26 Ağustos 2011 Cuma

Köprüden Önce Son Çıkış



Tuna'nın blogunu işime alet ettiğimi için utanıyorum, evet. Ama ekmek parası, mama parası, kepçe-kamyon parası yeminle :)
Şaka bir yana Tuna'yla ilgili yazasım yoktu nicedir. Şimdi içime bir yazma hevesi geldiğinden gazı almışken oturayım dedim PC başına.

Tuvalet işlerinden başlayayım.
Çişini tuvalete, lazımlığa, şişeye, bardağa, tasa ya da çukuru olan herhangi bir kaba yapmakta sıkıntısı yok. Oyuna dalarsa ucundan accık kaçırıyor çişini. Kaçtığı anda tutuyor, söylüyor, külodu çıkarıp tuvalete koşuyor. Babası gibi ayakta işeme hevesinde olduğundan, cüce olduğunu kabul etmeyip basamağa çıkmayı reddettiğinden ve o kapağı kaldırması gerektiğini henüz idrak edemediğinden her çiş sonrası klozet kapağını siliyorum. Eskaza kendi kendine gidip işini görüp çıkarsa, 10 dk sonra tüm evi kesif bir sidik kokusu sarıyor. Zira pipi tam olarak klozetin boyuna denk geliyor. Tazziksiz işerse klozet kapağı leşşş..
Kokuyu duyan "çocuk çişi" demez. Öyle keskin. Proteini fazla mı kaçırıyoruz acep??

Kaka meselesinde henüz sınıfı geçemedik. Kaka geldi mi dört dönüp bez arıyor, buluyor, taktırıyor. "Kaka yapma bölgesi"ne gidip herkesi kovuyor. İşini bitirip alkışlayarak "kakaaa" diye sevinçle geliyor. Bezini çıkarıp külot giydiriyorum.
Gece de bezi tamamen bıraktık ve sabaha kadar çiş yapmadan uyuyabiliyor. Sadece tek bir gece kaza oldu. Onda da bi galon su içmişti yatmadan once. Çişe kaldırmak istedim ama "annnii git, ört " dedi, kovdu beni. Üstünü örtüp gittikten 1 saat sonra uyandıgımda her yer ıslaktı. Bir daha da yatmadan önce su-süt faslını uzatmadım. En geç 20:30da sıvı alımını kestirdim.

Kakayı hiç zorlamıyorum. Belki de zorlamam gerek ama içimden bir ses "daha zamanı değil" diyor. O yüzden zamana bıraktık.




Meme, emzik, biberon, bez...
Hayatımızı zamanında kolaylaştıran ama artık bırakılması gereken tüm bu zamazingolardan sancısızca, adım adım ve neredeyse kendiliğinden vazgeçti Tuna.

Şimdilerde beni düşündüren tek şey var: Kreş.




Tuna'nın kuzeni Ege'nin de gittiği, bize biraz uzak ama tüm gün uzman bir pedagogun çalıştığı, çocuk psikolojisinden anlayan, hem canavar gibi hem de cıvıl cıvıl eğitmenlerin çalıştığı bir okul buldum. Ay başında gittik görüştük pedagogla. Okul tadilatta olduğundan hiç çocuk yoktu. Daha doğrusu diğer şubeye gitmişlerdi ve saat 17:30 gibi geliyorlardı. 3 gün boyunca akşamüstü saatlerinde gittik-geldik. Tuna bir eğitmenle birlikte oynadı, pedagog kâh onu gözlemledi kâh benimle sohbet etti. İçime büyük oranda sindi. Bu arada pedagogun Tuna'ya ve genel anlamda çocukluğa ilişkin söylediği şeyler uzun uzun düşünmeme yolaçtı. Aklımda kaldığı kadarıyla yazayım, herkes faydalansın. Parantez içlerindeki son derece subjektif yorumlarımdır.

- Çocuklar sizin ne dediğinizle ilgilenmez. Kelimeler pek bir şey ifade etmez ama sizin onu söylerken ne hissettiğinizi hemen anlarlar. Göz bebeklerinizin büyüdüğünü görür çocuklar. Yalan söylendiğini, kandırıldıklarını anlarlar. Ses tonunuzdaki değişimi anlarlar. (Bu yüzden de siz "aa hiç şeker kalmamış" demeniz çocuklarınızı daha çok öfkelendiriyor. Yurdum annesi olarak "fazla şeker yersen hasta olursun, sağlıksız olursun" demektense kıvırmayı pek severiz. Tuna dişini fırçalamaya bi başladı mı art arda fırçalamaya başlıyor. Ben de önceleri bağırış çağırış elinden alıyordum macunu. Son birkaç aydır "doktor sadece bir kere fırçalayın, yoksa dişlerin acır dedi, hatırlıyor musun" diyip alıyorum elinden. Doktor, sağlık-hastalık durumunu algıladığından eminim. O yuzden bak doktor bunu dedi, bunu soyledi diye çokça kullanıyorum. İşimizie yarıyor.
Bu konuda iki örnek daha vermek istiyorum. Benden sling alan annelerin bir kısmı bebeğim slingi sevmedi diyerek iade etmek istiyor. Biraz konuşunca anlıyorum ki anne zaten bebeği slingle tanıştırıken önyargılı yaklaşıyor. Bebeğim bunu sevmeyecek hissiyle işe başlayınca anne de tedirgin oluyor ve bebek de bunu hissediyor ve basıyor çığlığı.
Bir diğer örnek de bebeğe uyumayı öğretirken yaşanıyor. Anne bebeğe kötü bir şey yaptığından o kadar emin ki ne Ferber işe yarıyor ne Yatır/Kaldır.
Ben ne zaman bir konuda zihnimi rahatlatayım ve artık oluruna bırakayım, Tuna o işin üstesinden geliyor. Emziktir, bezdir.. hepsi aynen böyle oldu. Adım gibi eminim ki ben kreş işini büyütmezsem sancısız bir başlangıç yapacağız)

- Pedagog Tuna'nın konuşmasını aşırı geri buldu. Birkaç aydır konuşuyor ama telaffuzları çok kötü. Benden başka dilini anlayan yok. Birkaç dil egzersizi verdi ama hiç yapmadık. Eşim gaayet geniş bir Türk babası olarak "her ay o kadar para vereceğiz, bunu da onlar halletsin" dedi. Katılıyorum:) Ve evet tembellikten bi halt edemeden geçirdik koca ayı.

- Pedagog Tuna için "engellenme töleransı çok düşük" dedi. Mesela birlikte bir kitabı inceliyorlar. Tuna öteki sayfaya geçmek istiyor, pedagog o sayfayı bitirdikten sonra diğerine geçmek istiyor ve Tuna'yı engelliyor. Tuna totosunu dönüp gidiyor, başka şeyle oynamaya başlıyor. Beklemeyi hiç bilmiyormuş oğlum. Tipik ev annesiymişim, her dediği sınırsızca yapıldğı için böyle olmuşmuş. Değil oysa. Çoğu anneye göre daha kuralcıyımdır. Etrafta bir sürü yeni materyal varken Tuna'da ne sınır kaldı ne sabır.

- Geçen kış hiç hastalanmadığını söyleyince "Aaa bu çok kötü, demek ki hastalığı, mikrobu tanımıyor. Çok korunmuş" dedi.
"Tam tersi bu kış ortalık keçi gribinden yıkılırken defalarca otobüse bindik, yüzüne yüzüne öksürdü millet, oyun grubuna gittik, her gün pusette uyutup spor salonuna taşıdım, kapalı mekandaki hastalıklı havayı soludu, ordan çıkıp buz gibi havada dışarda uyumaya devam etti." dedim. Bünyesi sağlam ama bu kış sık hasta olma ihtimali %99 bence. Zaten gerçekten bağışıklığı kuvvetli mi değil mi kreşte belli olacak. Ak koyun kara koyun hesabı...

- Bahçesi yok denecek kadar ufak bu kreşin. Hoş zaten çocukları kışın her gün bahçeye çıkarsalar veliler ayaklanır kesin. Gündüz uykusundan sonra bile doğru dürüst yelek giydirilmeyen Tuna bakalım nasıl uyum sağlayacak bu kapalı ortama? Sürekli "aman üşümesin, aman düşmesin, aman kafasına bir şey çarpmasın" durumu olmaz umarım.

- Bana fazla bağımlı/bağlı olduğunu söyledi. Onu biliyoruz zaten. Bahanelerim bence gayet makul. Benden başka bakımını üstlenen kimse yok. Muhasebeciye, vergi dairesine, bankaya, kargoya, arkadaşlarımla buluşmaya, ağdacıya, kuaföre. spora... hepsine benimle birlikte gidiyor mecburen. Kendine ait hayatı yok, sürekli görüştüğü akranı yok, akranlarıyla nasıl iletişim kuracağını pek kestiremiyor. Beyimin bu konuda da yorumu aynıydı tahmin edersiniz ki :) bkz:yukardaki cümle

- İlk 3 hafta çok ağlayacak. Eğer bu süreç daha da uzarsa travmatik bi hâl almasın diye kreşe başlama işi bir 6 ay ileriye atılacak.

- 3-6 yaş arası neden kreşe verilmesi gerektiğini de anlattı pedagog. Biraz basitçe anlatacağım affola:




Bireylerin alışkanlıklarının, mizaçlarının, problem çözme,
kendi kendine
yetebilme, mücadele etme davranışlarının yerleştiği yaşlar 3-6
yaş arası. Bu
yaşta ilk sosyalleşmeler başlamalıdır ve ilk sosyal
ortamlarında çocuklar
doğru yönlendirilmelidir. Kreşte akranlarıyla mücadele
edecek.
Kazanmayı/kaybetmeyi/beklemeyi/paylaşmayı öğrenecek. Bunları evde
öğrenme
şansı hiç yok. Bu yaşta öğrenilmezse yetişkinlikte sorunlarla
karşılaşınca
kaçma/uzaklaşma/anne-babaya sığınma eğiliminde olması muhtemel.


- Tuna kreşteki o deneme saatlerinde çok neşeliydi, kahkahalar atıyordu. Pedagog "yaşam enerjisi çok yüksek, çok mutlu" bir çocuk dedi. Çok hareketli buldu Tuna'yı. "Ama" dedi "hareketleri çok kontrollü. Yaşına göre beden kontrolü çok iyi. Ayağını sağlam basıyor, koşarken, merdivenden atlarken bile kontrollü". Bunu da bize bir sürü başka insan söylemişti zaten. "Böyle hızlı koşan bu kadar küçük çocuk görmedim" lafını çok duymuşuzdur. Hoş, bi' halta yaramıyor bu yaşta bu enerji. Anca bizi daha çok yoruyor.

Durum böyleyken böyle. Eylül sonuna dek yokuz. Ekim ayından itibaren Tuna resmen okullu oluyor. Umuyorum çok canımızı yakmayan bir süreç bizi bekliyordur.

Eylül sonuna dek bloga bu çapta bir yazı yazmam olanaksız. Muhtemelen gelecek kampanya haberlerini verip kaçarım.
Hepinize iyi bayramlar şimdiden.
Sağlıcakla kalın

edit: başlığın yazının geneliyle pek ilgisi yok. içinde bulunduğum ruh haliyle ve yakınlardaki seyahatlerimizden esinlendim. içimden öyle geldi diyelim :)
büdüt: hele fotoların hiçbiriyle ilgisi yok :) tuni ve berk onlar. oynuyorlar, birbirlerini çok seviyorlar.

5 yorum:

  1. Sen beni 3 yaşına kadar emzirdim sandın ya :)))))))))

    YanıtlaSil
  2. deniz
    :)) ama o çizelge olunca aldandım ben. pardon apla :))

    YanıtlaSil
  3. merhabalar,
    anaokulu kelimelerini gorunce dayanamadım ve hangi anaokuluna karar verdiğinizi merak ettim.benimde 3 yasında bir kızım var ve sanırım ksk dasınız ki bizde:)

    YanıtlaSil
  4. Eylems
    h.cinscicekci@gmail e yazar misin adresini?
    Ordan bildireyim okulu. Ksk'da degiliz bu arada ama bizim okulun orda da subesi var. Gidenler cok memnun

    YanıtlaSil
  5. Blogumuza Bekleriz;

    El Yapımı Ahşap Oyuncak Mu;

    http://oyuncakmu.blogspot.com/

    Bedia & Emre

    YanıtlaSil