29 Nisan 2010 Perşembe

Doğrular-Yanlışlar... Neye Göre? - Kime Göre?

Çocuk yetiştirmede herkes için tek bir doğru yok. Her anne ve her bebek birbirinden çok farklı.
Kaldı ki hem anne hem bebek için büyümek, öğrenmek ve gelişmek uzun ve metamorfik bir süreç.
Tepesi kırmızı kurdeleli masum anne, aylar sonra bir pantere dönüşebiliyor. Ömrünün ilk aylarını bağıra çağıra geçiren bir bebek, 4.ayda birdenbire sakinleşebiliyor.
Haliyle anne bugün "ak" dediğine yarın "kara" diyebiliyor.
Bir anne bile bu kadar sabit fikirli olamazken bazı konularda ısrarcı ve takıntılı olmak gereksiz zulüm gibi geliyor bana.
Bu girizgâhın nedeni son günlerde Nurturia'da tartışılan iki başlık:
1- Televizyon zararlı mı?
2- Çocukları ağlatmalı mı ağlatmamalı mı? (Daha çok Ferber ve Tracy'nin metodlarını eleştirme anafikirli soruydu)
Sonrasında gelen mail trafiği çok yorucu olduğundan ikisine de Nurturia'dan cevap vermedim. Pek değerli fikirlerimi burdan beyan edeyim :)

Televizyon Neden Zararlı?

Özgür Anne zamanında üşenmeyip ne kadar araştırma, makale vs vs varsa derledi, yazdı, post üstüne post girdi. TV ile ilgili temel sorun çocuklarda dil gelişimini sekteye uğrattığı ve en önemlisi konsantrasyon sorunlarına yol açtığı.
Bunlara ek olarak benim söyleyeceklerim çocukları fazlaca edilgen yapması. Tv genelde tek taraflı bir iletişim yoludur ve çocuk genelde tepkisizce izler. İletişim yoktur, sadece ileti vardır.
Ancak;
çocuk var çocuk var; tv'de program var program var.
Derhal örneklendireyim. Bizim evde tv akşamdan akşama açılırdı.

18.ay civarı Baby Tv'yi azar azar açmaya başladım. Tam o sırada kitaplara ve obje isimlerine ilgisi başladı. İşaret parmak sürekli bir şeyleri gösterir ve adını sorar olmuştu. Baby tv'yi de hiçbir zaman öyle kös kös izlemedi.

Uçak gördüyse bana adını bir daha bir daha sordu; gitti kanepenin altına kaçan uçağını çıkarıp gösterdi; "hadi parka, gezmeye, otobüse bineceğiz" dediğimde ısrarla evde kalıp tv izlemek istemedi.

Oyunundan da geri kalmadı, bulaşık makinesini boşaltırken yardım etti, kirli çamaşırları makineye aynı keyifle tıkıştırdı falan da filan... Zaten hemen hemen tüm günümüz dışarda geçtiğinden evde biraz tv izlemesi beni rahatsız etmiyor.

Konsantrasyon süresi hep uzundu, aynı işi saatlerce yapabilir. Tv'nin kötü etkileyeceğini zannetmiyorum. Haftasonu Urla'da kahvaltıya gittiğimiz mekanda 2 saat kadar kürekle kovaya taş doldurdu, havuza attı; doldurdu attı. Yeter ki adam gibi görev verin, özveriyle çalışıyor:) Küçük amelem benim....

Muhtemelen geç konuşacak ama bunun da tv ile bağlantılı olduğunu zannetmiyorum. Çünkü ben hakkaten çok gevezeyim ve sürekli bıdır bıdır her şeyi anlatıyorum. Daha konuşkan bir çocuk olsa çoktan benimle yarışacak hale gelmişti :)

Bir de şu "çocuğuma tv izletmiyorum, onun yerine kitap okuyorum" cümlesine feci itirazım var. Bir kere Tv'nin zıttı kitap olamaz. Dediğim gibi tv edilgen bir araç. Motor becerilerinin gelişmesini en çok sağlayan ve çocuğu edilgenlikten etkenliğe yükselten şeyse oyun, oyuncak ve (yansıttığı imajı sevmesem de) aktivite...
Sürekli tv izleyen çocuk topu koltuğun altına kaçtığında bir sopayla bunu almaya çalışmaz, bir nesneyi bir deliğe tıkmaya çalışmaz, problem çözme, mantık yürütme becerisi az olur-ki bence 2 yaş krizini çok çok derinleştiren bir beceri(sizlik)

Yukarda yazdıklarımdan tv'yi savunuyor ya da kötülüyor gibi bir anlam çıkarılmasını istemem. Söylemek istediğim daha çok şu:
Eğer süre kontrolü sizdeyse, çocuk kanallarıyla sınırlı kalıyorsanız, aktif izleme yapabiliyorsanız, diğer etkinlikleri de beraberinde yürütebiliyorsanız bence o kadar da tu kaka dememek gerek. Sabah siz çocuğunuzun kahvaltısını hazırlayıp bi ayılma kahvesi höpürdetirken uyuşuk uyuşuk tv izlese bile vicdan azabı çekmeyin lütfen. Zaten anneliğin %80i bu azapla geçerken, birini daha eklemeyelim bu işkenceye.

Bu durum biraz "emzik kötüdür" önermesine benziyor. Damaklı emzik kullanılırsa, çocuk sussun diye 24 saat ağzında tıkılı kalmazsa, zamanında bıraktırmaya çabalanırsa neden kötü olsun ki? Adamlar yapmış, sen doğru kullanmayı bileceksin... Kimi bebek emziğe ihtiyaç duymadan uyur uyanır, doğuştan sakindir. Kimisi de 24 saat memede kalmak ister ve emzirmek anne için eziyete dönüşmüştür ve bebeğe emzik verir. Birinci annenin öteki annneye "ama emzik verme şekerim" deme hakkı var mıdır?

Bebekleri Uyusun Diye Ağlatmalı mı?

Tracy Hogg diye arama yapınca hala ilk benim blog çıkıyor :) Az uğraşmadım deliksiz uyusun diye. Gece emzirmesini kesmeyince uyanıyor bu veletler. İki kere iki eder dört.

O zamandan bu zaman değişen çok şey oldu. Nasıl gündüz uykuları kendiğinden düzene girdiyse dişler tamamlanınca gece boyu uyuyacağını düşünüyorum. Yani ne zaman uyumaya karar verirse o zaman uyuyacak. Saygım sonsuz kendisine. Bugüne kadar yapmak istemediği hiçbir şeyi yaptıramadığımdan boynum kıldan ince. Patron sensin ulu manitu! Bazen iki diş arası 7-8 saat uyanmadan sabahladığı olsa da genelde uykusuz anneyim. Buna alıştım, sabaha karşı yanımda yatıyor bazen. Bazen gündüz sarılıp uyuyoruz, bazen sarılmak istemiyor, yatağında yatmak istiyor. Bu saatten sonra bu çocuğu ağlatıp durmak çok anlamsız olur.

Yakın bir arkadaşımın bebeği doğduğundan beri çok kısa uyuyor ve uykuya çok çok zor geçiyordu. 7 ay önceki İstanbul gezimizde evine gittiğimde bebeği 5,5 aylıktı. Uykusuzluk canına
tak dedirtmişti ve bir süredir Ferber'i uyguluyordu. Ben oradayken uygulamaya şahit oldum ve çok fena içim parçalandı. Çok ağlaya ağlaya geçti uykuya minnoş.
Çok sevdiğim ve birbirimiz o güne kadar hiç yargılamadığımızdan hislerimi anlattım. O da bebeğin zaten uykuya dalarken de o kadar ağladığını anlattı. Haliyle böylesi zor durumlar için Ferber metodu bir kurtarıcı olabiliyor.
Kaldı ki çocukları hiç ağlatmamak biraz fazla iddialı bir ifade.
Tuna diş fırçamı istiyor,
"hayır seninki bu" diyorum ağlıyor,
sonra ikna olup kendi fırçasını alıyor,
diş macunu süreyim istiyor,
ağlıyor.
Park bizim, salıncakların hepsi bizim ya,
biz gittiğimizde salıncaklar doluysa ağlıyor,
bıkmadan anlatıyorum ikna oluyor, bir önceki tutturduğu şeyi anlıyor, yeni bir icat buluyor

Uykuya dalarken bazen ağlıyor. Ama o ağlama "kucağında uyut" ağlaması değil; "çok yorulmuşum yahu, nasıl uyusam ki, şöyle yüzükoyun döneyim, yok yok en iyisi şu bacağımı kaldırayım, aaa uyuyamıyorum" mızırdanması. Azıcık daha yardım istiyor belli ki, saçını okşayıp azıcık konuşunca uyuyor işte.

Ferber'i deneyip deliksiz uykuya erkenden kavuşan çok anne var. Tracy bize de bebeğimizi daha iyi tanımada yardımcı oldu, orası kesin. Ama hiçbir akımın müridi olmadığım gibi bu insanların da bazen fazlaca ezberden konuştuklarını düşünüyorum.
Her iki sorunda da çözüm sağduyusunu geliştirmeyi ve çocuğunu çok çok iyi gözlemlemeyi başarmış bir anneden geçer diyerek bu destansı posta nokta koyuyorum.
Nokta.

15 yorum:

  1. cok katildim.
    kar / zarar hesabi yapmak lazim. genel konusuyorum, butun konularda yani. ama bu aksam tv ile ilgili bisi yasadik...
    babasi yok cumartesiye kadar, aksam yemegi hazirliyacagim, illaki kucagima gelecek, bak oglum, su oglum, bu oglum yok... caresiz kalip tv actim baby tv. 10 dakika.
    simdi bana kim ne diyebilir?
    tek basinayim, yorgun, uykusu gelmis bi cocuk, yemek hazirlamam gerek.
    ama 10 dakka ve ne seyrettigini ben sectim, guldu, el cirpti. zarari oldugunu dusunmuyorum ben de...

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Valla arkadaş kızan kızsın Ferber metodunun hiç bir şekilde kurtarıcı olabileceğine inanmıyorum. Sabit fikirli miyim peki öyle olsun bebecik o şekilde kimsesizce uykuya geçmesinde ben sabit fikirli olayım.
    Bunu yazdım diye de kimseyle spekülasyona girmek gibi bir derdim de yok onu da en baştan belirteyim çünkü bu yöntemi kullanarak bebeğini uykuya geçirmeyi denemiş annelerin yine bebeğini düşündüğü için ( yarın bakıcıya kalırsa kendi kendine uyumayı öğrensin, daha rahat uykuya geçsin, kimseye ihtiyacı olmasın, v.b.) ya da bu bilgi sahibi kişi bunu önerdiğine göre vardır bir bildiği, doğru olan budur gibi duygularla bu işe kalkıştığına da eminim. Yani kimse çocuğunu baştan savmak için Ferber tercih ediyor olamaz kendince doğrusu vardır muhakkak. Ama ben psikoloji ile yakından ilişkili bir sosyal bilimci ve anne olarak adı kontrollü de olsa hiç bir şekilde ağlatarak uykuya geçirmeyi doğru bulmuyorum.

    YanıtlaSil
  4. Kiraz
    mesajım doğru alınmış, sevindim
    anneyazar
    bebeğin o an ne hissettiğini bilemiyoruz sadece ağladığını görüyoruz. "uyumak istiyorum bana yardım edin" mi diyor? yoksa "memede uyumak istiyorum" mu? kimi bebek ve daha önemlisi anne için ferber kurtarıcı oluyor. kimisi için de tam bir kumar.

    YanıtlaSil
  5. hulya, yorumuna da katilcam simdi :)
    soyleki, doruk daha daha kucukken,
    cok uykusu olup, bir turlu dalamadigi icin agliyordu. sinyalleri dogru almak lazim, o yuzden ne diyoruz; en iyi annesi bilir :)
    (ferber merber uygulamadim dip not, uygulayanlara saygi duyarim, Doruga gore bi yontem olmadiigni dusunduk sadece)

    YanıtlaSil
  6. Nurturia'da verdiğim cevabı kopyalıyorum:

    "Her ne kadar genel olarak 18 aylıkken falan ekranda olup bitenle bir süreliğine de olsa ilgilenmeye başlasalar da, bundan önce açık olan TV sesi bile çocukların başka şeyleri algılamasını engelliyor. Fakat 2 yaşından sonra "asla" TV yok diye kısıtlamayı doğru bulmuyorum. Burada, Dante'yi 5 yaşından itibaren göndermeyi planladığımız ama sırf medya araçlarına aldığı tavırdan ötürü sinirimizi bozan bir Waldorf okulu bile "kesinlikle TV ve bilgisayar yok" diye kısıtlıyordu, ki bu bizim hiç hoşumuza gitmiyordu, bu sene yumuşamışlar da bilgisayara ve TV'ye izin verir olmuşlar.
    Türkiye'de TV yayınlarının çivisinin çıktığını duydum, muhtemelen çocuk yayınlarına da yansımıştır. Şimdi buradan örnek vereyim, orda da öyle mi bilmem ama öyleyse iyi, burada sabah 8'den itibaren preschool dönemi (3 ve 4 yaş için) için eğitici çok güzel çizgi filmler, programlar var. O kadar dikkatli ve kontrollü hazırlanıyor ki bunlar, reklam bile almıyorlar. Ben sabahları kahvaltıyı hazırlarken, al oğlum şu kitaba bak, al resim çiz, al şu puzzle'ı yap desem olmaz, bunları sabahın köründe ben bile yapmam. Kahvaltı hazırlanana kadar birşeyler izleyebilir. Sonra da evdeysek, ne oynayacaksak oynuyoruz. Gün içinde de isterse bir dvd falan izleyebilir, harika filmler var çocuklar için. Her film de değil, kitap seçiminde olduğu gibi film seçiminde de çok müşkülpesentim ben."

    Kitap ve TV'nin birbiriyle yarıştırılmasından rahatsızlık duyuyorum ben de. Ben çok kitap okuyan bir aileye doğdum. Sokaktan eve gelmezdim ama eve geldiğimde ansiklopedilerin başına otururdum, ama TV'deki reklam dahil o çocuk zımbırtılarına bayılırdım...hepsini yaptık, birinden de geri kalmadım. Dante kitapları çok seviyor, anne ve babasını elinde kitapla görüyor sürekli, ama 2-2,5 yaşından beri belirli süre ekran başında oturuyor. Bön bön de bakmıyor, katılıyor, anlatıyor vs. "Aktivite"lerine de gidiyor, kurslarına da gidiyor, sokakta da oynuyor, ben bir iş yaparken TV yerine açıp kitabına da baktığı oluyor. Ama mesela bir Jungle Book yada Up yada ne bileyim Bee Movie, Ice Age falan seyretmesinde, TV'nin sabahları 3 ve 4 yaş çocukları için yayınladığı Sids the Science Kid, Super Why, Curious George, Caillou falan gibi çizgi filmleri seyretmesinde hiç bir sakınca görmüyorum.
    Asıl korkulacak şey, çocuğun yasak olan şeylere daha çok ilgi duyması. 2 yaşına kadar TV'ye zaten kendileri de ilgi duymadıkları gibi, bundan önce de TV ile pek tanıştırılmaması hayırlı olur.

    Hele hele Kirazsevdası gibi, benim gibi, Hülya gibi, bakıcıdan, nineden, teyzeden yardım almadan çocuk büyütüyorsanız, evinize temizlikçi almıyorsanız, alışverişinizi kendiniz yapmak zorundaysanız, yemek yapmak zorundaysanız ve üstüne üstlük çocuğunuzu da en iyi şekilde yetiştirmeye çabalayıyorsanız ve elinizden gelenin en iyisini yapıyorsanız işiniz daha zor. Onlar film seyrederken bacaklarımızı uzatıp bir çay içmek lüksümüz oluversin artık.

    Ferber'i biz Dante 7 aylıkken uyguladık, sen de biliyorsun anlattım sana, 5 gün hiç azalmadan ağladı, cribinde ağlamaktan bitap düşüyor, yorgunluktan o yana bu yana düşüp kafasını kenarlara çarpıyordu, kusuyordu, yavrum o 5 gün boyunca yatağında kurumuş gözyaşı, sümük ve kusmuk karışımlarını gördükçe, hiç azalmayan ağlamaların sonunda, "zikmişim Ferber'i, bu çovuk bundan itibaren bizim yatakta yatacak dedim ve o gün bügündür hala aynı yatakta yatıyoruz, hepimiz çok mutluyuz.

    YanıtlaSil
  7. "Uyumak istiyorum bana yardım edin" in cevabı önce 5 dk ağla sonra 10 dk sonra 15-20 diye devam ederiz sen nasılsa bir yerde susup dayanamayacak mısındır allasen. Daha yeni annesinden kopmuş, muhtemelen de sezeryanla birdenbire o vücuttan ayrılmış bir bebeğe sen kendi kendine uyumayı öğrenmelisin demek midir? Bebeğin emmesine bile karışır olduk, yok canım bu kadar da değil. Ferber anne için kurtarıcı olabilir ama bebek için hiç bir zaman nedenini anlayamayacağı korkularının sebebidir. Çünkü malesef hiç bir zaman hatırlayamadıklarımızdır psikolojimizi bozan hatırlayabildiklerimiz değil ve bu yüzden insan ömrünün en değerli zamanıdır 0-3 yaş dönemi.

    YanıtlaSil
  8. "ezbere konuşacak bi durum yok. ben gözlemlerimi yazdım misal." yazmışsın ya nurturia da...
    böyle gözlemlerine dayalı iş yapıp sonuca varan arkadaşların makalelerinden biz alıntılama yapıp duruyoruz makale tez yazarken:))

    Çocuğunu gözlemleyip, sonuç üretmeye çalışmanı takdir ediyorum (bak artık benim takdirimi aldın, değerlendirmelerinde omuzlarında büyük yük var:)).

    Bilimsel çalışmalarda kültür boyutunu hesaba katmak da lazım. Keşke Türkiye'de yapılan çalışmalar daha daha çok olsa.

    YanıtlaSil
  9. Hülya,

    Zaten benzer yorumlarımı da her tür yanıt kısmına yazdım ama buradan bir kere daha hislerime tercüman oluyorsun demek istedim.

    Benim dilimde tüy bitti, kalvyem aşındı yaza yaza, o yüzden bloguma yazmıyorum. Zaten burada "yazılmışı" var, eline sağlık!

    Bir de, saricizmeli'nin yazdığına katılıyorum: bilimsel araştırmalar kesinlikle kültür boyutu getirilmeli. Bizim okuduğumuz araştırmaların pek çoğu Amerika menşeili. Mesela orada yazan "rutin" işini bile bizim ailede hakkıyla uygulamak mümkün değil! Ben cumartesi çalıştığım için cumadan anneanneye gidiyoruz (işime çok yakın olduğu için orayı tercih ediyoruz). Haftasonu ben ne kadar çırpınsam da yatmadan önce rutin işinin bir kısmı yalan olabliyor. Hafta içi bir gün de yine anneanne/babaanne bize geldiğinden o akşam da rutin nanay. Yani yapılacak çok basit bir şey bile kalabalık, ananeli-babaneli-dedeli ortamda yapılamayabiliyor. Halbuki Amerikan kültürü bu kadar tantanalı değil mesela. Gördüğümü yazıyorum yalnızca şu an, ama buraya göre daha yalnız herkes, aileler arası sosyallik bir parça daha az. Bu benim o yöntemleri uygulamaya çalışırken düşündüğüm şeylerdendi... kültür farkı denince yazmak istedim.

    Sevgiler, Başak

    YanıtlaSil
  10. Feber yöntemini denemedim ama ben Feber yöntemi ile büyütülmüşüm o ayrı.Ben doğal ebeveylik yanlısıyım ve çocuğu tanımanın çok öenmli olduğuna yürekten inanıyorum.Hiçbir kitap, hiçbir öeneri bazen sizin bebeğiniz için uygun olmaz ama onu iyi gözlemlerseniz en uygun yolu bulursunuz.TV konusuna gelince izlemesinde yana değilim ama katıda değilim bu konuda. Akşam 7 de zaten tv açılıyor bizde eee oğlanda 8 de uyku rutinine giriyor arada toplasan 15 dk izler pek ilgisi yok ancak öyle çocukları bir program tutkunu takipçisi olmasından yana değilim. yani ne bileyim çeşitli çizgi filimler izlemesi daha çok hoşuma gider sanırım

    YanıtlaSil
  11. katılıyorum tabi yine :) süpersin.
    ben de doğal ebeveynlik yanlısıyım; hogg, ferber vs. denedim olmadı, bize uymadı. içgüdülerime, aklıma, duygularıma güveniyorum. yarışmaya istanbul'dan katılıyorum, tüm annelere başarılar dilerim :))

    YanıtlaSil
  12. Ne zaman yöntem kullanmayı bırakıp çocuğumu dinlemeye başladım, herşey düzene girdi.Ne çocuğu ne kendini yormaya gerek var.

    Mutlaka adı geçen nadide insanlardan öğrendiklerimiz olmuştur, ama kalıplarla yaşamak zaten hepten saçma bir durum.

    Yalnız şu TV hadisesinde bir mail okudum.Yollayacağım sana da, eğer doğruysa kaldırır atarım o icadı:)

    YanıtlaSil
  13. vallahi ağzına sağlık. ben de yazsam aynısı yazmaya çalışır ama bu kadar güzel ifade edemezdim herhalde.
    ben de antiferberciyim ve benim gibi düşünenlerin olmasına sevindim. vaktinde bu nedenle çok polemik yaşadım ilk kızım küçükken...elbette ben de biliyorum uygulayıcı tüm ebeveynler bunu çocuklarının iyiliği için istiyor. ama bana ters. asla düşünmedim, hele hele şu yorumlarda açalya'nın yazdıklarını okuduktan sonra, aklımı yitirip deneyeceğim vardıysa da denemem.
    oh ne güzel işte, uyuyun beraber açalyacım, bir gün gelecek odasının kapısını suratınıza kapatacak, anne yalnız kalmak istiyorum diyecek.
    ben de ilk kızımı yetiştirirken farkında olmadan doğal ebeveynlik metodunu benimsedim. aynen, içgdülerime, aile yapımıza, duygularıma, aklıma göre bir yol tutmaya çalışıyorum.
    şunu söyleyeyim, çocuklar burada doğal yol göstericilerimiz zaten. ben buna inanıyorum. ben ilk kızımda ne için üzülüp dertlendiysem, hepsi kendi kendine ben anlamadan çözüldü.
    misal, memede uyuması, bir gün bırakıverdi emmeyi.
    emzik desen, bırakması birazcık sancılı oldu ama 1 hafta sürdü.
    pütür yiyemiyor diye dertlenirdim, 1 gün aniden yemeye başladı.
    5 yaşına kadar yalnız uyumadı. birçok anne, yazık sana hala çocuğuna kendi kendine uyuma alışkanlığı kazandıramamışsın diye aşağıladı beni blog aleminde o vakit. bir gün birdenbire anne masalımı oku, çık, ben kendim uyurum demeye başladı. o güne dek, uyuyana kadar koyun koyuna yattık. ne oldu, bunlar yanıma kar kaldı. şimdi 7 yaşında, başladı, yalnız kalmak istiyorum, odamdan çıkar mısın demelere. hala istediğimde yatıyorum yanına, öyle uyuyoruz keyifle. ne oldu şimdi? kötü bir çocuk mu yetiştirmiş oldum?
    tv konusunda da katılıyorum. 2 yaş sonrası çok katı olmadım ben de. arada düşkünleştiği dönemler oldu. ama ebeveynin desteğiyle çocuk yolunu buluyor her konuda ve her çocuk kendine has. ablasına hiçbir konuda benzemeyen bir ikinciyi büyütüyorum şimdi. kitaplar, öğretiler hak getire. her çocuk ayrı bir kitap.
    içgüdülerinize güvenin anneler.

    YanıtlaSil
  14. açıksözlülüğünüz harika.. her annenin doğrusu farklı.. ferber bana da ters geliyor ama yapan var uygulayan var, saygım sonsuz.. tracy denedim, işe yaradı gibi ama şimdi kabus geri geldi ama tekrar denemiyorum. şu anki doğrularıma ters düşüyor. uykusu ne zaman gelirse o zaman yatsın diyorum asla ağlatmıyorum. galiba zaman için de hepimizin doğruları değişiyor. kitaplar hep doğruyu söylemiyor. sevgiler..

    YanıtlaSil