22 Temmuz 2011 Cuma

Çekirdek Aile vs Kalabalık Aile

Versus serisine devam :) (Önceki için tık)

Geçtiğimiz haftasonu Tuna'nın 3.yaş günü vesilesiyle pek kıymetli akrabalarımız ve dostlarımızla birlikteydik. Tuna balığım zevkten zevke koştu. Anneanne bir hafta boyunca bizdeydi, bir dediğini iki etmedi. Dedesi en şahane akülü arabaların olduğu parkları buldu. Tuna'dan mutlusu yoktu.
Tabi bu saadet kısa sürdü. Evli evine köylü köyüne gidince eski düzene döndük biz de.
El ayak çekildikten sonraki ilk gün klasik olarak zor geçti. Sabah uyanır uyanmaz anneannesine sırnaşmaya alışan Tuna, kahve içmeden uyanamayan anasının meymenetsiz yüzünü görmek istemedi. Sabahtan neredeyse öğlene dek mozurdandık karşılıklı. Sabah 2 kahve art arda çaktıktan sonra düşünmeye başladım. Herkeste aynı nakarat: Büyükler geldi-gitti, çocuklar huysuzlandı. Nedeeeen? Neden bu düzen böyle?
Kahvemi yudumlarken de yazmaya başladım.




Bir kere büyüklerin torun sevgisine hayran olmamak elde değil. Aralarında tutkulu bir aşk var sanki. İki tarafın da birbirini çok sevdiğini peşinen kabullenip işin özüne geçiyorum.
Bir kere bu anneanne/babaanne ve dede milletinin çocuk mızırdanmasına verdiği reaksiyon süresi çok kısa. Daha uvvaaa sesi çıktığı anda ayağa kalkıyorlar. Uzaktaysa ses verip olaya müdahale ediyorlar. Ben de şahsen buna çanak tutangillerdenim.
Misal...
Tuna uyanmış.
Mızırdanıyor. "Anne gözünü seveyim al götür şunu parka. Mümkünse 2 saat de gelmeyin. Al bu içme suyu. Bu boş şişeye de işet. Altına zıçsa da getirme"

Öğlen uykusundan vakitsizce uyanmış Ton balığı mozurdanmaktadır. "Dedesiii hadi sen al bunu da akülü arabaların olduğu parka götür" denir. O mızırtılar anında kesilir.

Anneanne-dede dünden razı zaten. Ben geniiiş geniş kahvemi içip kahvaltı hazırlayıp sanal ortamda sosyalleşirken bizimkiler de hayatından memnun.

Tabi bu devran hep böyle dönmez. Herkes evine dönüp ana-oğul başbaşa kalınca o mızırtılara verilen cevapların suresi uzadıkça uzar.

Daha önce de yazdığım gibi ben çocukların mızmızca edilen taleplerine hemen yanıt verilmemesi gerektiğine inanıyorum. Daha doğrusu böyle olması gerektiği konusunda feci ayar yedim. bkz bu yazı....
Büyükebeveynler daha hassas olduğundan her mıyklamaya el koyuyorlar.

Sonuç: Kendi kendini teselli edemeyen, kendiliğinden sakinleşemeyen, sürekli dikkati dağıtılarak sakinleştirilmeye çalışılan, sınırını bilemeyen çocuklar. Oysa o mızırtı ve annenin olaya müdahalesi arasındaki süre çocuğun öğrenme, ders alma, disiplin edilme ve sakinleşme süresi olmalı. Biz ne kadar hızlı müdahale edersek, kendiliğinden gelişmesi gereken o süreci o kadar çok baltalıyoruz.

Hemen senaryo yazıyorum: Perde takmak için ardiyeden merdiveni aldınız. İşiniz bitince merdiveni yerine kaldırmak için hamle yaparken o uykusu gelmiş ama merakı eksilmemiş bücür de çıkmak istedi. Birkaç kez çıktıktan sonra artık merdivenin işinin bittiğini ve kaldırmak gerektiğini söylediniz. Zira bücürün anası olarak o uykusuzlukla bi kaza çıkacağından eminsinizdir. Merdiveni yerine koymaya çalıştıkça volüm yükselir, ambulans sesi çıkaran oğlunuza direnip merdiveni yerine koyarsınız ama kıyamet de kopmuştur. Yapılacak iki şey var:
- Merdiveni geri verip kafasını yarmasına, kolunu kırmasına izin vermek.
- Kararlı bir şekilde merdiveni yerine koymak. Koyma hamlesi yaptıkça ambulans sesi daha da yakına gelip beyninizi ütüleyeceğinden burda da yapılacak şeyler ikiye ayrılıyor.

1- "Aaaa bak kuş geçiyor. Hadi balkondan bakalım, ekmek atalım kuşlara" demek. Kısa sürede susması kuvvetle muhtemel.

2- "Sana bunu veremem, çünkü kafanı yarmanı istemiyorum. Çünkü seni çok seviyorum" diyip konuyu kapatmak. Kıçını yırtana dek ağlayacaktır muhtemelen. Şansını sonuna dek zorlayacaktır. Ağlamaktan kusabilir. Ama emin olun bir süre sonra sakinleşecektir.

2 yaş sonrası çok yaşanan senaryolar bunlar. O dönemde ne yapsam nasıl müdahale etsem diye düşünürken ve kendi kendime beyin jimnastiği, deneme/yanılma yaparken farkettim ki ne kadar esnek olursam o kadar çok mızmızlanıyor.

Geçen hafta 3 yaşına giren Tuna - evde yaşanan -bu tip krizlerde artık odasına girip yatıyor. Bir süre daha ağlayıp sakinleşiyor. İyice sakinleşince yanına gidiyorum. Mıncırıyorum, hırpalıyorum, ısırıyorum.
"Nerenden gıdıklayayım seni?" diye soruyorum. "Mime" diyince memesinden gıdıklıyorum. Olayı kapatıyoruz. Böyle böyle 2 yaş krizlerimiz azaldı.
Tabi bunda benim tek başına bir anne olmamın verdiği zorlayıcı etki önemli. Destek kuvvetlerim olsaydı asla bu kadar kararlı olamazdım. Çünkü evde "Alın şunu başımdaaan!" deyince seve seve bakacak, teselli edecek birkaç gönüllü olurdu.


Kordon'da keyif yapan anne cenâhıyla 4 saat geçiren Tuna balığı.

Biz böyle yalnız olunca çanta misali Tuna'yı her yere götürüyorum. Muhasebeciye, Kordon kıpraşmalarına, ağdacıya.... Artık hemen her yerde uzun saatler kalabiliyor. Yanımızda ne varsa onunla oynuyor, dişine göre yemek varsa çöpleniyor. Ortamda başka çocuk olmadığı sürece sorunsuzca takılıyor. Başka çocuklardan da sevdiği arkadaşları varsa yine sorunsuz oynuyorlar. Kendi aralarında çıkan sorunlarda da "o senin arkadaşın, kendin hallet!" diyip kenara çekiliyorum bir süredir.

Tam da anlattığım bu "yalnız anne" olmanın çok büyük dezavantajlarını da yaşıyoruz. Sosyalleşmelerimiz kendiliğinden oluvermiyor. Yaşamımıza girip çıkan çok olsa da temelde iki kişiyiz.

3 yaşa birkaç ay kala konuşmaya başladı. O da 2 yaş civarı seviyesindeki kelime tekrarları gibi Her gün en az 2-3 yeni sözcük telffuzlarıyla hızlı ilerlesek de akranlarına nazaran hayli geride.

2 yaşından beri oyuncakları ve kitaplarıyla kendi kendine uyuyan, emmeyi 9 aylıkken kendiliğinden bırakan bir çocuk olmasına rağmen bana hala çok fazla bağımlı.
Kreşlerin önünden geçerken anlatıyorum. İşte burası şöyle güzel falan filan. Kapısından bile girmek istemiyor. O da haklı. Bu 3 yıl içinde bakımının %90ı bendeydi. Bezini değiştirmekten yedirmeye, kitap okumaktan yıkamaya... "Uzun süre emzirmek ya da birlikte uyumak çocuğun bağımsızlığına sekte vurur" tezinin anti-tezi gibiyiz...

Denge, denge, denge.. Yaşamın özü gibi bu konuda da dengeli olmak şart. Ve ne iyi ki/ne yazık ki ne ekersen onu biçiyorsun...





3 yorum:

  1. çekirdek aile kavramı bence insanların psikolojisini bozan bir kavram. bize ne kadar çok sevdirilmeye çalışılsa da tek başına çocuk büyütmek gerçekten çok zor. Afrikalılar " bir çocuk büyütmek için bir köy kadar insan lazım" diye boşuna dememişler.biz annelerin de arada sırada çocuksuz zaman geçirmeye ihtiyacı var.

    YanıtlaSil
  2. Şimdiii...
    Gurbetçi bir anne olarak yalnız anneliği de uzun tatiller nedeni sürüsepet içinde anneliği de uç noktalarda yaşıyorum. Yani senin yazını bağladığın benim de sonuna kadar katıldığım ve hep söylediğim bu konuda DENGE bizde hak getire anlayacağın. Burada bir kaç haftada bir görüştüğümüz ve çok sevdiğimiz arkadaşlarımız hariç ha deyince gün iinde görüşebileceğimiz kimse ama kimse yok. Hal böyle olunca senin "mıçsa bile getirme" durumu bende de alası ile yaşanıyor tatillerde. Etrafta ilgilenebilecek bir kişi bile varsa ben serip oturmaya yer arıyorum. Görsen böyle ilgisiz anne olmaz dersin. Hani çok yakınların yanında bile değil sadece. "Çok özlüyordunuz alın başınıza çalın" der gibi bir haldeyim. O derece yorulmuşum anlayacağın. Anneliğime laf edilecek vs hiç umrumda olmuyor, olamıyor. Genel halim bu diye düşünenler Demir'e acıyordur :) Aslında bu durum Demir ile karşılıklı da oluyor. Eşek sıpası bile sıkılmış sanki benden. Beni değil benden başka herkesi istiyor, gece uyumak için bile. Her akşam biri ile uyuyor mesela hala, enişte, anneanne...

    Şımartılma da çok uzun aralıklarla görüşülebildiğinden hat safha da oluyor. Bir de biz ev ev gezdiğimizden her evin starı pozisyonları var. Sen düşün artık. Sıpa istediği değil istemediği, aklında olmayan şeylerin bile sunulmasına öyle alıştı ki habire "Süprizim nerede" diye soruyor, "Anne bir sey al" deyip duruyor. Eve dönünce o starlığı gidince de tam bir pop star sendromu yaşıyoruz.

    Bir de şu ilginin başka yere kaydırılması da anne baba karakteri ile çok alakalı. 365 gün çekirdek yaşayıp bunu yapan çok aile vardır eminim :) Bazen başvurmak zorunda kalsam da çok da doğru bulmuyorum. Unutmak yerine sevincini de üzüntüsünü de ve tüm duygularını da sonuna kadar yaşasın diyorum. Ve ayrıca sonraki vakalarda neden bağlantısını kurabilmesi, stresle başa çıkabilmesi, kendi kendine sakinleşmeyi öğrenebilmesi, işte sen çok güzel açılamışsın vb durumlar için önemli bence. Ama o an itibari ile direnecek gücün yoksa baştan pes etmek gerekli bence. İşin yarısında dayanamayarak istediğini vermek en kötüsü. İşte bu kalabalıkta, bakan gözler önünde çok zor oluyor. O yüzden ben de kalabalıkta istediği çok abuk bir şey değil ise baştan istediğini veren taraf oluyorum. Ben olmuyorum.

    O daha diyecek ok şey var aslında ama son olarak senin de dediğin gibi en en önemlisi denge sanırım. Hep beraber de zor, tek başına da zor, zor be kardeşim...

    YanıtlaSil
  3. Güzel yazın için sağol Hülya. Ben Çınar 2 yaşındayken bile bu kadar zorlanmamıştım. Şimdilerde babsıyla arasındaki sıkı fıkı ilişkiden dolayı ve ben daha otoriter oldugğumdan o bahsettiğin Denge olayı bizde sapıttı. Çınar'ın kafa oldukça karışık. hangimizin tepkisinin doğru oldugunu bilemiyor. Ben ağlayınca kesinlikle müdahale etmem. O da bunu biliyor ama babab varsa ortamda yandık. Hele ki hastane çıkışı iyice coştu.
    Şu ara uzmanlık muzmanlık kalmadı, bir yanım doğrusu bu Sermin iyor diğer yanım cinnetin eşiğine geliyor.
    2 ay sonra kardeş gelince herşey kopmasın diye acil müdahal etmem lazım ama sıcaklarda da hiç çekilmiyor be.
    sevgiler. bu arada 3.yaşınız kutlu olsun. bir ara seninle şu sling için konuşalım. bebiş doğduktan sonra alsam mı daha iyi olur acep?

    YanıtlaSil