22 Haziran 2010 Salı

19 Haziran 2010 Cumartesi

Bir Yaz Geleneği

Adet olduğu üzere yine yazın bir bölümünü geçirmek anneanne-dede ve Konyaaltı plajıyla hasret gidermek için Antalya'dayız.
Manyağın biri şehre lav silahıyla saldırıyor sanki. Öyle sıcak, öyle nalet bir hava var....


Sıcaklar dışında her şey çok iyi. Tuna sabah 10.10 uçağı için, Murphy kanunlarına itiraz edercesine normalde 1 saat erken uyandı. Hni uçak erken saatteyse çocuğun geç kalkacağı tutar ya, bizde olmadı neyse ki....  Haliyle halet-i ruhiyesi hiperaktiflikle mızırdanma arasında gidip geliyordu. Kalkışı beklerken aprondaki uçakları izledi, deli deli koştu, bana "uçakta ayvayı yedik" dediretecek kadar dengesizdi. Bizimle aynı uçağa binecek iki puset bebesi daha vardı. Biri bizimkinden az büyük bir kız çocuğu; diğeri 12-13 ay civarı sevimli bir oğlan çocuğuydu. İkisi de pusette öyle sakindi ki uçakta yaşanması muhtemel krizleri düşünüp peşinen utanmaya başlamıştım.

Neyse uçağa bindik, Tuna'yı verilen kemerle kucağıma sabitledim. Tepsiyi açıp biraz dut kurusu döktüm. Çöp kamyonunu da verdim. Bizimki tepside kamyon sürerken dut yemiş bülbüle döndü :) Kalkış sırasında o uslu bebeler birer canavara dönüşürken bizimkinin gıkı çıkmadı. 15 dakika kadar sonra da emziği ağzına değer değmez uyudu!!!!!!
İnişte basınçtan rahatsız olur uyanır derken tüm yolcular indiğinde bizimki kendi yatağındaymışçasına rahat uyumaya devam ediyordu. Fırsat bu fırsat deyip slingi çıkardım. Uyku sersemiyken slinge yerleştirip indim. Normalde öyle sıkış tepiş durması namümkün. Uyku sersemliği geçince slingten biraz huzursuzlandı ama bagajları almama yetecek kadar süre tanıdı bana. Bebekken slingde uyuyan, indirince kıyameti koparan başka çocuk sanki. "Aman kucak çocuğu mu olacak bık bık bık" diye endişe edenlere duyurulur. Uyku sersemi olmadan kucakta durmuyor artık. Var mı ötesi?

 

Dedim ya burası cehennem gibi sıcak. "Yok başka bir cehennem yaşıyorsunuz işte" nakaratı geldi aklıma ama konuyla alaksız :)

Tuna ilk geceden beri yer yatağında deliksiz uyuyor sayılır. İlk  gün sabaha karşı 6 gibi hafifçe gözlerini açıp şaşkın şaşkın odaya bakarken uykusu kaçtı. Yanına yatıp gözlerini elimle kapadım, 7ye kadar uyudu. Dün gece de kanapeye yanıma çıkıverdi, yanımda uyudu bi süre. Sonra kütdedek düştü ve aşağıda uyumaya devam etti. Bi daha da yanıma gelmeye yeltenmedi. :)

Sabaha karşı uykumun en tatlı yeri olmasa gülmekten karnıma ağrılar girerdi muhtemelen ama baktım horlamaya devam ediyor, döndüm totomu uyudum.

Yasemin'le konuştuk, Gazihan kuzusu ateşliymiş. İyileşsin, akacağız Konyaaltı sahillerine.

Havdisler şimdilik bunlar.

Hadi teyk keerrr


15 Haziran 2010 Salı

Büyüme Emareleri-2-


Çocukların bebeklikten çıktığını nasıl anlarsınız? Var mıdır bir listesi bu işin? Motor şanzuman becerilerinde şunu şunu yapıyorsa, şu kadar kelime söylüyorsa, ağzıyla kuş tutuyorsa artık çocuk olmuştur diyebiliyor muyuz?

Tuna bu aralar gözüme sokacak nerdeyse büyüdüğünü de ondan soruyorum.



Geçen hafta içinde pek tuhaf şeyler oldu. Bir akşamüstü "çöp kamyonlarına bakacağız, yolda sana ayran da alacam bak" diye diye pusete bağladım Ton'u. Süpermarket alışverişimizi yaptım. Tuna markette fıy fıy koşup kendini aratmasın diye oyuncak reyonundan bir çöp kamyonu seçip koydum önüne. Bir de çimento kamyonu ve geri dönüşüm tırı verdim. Tuna diğer ikisini rafa yerleştirip çöp kamyonuna sıkı sıkı yapışıp kasaya yanaştı. Tüm bunlar esnasında nefes alışverişlerinin nasıl hızlandığını tahmin edemezsiniz.

Eve kadar öldür allah binmedi pusete. Kaldırımda arabayı sürdü. Bir ara cezaevinin duvarında sürmeye başladı ki ben tırstım. Yarı açık kısmından adamın biri çıkıp nemli gözlerle bizimkini seyre dalınca da pek fena oldum.

Haliyle 10 dakikalık yol 45 dakikaya çıktı. Eve vardığımızda pilimiz bitikti. Kamyonu elinden bırakmayan Tuni'ye yemek falan yedirmek yalan oldu haliyle. Hadi yatağa komutuyla birlikte 2 emzik verdim eline. İkisini de fırlattı attı. Bu aralar fırlatma huyu peydahladığından hiç üstüme alınmadan aldım tekrar verdim. Yine fırlattı. "E tamam o zaman emziksiz uyumak istiyorsun demek, kamyonla uyumak ister misin peki?" dedim. "Bu mümkün mü?" dercesine kocaman açtı gözlerini. Fazla sorgulamadan kamyonuyla girdi yatağa ve döne döne uyudu. Gece uyanınca mecbur verdim emziği zira son köpek dişi eti yarmaktaydı -ki bugün yardı. Ailecek kavuştuk güzel uykuya. 3 yaşına kadar diş miş yok :)

Gündüz uykusunda kamyon mamyon sökmüyor. Arada emziği yataktan fırlatıp uyumaya çalışıyor ama beceremeyince sehpaya uzanıp almaya çalışıyor.

Otomobilde giderken de 3-5 dk sonra cırlamaya başlayınca emzikle susturuyorum. Ama gece uykuları için emzikle vedalaştık. Kaldı ki kendisi istemiyor. Verince yataktan atıyor. Gece-gündüz emziğe neden farklı muamele yaptığını anlamadım ama sanırım kendisi de kademeli vazgeçmek niyetinde. Umarım sonbahardan önce "bez takmak istemiyorum" diyerek bana şahane de bir sürpriz yapar. Yapmasa da kendi karar verene dek tuvalet eğitimi konusunda radikal bir hareket yapmamaya kararlıyım. Kakasını yaparken bezini tutup gösteriyor. Bir kere yapmadan hemen önce söyledi ama lazımlığa oturmayı kesinlikle reddediyor. Dedim ya, KENDİSİ ne zaman isterse o zaman bırakacağız bezi.

Şapka taktıramadığım Tuniko'yu bir gün kapı önünde kıstırdım, "ya takarsın ya evden çıkmayız" tehdidini savurdum. Takıverdi hemen. Takış o takış, şimdi dışarı çıkarken kendisi hatırlatıyor ve hakkaten şapkasız çıkmıyor. Ya güneşten daha az rahatsız olduğunu keşfetti ya da artık takmaya karar verdi, kimbilir?





Eğer ertesi gün çoluk çombak buluşmalarımız olacaksa, akşamdan beynini yıkamaya başlarım Tuni'nin-ki oyuncak paylaşımında arıza çıkarmasın. Son zamanlarda iyiye gidiyorduk ama parktaki diğer çocuklar paylaşmayı bilmeyince bizimkinin yıkanmış beyni gene kirlendi. Kimse oyuncağını paylaşmayınca Tuna da "leaaynn yemişim paylaşımını" demeye başladı. Cumartesi günü Hayat ve Yeliz'le buluştuğumuzda Tuna kendinin bile olmayan kova-kürek seti için arıza yaptı. Yuh artık evladım.... Büyüse de daha çok anlasa laftan diyorum.

Ton balıklığı da artık sadece lafta kaldı. Bıngıllık, boğumlar, koca göbek... Hepsine elveda dediğimiz bir ay oldu. Zayıflamamıştır sadece boyu uzamıştır diye teselli buluyoruz. Ama bildiğin normal anatomide bir oğlan çocuğu oldu. İçine sığamıyor, kıçından kastırıyor dediğim pantolonların bel lastiğini sıkıp giydiriyorum. Şaka gibi!!!

Bir de kelimelerin yetmediği anlar, bakışlar var. Kocaman çocuk gibi bakıyor bazen. Ne yaptığını çok iyi biliyor gibi sanki. Sonra kısa süre gözden kaybolup da beni yeniden görünce gözlerini içi gülüyor ve ben anlıyorum ki o hala benim minik bebeğim.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Yerli Tracy Hogg'u Takdimimdir

Hepimiz okuduk Tracy'yi de Ferber'i de Dr.Sears'ı da, Pantley'i de....
Kendimizce yöntemler denedik, "yeter ki" dedik "deliksiz uyusunlar". Kimimiz başardı, kimimiz başladığı işi tamamlayacak kadar cesur olamadı, kimimiz de hala nerede yanlış yaptığını düşünüyor.
Çocuğunu deliksiz uyutmaya çalışan hemen herkes "ah Tracy (ya da Ferber ya da başka uzman) kalk gel de sen uyut şu çocuğu, neden bizde işe yaramıyor?" diye düşünmüştür sanırım.



İşte tam da bu noktada "keşke bir uyku danışmanı olsa da doktora gider gibi gitsek, nerede yanlış yaptığımızı anlatsa" düşüncesini dillendirdik kimimiz.

Türkiye için pedagogluk hizmeti bile çok yeniyken yepyeni bir kavram çıktı ortaya ve şimdilik bu hizmeti veren benim bildiğim kadarıyla tek bir insan var: Aysun BAL ÖMEROĞLU

Kendisi arkadaşım olmasının ötesinde eski bir bebek hemşiresi. Üstüne psikoloji okuyup, çocuk ve bebek psikolojisi üzerine eğilip evde bebek bakım hizmeti veriyor. Beslenme, davranış bozuklukları, tuvalet eğitimi gibi konularda da danışman olsa da asıl meziyeti bebeklere uyumayı öğretmek.
Sistem şöyle işliyor:
Önce ebeveynle birebir görüşüp sorun tespit ediliyor. Anne-babaya bir yol haritası çıkarılıyor. Ebeveyn uygulamada sorunla karşılaşırsa e-mail ve telefon desteği devam ediyor. Eğer anne-baba sorunu çözmede bir sebepten başarısız olursa evde hizmet başlıyor.
Anne baba olmak çok karmaşık bir süreç. İşin içinde duygular ve hormonlar varken çoğu zaman doğru kararları veremiyoruz. Bu yüzden de 3.bir gözün bizi izleyip yönlendirmesine ihtiyaç duyuluyor.
Gelelim aklınızdan geçen soruya? Bebeğimi ben ağlatamıyorum, O mu ağlatacak?
Hayır, işler tam olarak öyle ilerlemiyor. Aysun, çoğu bebeğin ağlatmaya gerek olmadan uyutulabileceğini savunuyor. En önemlisi yıllardır baktığı onlarca bebekten edindiği tecrübeleler sayesinde bebeklerin duygu durumlarına hakim ve elbette ki hiçbir bebeğin kusana dek ağlatılmasına sıcak bakmıyor.

Türkiye için çok çok yeni bir kavram da olsa önü çok açık.
Güzel insan, güzel arkadaş yolun açık olsun.
İletişim için: aysunbal@gmail.com

11 Haziran 2010 Cuma

Çok Faydalı İki Krem Önerisi

Ben biliyorsam herkes biliyordur" diye düşünüyordum ama kime bahsetsem "hadi yaa, var mıymış böyle bir krem?" tepkisini aldım. Meğer çok da yaygın değilmiş diyerek ihtiyacı olanları bilgilendireyim dedim.
Krem 1: Adı Dermatix Sigel Gel. Sezaryen sonrası izi azaltmaya yardım ediyor.

Çoğu annenin dikiş izinin kırmızı ve kabarık olduğunu duydum. Ben doğumdan sonra çok da düzenli kullanamadım ama buna rağmen izim çok çok silikleşti. 15 gr'lık tüp sanırım 1 ay yetiyor ama izin iyice belirsiz hale gelmesi için en az 2 ay kullanmak gerekiyormuş.



Krem 2: Asıl bomba krem bu. Adı EMLA. Acısız epilasyon hayali kuran kadınlar için bir nimet adeta. İçeriğindeki etken madde olan lidokaini diş jellerinden hatırlarsınız. Anestezik etkisi var. Epilasyon uygulanacak bölgeye en az 1 saat önceden sürerseniz zerre acı duymuyorsunuz. Banyodan sonra henüz gözenekler açıkken sürerseniz daha da etkili oluyor.
Ben hamileyken acıya daha da duyarlı olduğum zamanlarda keşfetmiştim. Doktorum kremin güvenli olduğunu teyit ettikten sonra hamileliğimin sonuna kadar kullandım.
Bu arada aklınızdan geçen sorunun cevabı :Evet, vücudunuzun her bölgesi için kullanabilirsiniz ;)

Hadi bu kıyağımı unutmayın...



Posted by Picasa

10 Haziran 2010 Perşembe

2 Yaş Civarı İştahsızlıkları, Çözümler, Tüyolar, Tecrübeler



2 yaşa az kalmış ya da 2 yaşı azıcık geçmiş ve yemek seçen çocuğu olan bir düzine anne sayabilirim.
Sağda solda "2 yaş beslenmesi" başlıklı tonla makale var ve çoğunda "artık ..... yiyor olmalı" gibi anneye gereksiz baskı yapan ifadeler var. Geçenlerde Facebook'ta paylaşılan bir yazı bugüne dek okuduklarımın içinde en ayakları yere basanı diyebilirim. FB'de paylaştım, bir de burdan paylaşayım dedim.




Çocukların Yemek Seçmesinin Nedenleri Nelerdir?




Her yaş grubundaki çocukların sevmediği yiyecekler mutlaka vardır. Bunun nedeni bazen yiyeceklerin renklerinden kaynaklansa da, çocuklar daha çok çiğnemekte zorlandığı yiyecekleri yemeği reddeder. Yumuşak etleri sert etlere, iyi pişmiş sebzeleri de pişmemiş olanlara tercih etmeleri gibi. Bazen tüm yiyecekleri büyük parçalar halinde öğürürler. Çünkü yemekleri yutmasını zorlaştıran büyük bademciklere sahiptirler.




Çocuklara Keyifle Yemek Yedirmenin 11 Yolu




Herkesin sevdiği bir ana yemek hazırlayın: Çocuğunuzun hiç sevmediği alışılmamış yemekleri denemekten kaçının. Bazı çocuklar güveç gibi karışık yemekleri sevmezler. Bu tip yemekleri çocuğunuz biraz büyüdükten sonra mönünüze dahil edin.




İzin verin: Eğer çocuğunuz kırk yılda bir ana yemeği yemeyi reddettiyse, onu kırmayın. Ana yemek yerine geçecek başka birşey yemesine izin verin. Bu, kendi için hazırladığı kahvaltılık mısır gevreği yada basit bir sandviç olabilir.




Saygı gösterin: Eğer çocuğunuzun aşırı derecede sevmediği birkaç yiyecek varsa, ( özellikle midesini bulandıran ) bu yemeği aile yemeğinin bir parçası olarak hazırlayıp çocuğunuza servis etmeyin. Asla çocuğunuzu tüm yiyecekleri yemeye zorlamayın. Bu sadece güç mücadelesine, mide bulantısına ve hatta kusmaya neden olacaktır.




Meyve yemeye teşvik edin: Sebzelerin çiğnenmesi zordur ve bazılarının acı bir tadı vardır. Genellikle çocuklar ve hatta birçok yetişkin tarafından sevilmezler. Unutmayın ki sebzeler ve meyveler aynı besin grubundandır. Yenmesi hayati zorunluluk taşıyan hiçbir sebze yoktur. Bu nedenle sebze yememekte ısrarcı olanlara meyve yedirmeyi deneyin. Çünkü sizin de ısrarcı olmanız çocukların sebze yememeyi suçluluk duygusu olarak algılamasına neden olabilir.




Şikayetlere son verin: Önlerine konulan yemeği yemek istemediklerini söyleyebilirler ya da tabağın kenarında bırakabilirler. Bu durumda onlara kızmayın. Ancak şikayet etmenin kabul edilemez olduğunu açıkça belirtin.




Yeni tatlar denemesini isteyin: Çoğu tatlar sonradan edinilmiştir. Çocuğunuz, sevmediği bir yiyeceği daha sonra severek yiyebilir. Yemek seçen bazı çocukların yeni tatlar denemesi için, başka insanların bu yemeği yediğini 10 kere görmeleri ve bu yiyeceği sevmeden önce de 10 kez bu yemeği tatmaları gerekebilir. Yeni yiyeceklere alışmanın normal sürecini hızlandırmaya çalışmayın. Bir çocuğu belli aralıklarla sevmediği yiyecekten bir parça yemeye zorlamak onu seveceği anlamına gelmez. Bunun yerine söz konusu olan yemeği denediklerini söylediklerinde onlara inanmanız daha iyi olur.




Tatlılar konusunda tartışmayın: Anlaşmazlık yaratan diğer bir konuda ” Tabağındakileri bitirmezsen tatlı yiyemezsn” kuralıdır. Doğru olan çocuğunuzun ne yediğine bakmadan ona tatlı vermenizdir. Ancak ana öğünde yeteri kadar yenilmediğinde de ikinci tatlıya izin vermeyebilirsiniz. Tatlı, sadece şeker ve benzerleri olarak anlaşılmamalıdır; meyve gibi besleyici besinleri de tatlı olarak çocuğunuza sunabilirsiniz.




Yemeğin süresini uzatmayın: Tüm aile yemeğini bitirip kalktıktan sonra çocuğunuzu yemeğini bitirmesi için zorla sofrada tutmayın. Yaptığınız onu zorlamak ve ikinizin de zamanını boşa harcamaktan başka birşey olmaz. Yemek süresini eğlenceli hale getirin: Yemek zamanını önemli bir aile olayı haline getirin. Çocuğunuzu arkadaşça bir konuşmanın içine çekin. Onlara gününüzün nasıl geçtiğini anlatın ve kendi günlerinin nasıl geçtiğini sorun. Yemekle alakalı olmayan eğlenceli konulardan bahsedin. Yemek zamanını, eleştiri ya da kontrol mücadelesi yapılan bir zaman haline dönüştürmeyin.




Her zaman yemek konuşmayın: Çocuğunuzun yanında onun ne yiyip ne yemediği hakkında tartışmayın. Çocuğunuzun iştah derecesinin onun kalori ihtiyaçlarını karşılayacağına güvenin. Ayrıca sorun çıkarmadan yemeğini yediği için onu övmeyin. Çocuğunuz sizin yemek beklentilerini karşıladığı için ona rüşvet ya da ödül vermeyin. Çocuklar kendi iştahlarını tatmin etmelidir, ebeveynlerininkini değil. Ancak bazen tadını ya da yapısını sevmediği yeni bir yiyeceği denediği için çocuğunuzu övebilirsiniz.




Çocuğunuza günlük bir multivitamin vermeyi gözden geçirin: Çoğumuz için vitamin tabletleri almak muhtemelen gereksiz olsa da, bunlar normal miktarlarda alındıklarında zararlı değildir ve çocuğunuzun yeme alışkanlıkları hakkında rahatlamanızı sağlayabilirler




Bir de benim ekleyeceklerim var. Eksik kalmayayım :)

Yemekleri adıyla değil de içeriğiyle sınıflandırmak faydalı olabilir. Böylece bir şeyi yemediği zaman ikame eden başka yemek sunma şansınız olur. Mercimek köftesini yemiyorsa mercimek çorbası içmesi gibi. İkisinde mercimek (bitkisel protein) ve un ya da bulgur (ikisi de karbonhidrattır) vardır.

Sağlıklı atıştırmalıklar verilebilir. Pekmezli kurabiye, patatesli yumurtalı poğaça gibi....

Normal makarna yerine yumurtalı ve sütlü ev eriştesi verilebilir.

Çocukların hayvansal proteine çok ihtiyacı vardır. Ama bizde pek yaygın olan et suyu ve kemik suyunun fazla protein değeri yoktur. Yine de içeriğinde hayvansal yağlar vardır ve 2 yaşa kadar yağ kısıtlaması yapılmamalıdır. Az yağlı sütlerden, peynirlerden kaçınılmalıdır ve kuruyemiş, avokado, zeytin gibi bol yağlı gıdalar verilmelidir. Kaldı ki asıl tehlike hayvansal ve bitkisel yağlar değil trans yağlardır. Margarin yemeyin, yedirmeyin. (margarinsiz çıtır çıtır bir poğaça tarifim var, bi ara yazacağım)


Bir yanılgı da pekmezle ilgili. Tuna meyve öğünüyle birlikte 3-5 kaşık da pekmez içmeyi çok seviyor. Günde 20-30 cc içtiği bile oluyor. Doktoruma "hani meyveyle birlikte de alıyor ya, bu miktar demir alımı için yeterli mi? " diye sorduğumda şok oldum. Zira bu yaşta bir çocuk günde 1 su bardağı pekmez içse anca demir ihtiyacını karşılarmış. Yani pekmezde sandığımız kadar çok demir YOK!!. Başka şekerli gıda tüketmediğinden 20-30 cc pekmezi fazla bulmadı doktorumuz ama demir deposu olmadığını da hatırlattı.


Çocukların görüntüye ve detaylara çok önem verdiği zamanlar bu aylar. Sade görüntülü ve bildik renkteki gıdaları kesinlikle tercih ediyorlar. Bizim Ton bezelye yemeğini sevmiyor ama haşlanmış yağsız-tuzsuz bezelyeye bayılıyor. Bu tercihine saygı gösteriyoruz ve ısrar etmiyoruz.


Etin tadını çok seviyor ama et yediğinden haberi yok maymunun :)

Şekil itibariyle köfte de pirzola da tuhaf geliyor sanırım. Et yedirmek için bulduğum yöntemi paylaşayım: Dana etini düdüklüde az suda haşlıyorum. Soğuduktan sonra blendırda püre haline getiriyorum. İtirazsız yediği bulgur ve pirinç pilavlarına karıştırıyorum. Bulguru domatesli yaptığımdan arada belli olmuyor bile. Pirincin içinde de şehriye gibi durduğundan ses etmeden yiyor.


Sebze yedirmek hakkaten daha zormuş. O konuda da 23 aydır yapmadığım bir şeyi yapmaya başladım. Blendırdan geçirmek! Dün bezelyeli enginarı suyuyla birlikte blendırdan geçirdim, bayıla bayıla içti çorbasını. Tadıyla ilgili bir derdi yok yani. Şekille bozmuş kafayı.

Balık dediğimiz zaman aklına sadece ve sadece kedi, köpek, kuş gibi bir hayvan geldiğinden öldür allah yemiyor. Onu da çorbalarının içine gömüyorum.


Gönül ister ki ne versek lüp lüp götürsünler, ama olmadı mı olmuyor. Sütlacın içine ciğer karıştırıp kakalamadıktan sonra bence her yol mübah :)

9 Haziran 2010 Çarşamba

Ütü ve Hijyen Üzerine



Ne giysek postu üzerine Yelizcan bir sobeleme dalgası başlattı da farkındalığım arttı. Çocuk-bebek giysilerine iki ütü basmayan anneler azınlıktaymışız.


En son karnım burnuma değmek üzereyken toplucana ütü yapmıştım. Ardından ne ütü yapacak vaktim oldu ne de bunu gerekli gördüm. Bebekken zaten giysileri çok da önemli değil belki ama artık ayaklanıp "toplum" içine giriyorlar ya arada eli yüzü düzgün giydirmek lazım belki de.

Hoş toplum içine çıkan biziz, onların ne toplum umrunda ne ayıp ne kırışık pantolon ne ütüsüz göynek.....





İşin toplumsal ve ayıpsal kısmını es geçip sağlıkla ilgili kısmına dalayım istiyorum.

Ben ütü olayının çocuk sağlığını ciddi ciddi tehdit ettiğini düşünüyorum. Bir düşünün, kıyafetleri genelde kaç derecede yıkıyorsunuz? 40-60 derece değil mi? (90 derecede yıkayan deli var mı? Varsa hemen çıksın, yoksa ebediyen sussun)

Ütüyü kaç derecede yapıyorsunuz? Minimum 100 ama genelde ikinci kademeyi yani 200 dereceyi seçiyorsunuz değil mi?

Tüm gün kirlenen çocuğunuzun giysileri süper ötesi hijyene kavuştu, tek mikrop bile kalmadı. Aferin size....

Peki iyi bir şey mi bu extra hijyen?

Günümüzde alerji türü hastalıkların alıp başını gitmesinin bir nedeni de bu aşırı steril ortamlar olmasın sakın? Doktorum bana alerjinin bir gelişmiş ülke hastalığı olduğunu ve bizim gibi az gelişmiş ülkelerde alerji oranının sanılandan daha düşük olduğunu söylemişti.

Ama etrafınıza bir bakın. Hemen herkes tozdan, polenden vs vs rahatsız oluyor.

80li yıllarda yani haftada bir kez ailecek banyo, çamaşır, ütü işlerinin bittiği ve her sabah duş alma imkanı olmayan yıllarda sanki daha az alerji vak'aları oluyordu.



Biz geliştik, daha konforlu evlere ve 24 saat sıcak suya kavuştuk. Daha kuvvetli temizlik maddeleriyle evlerimiz daha temiz oldu. Bebeklerimiz Cumhuriyet tarihinin en hijyenik bebekleri oldu ama hemen hepsi atopik, alerjik ve hassas !!!


Ben oğlumun maximum pislik içinde yaşamasına özen gösteriyorum. Hem de pek hijyenik babasıyla çatışmak pahasına...

Sokakta oynuyor oynuyor. O arada sadece elini ağzına götürmesini engelliyorum ki bunu her zaman başaramıyorum. Eve giderken ellerini ıslak mendille siliyorum, eve girer gelmez ilk işimiz el yıkamak oluyor. Emziklerini bile arada soğuk suya tutuyorum hepsi o.

Son 1 ayda sürekli hasta çocuklarla biraraya geldi, diş üstüne diş çıkarıyor ama burnu bile akmadı. Alerjinin yakınından bile geçmiyoruz. Babasının deyimiyle öküz gibi meeaaşallah :)


Sağlıkla kalın....

deep not: Annelerin Dünyası'nın yeni yüzünü gördünüz mü? Okuması daha da ferah şimdi

video

7 Haziran 2010 Pazartesi

Ceride-i Havadis


Fink fink gezmekten iki satır yazamıyorum desem yeridir.

Geçen haftamız çok yoğundu. Önce Alpi'nin doğumgünü, sonra Çeşme'ye Evrenler'e yaptığımız üçlü ziyaret, arada arkadaş ziyaretleri, yemeler içmeler derken blogu unuttum!!!



Çoook ama çok güzel bir Çeşme günü geçirdik. Evren'in harika annesiyle tanıştık. Çocuklar çılgınca koşturdu, herbirinin eline birer hortum tutuşturduk. Görev verilince ne kadar ciddi olduklarına şaştık kaldık. Bu arada çıtçıtlı body hakkaten çocukları daha bebek gibi gösteriyor. Kim inanır yukardaki cücenin 1 ay sonra 2 yaşına basacağına?


Tuna yemek seçme olayının suyunu çıkarmış durumda ama bende ne gam... Az çok vitaminini proteinini alıyorsa yeter diyip iyice saldım çayıra. Çeşme'de koca gün sadece açlıktan bayılmayacak kadar yedi mesela. İki lokma yemekten sonra da deli deli koşturup durdu. Yolda kucağımda sızdı kaldı.


Hamileyken pek romantik oluyor insan. Özellikle alışveriş yaparken sağlıklı kararlar veremiyor. Giyim kuşam neyse de çocuk odasına verilen büyük paralara pek acıyorum. Sonradan pişman olmamak için Tuna'ya şaşalı bir oda almadık. IKEA gardrop ve Kraft park yatak bugüne dek işimizi gördü.
Bir de hayat tarzı olarak sadeliştikçe sadeleştim. Anne ve Bebişi- Esra uzun zamandır yazıyor ya, ne kadar az tüketirsek o kadar mutlu olduğumuzu farkettim.

Buna gerçekten ihtiyacım var mı? Olmazsa olmaz bir eşya mı? Ne işe yarıyor? gibi soruları netleştirmeden Tuna için bir şey almıyorum. Yatak alacaktım vazgeçtim mesela. Yer yatağında daha rahat yatıyor. Odasında pamuklu bir döşek var zaten. İki gündür orada yatıyor ve sabah 5.30-6.00a dek hiç uyanmadan uyuyor. O saatte de azıcık süt-ıhlamur-su falan verince 8e kadar uyuyor.

Şimdilik tek sorun odada yalnız olduğunu farkedip kapıya doğru sürünmesi :)
Sabaha karşı parkede buldum kafasını. Kapıya yetişemeden sızmış kalmış.

video

Çocuk odasının uyku kısmı olabildiğince sade olmalı diye düşünüyorum. Ve odanın temeli oyun ve oyuncak üzerine kurulmalı. Odada oynamaktan keyif almalı ve oyuncak yayıntısı minimumda tutulmalı. Tuna pek dağınık bir çocuktu ama şu IKEA raf zımbırtılarını aldığımızdan beri her gece uyku ritueline oyuncaklarını yerine yerleştirme ve oyuncaklara iyi geceler deme faaliyeti eklendi. Rahat bi 10 dakika oyalıyor ve o arada gözler iyice ovuşuyor.

Ton başka nelere yapıyor? Büyüyor işte teyzeleri..

Cumartesi günü Yeliz, ElfAna ve Hayatla buluştuk. Biz Yelizle ve Hayatla buluşmaları rutine bindirmeye başladığımızda Tuna, Arca ve Ela kadardı. Onlar pusetlerinde uslu uslu etrafı izlerken Tuna asla yanımda durmaz, yürürken elimi tutmaz, hep bi yerlere kaçar giderdi. Şimdi Arca o modda. AVM'de bir şeyler yerken Tuna sandalyede koca çocuk gibi oturuyor. Ama Arca'yı yakalabilene aşkolsun. Ve ben Tuna'nın ne kadar büyüdüğünü ancak böyle anlarda farkedebiliyorum. Oysa hep aynı haşarı çocuk gibi geliyordu.

Şimdilerde yürürken az da olsa elimi tutuyor. "Bu tarafa gidiyoruz" dediğimde beni takip ediyor. Koşarak kaçmaya çalışsa da buna kızdığımı bildiği için azıcık uzaklaşıp sırıta sırıta ona yaklaşmamı bekliyor.

Huysuz değil, mızmız değil ama çok yaramaz ve hareketli bir çocuk oldu. Cumartesi günü banyoda aynaya bakarak saç-makyaj yapıyorum. Aynaya yansıyan görüntü şu: Tuna boş damacanayı salondan mutfağa; mutfaktan salona taşıyor. Koşarak!
Odasından elektrik süpürgesini alıyor, çekiştire çekiştire balkona çıkarıyor. Farketmesem ıslanacaktı makine. Balkon kapısını kapatırken farkettim.

Kolçaklardan koltuğa günde bin kere atlayıp yüzünü morartıyor.

Bisikletine tek kelimeyle ba-yı-lı-yor. Fred Çakmaktaş modeli (Ashley'in tanımı ve cuk oturdu) sürüyor da sürüyor. Arada inip itiyor. Kaydırak, salıncak ve bilumum park oyuncaklarına hiç yüz vermiyor.

Bu sıralar çocukların huyu ve de suyunun ne kadar göreceli bir kavram olduğunu düşünüyorum. Genelde evde görüştüğümüz bir arkadaşım var. Ayşe....
Ayşeler ne zaman görse Tuna paçama yapışır. Onunla konuşmama izin vermez. Ayşe'ye sorsan Tuna basbaya yapışık ve mızmız bir tip. Bir de sevdirmiyor kendini. Nedendir bilemedik. Normalde en azından ses etmez ama Ayşe'ye basbaya carlıyor hergele.
ElfAna, Yeliz ve Hayat'a sorsan bambaşka bir Tuna çıkar ortaya. Oysa çocuk aynı çocuk... Değişkenler farklı sadece.
Arca'yı ilk kez cumartesi gören bir kadın çocuk yapmaktan çekinebilir ama 4 aylıkken görse sakinliğine deli olurdu muhtemelen.

Bu aralar iyi uyuyor demiş miydim? Olsun bi daha diyeyim, zira çok mesudum a dostlar!
Deli deli koşan Ton'dan sevgiler....
video