra gider mutsuz birer devlet memuru yada özel sektör çalışanı olur, kendilerine birer masa edinir o masada asık suratlarıyla ömürlerini çürütürler. Gerçektende çocuklarınızı rahat bırakın. Bırakın nefes alsınlar. İstedikleri gibi oynasınlar. Zaten çocuklarda kötü niyet olmadığından eğer yetişkinler karışmazsa çokta güzel oynuyorlar. Ama bu arada sizde bir ebeveyn olarak gözlemleyin en çok neyi yaparken mutlu, neyi yaparken yaşıtlarına göre farklı yapıyor. Hayal gücünü geliştirmesine yardımcı olun. Ben mesela hayatım boyunca resim yapmaktan keyif aldım. Ve hep üzülürüm stilist olmadığım için. Hem resme hem de modaya inanılmaz ilgim var. Ama ailemin ve çevrenin dolduruşlarına gelerek beni yönlendirmesi benimle alakasız bir meslek sahibi olmama neden oldu. Ha bunda devletinde suçu yok mu? Var tabi. Eğitim sistemimiz kadar salakça bir sistem ancak bizim gibi 3. dünya ülkelerinde vardır heralde. Neyse kimse çocuğunu sistem kurbanı yapmasın. Kendi egosunu tatmin etmek için kullanmasın. Kontrol manyağı olmayın. Bırakırsanız su yolunu bulur. O yüzden oyun oynarken de o istemediği sürece oyununa müdahale etmeyin. Çevresinde olun. Ona yapamayacağını düşündüğü konularda zorlamadan cesaret vermeye çalışın. Hepsi bu işte. Anne - baba olmak ille de her konuda kastırmak değil. Onların kendilerini özgür hissettikleri anların keyfini çıkarın birazda diyorum ben şahsen :)))

    YanıtlaSil
  9. ben bir yanlis anlasilma oldugunu dusunuyorum. :-)
    kendi adima konusayim, benim amacim, cocugumun "yaris ati" gibi yetismeMEsi. Bizler, okullarimizda yaris ati gibi yetistirildik. OSS, OYS, ortaokul sinavi, vs. Tum bunlar, bizleri yaris atindan benzersiz hale getirdi.
    su yazimda da okuyabilirsin:
    Cocuk Cocuktur Yaris Ati Degil
    ve su yazimda:
    Yaris Atlarinin Kacirdiklari

    Ben, cocugumun bu psikoloji ile buyumesini istemiyorum. Hayati kacirmasini istemiyorum. Okul kitaplarina, testlere, sorulara, sorunlara gomulup bir cicegin cicek acmasini kacirmasini, bir kuzunun dogumunu, bir atin kosusunu, bir ordegin suya dalisini kacirmasini istemiyorum.

    Sirf bu nedenle de kendime uygun bir anaokulu bulamiyorum. Tum amaokullari ne yazik ki cocuklari yarisati olarak yetistirmeye odaklanmis.

    Ben, bir yanlis anlasilma oldugunu dusunuyorum. "Aktivite" ya da Montessori, cocugu yarisati yapan birsey degil. Tam tersi...

    :-)
    Sevgiler
    Esra

    YanıtlaSil
  10. Kendi adıma montessori felsefesini kızım daha altı aylıkken fark ettim. Gerçek anlamda anladım, araştırdım ve bu sistemden de faydalanmak istediğime karar verdim.

    Sanırım pek çok kişinin anlamadığı bir şey var. Montessori aktivite demek değil. Montessori oyun demek değil. Belki de en temel dediği şey "çocuğu birey olarak görmek ve saygı duymak" tır. Özünde mutlu çocuk yetiştirmek vardır! Aktivite montessorinin özünü oluşturmaz. Kalıplara, sınırlama da yer yoktur.

    Ben sadece Montessoriye değil, Waldorf'a da ilgi duyuyorum. Şimdi blogunda aktivite de yayınlayan bir anne olarak çocuğa al bakalım bunu yapacaksın mı diyoruz? Bu mümkün mü? Bu sınırın dışına çıkmayacaksın ve bugün şu aktiviteleri yapacaksın?

    Aktivite yaparken bile çocuğun seçim hakkı vardır. İsterse seçer oynar. Seçebilmesi için boyuna uygun raflar vardır mesela. Benim kızım kar yağdığı bir gün mantosuz sokağa çıktı. İzin verdim. Kendisi öğrensin diye, üşüdüğünü fark etmesine de izin verdim.

    Benim kızım aktivite talep eden bir çocuk. Bu O'nu mutlu ediyor. Israrla işten eve geldiğimde beni odasına götürüyor. Ama biz birlikte yemek de yapıyoruz. Sebzelere dokunuyoruz. Soğanın cızırtısını da duyuyoruz. Köy değirmeninde un eliyoruz. Şelalenin altından geçiyoruz. Tüm bunlar müdahale değildir.

    Müdahale edilen bir çocuğu tanırsınız görünce. Huzursuzdur. Mutlu değildir. Benim çıkış noktam da huzurdur ve mutluluktur.

    Anne ve bebek nasıl mutlu olacaksa öyle davransın. Ben kızımla kucak kucağ burun buruna yapmaya da bayılıyorum. Evde ışıkları perdeleri çekip saklamabaç oynuyoruz. Ama talep edince aktivite yapmayacaksın demek de bir müdahale değil midir?

    YanıtlaSil
  11. Herkes yazmış aslıdan benyine geç kaldım.
    Bumontessoriye neden bu kadar herkes takıldı ben anlamıyorum :=)) felefeyi dogru kavrarsaniz eger içinde çocuğa bir şey öğretmemek var :=) kabaca diyelim.
    Çocuğun önüne küpleri yığar hadi bakalım lşimdi bak böyle yapacaksın derseniz bu felsefeye aykırı bir yaklaşım olur. hatta her gün aktivite yapıyoruz hadi bakalım bu montessoride zorunlu gibi bir yaklaşım da doğru değil :=)
    Felsefede bir kere öncelikle çocuk hazır değilse sunulmaması gerekliliği var. Yani gözlemlemek var. Model olmak var ki bu en önemlisi.
    Aktivite kelimesini oyunla değiştirelim bence. :=) Çocuk oynayarak öğrenir ister küp olsun ister mutfak kapları fark etmez ama anne- baba öğrenme sürecinde bence model olmalıdır. Bunu al böyle koy diye eliyle elini tutup koymasını sağlamak yerine kendi yapmalı ve çocuğun gözlemleyip hazır hissetiğinde bunu yapmasına izin vermelidir. Felsefede müdahele etmemek vardır.
    Ve sırf bu sebeplerden ben de Esra gibi oğlumu gönderecek bir ana okulu bulmakta zorluk çekiyorum :=) çünkü benim oğlum kendi oynamak istediği şeyi kendi seçer işi bitince yerine kaldırır bir düzeni bir rutini vardır yarış değil öğrenmek arzusundadır ( daha 3 yaşına olmasına rağmen )ve ben hayatıma montessori felsefesi bir şekilde çıktığı için mutluyum yoksa şu anda olduğumuz durum daha farklı olabilirdi .. bu süreçte ne bir materyalinikullandım ne de satın aldım eklemeliyim. Sadece çocuğu bir birey olarak görmek gerektiğini her çocuğun seçimi ve bu seçimlerde süreci olduğunu, benim ise sadece model olarak ona faydalı olabileceğimi gösteren bir sistem oldu. Aslında bu yaklaşımla tanışan herkesin ilk söyelediği gibi kabaca annelerimizin bize uyguladığı sistem olarak geldi :=) yani tü kaka değil bu iş .. uzattım yine.. kaçtım ..
    eklememe lazım geçen gün bir eğitmen ablayı oğlumun duruşu çok şaşırttı. önce yapması gereken şeyi kendi yapıyor sonra erinden yapmasını istiyordu yaklaşık 30 dakika süreli bir zaman diliminde hiç sıkılmadan ablayı model alarak onun yaptıklarını elidnen geldiğince tekrarladı.. bu abla aynı zamanda bana da şaşırdı" hiç müdahele etmediniz teşekkürler" diye.. ben bu sonucu doğru kavrayıp oğlumun bir birey olduğunu ona öğretmek suretiyle hayatımıza geçirdim ve çok güzel sonuçları oldu.. mutlu ve özgüveni yüksek bir çocuk olduğunu düşünüyorum en önemlisi ise mutlu olması :=)

    YanıtlaSil
  12. "kendim yapabilmem için bana yardım et!!" ben senin hiçbir yazında veya söyleminde montessori felsefesinin tersi bir durum görmüyorum, hatta benimsediğini bile söyleyebilirim. bilmem neden böyle bir durum oluşuyor?

    YanıtlaSil
  13. Hülyacığımi işadamları ve çocukları örneğin çok isabetli olmuş bence.
    Begüm yaşından itibaren kendisi kayıyor kaydıraktan ve bunu kendi istedi, çok korumalı olmamak lazım ama çocuk çok önemli, yaşıt kuzeni merdivenlerden tırmanır ama kayamazdı, Begüm ise merdivenden tırmanmak istemez ama biz oturtunca da kendi kaymak ister.
    Montessori felsefesi hayatımıza begüm 3 aylıkken girdi ve biz daha çok bu saye de daha keyifli büyüttük kızımızı diyebilirim, kesinlikle zorlama yok ama bilinçli, evde bir birey olarak kabul ettik, bize çok faydası olduğunu söyleyebilirim.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  14. Çocuk parkında, böyle bir yerde kırık tahtalar olmasına inanamıyorum!!! Bence sen bir de bu yazının URL'ini gönder onlara. Ayrıca mahkemeye versen de yeridir, YUH diyorum, başka da bir şey demiyorum!

    Bence bu aktivite/oyun vs. olayları gereksiz vurgu alıyor. Montessori felsefesi, "birey olarak saygı duymak" iyi hoş da, günümüz değerleri için biraz yetersiz kalıyor gibi. Çocuk gelişimi fazla teknik algılanıyor, motor/kas/zeka vs. Çocuk günlük hayata hazırlanıyor, erken yaşta tüm becerilerini geliştirip disipline ediliyor. Ortaya kendi ayakları üzerinde duran, erkenden olgunlaşmış, efendi efendi çocuklar çıkıyor. Eğer istenen buysa bir sorun yok aslında.

    Ama her çocuğun içinde bulunan sanatçı ruhu geliştirmekse istenen, kendi yaratıcılıklarını kışkırtmaksa ya da zaten varolanı yok etmemekse, işte o zaman biraz problemli oluyor. Montessori'de sanat vurgusu çok az. Zaten sanat denilen şey de sınırlarla/kurallarla/rutinlerle gelişecek bir şey değil. Belki müzik eğitimi ya da resim yapma teknikleri gelişebilir ama bu sanat olmaz, olsa olsa müzik 'aktivitesi' olur.

    Ben Hülya'ya, Adsız'a ve Lapis Lazuli'ye katılıyorum; biraz rahatlık, biraz özgürlük, biraz saygı, paylaşmak... Bir de herşeyden daha önemli olduğunu düşündüğüm çevresinde olup bitenlere ilgili olması durumu var ki, bizim dünyalar bu kadar sınırlıyken, kendi küçük dertlerimizle bu kadar boğulmuşken bunu nasıl yapacağımız konusunda kara kara düşünmekteyim...

    YanıtlaSil
  15. O ne biçim kayma şekli yaa :)
    Böcük seni

    YanıtlaSil
  16. canım ilk yazını okuduğumda sanki kafamın içindekilerin yazıya dökülmüş halini okur gibi oldum. bende eren ilk doğduğunda çok araştırdım kendimce aktiviteler oluşturdum bir türlü oğluşu yönlendiremedim. istemedi. sonra farkettimki özgür bırakırsam kontrollü olarak kendi kendine bişeyler öğrenebilir. ki keza bi çok şeyi aylık gelişiminden önce yaptı. ama kontrolü elimden bırakmadım.
    sırf aktivite olsun diye diğerleri yapıyor bende yapıyım diye böyle bir sürece girmek istemedim girmeyide düşünmüyorum.eline sağlık tunişi çok öpüyorum.

    YanıtlaSil
  17. yazınıza sonuna kadar katılıyorum
    bir süredir sıklıkla ve yoğunluklu düşündüğüm şeyler bunlar. tehlikeleri kollamalı
    ama onlara belli etmeden. böylece hem zarar görmemiş oluyorlar, hem de kendilerine güvenleri oluyor. çocuğa fazla müdahale edilmezse de, gerçekten en doğru yolu buluyor. ilk başta verdiğiniz örnekler tam manasıyla anlatıyor bunu. bu güzel yazı için teşekkür ediyorum. Sevgiler Hülya..

    YanıtlaSil
  18. Hülyacım son söz yazın yoruma kapalı ya ben buradan yazmak istedim ( uyanığım ya ben :))
    Niyet elbette ki çok güzel. Ama başka bebeklerin yaptığıyla kendi "çocuğunun yapamadıklarını kıyaslayıp üzülen; falancanın aktivitesini evde kendi çocuğuna uygulamaya çalışıp başarısız olan ve kendini kötü hisseden en az 4-5 anne sayabilirim. Hani yarıştırmayacaktık çocukları??"
    yazmışsın ya.. ben burada üstüme alındım çünkü biliyorsun bu blogda yaptıklarını yayınlama konularında en eskilerdenim hatta 4 sene olmuş :=) Bence en azından kendi adıma amaç annelerin kendilerini kötü hissetmelerine zemin oluşturmaktan mada olumlu sonuçlar elde ettiğim güzel şeyleri paylaşıp nasıl yapabilirim sorusuna cevap arayan anneler ile buluşmak. Bir anne bundan dolayı kendini kötü hissediyorsa bu onun adına bir kayıp diye düşünüyorum Keza sen de bir sürü şey paylaşıyorsun ve aynı amaçla ortaya çıktığını düşünüyorum bu paylaşımların. her çocuk aynı olacak diye bir kaide yok bunden sebep hiç bir anne falancanın çocuğuna yaptığı şeyin kendi çocuğunda aynı sonuçları vermemesinden dolayı üzülüpkötü hissetmemeli o da kendi çocuğu için başka yolları arayabilmeli bu yazılanlar ışığında diye düşünüyorum. Nedense bu bizim türk bloglarında böyle bir yarış meselesi var maalesef oysa ki ben bir sürü sitede okuduğum şeyi kendi jayatıma geçirmeye çalışmaktan ama sonuç alarak ama almayarak çok mutluyum ..
    demek istediğimi anlatabildiğimi umuyorum.. paylaşarak gelişir insanlar değil mi :=)
    o zaman hiç yazmayalım mı ?
    eleştiriye kapalı olmak ?? o zamanblogu toptan kapatmalıyım değil mi aksine eleştirilerin beni geliştirdiğine inanıyorum olumlu ya da olumsuz sadece saygı çerçevesinde olması benim için önemli ..nice saygısızca eleştiri geldi oysa ki zaman içerisinde karşıma :=)) ki ben senin yazında şahsım adına bir eleştiri hiç hissetmedim :=)
    annelerin hırslanma konusu ayrıca üzücü bir konu .. ben o annelerin kendilerini biraz gözden geçirmeleri dilerdim ne de olsa çocuk yetiştiriyorlar ve biz ne ise çocuklarımız da o günün sonunda..
    sevgiler :=)

    YanıtlaSil