10 Şubat 2011 Perşembe

İtiraflar Gelsin

SlingoMom-İrem'in bu yazısını bayılarak okudum.
Fikri çalıp ben de yazayım derken baktım ki elim sende demiş. Sıcağı sıcağına yazayım. Çoook uzun olması kuvvetle muhtemel uyarayım.

- İlk itirafım şu ana ilişkin. Saat sabahın 7:56sı. Tuna uyanıkken nadiren yazarım. Salona tencere mencere taşıyıp oynamasına izin verdim ki bu yazıyı yazabileyim. Normalde bu kadar dağınıklığa izin vermemeye çalışsam da olmuyor işte.

- Blog postlarına gelen yorumlara yanıt vermekte çok zorlanıyorum. Eğer ki bir soru sorulmuşsa yanıtını veriyorum ama genelde iş sohbete falan dönünce kısa kesmeye çalışıyorum. Benim gibi klavye gevezesi bir blogger için tuhaf bi durum ama öyle. Geçen postta herkes üşenmemiş inanılmaz önemli şeyler yazmış. Onlara bile bi'şey yazamadım. Yazamıyorum, olmuyor.

- Adımı sanımı saklamadan blog yazdığım için eşşşşekler gibi pişmanım. O kadar çok self-sansür yapmak zorunda kalıyorum ki bazen en iyisi yazmamak diyip siliyorum.

- Uykusuzken dünyanın en sevimsiz insanı ve haliyle annesi haline geliyorum. Çocuk doğurduğuna pişman olan, bıkkın, gıcık.... Uykusunu almış halimde ise doğru yerde doğru manipulasyonları yapıp günü sıfır arızayla kapatabiliyorum. Böyle günlerde tüm günü kıkırdayarak geçirebiliyoruz ve bir gün önceki "neden doğurdum huleaaynn" isyanımdan çok utanıyorum. Sonra bir uykusuzluk ertesi hoop yine isyanlardayım... Böyle olmayan anne var mıdır acaba?

- Ev annesi olmayı hiç ama hiç önermiyorum. Sabiha Paktuna'nın da diğer tonla uzmanın da birebir çocukla ilgilenmek konusunda fazla bi halt bilmediğine neredeyse eminim artık. Çocuk için inanılmaz köt bir bağımlılık geliştirmeye zemin hazırlıyor ne yazı ki. Hele bizim gibi anneanne-babaanne desteğinin minimumda olduğu sosyal çevrelerde en sağlıklısı sevecen bir bakıcı, çalışan anne modeli, 2 yaş civarı yarım gün, 3 yaş gibi de tam gün kreş. Şimdiki aklım olsa asla evde çocuk büyütmeye kalkışmazdım.

- Doğum sonrası vücudumdan nefret ediyorum. Öyle böyle değil. Kendimi çıplak görmeye pek tahammülüm yok. Eski fotoğraflarıma da bakamıyorum. Valla üzülüyorum.

- Genel olarak Tuna'nın yaptığı bir sürü şeyden dolayı kendimi sorumlu; daha doğrusu suçlu hissediyorum. Biraz patolojik bir durum aslında bu kadar suçlu hissetmek. Çocuğun doğası olduğunu inkâr edip her şeyin eğitimle değiştirilebileceğine, en azından daha iyi hale getirilebileceğine inanıyorum temelde. Bu yüzden en ufak bir sapmada hemen kendime "ben nerde yanlıl yaptım?" diye sorarken buluyorum. Çok yıpratıcı bir ruh hali ve ömür tüketici.

- 2.çocuk ASLA ve ASLA düşünmüyorum. Bu şartlar altında değil en azından. Bu kadar zor olmamalı çocuk yetiştirmek. Belki de bana zor geliyor.

- Genelin aksine baba o akşam geç gelecekse çok seviniyorum. Tuna'yı daha erken yatırıp keyfime bakabiliyorum böylece.

- Oğlumun ayak tırnaklarını, kaşlarını ve kulaklarını beğenmiyorum. Kirpiklerinin ve gülüşünün ise hastasıyım.

- Dışardaysak ve sevdiği bir şey varsa kendi kendini besleyebiliyor oğlum. Ama evde çabucak yesin bitsin diye ve bazı yemediklerini de kakalamak için önüne kafadan cep telefonumu koyup kendi videolarını izletip yediriyorum. O kadar alıştı ki buna sevdiği yemeklerde bile nazlanıp video istiyor artık. Fail belli: Anne...

- Ve son itiraf: Geçen gece tam uyurken burnumdan çıkan kuru tatağı banyoya atmaya üşendim, yere fırlattım :)

Elim sende dediklerim Füs, Yeliz, Özgüranne, Itır (Totiler)... Tuna ayakta malum, link veremiyorum. Siz kendinizi biliyorsunuz nasılsa.

Bana el vermedin demeyin, içinizden geliyorsa siz de yazın, döklün saçılın rahatlayın.


13 yorum:

  1. Yaşasın, bu tür yazıları daha sık bekliyoruz. Zira Anne blogları takip ettiğimden beri hiç kimsenin anne olmakla ilgili gel-gitler yaşamadığına ve bu tür atakların bir tek bana mahsus olduğuna inanmaya başlamıştım. Uyku problemlerini bile çok eğlenceli anlatan yazılar okudum bloglarda. Hatta geçen gün kocama "blog annelerinin hepsinin kocası mükemmel, ben blog tutsam sen de mükemmel olur musun acaba" diye bile takıldım.
    Son olarak benden de bir itiraf: Kızımı ilk kucağıma aldığımda mucizevi bir annelik duygusu hissetemedim. Hatta hiç bir şey hissetmedim. Ablam ben söylemeden hislerime tercuman olana kadar da bu durumdan feci şekilde utandım.

    YanıtlaSil
  2. Hahahahahaayy son itirafın hastasıyız..komplekssiz insan modeli seni! ;)

    Derhal yazıciim bebeem!

    YanıtlaSil
  3. Tatak demeyi bildiğine göre eşimin memeleketi civarındansın sen? Nerelisin?

    YanıtlaSil
  4. :)) ben de doğumdan önceki incecik hallerimi toplayıp bilgisayarımda bir klasör açtım:) bakıp bakıp 'ne hoşmuşum bee' diye mutlu ediyordum kendimi...biraz gaza da geliyor insan hem, spor falan...

    ama şimdi gitti o fotoğraflarım bilg.formalandı ve fotolar kurtarılamadı.:(
    .
    yazıların çok samimi!

    YanıtlaSil
  5. Dün gece saat 01:45 de uyanan küçük kuzum sabaha karşı 06:00 civarında hala mızıldanıyor ve onar dakikalık tavşan uykularının haricinde hiç uyumuyordu.. Diş çıkarmakta olduğunu bildiğim halde onu camdan atmak geldi içimden.. hain ve uykusuz anne...

    YanıtlaSil
  6. Hülya şu blog camiasına adım attığım günden bu yana ilk defa ama ilk defa bir şeye yan odadan duyulabilecek bir şiddette kahkaha attım:)))
    Ne olduğunu söylememe gerek yok herhalde di mi:)

    YanıtlaSil
  7. hahah:)) harikasın!!! :)) yere atmana ayrıoca bayıldım :) küçükken koltuk arkasına sürerdik ya :)

    YanıtlaSil
  8. cevap yazmama geleneğimi bozayım
    nilay
    bakma sen bloglara anacım. senin gibi hisseden tonla anne var ama çekiniyorlar bunu itiraf etmeye
    ıtır
    yaz bakeyn
    filiz
    uykusuzken korkalım senden o zaman :) antalyalıyım ben. tatak lafını leman, fırt, gırgırdan bir yerlerden aparttım muhtemelen.
    çakıltaş
    sağol varol
    özlem
    heheh bildim ben
    ayça
    koltuk arkası değil de sehpa altı daha guzel oluyor bak.

    YanıtlaSil
  9. sonuncusu iğrenç olmakla birlikte:) gayet imzamı atacağım itiraflar bunlar. bir de adımı saklasam mı diye düşündüm henüz yolun başındayken:)

    YanıtlaSil
  10. merhaba,
    ben işimi bıraktım, oğlumu kendim büyüttüm, hiç ayrılmadık 3 yaşına kadar. Sonrasında ise yarım gün anaokuluna devam etti. Şu anda 6 yaşında ve gece uyku öncesi sohbetlerimiz dışında öyle bir bağımlılığı ve anneyi köle gibi kullanma eğilimi yok. Size katılmıyorum, oğlumun sınıfında tam gün devam eden çocukları bakışlarından ve bakımsızlıklarından tanırım ilk anda. O yuvaya ne kadar para dökerseniz dökün uykudan uyanan çocuğun sırtına bir yelek geçirmeyi akıl edemezler ya da önemsemezler. Çocuğun burnunu silmez bırakırlar ki öylece kurusun kalsın dudağının üstünde. Ara öğünmüş, yoğurtmuş, meyva saatiymiş... bunları saymıyorum bile. Tam gün yuva 3 yaşında bir çocuk için işkenceden farklı değildir bence.

    YanıtlaSil
  11. evkadını
    2,5 yılda neredeyse hiçbir uykudan sonra yelek giydirmedim. sümüğü de bazen burnunda kuruyor valla:) hele dışardaysak soğuk da yiyorsa yüzüne yüzüne sümükleri yalıyor bile. çocugu erkenden tam gün okula veren bir sürü çalışan anne tanıyorum. tam akşs hepsinde inanılmaz değişimler yaşandı. bu tamamen kreşteki eğitmenlerin bakış açısıyla ilgili bir durum sanıyorum.

    YanıtlaSil
  12. Nihayet benim düşündüklerimi düşünen biri daha... Yalnız olmadıgımı biliyordum.
    Bende uykusuzluğa dayanamayan bir anneyim. 7 aylık bir oğlum var. ve uykusuz geceklerin ertesinde doğurdugum için cok pişmanlık duyuyorum. Eşim oldukca yardımcı ama gece bebeği pışpışlamak için kalktıgında vicdan azabı duydugum için bebeğe daha cok kızıyorum. Tüm çocuksuz arkadaslarıma bebek yapmamaları konusunda uyarılar yapıp duruyorum.Tüm özgürlüğüm gitti. Her yere ayakbağı ile gitmek ya da evde bırakacak birini bulduysan aklın hep orada kalsın hiç rahatlayama..
    Atm'ler bile arada kapatılıyor, annelık 7/24 hep iş.. çok yorucu

    YanıtlaSil
  13. zu
    1 yıl onceki yazımı tekrar okudum sayenizde :) yalnız değilsiniz merak etmeyin. ve unutmayın tum o uykusuzluklar falan geçiyor. oğlum tam gun kreşe başladı. sarılıp opmek için bile mucadele ediyoruz artık. opturmuyor kerata

    YanıtlaSil