28 Kasım 2010 Pazar

İki Yaş Çocuğu Dediğin...


Mazallah uyur kalırım diye kafayı geriye dayamaz. Haliyle önde boynu bükük şekilde uyuyakalır.

Annenin yetişmek istediği bir karın-kalça eritme seansı vardır. 2,5 yaşına yaklaşan kuduruk oğlunu parkta yeterince yorduğuna inanıp pusete atar.

Oraya sabitlemek için zaten tonla dil dökmüştür.

Neyse ki memleketin her yerinde şantiye çalışması ve tonla iş makinesi vardır. Birinin peşine takılıp düşerler yola.

Anne pusetin sırt kısmını yatırdıkça kuduruk cüce olanca gücüyle (deli kuvveti var bunlarda) "eaoooaoaoa" efekti eşliğinde doğrulur.

Arada ayağıyla tekerleğe patinaj da yaparak delilik sınırında geze geze uykuya direnmektedir. (Ne ara ayağı oraya değecek kadar büyüdü yarebbim!)

Anne bir süre daha "koy bebeğim kafanı bak boynun ağrımasın" der, sonra koyverir.

Deli oğlan bir süre sonra ağırlaşan gözlere direnemez ve kafayı öne düşürüp uykuya teslim olur. Ve işte bu acınası pozları verir.

Sanki bizim kafamızda beyin yerine saksı var gibi yoldan geçen teyzeler "aauuww evladım çocuğun kafasını kaldırsana" der.

Anne bir perişan oğluna bakar, bir teyzelere.....

Atan sigortalarını 45 dakikalık seansta ter atarak tamir eder.

Yazamayışım bundandır ey ahali. Sabahları huysuz, öğleden sonra çılgınca hiperaktif bir deli oğlan; spor ve Tükkan.

Tükkan demişken, outlet ürünler koydum ve mei tailerde de kampanya var.
Görmemiş olamazsınız di mi?


11 Kasım 2010 Perşembe

Samsun İçin Bir Çağrı Daha



Şu yazıda bahsettiğim Samsunlu bebeler bunlar.

Mukaddes Öğretmen'in öğrencileri.

Dolaplarınızda aylardır giyilmeyen tertemiz giysileriniz, çocuklarınızın küçülenleri....

Sizi bekliyorlar.

Not: Güzel arkadaşım Kiraz da bir yardım çağrısı yapmış. Detayları burada.


Posted by Picasa

8 Kasım 2010 Pazartesi

Çocuk Demek Oyuncak; Blog Demek Sobe Demek

Biliyorum çok ihmalkâr bir bilogır oldum. Sobelenmesem hiç yazacağım yok. Öyle güzel konular dolaşıyor ki bloglarda hangisine dalsam bilemeyip hepsinin kıyından geçiyorum.
Ege'nin Annesi sobelemiş en son. (Amanın şimdi farkettim, meğer Tuna'nın dilinden yazacakmışım, piyuuvvvv ben hepten kopmuşum) Sondan başa sobelere el atayım.
Tuna bir oyuncak delisi. Güncel bir tartışmaya atıfta bulunayım :)
Genelde tekerleği olan şeyleri daha çok seviyor. Hemen her erkek çocuğu ve bazı kızlar gibi.

İlk arabası 12 aylıkken olan ve o zamana dek dizmeceli şeylerle ilgilenen bir çocuk olmasına rağmen iş makineleri, kamyonlar, şu sıralar trenler ve ambulanslar favorisi.


Tren çağı başlasın! from hulya cinscicekci on Vimeo.

Bu tren setine tek kelimeyle ba-yı-lı-yor. Dante'nin FB fotolarında gördükten birkaç gün sonra Kipa'daki sete rastlayınca çakıldı kaldı. İki versiyondan bu ufak paketi seçti. (Büyük seti Arca kapmış. Çocuk işini biliyor anacım) Koltuğunun altına kutuyu sıkıştırdı.


Tıslaya tıslaya koca kutuyu kasaya sürükledi. Eve kadar sabretti, evde aç bilaç bir saat trenle oynadı.




Sanırım 23.aydan sonra kendi oyuncağını ve kitabını kendi alır oldu. Kitapçıya ya da oyuncakçıya giriyoruz. Reyonda gezinirken bir şeye karar veriyor, bazen alacak bir şey bulamıyor elimiz boş çıkıyoruz. (Neyse ki :P) Ne istediğine karar verince daha fazla dolanmıyor, kasaya geçiyor. Evde aynı oyuncak varsa başka bir rengi için tutturmuyor. (Bir kere çok feci uykusuzken girdiğimiz Joker mağazasında evdeki otobüsün aynısı için çıkan cıngarı saymazsak)
Bir seferde sadece tek bir şey alıyor. Bunu nasıl başardık bilmiyorum ama 2. oyuncağı ya da kitabı kesinlikel aldıramıyoruz. Elimden alıp rafa geri koyuyor. Sanırım birkaç kez ona seçenek sundum. Ya bunu al ya bunu dedim ve aynı anda sadece tek şey alınacağını düşündü. Biz de çaktırmıyoruz. Hala tek seferde tek oyuncak ya da kitap talep ediyor.



Tamamen uydurmasyon birkaç parça oyuncağımız var. Misal aşağıdaki boncukları silindirden atıp cam kavanozu çınlatmaca oyuncağı. Bloglarda benzerlerini gördüm, Kemeraltı'ndan boncuk aldım, evde bir silindir buldum. Hepsi o.



Ege'nin Annesi'nin doğumgünümüzde getirdiği bu otoyol setini paketinde tutuyorum. Arada nereye saldıracağını bilemediğinde sürpriz niyetine çıkarıyorum. Azıcık oynayıp kaldırıyor sonra. Aynı şekilde sakladığım bir de ahşap tamir setimiz var. (O da bir başka blog dostumuz Sinem'in hediyesi) Kutuyu bulup oynamayaı "hakederse" amenna.



Topla arası yok hiç. Kısa bir süre heveslenip 1-2 top aldırdı ama hiç oynamıyor topla. Biz karı-koca futboldan nefret ederiz. Sanırım bizim ilgisizliğimiz Tuna'ya sirayet etmiş.
Envai çeşit ev elektroniği, pazar malı en uyduruğundan kaynana zırıltısı (alt kolaj, alt orta) ahşap bloklar ve inşaat seti PC'de hazır yüklü fotolardan birkaçı. Burdakilerin sanırım 2 katı kadar oyuncağı var. Bir süre oynamadıklarını kaldırıyorum. Giderek daha da azalttım ortadaki oyuncak miktarını. Kendi bulup çıkarırsa çok seviniyor. Eşeğini önce kaybettirip sonra bulduruyorum anlayacağınız.

Legoları çok çok geç aldım. Kuzeni Ege'de görüp gökdelenler inşa edince Kemeraltı'ndan 15 TL'ye çakmasını edindim.



Dizmeceli işlere özel bir ilgisi var Ton'un. Yani hep vardı. Puzzle düşmanıdır ama blok, lego... üst üste konacak ne varsa sonsuz kuleler yapar. Diğer oyuncaklarda olduğu gibi bu konuda da benim katkım ya da etkim olmadı. Olamaz ki zaten.


Little architect (bayram sabahı davulcusu da eşlik ediyor) from hulya cinscicekci on Vimeo.

Oyuncakları kendi seçtiğinden mi yoksa artık büyüdüğünden mi bilmem, odasında tek başına oynama süresi gittikçe uzadı. Bugün aralıklarla da olsa 1 saat kendi başına takıldı ki bu inanılmaz bir şey benim için. Normalde her ne yapıyorsa "del, del" diye bana pençe atan Tuna, tek başına oynuyor!! Bulaşmamak için kapıdan bile bakmadım, o yüzden içerde ne yaptığı konusunda hiçbir fikrim yok.

Çocuğumun mokunda boncuk var yazısı gibi oldu ama bu aralar böyle hakkaten. Ayrıca hep şikayet hep şikayet nereye kadar di mi?

Gelelim kitap sobesine. Sobeleyen kimdi, çıksın ortaya. Dedim ya bende ipin ucu kaçtı.

Tuna tastamam 18 aylıkken Ya-pa kitaplarıyla başladı kitapları sevmeye. Ya-pa'nın "Bu" ve "fil fil" serisinin çizimlerini ben hiç beğenmesem de Tuna çok sevdi. Belki tam da kitap sevme dönemine denk geldi ve onları birlikte aldık diye sevdi, bilinmiyor.
Sonra Ceee-ee serisi, taşıtlı kitaplar, kedili kitaplar derken derken Tubitak kitaplarıyla tanıştık. Daha bilog aleminin favorisi değilken "Rüzgârlı Bir Gün"ü alıp bi köşeye koymuştum. Sonra "Yağmurlu Bir Gün"ü ve "Çiftlikte"yi aldım. "Gölde" de Özgecon'umdan hediye geldi. Diğerlerini henüz algılayacağını ya da seveceğini zannetmediğimden almadım.

Gaza gelip alıp pişman olduğum bir seri Cemile serisidir. Bir kere çeviri olduğu gün gibi aşikâr, dili çok kötü, alttan alta verilen mesajlar Grimm Masalları'nı aratmayacak kadar berbat.
Seride "Cemile Çinli Ve Zenci Arkadaşlarını Çok Seviyor" adında bir kitap var. Hadi yaaa, lütfetmişsin... Faşist Cemile...
Anladığım kadarıyla Fransız bebelerinin azınlık çocuklarını hor görmemesi için okutulan bir kitap bu. Jemily mi neymiş zaten orijinali. Annesinin sürekli ev işi yapması, doktorun şeker vermesi (ben kuru üzüm vermiş diye anlatıyorum Tuna'ya), daha zilyon tane olumsuz tema var kitaplarda.

Cemile serisinin devamı Atakanlar'ı biraz daha sevdi Tuni. Onun da sadece inşaat alanını keşfe gittiği ve bir de okula başladığı öykülerini.

Bebek Koala serisine de yeni başladık.

İçinde aşina olduğumuz hayvanlar, kavramlar ve olaylar olduğu için daha kolay anlıyor sanki. Ne bileyim, hiç kar görmeyen bir çocuğa "Karlı Bir Gün" kitabı almak istemiyorum. Ay'a yolculuk edilmesi henüz hiçbir şey ifade etmediğinden uzaylı muzaylı bir şeylere elim gitmiyor. Kitap alırken yaştan ziyade buna dikkat ediyorum. Mesela daha dün 7-8 yaşa uygun bir "Çöpler ve Geri Dönüşüm" kitabını kendi seçip attı sepete. Çizimler ve fotoğraflar çok ilgisini çekti. Ben de çöplerin akıbetini bu sayede öğrenmiş oldum. Çöpten gübre bile yapılıyormuş haberiniz var mı?

Bir de pek hor görülen kepçeli, taşıtlı kitaplarımız da var bolcana. Herbiri Tuna tarafından özenle, dakikalarca incelenerek seçilen.



Ben hepsini kepçe sanıyordum, meğer genel adı ekskavatörmüş onların. Ucundaki aparata göre kepçe ya da dozer deniyormuş. Ya bunu biliyor muydunuz?
Son olarak Sadece Anne'nin 10 bin TL sobesine el atayım. Fazladan 10 bin tl'niz olsa ne yapardınız? demiş. Şimdi bir şey ifade etmez ama mesela 7-8 yaşına kadar parayı saklar ve ailecek gideceğimiz bir Türkiye turuna harcardım o parayı. Coğrafya dersinde Nemrut Dağı'nın göreceğine bizzat kendisini görsün isterim. Daha da fazla harcama hakkım olursa da ver elini Avropa.

Özgür'ün bilimsel Sobesini de buraya tıkarsam blog kendini imha eder. O da başka posta artık.
Yatayım ben en yisi.

2 Kasım 2010 Salı

Mukaddes Öğretmen'in Sesine Kulak Verelim-Revizedir

Aylar önce yazdığım bir yazıya gelen yorum düştü posta kutuma.
Duygu sömürüsü yapmadan gerçekçi bi dille yazıldığından mı yoksa yazanın bir öğretmen olmasından mı bilmem çok etkilendim.

"hülya hanım, tesadüfen gezinirken buldum bu siteyi, çok güzel, başarılarınızın devamını dilerim...



bebek ve çocuk eşyalarının dönüşümlü olarak kullanılması çok yerinde bir davranış... insan hem bir kişinin ihtiyacını gidermiş oluyor, hem evde eşye kalabalığı olmuyor...


bendeniz Samsun'un bir dağ köyünde anasınıfı öğretmeniyim.her tatil dönüşü valizler dolusu çocuk kıyafetini istanbul'dan buraya taşıyorum... çocukların yüzünde gördüğüm o mutluluk inanın herşeye değer... umarım naçizane mesajım anlaşılmıştır... VE BU MESAJIM BU BLOGU TAKİP EDEN BÜTÜN ANNELER İÇİN...Sarıgöl İlköğretim Okulu Yakakent SAMSUN 0362 622 36 11 Mukaddes YEŞİLYURT "

Daha dün yazlıkları kaldırıp kışlıkları çıkardım. "Giyecek hiçbirşeyim yok" diye şımarıkça sızlandım durdum.
Tuna'nın giyemedikleri henüz anaokulu çocuklarına olmaz belki ama varsa kardeşlerine giydirebilirler. Bana artık olmayan giysileri de rahatlıkla ilkokul çocukları giyebilir. Küçük bir koli yapıp bu hafta yollayacağım.
Siz de bu minikleri az da olsa sevindirmek isterseniz PTT kargoyla irtibata geçin. 169'u arayıp adresinizi verin, gelip alsınlar. Çok sık kargo yapan biri olarak en uygun fiyata onların taşıdığını garanti ediyorum.

Ektir: Açalya da iki yardım çağrısı yaptı geçen haftalarda. Birisi Muş; diğeri de Milas'a yönelik. Dolaplarımızı boşaltalım. Yardım etmenin mutluluğunu yaşayalım.

Nurturia'dan da bir yardım çağrısı geldi. Sadece 10 TL vererek bir çocuğun kırtasiye malzemelerini temin edebilirsiniz. Kampanya detayları burda.