30 Mart 2010 Salı

"Koşma Düşersin!" Mafyası İş Üstünde Yakalandı

Biz döndük, evdeyiz. Yazacak bir sürü şey birikti ama sıcak sıcak bir videoyla ısınma turları atayım dedim.
Mevzuyu özetleyeyim:
Ton bu sabah saatlerinde parktaki çiçekli alandan toprak avuçlayıp çöpe fıydırmaktadır. O iki alan arasındaki mesafeyi de düşe kalka koşarak katetmektedir.

Bu kadar düşmeye gönlü elvermeyen bir yurdum insanı derhal olaya el koyar.

video

23 Mart 2010 Salı

Antalya Günleri

video
Çocukluğumdan kalma Disney klasiği bir çizgi film vardır. Evsiz barksız bir adam şarkı söyleyen bir kurbağa bulur, zengin olma hayaliyle herkesi kurbağanın şarkı söylediğine iknaya çabalar ama kurbağacık yanlarında başkaları varken sadece vıraklar, şarkı markı söylemez.
Geçenlerde Nurturia'daki anı defterinde Tuna'nın çok sevdiği bir yemeği yerken parmaklarını birleştirip "mmmm" sesleri eşliğinde salladığını yazmıştım. Sonra bunu kaydedeyim de cümle alem izlesin diye Ton'un en sevdiği yemeği, pirinç pilavını, koydum önüne.
Yalvarttı beni sıpa. Hadi oğlum yap şu hareketi.... I-ıhhh.. Yukarda yalvaran anne ve hiiiç oralı olmayan Ton...

Sonra kayıttan çıkıp kamerayı izlerken bu nankör iki elyile birden yapmaya başladı. "Dur" dedim, "yapma"... "Şimdi yap"... Gene tık yok. Dönüp kaydı silerken gene başladı. En sonunda "lütfen" iki parmağını birleştirip yaptı hareketini de huzura erdik. (O da aşağıda)
Normalde kendiliğinden tüm parmaklarını birleşitirp yapıyor ama herhalde bana başka bir hareket çekme niyetindeydi, yamuk yumuk salaldı patisini....
Bu arada Nurturia'da çocukların kendi kendine yemek yemesi ve kaşık seçimi meselesinde Özgür Anne bir soru sormuştu. Zeynep başka bir soru sordu falan... O kaşıklar bu kaşıklar kızlar. Kısa sapı sayesinde sanki daha rahat kavrıyor gibi. Tavsiye ediyorum. Ettim.

video

L.C.Waiki'nin kız çocuk modelleri şahaneyken nedense erkek modellerinde hep o sapışık maymunlu figürleri  kullanıyorlar. Sade modelleri dışında biraz uzak duruyorum LC'den. Ama penye eşofman altları çok kaliteli ve fiyatları da uygun.
Neyse geçenlerde pek şaşkın bir alışveriş yaptık. 12-18 ay KIŞLIK eşofman takımı aldık. Tuna 21 aylık olmak üzere ve yaz kapıda. O an aklım nerdeydi hiç bilmiyorum.
Almaya babamla gittiğimizden Tuna'yı o zaptetti ama geri vermeye ikimiz gittik. İadeleri ve yerine aldıklarımı kasaya bırakıp Tuna'nın peşine düştüm. Kabinlere gitmiş, perdeyle ce-eee oynuyordu.

video

Bu aralar çöp atmaya sarmış durumda. İtiraf edeyim ben klasik bir Türk insanı olarak arada kimsenin görmediği yerlerde-etrafta çöp tenekesi yoksa- sokağa çöp artmışlığım vardır.
Yani eskiden vardı. Artık-törpülenen bir sürü davranışım gibi - çöpleri çöp kutusuna atma konusuna da pek dikkat eder oldum. Birkaç kere kullanılan ıslak mendilleri, biten Süt Dilimi paketini çöpe göstere göstere attım. Şimdi Tuni de yerde gördüğü boş paketleri çöpe atıyor.Kendiliğinden... Aşağıdakinde kaydetmek için ben "hadi at çucuuum" dedim ama :))

video
Çöpün ardından bakacağını hiç düşünmemiştim. Öyle ani reflekslerim pek salakça olur benim.
"Dur, yapma, bakma, yalama, ısırma çöpü. Nefes alma...." diye uzar gider bu liste.

20 Mart 2010 Cumartesi

Tuna'nın Sıcak Denizlere İnme Hayali



Bir haftadır Antalya'dayız. Haftaya kuzenim evleniyor diye geldik. Biraz erken geldik ki sıcak havanın tadını çıkaralım, Ton da anneanne ve dedesiyle hasret gidersin.





video

Bizimkiler, büfeyi ufak çaplı bir gözlemeciye çevirdiklerinden annem sabahtan akşama dek gözleme yapıyor; babam da büfenin içinde satış yapıyor...

Tuna sabah kahvaltıdan sonra sokağa iniyor, bir içeri bir dışarı, biraz park derken kelimenin tam anlamıyla sokak çocuğu gibi yaşıyor.

Bir pantolonun 1 saat temiz kaldığına şahit olamadık henüz.

Büfenin 3 günde altını üstüne getirdi. Buzdolapları günde binbeşyüz defa açıldı kapandı, çoğu kez kapanmadı. Meşrubatlar, margarinler çıktı, itinayla kuleler yapıldı-devrildi, yazar kasa anahtarı defalarca kaybedildi, kasa kitlendi, para üstleri zor denkleştirildi, ekmek dolabından ekmek çalındı, uluorta Hüsmen Ağa pozları verildi, yemekler çorbalar yenmedi, Milupa ve Danino sponsorluğunda günler geçti, anne sinir olduğuyla kaldı.



Son birkaç aydır uçak sesine inanılmaz duyarlı olmuştu. Evin içindeysek ve dışardan uçak sesi geliyorsa yamuk işaret parmağı hep gökyüzünü gösteriyordu. Antalya'ya da uçakla geldiğimizden uçak merakı tavan yaptı. Kafa hep yukarda,bakışlar her dem şaşkaloz, parmak hep kalkık...



O kadar işin gücün arasında dün Konyaaltı'na indik. Arabadan iner inmez -bir önceki gelişimizde denize taş attığımızı hatırlayıp- yerden bi taş aldı. Uzunca bir süre bırakmadı o taşı. Denize kadar yürüdü ve taşı ebedi istirahatine uğurladı. Taşı yollaması diil ama taş taşıma(!) görüntüsü hemen aşağıda. Taş sol elde ve bakışlar hedefe kitlenmiş olduğundan dedesinin destek ve yardım taleplerini görmezden geliyor.

video

Kova-kürek falan da getirdik ama çok kısa süre oyalandı.

Adamın derdi suya atlamakmış meğer... Kaçıp kaçıp denize gitti. Normal şartlarda kaçmak isteyen Tuna ormanda on puma gücündedir ve hakkaten nefes nefese bırakır kovalayanı. Ama çakılda gördü gününü, nihahahahaha...

video

Kıyıda bile ha babam aşağı inmeye çalıştı. Neyse ki o ara geçen uçak dağıttı dikkatini :)

Başka havadisler, mmmm..

Geceleri de gündüzleri de pek fena uyuyor. Ben 12.dişi bekliyorum. 2 yaşa 4 ay kala hala 9 eksik diş var. Ellerini çabuk tutsalar iyi olacak dişler.

Yemek düzeni ayvayı yedi demiştim di mi?
Antep fıstığına sardı bu aralar. 4 tanecik azısıyla katır kutur yiyip yutmuyor mu deli oluyorum. 40 gr'lık paketlerin yarısından fazlasını bir seferde götürüyor. (Lan yoksa bu kötü uykuların sebebi bu fıstıklar olmasın? Bugün vermeyeyim hele...)

Kıymadır, sebzedir, omlettir, yumurtalı patatestir, köftedir, balıktır hepsine elveda demiştik bir süredir. Uyuz uyuz yeme halleri burda zirveye çıktı.

Millet tee nerelerden annemin gözlemesini yemeye geliyor, tadına bak bari eşşek sıpası... I-ıh, istemiyormuş.

Bir hafta daha buradayız. Sonra evim de evim güzel evim diyerek İzmir'e yol alacağız. O zamana kadar yazamam muhtemelen.

Teyk keerr...




12 Mart 2010 Cuma

Nurturia... Bir Tür Bebek&Çocuk Twitter'ı

Duyduk duymadık demeyin, 1-7 Mart arası bundan sonra her yıl Nurturia Haftası olarak kutlanacak. Hafta bitince de Dünya Kadınlar Günü'nü kutlayacağız.

İşin şakasını bir yana bırakıp herkesin anlata anlata bitiremediği; faydalana faydalana doyamadığı Nurturia'yı ben de kendi dilimde anlatayım istedim.
Hamileyken de yeni anneyken de ilerleyen aylarda da çok sayıda sorunla karşılaşıyoruz. Bir kısımın doktorumuza danışıyoruz, birazını eşe dosta.
Ama yetmiyor. Çocuk yetiştirmek çetrefilli iş ve bu süreçte başka annelerin tecrübesi altın değerinde.
Nurturia tam da bu paylaşım ihtiyacından doğan bir oluşum.
Ve en güzel kısmı bir kadın girişimi olması.

Nurturia'da ne var?

- Bence en eğlenceli kısmı bebeğiniz adına güncelleme yapabilmeniz. Ultra empatik bir durum ve çok keyifli.   Mesela geçen gün Tuna şöyle bir güncelleme yazmış (!)
"ElfAna teyze ve Alpi abiyle buluştuk, fuarda kuyruğu yanık kediler gibi gezdik. Tadı damağımızda kaldı."

- Karşılıksız bir bilgi paylaşımı var. Ekranda sağ tarafta sürekli başka annelerin sorularını görüyorsunuz. Tıkladıkça da başka annelerin cevapları çıkıyor. Siz de kendi bildiklerinizi yazabilir ya da sadece cevapları okursunuz.

- Anı defteri var. Çocuğunuzun ilk'lerini, yapıp ettiklerini, söylediklerini kayıt altına alabilirsiniz.

- Çocuğunuzun fotoğraflarını yükleyip albüm oluşturabilirsiniz

- Gruplar var. Misal benim kurduğum grupta bebeklerimizin sıkça kullandığı ürünlerin indirim zamanlarını takip ediyoruz.

Nurturia'da ne yok

- Kadın forumlarındaki "bebişim", "canım" hitapları yok. Herkes samimi..

- Kimliğini açıklama zorunluluğu yok. Profil fotoğrafınız da bebeklerinizin fotoğrafları da standart birer ilüstrasyon olabilir.

- Özel bilgilerin paylaşılması zorunluluğu yok. Bir kimseyi arkadaş olarak eklemezseniz hiçbir bilgisine erişemiyorsunuz.

- Bir de video ekleme yok :) Neyse parası vereceğiz onu da yapacaklar di mi Damla?



Biz de hulyavetuna olarak Nurturia'dayız.


 

10 Mart 2010 Çarşamba

Beyaz Eşya Düşmanı Tuna'nın Başımıza Açtığı İşler

Hah, en sonunda başardın evladım.
Bulaşık makinemi de bozdun, eline sağlık....
Ya arkadaş, nedir bu çocuk milletinin beyaz eşya bozma hastalığı?
Bu satırları okuyan ve 1 yaşından büyük bebesi olan herkesin vardır birkaç bozuk aleti, değil mi?

İlk bozulan aletimiz optik mouse oldu. Babası Ogame oynarken bizimki kucakta durmayıp çatada çutada dalardı fareye. Ruhu şâd olsun, çok uzun süre kullanmıştık kendisini.

Sonra emekleme safhasında kablosuz telefon telef oldu. Allahtan bu günleri önceden görüp en ucuzunu almıştık. Şimdi ev telefonumuz yok. Zaten olur olmaz zamanlarda çalmasından başka bir işe yaramadığından pek üzülmedik telefonun gidişine. Eline sağlık evladım...

Derken benim 10 yıllık su ısıtıcıma dikti gözünü Ton...
Uzun kablosundan dolayı yemek yerken hoop elini attı mı yakaladı.
Aç kapa, aç kapa yapmaya bayılırdı kendisine. Ben her seferinde fişi çekerdim ama bir keresinde çekmeyi unuttum!!!
Haliyle yandı rezistans. İçi fazla kireçlenmesin diye su da koymazdım.. Aynı ısıtıcıyı bulmam imkansız, zira firma battı. RAKS'ın kaset maset işini bırakıp küçük ev aletleri yapmaya başladığı zamanı bilir misiniz? Daha Çin malı eektronik furyası başlamadığından yerli malı çok dayanıklı bir aletti... Şimdi o da Tuna'ya oyuncak oldu. (Ki çok üzüldüm zavallı ısıtıcıma. Tanrı'dan rahmet, kendime sabır diliyorum)

video
Tuna'nın babasının bekar evinden kalan ve kireç püskürtmelere doyamayan bir ütüsü vardı.
Geçen sene yenisini alınca eskiyi emekli ettik. Tuna, ben ütü yaparken sağımda solumda "üff üfff" diye gezindikçe emektarı çıkarıp verdik. Israrla yeniyi istedi önceleri, hatta eti yanmış gibi bağırındı birkaç kez.
Israrla "hayır bu senin ütün, bu da annenin ütüsü" diye diye kabul ettirdim.. Herkes kendi ütüsünü kullanıyor şimdi.

Ben tartıldıkça hevesle benden sonra kendini tarttığı dijital baskülün de vadesi dolmak üzere.
Geçenlerde 61 kg gösterdi. "Hadi canım" diyip indi-bindi yaptım. 43 çıktım :)
Sırf kemiklerim ve barsağım vardır o kadar be...

videoÇamaşır makinemiz de babasının bekar evinden kalma gudik bir alet ama hala canavar gibi çalışıyor. Geçen gün baktım antrede yerde beyaz bir tuş. Baktım bizimki tuşu sökmüş ve fıydırıp atmış. Kızamadım bile, kızdıkça inadına ve yüzüme bakarak yapmak gibi şahane bir alışkanlık edindi. Burnumdan soluyorum ama onun da taklidini yapıyor hergele..

Altın vuruşunu da bu hafta yaptı Tuna bey.
Bulaşık makinesinin nicedir hastasıydı zaten. Benim her çalıştırmamı gözünü kıprmadan izleyip "vuuuu" efektiyle eşlik edip benden hemen sonra kendince program değiştirmeye bayılıyordu. "Aaa ama anne günlük programda arınmaz ki bunlar" mı diyordu artık, kimbilir?

Nasılsa bir şey olmaz diye ses etmedim önceleri. Sonra tuşları etiketle kapattım, anında sıyırdı attı yapışkanları.
video

Nedense çoook sonraları çocuk kilidi olduğunu keşfettim. Kitledim...
Ne olduysa da ondan sonra oldu. Bizimki bastıkça ekranın değişmediğini farkedip dellendi. Daha çok basmaya, çevirmeye başladı.
Ve mutlu son.. Dün akşam itibariyle bulaşık makinesi, içinde bi ton kirli tabak-çanakla birlikte "vuuu" sesi çıkarmadan yatmaya başladı..
Sabah Google Amca'ya en yakın servisi sordum, bir numara verdi, aradım, geldiler, baktılar.
Aletin beyni sizlere ömür, kart değişecekmiş. Makineyi söktüler, 2 tepsi bulaşığı tezgaha sıralayıp tam makineyle kapıdan çıkacaklarken "ne kadara yapıyonuz kardiş?" diye sordum.
Akşamdan kalma kelebek tokamla ve rengi kaçmış eşofmanımla pek domestik görmüş olacaklar ki "çok bi şey tutmaz. En fazla 150-200 arası" dediler.
Oldu canım!!!!

Adamlardan tırsan Tuna'yla uğraşırken gitti servisçiler.
1-2 saat sonra attık kendimizi dışarı. Çok yakında aynı markanın başka bir servisini buldum ve durumu anlattım. İşçilik dahil yaklaşık 50 TL tutacağını söylediler.
Eve gelir gelmez diğer firmayla konuştum daha makinede ne olduğunu bulamamışlar, bulunca kesin rakamı söyleyeceklermiş.
Çene kaslarımı sakızla güçlendirdim, sıkı bir kavgaya hazırım.
Ah oğlum ah! Ne işler açtın başıma...

8 Mart 2010 Pazartesi

Oyuncak Müzesi'nde Bir Gün



Geçen hafta ElfAna aradı.
Dedi "yarın çocukları Oyuncak Müzesi'ne götürelim mi?"
Dedim "şahane olur, Tuna pek bir şey anlamaz ama ben bayılırım oyuncaklara"
Başka yer yokmuş gibi varyantın hemen bitimine yol kenarına kondurulan müzede buluştuk.



Hemen girişteki elektrik sigortası (İzmir dilinde "asfalya") kutusunun altına elektrik çarpmış çocuk heykeli yapmışlar. Çizgi filmlerdeki gibi bildiğin saçları diken diken olmuş ağzı açık ölmek üzere olan bir çocuk heykeli... Oyuncak Müzesi'nde..........
Tuna bunu görür görmez bastı yaygarayı. Paçama öyle bir yapıştı ki heykelin fotoğrafını bile çekemedim.
Birkaç adım ötedeki kükreyen kaplan heykeli de tuz biber oldu.
Her adımda ürkünç bir şey çıkacak endişesiyle dolandı durdu.
Son dönem favorisi eski Lufthansa ve THY uçakları ve bol arabalı kısımlarda dikkati dağılsa da genel olarak pek ürktü yavrum. Girmemizle çıkmamız bir oldu desem yeridir.



EfAna Montessori'ye gönülden bağlı bir anaokulu öğretmeni. Hani gezmede doktor tanıdıkla buluşup da "yaw hazır seni bulmuşken, benim midemde bi hazımsızlık... sırtımdan aşağı da böööle bir ağrı..." diye atlayan fırsatçılar gibi sordum da sordum ElfAna'ya.

"Hocam bizim çocuk ... yapıyo ne diicen bu işe?" diye :)
Ufak tefek tüyolar verdi sağolsun.

"......'dan korktun mu annecim?" diye fazla dillendiriyormuşum mesela.(bkz video)

Korktuğu şeylere yaklaşıp "bak ne güzel köpek" falan demeye dikkat ediyorum bu aralar.
Hocaanım neyse ki Tuna'nın dikkat süresini uzun buldu :)) Di mi Hocam???



Sonraki istikamet Kıbrıs Şehitleri'ydi. Ordan da Fuar'a doğru yol aldık.
Çocuklu tüm arkadaşlarla Fuar'da dolanmayı tercih ediyorum. Çünkü trafik yok, yeşil alan geniş ve beklentiniz fazla değilse bir şeyler atıştırmak da mümkün.
Biz ElfAna ile Ayvalık tostlarına gömülürken Tuna ve Alpi oyuna daldı. Balık tutma oyuncağını pek sevdi-ki balık tutmayı denemedi bile. Sadece o kutudan buna aktardı durdu magnetleri.

Alpi ve ElfAana arasındaki şu diyalog şahaneydi

Alpi: Anne, Tuna n'apıyor
ElfAna: Montessori yapıyor çocuum

(Tuna oynamayı bitirir, Alpi oyuncağı kutuya koyar, kapağını kapatır)
Alpi: Montessori bitti!!!

Alpi aynen böyle dilli bir şebek. Çok tatlı, çook.
"Bir an önce bizim de 3lü yaşlarımız gelsin artık, birlikte Miyazaki filmleri izleyelim" dedirtecek kadar ilgili ve olgun.
Bir ara Fuar'daki hiyeroglif yazılı heykelleri görüp "aaa eskilerrr" demesine ayrıca bayıldım.
Heykelleri bıkmadan dakikalarca inceledi.

video

Son dönem tartıştığımız aktivite meselesini bir de biz masaya yatırdık, içini deştik...

Bol laflamalı güzel bir İzmir günü daha hava kararmadan bitti ve bir dahakine bende pizza partisinde buluşmak üzere ayrıldık.

5 Mart 2010 Cuma

Şimdiki Aklım Olsa...

Bir daha doğursam neleri gene yaparım, nelerden dilim yandı, ders aldım diye hepimiz düşünmez miyiz? Annelerin Dünyası'nda bu hafta "iyi ki"lerimle "keşke"lerimi terazinin kefelerine koyup tarttım. Buyrun...

3 Mart 2010 Çarşamba

Organik Bebek Kozmetiği Arayan Var mı?


İlk olarak üyesi olduğum İzmirli Anneler grubunda duydum GAIA'nın adını.
Kısa sürede o kadar çok bebeğe ulaştı ve geri dönüşleri o kadar memnuniyet doluydu ki denememek olmazdı. Denedik, mis gibi doğal bitki özlerinin kokusuna vurulduk..
GAIA'nın paraben, glikol, sülfat, petrokimyasal, parfüm, mineral yağ ve hayvansal maddeler içermediğini de vurgulayayım.
Sonra ithalatçı firmayla iletişime geçtim ve bizim tükkana da koymaya karar verdim.

Şimdiden sıhhatler olsun :)

Duvar Süslemesi



Markafoni'den ilk alışverişimi tahmin edersiniz ki oğlumun odası için yaptım.
Ne zamandır web sitesinde dolandığım evgraffiti' nin bu kuşları ve priz kenarı süsleri Markafoni'de pek güzel indirime girmişlerdi.
Kuşların daha yarısını yapıştırdım. Kalanları başka odalara serpiştirmeyi düşünüyorum.
Bir odaya bu kadar kuş yeter.
Yapıştırmak da çok keyifli ve kolaydı.
Dekorasyon önerimdir....






Posted by Picasa

1 Mart 2010 Pazartesi

Son Söz

Her zamanki gibi tahminimden daha fazla gürültü koptu.
Aktivite ile ilgili her iki postuma da gelen yorumlar için burdan seslenme gereği duydum.
İfade özgürlüğünün, paylaşımın gereğine inanıyorum ve bu yüzden karşıt görüşlerin de fikirlerini açıklamasından memnun olduğumun altını çiziyorum. Tartışmak rencide edici değil, bilakis faydalı ve öğreticidir.
"Aferin, hislerimize tercüman olmuşsun" diyen de oldu, "yanlış anlamışsın" diyen de.

Öncelikle şunu belirteyim ki ben fark etmeden Montessori'ye uygun çocuk yetiştiriyormuşum. Yorumlardan anladığım kadarıyla yaptıklarım doğru. Ama ben ne mail grubuna üyeyim ne de üzerine adam akıllı kafa yordum. İçimden gelen sesler, önsezim ve en önemlisi sağduyumla çocuğumun bireyselleşmesini destekledim. Dışarda dakikalarca bir taşla oynamak istediğinde sürükleye sürükleye eve götürmedim, kendi kaşığınnı tutmak istediğinde elinden kapmadım.......

Tam da bu gerekçeyle Anti-Montessorici imajı çizmekten hoşnutsuzum. Kullandığım kelimelere çok dikkat ederim. İlk yazım hor görme ve alay değil, hiciv dolu ve aktivite diye kasan anneleri hafif ti'ye alan bir yazıydı. İkincisinde ise düpedüz Montessori'yi övdüğüm bir paragraf bile var.  Ama başka anneler o kadar doluymuş ki benim söylemediklerimi ya da bazen hemfikir olmadıklarımı yorum olarak yazmışlar ve hepsi benim fikrimmiş gibi bir imaj oluşmuş.
Benim her iki yazımda da "çocuğa zorla iş yaptırıyorlar, aktivite için kasıyorlar" ifadesi değil iması bile yok. Yorumların çoğu bu minvalde ama herkesin fikri kendine aittir.
Ben kendi geldiğim noktayı izah ediyorum.
Tuna 10 aylık falanken ve deli gibi halkalarla, küplerle, kaplarla vs vs oynarken ben de montessori mail grubuna üye olup daha etkili ve bilinçli oyunlar oynattırmak istedim ve grubun kurucusu Esra'ya mail atmıştım. Sonra üye olmadım, kaldı. Vazgeçtim.
Bu arada sürekli oyuncak araştırıyordum. Hangi oyuncağın nereyi ne şekilde beslediğini empatiyle anlamaya çalışıyordum falan.. Sonra yürümeye başlamasıyla tamamen bambaşka bir çocuk oldu ve kendi yolunu çizmeye başladı. Kendi istekleri olan ve istemediği bir şey asla yaptıramadığım bir çocuk haline geldi-ki büyüyoru ve normal olan da buydu.

Iraz demiş "böyle düşündüğünü bilmiyordum :)Ve de takip ettiğim kadarıyla Tuna' ın da aktivite dolu bir hayatı var, sen ona oyun diyor olabilir misin?"
Evet oyun diyorum, eğlence diyorum ama artık amacını sorgulamıyorum. Emin ol 2.bir blog açacak kadar çok ve eğlenceli oyunlu videomuz var. Ketçap kapağını şaklatma, boş bira kutusunun kapağını yolup içine atma, Konyaaltı plajının taşlarını tanıma, sandalye montajı, bulaşık makinesi boşaltma, çamaşır asma, koltuk altına kaçan oyuncağı bin türlü uğraşla çıkarma......
İki postun da amacı işte kendi annelik maceramda geldiğim noktayı anlatmaktı. Kimseyi hor görmek, aşağılamak amaçlanan bir şey değildi. Olsa olsa azıcık eleştiri vardır -ki ona da kapalı olduğunu zannetmiyorum, ne senin ne Ayça'nın..

Esra demiş çocuklar yarış atı değil ve "Montessori cocuga sevgi vermeyi hedefler. Cocugun ozgurlugunu ve onun da bir fert oldugunun kabul edilmesini. Yoksa "aktivite", "materyal" vs. hepsi ikinci hatta 10. plandaki seyler... sanirim bazi annelerin eksik bilgileri ile one cikarilan "aktivite" fikri boyle bir "tiksinme" olusturmus bazi annelerde... cok uzucu...yoksa bu isi ortaya atan ilk ben olduguma gore, boyle bir amacim olmadigini da uzulerek belirtmeliyim. Amac, cocuklarimiza saygi, sevgi, esit hak ve onlara ayrilmis "zaman"dir. Baska birsey degil... "

Niyet elbette ki çok güzel. Ama başka bebeklerin yaptığıyla kendi çocuğunun yapamadıklarını kıyaslayıp üzülen; falancanın aktivitesini evde kendi çocuğuna uygulamaya çalışıp başarısız olan ve kendini kötü hisseden en az 4-5 anne sayabilirim. Hani yarıştırmayacaktık çocukları??

Şöyle anlatmaya çalışayım, blogda kefir mayalama tarifi vermenin (bizzat ben kendim verdim) alt okumasında şu mesaj gizlidir: "Bakın ben çocuğumu nasıl faideli şeylerle besliyorum." Acı ama gerçek bu.. Çünkü çocuk yetiştirmek gurur duyulacak bir şeydir ve anneler hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Özeleştiri yapacak kadar rahatım ve herkesten aynı dürüstlüğü bekliyorum.

Beslenme neyse de zihinsel gelişim konusundaki "duyurular" çok daha baskıcı olabiliyor. Özünde iyi niyetle kurulsa da -bunu söylemek istemezdim ama- o metod bu yöntem şu aktivite derken fazlaca hırslanan anneler çoğunlukta.

Tüm dinlerin özünde insan sevgisi ve Tanrıya ulaşma çabası vardır ama en ağır katliamlar hep din için yapılmıştır. Dini kötüleyebilir misiniz? Tüm kutsal kitaplar sevgi doludur ama gerçekte kan gövdeyi götürür.

Demem o ki, Montessroi de başka metodlar da çocuğun mutluluğunu hedeflese de uygulama bambaşka yerlere sapmış durumda.
Bunlar benim tezlerim.
Montessori gibi özgürlükçü bir öğretiyi savunan Esra'dan anti-tez üretmesini beklerdim, blogunu kapatmasını değil.
Doğru bildiğin ve kurucusu olduğun bir oluşumu sadece birkaç kişi karşı çıkıyor diye kapatmak... Bilemiyorum, ben olsam nerde yanlış yapıldığını düşünür, annelerin neden bu kadar hırslandığını araştırır ve doğruluğuna inandığım yoldan sapmazdım.
İşbu post yoruma kapalı olup konuya ilişkin benim söylecek son sözlerimdir.