11 Ocak 2011 Salı

Sınır Koyma, Disiplin, Bazen Çuvallama, Bazen Kotarma Üzerine Denemeler-1-

Aslen ahkâm kesemeyecek kadar bıkkınken yazıyorum bu satırları. Tuna'nın yeni hobisi ocağa sandalye dayayıp yemeklere "kendi yorumunu" katmak. Sonra da onu yememek. Dün mercimek çorbasının içine haşlanmış börülce eklemiş. Oysa ben o börülceleri pilava katacaktım.
Börülceli mercimek çorbası pek güzel olmuyormuş, denemeyin sakın. Yemedi zıpa. Aç yattı.
Bu sabah da etli bulgur pilavının tuzunu az bulmuş olacak ki tuza boğmuş. Ben birkaç saniye kafamı dönünce oluvermiş hem de. Sadece karıştırıyor sanırken baktım tuz gölüne dönmüş ortalık. Üstüne başka vukuatlar da eklenince sürekli "yap-maa!" diye şarlayan bi anneye döndüm ki o zamanlar kendimden pek haz etmiyorum.

Neyse pilava patates koyup biraz da su ve domates ekleyip tuzunu normale çevirdim. Ama yaklaşık 1 saat vaktimi aldı.



"Yapma, etme"lerle sözümü dinletemezken gene de son dönem yaşadığımız bazı başarı öykülerini anlatayım istedim.

Dışardaysak ve ortada istemediği bir durum varsa Tuna paluğu yüzükoyun yatar. Yer aşırı pis değilse ben normalde pek sallamam ama etraftan gelen "aaaaa çocuk pis yere yatıyoooaaa" çığlıklarına kayıtsız kalmak da imkansız. Bir kere kalk dersin kalkmaz. Ya da kalkar gene yatar falan.
Geçen haftalarda kargoda işim vardı. Sağolsun İzmir'de çalışanlar kaplumbağa hızında hareket ederler. Tuna beklerken sıkıldı, kantara çıktı, birkaç düğmeye bastı. İndi, sehpaya çıktı, sehpa devrildi, ben sürekli yapma, çıkma, dikkat et dedikçe daha da kudurdu. En sonunda yere yattı. Kaldı öylece. Kaldırdım gene yattı...
Benim hassasiyetimi feci halde kullanmaya başlamıştı ve o konuyu orda çözecektim.
"Hemen kalkmazsan kuşlara yem atmaya da gitmiyoruz, parka da!" dedim. Kalkmadı tabi.
Kargodan çıktık. Birkaç metre ilerde kuşlara yem atma bölgesi (nasıl tanımlamaysa artık!) vardı. Önünden geçerken "ku kuuuuu" diye inledi.
"Yerden kalkmazsan kuşlar yok demiştim" diyerek aynen pas geçtim. Feci ağladı.
Az ilerde parkı gördü. Aynı cevabı verdim. Daha çok bağırdı.
Sakin bir sesle bağırıp çağırmadan söyledim.
Geri adım atmamaya da kararlıydım. Bastık gittik.
O gün bugün yere yatmak falan yok!


Belki artık büyüdü ya da gerçekten ağlatmak işe yaradı bilemiyorum.
Bildiğim birşey varsa o da çocukların aslında sınırları iyi çizilmiş bir hayatta daha huzurlu oldukları.
Tipik Türk modeli "aman ağlamasın" anlayışı bana uymuyor.
Çocuklar hareketlerinin sonuçlarına katlanmalı.
Burda kilit nokta "hareket"in kendisi. Her aile için sınırlar farklıdır.
Sizin duvarlarınız benimkinden kıymetliyse çocuğunuz duvarı boyadığında benden daha çok kızarsınız.
Arkanızdan kıçınızı toplayan bir yardımcınız, haftada bir temizliğe geleniniz yoksa çocuğunuzun dağınıklığını az da olsa engellemeye çalışıyorsunuz.
Önce ebeveyn kendi sınırlarını çizmeli ve buna kendini inandırmalı ki çocuğu da o sınırlara dahil edebilsin.

Benim kırmızı çizgilerim net:
- Uyku vaktinde mızırdanmak yok. Odada makul bi zaman geçirdikten sonra yatağına koyacağız, "iyi geceler" dileyip çıkacağız. Kendi odanda kendin uyuyacaksın.
- Market abur cuburu yok. Ki hala çoğunun tadını bilmediğinden talep de yok. Sakız, kraker ve süt sadece yemekten sonra
- Güvenli olmayan yerlerde anne eli tutulacak, tutulmazsa pusete binilecek.
- Oto koltuğundan inilmeyecek.

Geri kalan çoğu şeye çocukluk hakkı, yaramazlık, keşfetme merakı gibi masumca adlar takıyorum.
Koltuktan atlamayı çok seviyor ve ben bundan şikayetçi değilim. Aksine salonda yer minderi serdik, sırf daha güvenli ve daha çok atlasın diye.

Çıkılmaz yerlere çıkmaya çalışıyorsa yardım ediyorum, "çıkma, atlama" demek yerine.

Parkta, sokakta kıçımı banka koyup "gel oğlum gözümün önünde oyna, uzağa gitme" demiyorum. Peşisıra koşuyorum.

Buna karşılık benim çizdiğim sınırlardan da fazla taşmamasını istiyorum. Bence gayet adil bir anlaşma...

Hem o an pilavı tuza boğmasına kızsam da çocuk basbaya zevk alıyor yaptığı işten. Son gunlerde dakikalarca oyalandığı tek şey ocakta yemek pişirmecilik oynamakken adam olayım da yenecek yemeği buzdolabına kaldırıp çocuğun önüne boş tencere koyayım.
Yalan mı?


13 yorum:

  1. kısaca +1 diyeyim bacım, katıl katıl katıldım:)

    YanıtlaSil
  2. Her cümleye katılıyorum minik bir eklemeyle: Bu kurallar aynı zamanda baba tarafından ya da çocuğa bakan kişi tarafından da uygulanıyıorsa anlam taşıyor. Yoksa çocuk bu sefer sınır koyan kişiye tavır alıyor. Tecrübeyle sabittir :)

    YanıtlaSil
  3. Cocuklara sınır koymanın onlara kendini güvende hissettirdiğini zaten bu konunun uzmanlarıda söylüyor. Cocuklar sınırları her zaman bıkıp usanmadan zorlayacaklar. ama siz sınırlarınızı cok iyi koruyacaksınız. o zaman cocuk icin daha güvenli bir ortam sunuyorsunuz diyorlar. sınırları olmayan cocuklar hırçın ve doyumsuz oluyorlarmış. ama bu işi kesinlikle rencide etmeden yapılması gerekiyor. Seni takdir ettim Hülya. Benim de amacım Doruk icin aynı şekilde etrafındakilere ve kendisine saygısı olan bir cocuk olsun diye ugraşmak. umarım başarırım. başarırız. :)

    YanıtlaSil
  4. haa burcu evet öyle bir şey de var doğru.bizim baba zatena z vakit geçiriyor ve o da bu kurallara uyuyor genelde. ama mesela eve geç gelmişse "biraz daha uyumasın" diyor bazen. geç yatınca ertesi gün öğlen uykusuna dek tam bir terminatör oluyor. babayla didişmek de cabası

    YanıtlaSil
  5. özlem
    evet. o sınırlar her gun tekrar tekrar zorlanıyor. her gun aynı şeyleri bi daha bi daha anlatmak çok yorucu ama bizim 2,5 yaş oldu ve inanılmaz değişimler gözlüyorum. ekilenlerin biçilme zamanı geliyor sanki

    YanıtlaSil
  6. ah evet, bu kararlı olmak mevzuunun kritikliğini ben daha yeni keşfettim desem?? bir süredir neva da çığlıkla, vızıltıyla her istediğini yaptırma derdinde. mümkün olduğunca kendi rahatım adına herhangi birşeyi egellemek istemiyorum. yani koşsun, tırmansın, atlasın, araştırsın.. gerekrise ben biraz da dikkatli olayım, peşinde koşturayım, yorulayım. ama mesela yemekten önce tatlııııı diye tutturunca ya da uyku saatinde atçılık oynayalıııım diye ağlayınca ya biz yemek yerken bizi sofradan kaldırıp istediğini yaptırmak isteyince film kopuyor. eskiden pek tutarlı değilmişim, onu farkettim, sonuçta bir baktım neva ipleri elinde tutuyor. bir süredir artık çok daha kararlı davranıyorum, ilk sefer ağlama desibeli de süresi de şiddetli olsa bile aynı durum ikinci kez yaşandığında mucizevi şekilde çabuk pes ediyor. örneğin geçen gün dışarda cümle aleme rezil olduk, yemekten önce dondurma yemek için o kadar uzun direndi ki.. ama ben de direndim, almadım, önce yemeğini yedi (ama o ne uzun ve acılı bir süreçti Allah'ım), sonra dondurma. şimdi artık evde artık öe yemek deyince bakıyorum tıpış tıpış yemeğinin başına gidiyor.. oooh, ikinci bir çocuğum olursa taaa en başından kararlı olacağım. ben kedime de böyle yumuşak davranıdrdım, sonuçta tepemde dolanırdı :))

    öperim tuna serserisini :))

    YanıtlaSil
  7. çok zor gerçekten. bir kere çok sağlam sinir gerektiriyor, eğer dışardaysan etrafın acıyan ve kınayan gözlerini görmemen gerekiyor, evdeki diğer şahsiyetlerle aynı telden konuşabiliyor olman gerekiyor.açıkçası, güvenlik tehlikesi yoksa atlasın zıplasın ben de karışmıyorum. Ya da mesela suyla oynamayı çok seviyor, etrafta ıslanabilecek kitap-dergi vs varsa kaldırıp oynamasına izin veriyorum, zevk alıyor çünkü...ama bir ara, ben eve girer girmez çikolata diye tutturmaya başlamıştı, hayır kızım yemek yiyeceğiz, yok tepin tepin ağlamalar. ben de taviz vermemeye çalıştım, yiyecek alternatifler verdim felan. şimdi ya hiç istemiyor, ya da elimde tutucam yemekten sonra yiyeceğim diyor ve gerçekten öyle yapıyor. Ama bunda şunun çok etkisi oldu: bakıcı birkaç sefer gündüzleri alıp karşısına konuştu.bak rüyacım sen anneyi çok üzüyorsun, o işten yorgun geliyor, çikolata yemeklerden sonra yenir, sen artık ablasın felan...hakikaten işe yaradı. ben 3 yaştan ümitliyim, görücez bakalım :))

    YanıtlaSil
  8. :)))) aman pes etme bu tatlı şey anında kullanma modena geçer sonra.
    sevgiler

    YanıtlaSil
  9. Hülya gerçekten, disiplin anlayışımız (oyy, Frnasız mürebbiye gibi geldi böyle de yazınca) çok örtüşüyor.

    Herşeyine yapma/etme demezsen, kurallar daha anlamlı oluyor. Ağlamaktan geberse de geri adım atmazsan (çizdiğin sınırlar dahilinde, makul sebeplerle), o ağlamanın tonu da süresi de her seferinde kısalıyor.

    Sonuçta, anne de çocuk da daha mutlu oluyor :)

    Bir de, o denize ulaşmaya çalışan Tunik'i yerim!

    YanıtlaSil
  10. Çok beğendim bu yazıyı,çok da benzer yanlar buldum kendim(iz)den.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  11. senem
    valla ben de daha esnektim eskiden. şimdidlerde ipleri sıkı tuttukça daha sakin bir çocuk oldugunu gözlemliyorum. disipline devam :)
    yüksel
    ben de aynısını sakız için yapıyorum. yemek yedirirken eline sakızını veriyorum. yemekten sonra çğnenecek diyorum. eskiden olsa kıyamet kopardı. ben de elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemez yenik düşerdim. ya sakızı saklamak zorunda kalırdım ya da yemek yediremezdim. şimdi doyana dek sakızı ağzına bile atmıyor
    özrgüçantam
    haklısınız. sağolun

    YanıtlaSil
  12. başakcan
    disiplin kötü bir şey gibi geliyor di mi kulağa? sadece o gaddar almanlarla soğuk nevale fransızlar disiplin eder çocukları sanki. biz zaten senle ruh ikiziyizi, annelik tarzımızın da benzemesi çok doğal
    öperim yanacıklarından
    öykü
    çok sevindim. bizden de sevgiler

    YanıtlaSil
  13. BEN DE sınırlara inanıyorum bazen kocam dalga geçse de Ss subayı gibisin diye ama herşeye mızırdanmayı beklersem olmuyor...''Ben anneyim'i '' kullanmak gerekiyor,yoksa ne yemek yenecek ne kendi başına uyunacak ne de evde düzen sağlanacak...Bazen yemeğini yemek istemeyen Ada'ya ''evde annenin yaptığı her yemek yenir'' dediğimde tabakta birşey kalmıyor.Kendi başına uyutmaya başladığım kızım ''baba baba'' diye kendisini kaldırmasını bekleyen babasının gelmediğini görünce mışıl mışıl uyuyor.İkinci gece bağırmayı da kesiyor...İşimiz zor aslında...

    YanıtlaSil