7 Temmuz 2011 Perşembe

Ecnebi Anne vs Yurdum Annesi


Mahallenin teyzelerinin yanına teklifsizce sokulup ekmek kemiren Ton

Yurtdışında Türk olarak sürekli yaşamanın ezikliğinden midir nedir bitmek bilmez bir Batılı hayranlığımız var. Aman efendim onların çocukları nasıl efendiymiş, ne güzel söz dinlermiş. Nasıl sınırlarını bilir, kendiliklerinden uyur, anne-babalarını hiç üzmez, tatil köylerinde bizim bebeler avazı çıkana dek ağlarken onların çocukları guzelce kendi yemeklerini yerlermiş de falan filan..

Muhtemelen hepsi doğrudur. Aferindir ecnebi anne-babalara. Çocuklarının eline uyku bezini verip hava kararır kararmaz uyutmayı, kendi kendilerine yemek yedirmeyi başarırlar. Yurdum annnesi çocuğu başı dönene dek ayağında sallamaktadır, boğazından iki kaşık daha tarhana geçsin diye saçını süpürge etmektedir. Bunlar muhtemelen hepimizin itirazsız kabul ettiği eksiklerimizdir diye düşünüyorum. Evet ne yazık ki çocuk yetiştirirken yapıyoruz bu hataları.

Peki bu adamlar olayı bu kadar "çözmüşse" neden Batı'da Türk olmak bu kadar zor?

Green Card çekilişini kazanıp ABD'ye; iş için inanılmaz guzel şartlarda Avusturya'ya giden yakın dostlarımız var. Hepsi tırıs tırıs geri döndü. Konuştuğum bir çok blog arkadaşım da geri dönmekle dönmemek arasında gidip geliyor. Hemen hepsinin ortak soylemi aynı:

Devlet, vatandaşın tüm şartlarını mukemmelleştirmiş, sosyal devlet politikaları harika işliyor. Çocuk yetiştirmek destekleniyor. Sağlıklı, eğitimli ve sorunsuz bir birey olmak destekleniyor ama insanı çıldırtan bir yalnızlık var. Herkes birer ıssız adam/kadın. Sokakta düşüp kalsanız kimse dönüp bakmıyor. Herkes birbirine yabancı. Bu yabancılık bizim gibi sonradan o ülkeye gidenleri çok mutsuzlaştırıyor.
Eee, nereye gitti bu adamların o imrenilen çocuklukları? Büyünce bozuluyor mu büyü?

Geçenlerde Nurturia'da Esra ABD'nin en çok izlenen programlarından birinin videolarını paylaşmıştı: Supernanny... Çocuklarının dvaranış/uyku/yemek/eğitim sorunlarıyla başa çıkamayan aileler "alooo, yetiş super nenii" diye çığırıyor. Dadımız da superman edasıyla olaya el koyuyor. Dadı birkaç gun sadece gözlem yapıyor, sonra çözüm önerilerini sıralıyor.

Konsepte bayılmakla birlikte izlediğim bölümlerdeki harala güreleden ve çocukların sadece disipline edilecek yaratıklar gibi görülmesinden dolayı çok rahatsız oldum. Çocukların çoğu biraz uç örnekler, aileler işlerin çığırından çıktığı, bardağın taştığı noktadalar falan ama bir tane bile şefkatli sarılma, bir çocukla oyun oynama görmedim. Şöyle bi hoplatmayı, gıdıklamayı, mıncırmayı boğuşmayı zaten geçtim bir tanesi bile çocuğunu öpmedi.

Bu ailelerin hepsi çocukları için en iyisini istiyor. Tıpkı bizim gibi. Ama onlar çocuklarla arasına inanılmaz bir mesafe koyuyor. Fazla yüzgöz olmuyorlar...

Esra yine aynı gün bir ofis çalışanının kist sancısıyle yere yığıldığını ve bir çok kişinin olayı umursamadan çalışmaya devam ettiğini söyledi. Bizim en acımasız plazalarımızdaki en kurt çalışanlar bile buna kayıtsız kalmazdı sanırım.

Neyse uzatmayayım. Bizdeki fazla laubali ilişkilerden, sokaktaki teyzenin "aayy yavrum üşümesin çocuk" diye yolumu çevirmesinden, sadece 10 dakikadır sohbet ettiğim taksi şoförünün "ev kendinizin mi?" diye sorma cüretinden, yurdum çocuklarının anneanne-dede demeden vurup tükürmesinden, gece yatmak-sabah kalkmak bilmemesinden ve bunun gibi bir sürü şeyden rahatsız oluyorum. Ama o kadar da kötü değiliz be blog!
Bir kere çocuklarımızla çok güzel oynayabiliyoruz. Dedeler ufacık bebeye kahkaha attırmak için maymuna dönüyor. Çocuklarımızı cılkını çıkarana dek öpüyoruz, hoplatıyoruz.
Bizimki en azından öpülmekten helak oluyor :)
Daha dün parkta hiç tanımadığı bir grup teyzenin yanına çömelip ekmek yedi misal. Giderken de öpücük vermeyi ihmal etmedi. Bir Avrupalı ve dahi ABD'li anne baba için şok edici bir andı muhtemelen. Pedofili şüphesiyle şarbonlu ekmek paniğinin kıyasıya rekabeti vardır o bireysel dimağlarda.

Tam da bu nedenle artık Batı'da çocuğuyla birlikte uyumak, yıllarca emzirmek, doğal ebeveynlik akımları hortlamış durumda. Batı'nın kontrollü, disiplinli, çalışkan ama biraz da robotik insanları, artık Doğu'nun sosyal yanı zengin, duygusal, kırılgan, çokça kusurlu, duygularını saklayamayan vatandaşlarına öykünüyor.

Bizimki gibi çok dokunmatik ilişkilerin olduğu toplumlarda bebeğine o sevgiyi vermek için birlikte yatmak ya da yıllarca emzirmek bence şart değil diye de ekleyeyim.

Hemen her konuda olduğu gibi işin sırrı dengeyi tutturmak diye düşünüyorum. Çocuklarımıza sınır koymayı biraz daha başarabilirsek, daha iyi uyumalarını sağlayıp daha doğru yönlendirebilirsek, biraz daha özgür bırakıp hayatı keşfetmelerine yardım edersek bu kadar güzel sevilen, okşanan çocuklarımızla kimse tutamaz bizi.

AB'ye bile gireriz alimallah :)

Alpi'nin doğumgunuden Ton karesiyle biter bu post.






8 yorum:

  1. Kesinlikle katılıyorum. İngiltere'de bakıcılık yaptığım 2,5 yaşındaki Fransız minnoşunu, annesinin öptüğünü hiç görmedim mesela. Ben kızı sevip, mıcırıyordum neyse ki bol bol, çok tatlıydı:)

    Denge, denge bütün mesele.

    Tonton da ayrı bir vaka ama annesi. Nasıl rahat kurulmuş teyzelerin yamacına, ohh gelsin ekmekler. Bu ekmekte ne varsa, bayılmayan çocuk görmedim orası da ayrı mevzu.

    Son kare yine muhteşem yakışıklı ve süper gülüşlü Tuna balığı karesi. Hiç anlamam yerim...

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. NE'yi güldürmek için mimik yapan babamda bir gözüp, annenesine çemkiren UE de kulağım okudum yazdıklarını, katılmıyorum deme imkanım kalmadan.

    Bende bahçeli evlerde yaşam temalı yazımı yazacağım konu komşuyla çay içmekten fırsat bulduğum bir ara bu temaları içeren.

    Batı dillerinde kişiler (he/she diye bile ayırır O'nu) hakimdir, masanın bile dişisi olabilir. Lakin yoktur bir baldız bacanak elti. Aunt aunttur yoktur teyze hala. Detaylı ilişki kurmaya niyeti yoktur, uzakta olanı detaylandırır yakında olanı donuklaştırır. Doğu dillerinde ise zamanlardır esas olan, bolca yaşanmışlık ister zamanın böyle hakim kullanımı da. Dilini konuş sana kim olduğunu söyleyeyim...

    Tunikim de ballanıyor yıl geçtikçe...

    YanıtlaSil
  4. Denge sart gercekten de...bir de ozellikle ABD'de sadece aile icinde degil anaokullarinda da birak sevgi gostermeyi ogretmenlerin cocuklara dokunmasi bile yasakmis duyduklarim dogruysa..yalniz olmasinlar da napsinlar bu insanlar buyuyunce???

    YanıtlaSil
  5. Güzel anlatmışsın, aklına eline sağlık:)

    YanıtlaSil
  6. Biraz abartsak da biz en doğrusunu yapıyoruz bence çocuk öpülmeden sevilmeden mıncıklanmadan büyürmü ayol..
    Artık çok daha bilinçli annelerle büyüyor çocuklar batılının herşeyi onların olsun
    Mis gibi evlatlarımızı öpmeden olurmu yaww

    şimdi en sondaki yakışıklıyı gelde sıkıştırma :)

    YanıtlaSil
  7. Keyifle okudum,düşüncelerine katılıyorum Hülya;öpüyorum,kokluyorum,mıncırıyorumher yerini bol bol...disiplin konusunda beceremediklerim de var elbette ama olsun sevildiğinde gözlerindeki pırıltıyı görmek harika bir şey...

    YanıtlaSil
  8. beğendim beğendim. Güzel yazı:))

    YanıtlaSil