24 Ekim 2011 Pazartesi

Doğallıktan Kırılıyoruz mu Ne?


Bizler Vita yağla ve salça-ekmekle büyüyen bir nesil değilmişiz gibi çılgınca bir doğallaşma yarışı içindeyiz. Metropollerin sıkış tepiş sitelerine Anadolu'dan kargoyla gelen organik sebze-meyveler, sütçü yolu gözlemeler, marketlerin organik stantlarını talan etmeler falan beslenme zincirinin sıradan bir halkası haline geliverdi. İstanbullu'ya göre tarlaya, bağa, bahçeye daha yakın olduğumdan belki, ben bu öykünmleri biraz abartılı buluyorum. Daha doğrusu "daha sağlıklı beslenme" talebine diyecek sözüm yok, hatta tamamen buna katılıyorum. Ama "herşeyin doğalı sağlıklıdır, köylü milletin efendisidir, paketlenmiş her ürün zehirdir" önermesinin de karşısındayım.

Hangi gıdadan, nerden başlayacağımı bilemiyorum. Hah, Tuna'nın enerji kaynaklarından biriyle, pekmezle başlayayım. Aslıberry yazmış ne güzel. Köylerde hababam, ayarsızca ve dengesizce kaynatılan pekmezler aslında sağlığa son derece zararlıymış.

Gıda Mühendisleri de geleneksel üretimdeki yüksek HMF* oranının kanserojen olduğundan bahsediyor. (Gıda sanayiinde kontrollü olarak bir çok yerde (örneğin ekmeğin kızartmasında ya da Créme Brulée'nin şekerini yakarken) oluşması istenen esmerleşme reaksiyonu kontrolden çıkarsa HMF istenmeyen bir yan ürün olarak ortaya çıkıyormuş.) Gıda satın alırken bilindik firmalara rağbet etmemizi, bir başka çözümün de henüz hiç bir makinanın insan duyuları kadar mükemmel gerçekleştiremediği tadımda olduğunu söylüyorlar. Eğer özellikle pekmezde ve reçelde aşırı yanmış bir tad alınıyorsa büyük olasılıkla ürünün HMF oranı yüksek anlamına geliyormuş.

Buyrun burdan yakın. Bunca sene biz Ege Bölgesi'nin "yin gari"li teyzelerinin kazanlarda kaynatıp eski kola şişelerine tıktığı pekmezleri tükettik, doğal diye.

Bunu öğrendiğimden beri (yaklaşık 1 yıldır) Koska'dan şaşmıyorum. 100+ yıllık firmanın Ar-Ge departmanına ve teknolojik altyapısına, yurdum köylüsünden daha çok güveniyorum, üzgünüm.

En çok tartışılan diğer mesele de süt. Çiğ süt mü, keçi sütü mü, UHT uzun ömürlü süt mü, günlük süt mü, Aysun The Sütçü'nün sütü mü derken kahvaltıda içeceğimiz 1 bardak süt burnumuzdan geldi. Ortada inanılmaz bir bilgi kirliliği var. Dahası bu "doğalcı" anneler, paketlenmiş ürün kullanan annelere çocuğuna zehir yediriyormuş gibi tepeden baktıklarından iş bir de "ennn bi' organik anne benim bi kerem" tadında bir yarışmaya dönüşüyor.
Sevgili Peri'yle İstanbul'da bu konuyu da konuştuk. Eşinin işi dolayısıyla süt ve süt ürünleri konusunda son derece bilgili kendisi. Eşimin kuzeninin, büyük firmalara süt temin eden bir inek çiftliği var ve biz de süt konusunda bu sayede çok bilgilendik. Size bu konudaki gerçekleri açıkalamak istiyorum. Rakamları birebir hatırlamamakla birlikte ana fikri vermede yeterli olduğunu düşünüyorum. 

- Süt ürünleri firmalarının belli kalite ve hijyen standartları vardır. İneğin memesinden süt sağılan ortamdaki duvarların fayans döşeli olması, sağım öncesi ineğin memesinin temizlenmesi, sütün boşaltıldığı kazanın temizliği vs gibi tonla faktör sütteki bakteri miktarını belirler. İyi firmalar belli bir miktarın ustundeki bakteri sayısını kabul etmez. Gerekirse sütü döker, o üreticiyle bir daha çalışmaz. Piyasada zaten 3-4 büyük süt firması var.Fiyatlarına bakarsanız anlarsınız zaten. Bunların ürettiği sütler en yüksek standartlarda üretilmiştir.

- Tesise gelen süt 135 dereceye dek hızla ısıtılıp bu ısıda birkaç saniye bekleyip sonra çok hızlı soğutulur ve paketlenirse uzun ömürlü süt oluyor. UHT sütün açılımı Ultra High Temperature-Çok Yüksek Sıcaklık.  Eğer 105 dereceye dek ısıtılıp soğutulup paketlenirse kısa ömürlü günlük süt olarak market raflarına gidiyor. . Aradaki temel fark maruz kalınan tepe noktası sıcaklığı. Uzun ömürlü sütler daha fazla ısıya maruz kaldığından hem lezzet kaybı oluyor hem de vitamin ve mineral açısından zayıflıyor. Bu sebeple en güzeli günlük pastorize süt.

- Çiğ süt merakı inanılmaz şekilde artmış durumda ama sonuçları ölümcül olabiliyor. Ben Tuna kadarken annem çiğ sütten yapılmış peyniri yiyip brusellaya yakalanmış. Ölümden dönmüş. Şimdilerde mail gruplarında falan sıklıkla "nerden çiğ süt bulabilirim?" türünden sorular görüyorum. Çiğ sütü sanırım kaynatmadan 41-42 dereceye getirip hemen mayalayıp yoğurt yapıp çocuklarına yediriyorlar. Bu tehlikenin nasıl göze alındığına aklım almıyor gerçekten.

- Hazır yoğurtlar sağlıklıdır. Ev yoğurdundan en büyük farkı kıvamı koyulaştırmak için süt tozu eklenmesidir. Tuna minnakken kefirimi de yoğurdumu da evde yaptığımdan basbaya ilim irfan sahibi olmuş ve mayalanacak süte, 3-4 kaşık süt tozu koymuştum. Evet daha kıvamlı bir yoğurdum oldu ve daha uzun süre dayandı. Tıpkı hazır yoğurtlar gibi. Ev yoğurdu yokken hazır yoğurt verdiği için sağa sola "allaaam yavrıma bir şey olur mu?" diye mail atan anneler, relax annem relax. Olmaz bi'şey.

Elim değmişken bir de sebze meyve olayına gireyim. "Eskiden bir domatesler, bir salatalıklar vardı, misss gibi" diyene şunu söylemek istiyorum: Bak dostum, senin özlediğin domates değil, çocukluğun. İçine Peter Pan kaçmış senin. Çocukken deli gibi koşar oynar ne bulursak iştahla yerdik. Şimdi sağ elimiz kuruyemiş tabağında, kucağımızda Nutella, sol el bilmem ne şarabında. Hiç çılgınca koşup yorulup acıkmıyoruz ki yediğimiz şeylerin tadına varalım. Öküz gibi sürekli yiyoruz. O eski domatesi zaman makinesiyle alıp getirsem yedirsem inan bana bi halt anlamazsın. Toksun çünkü. Dahası damak tadın değişti. Çocukluk nostaljinle domatesi karıştırma lütfen.

Yazın pazardan alıp derin dondurucuya attığımız bezelyeler var ya, onların dalından ne zaman koparıldığını biliyor muyuz? Ya da ziari ilaç kalıntısı olup olmadığını? Dondurulmuş gıda üreten firmalar dalından koptuktan birkaç saat sonra analiz edip işleyip donduruyor mesela. Bu bilgiler ışığında evde kendi yaptığım daha sağlıklı diyebilen var mı hala?
Çocukluğum turfanda sebzelerin üretildiği seraların dibinde, yazları da o en bi doğal sebzelerin yetiştiği köylerde geçti. İnan bana sevgili okur, o zamanlarda tarım daha denetimsiz yapılıyordu. Babam anlatır hep, sene '80lerin sonu. Patlıcanları mı biberleri mi ne bi hastalık sarmış. O ilacı atıyorlar, cık. Bu ilacı atıyolar olmuyor. En sonunda çiftçinin biri eczaneden bi antibiyotik almış, sulandırıp sıkmış bitkiye. Hastalığın kökünü kurutmuş.
Tam da bu sebepten pazardan alışveriş yaparken köylü tezgahlarından tırsıyorum. Denetim yok, bilgi yok ama hepsinin ağzında pelesenk olmuş bir laf: Gel ablaa geaal, horganik bunlar.

Yanlış olmasın, elitizim peşinde değilim. Ama "doğal" ve "organik" kelimelerini bu denli yüceltirken altının iyi doldurulmadığını düşünüyorum. İstanbul'da Buğday Derneği'nin organik pazarları sıkı denetlediğini duydum. Bu iyi bir gelişme ama hala ulaşılabilirliği çok çok az.

Tüm bunları neden yazdım? Evet her şeyin doğalı sağlıklıdır ama yemek yemek/yapmak, çocuklarımızı beslemek bu kadar eziyet haline gelmesin. Bir firma uzun yıllar ayaktaysa muhakkak işinin hakkını vererek çalışıyordur ve belli bir kaliteyi yakalamıştır. Evde yapamıyorsak hazırını alınca vicdan azabından ne kendimizi kurutalım ne de alamayanları ezelim. Çocuğunun minimum şeker tüketmesini, her gün yumurta, et ve sebzeyi dengeli vermek için çırpınan bir anne olarak yazıyorum bunu. Olamadığı şeyi kınayan insan profilinde değilim yani.

Organik kumaş ve bez üzerine de yazacaktım ama çok uzun oldu, sıkılır okumazsınız diye yazmadım. Bi dahakine artık ;)

23 yorum:

  1. Evet bir kibirle belki organik annecilik taslayanlar vardır belki ama karşıdakine bildiklerini paylaşmak niyetiyle söyleyen de vardır mutlaka(mesela ben:))
    aslında sorun şu ki ben bu yazıdan sonra sütçünün ineklerinin memeleri temizmidir falan diye iyice kafayı yer, paranoya sınırlarımı zorladıkça zorlarım. zira herkes bir şey söylüyor ve ben anne en iyisini, tarım ilacı olmayanını, kimyasal olmayanını, hibrit olmayanını bulmaya çalışmaktan yoruldum ve bezdim yemek konusunda :(

    YanıtlaSil
  2. vay be,demek salça aynı salça da ben öküz olduğumdan aynı tadı alamıyorum:)))

    tespitini de yerim:)

    hiiiç kasmadım, sen beni iyi biliyorsun.Kasmadığım için kasmaya çalıştılar ama hiç böyle şeylere takılmayıp,hayatın tadını alsın diyorum.Ne gelirse elime onu yiyor işte:P

    YanıtlaSil
  3. O süt tozlarının nasıl kanserojen olduğunu bilmiyorsunuz sanırım. O sebepten evde günlük sütle yapılan yoğurttan şaşmamak gerek.

    Domateslere gelince. Sizin İzmir'de bulma şansınız daha yüksek. Fakat İstanbul'da organik pazarlar dışında güzel, eski mis kokulu domateslerden bulmak imkansız. Marketlerde gezerken "nerde o eski domatesler" diyoruz gerçekten. İnan nutella da cips de bilmem ne şarabı da yok elimizin altında, öküz gibi sürekli yemiyoruz yani.
    "Bir firma uzun yıllar ayaktaysa muhakkak işinin hakkını vererek çalışıyordur ve belli bir kaliteyi yakalamıştır." demişsin ya buna bittim işte.
    Coca Cola kaç yıllık bir firma acaba :))) (1886 kurulmuş)

    YanıtlaSil
  4. Tuba; ama coca cola da hakkını veriyor :)) pepsiden bin kat güzel:)

    YanıtlaSil
  5. hay ağzını öpeyim :P valla bayıldım bu yazına. Yetti gari bee kendimi kötü anne bellemeye başlamıştım artık. Annem veteriner ve hep diyor organik falan değil köydekilerin hiçbiri diye. Yıllardır söyler köy yumurtası değil hepsi çiftlik yumurtası diye çünkü köydeki tavuklar da yemle besleniyor otla çöple değil.
    bu arada izmirdeki domateslerin tadı hala çocukluğumuzdaki gibi ama ankaradakiler hiçbirşeye benzemiyor babannemin bahçesindekiler de ilaçsız değil sanırım ama tadı hakikaten bi başka :))
    AOÇnin günlük sütlerini tercih etmeye çalışıyorum ben de
    bu arada bence de coca cola işinin hakkını veriyor :) zararlı bulursun içmezsin o ayrı adamların sağlıklı içecek üretiyoruz diye bir dertleri yokki zten :)))

    YanıtlaSil
  6. ha bi de ne dicem annem köy peynirini hiç yedirmez bize brusella tehlikesinin çok yüksek olmasından dolayı

    YanıtlaSil
  7. Hülyacım, çok ünlü bir çorba üreticisinin tedarikçisi bir firma benim akrabam. Onlar tarhanayı üretiyormveriyor, o ünlü firmada arge de ürettiği aromaları katıyor,bize reklamlarda el değmeden üretilmiştir diye sunuyor. Akrabam olan firma da gayet derli toplu denetimlerden geçen iyi bir firma. Ama asla el değmeden üretilme sisteminde değil.
    Özetle çok da güvenme o firmaların şaşasına.
    Kuzenim ünlü bir süt firmasında staj yapmıştı. Evet çok çok çoook hijyenik, ama mutlaka kar ön planda, bu bağlamda belki de hiç labne yemezsin:))
    Ama dediklerine katılıyorum.
    Ne organik sandığımız kadar organik, ne de yılların firmaları gözümüzü kapayıp güveneceğimiz kadar güvenli.

    YanıtlaSil
  8. Canım, organik furyasından sonra Koska'nın çıkardığı bambaşka lezzet, kıvam ve pek tabiki fiyattaki organik pekmez ve tahin (ki en büyük fark bu üründe) için ne diyorsun peki? Madem kaliteyi yakalamış yılların firması bu ürünler nereden çıktı?

    Biz margarinli, salçalı ekmekle büyüdük deyip bizim büyüdüğümüz sütü öcü gibi anlatmak biraz çelişki olmuyor mu?

    Ayrıca çoocukluğumuzun domateslerine laf ettirmem :) Kaya gibi kıpkırmızı görünen ama içi sarı-yeşil,keserken ağaç kovuğu gibi his veren domatezimsiler ile karşılaştırmam :) Annemin kendi bahcesinde yetiştirdiği domateslerde hala eski tadı ve kokuyu buluyorum samimiyetle...

    Katıldığım noktalar tabi ki var. Abartmamak, her konuda olduğu gibi bu konuda da dengeli olabilmek gerek. Ama ne yalan söyleyeyim kaynağını bildiğim açık ürünü, daha uzun dayanması için -mecburen- koruyucu maddesi katılmış ya da besin değeri -yine mecburen- kaybettirilmiş bir ürüne tercih ederim. İmkanlarım yettiğince babamın halasına pekmez, babanneme erişte, anneanneme tarhana, komşu teyzeye salça ısmarlarım :)))

    YanıtlaSil
  9. meral
    kibirden değil elbet. ben de gıda bilgisini eş-dostla cömertçe paylaşanalrdanım. ama herşeyi evde kendim yapacağım çabasının anneye eziyet oldugunu ve super-mom olma adına fazla baskı uygulandıgını dusunuyorum.
    nil
    anladım anam ben seni.
    tuba
    o dediğiniz ithal sut tozlarında varolan bir tehlikeydi yanılmıyorsam. denetimsiz yapılan gıdalara elbette ki itimat etmiyoruz. buyuk firmaların (sek, pınar, sütaş ve danone) analizi yapılmayan sut tozunu kullanacaklarını zannetmiyorum. kola, sigara, içki firmalarının klasman dışı oldugunu soylemem gerek yok herhalde :)
    selcen
    selamlar. eksiklerimi tamamlamışsın,sağol
    menekşe
    hazır çorba da kola, sigara gibi dpeşinen zararlı gıdalar kategorisinde bence. eve sokmam. labne de sut urunleri artıgıyla yapıldıgından klasman dışı. başka donelerle geliniz meneviş hanımcım ;)

    YanıtlaSil
  10. Elitizmini yiyim Hülya :)))
    Organik kumaşları da yaz..Satmıyor musun? Yazman lazım! :))))))))))

    YanıtlaSil
  11. evrim
    biz oyle buyuduk derken, salça ekmeği ve margarini yuceltmiyorum ki zaten. koska da tum diğer firmalar gibi bir de organik seri çıkarmış demek ki. pınar'ın da organik sütü var mesela. uht de var, gunluk de var. hepsi kendi kalite standartlarında iyi urunler. salça ve tarhana konusunda evde yapılanı makbul evet. zira onların uzun sure dayanması için belki koruyucuya ihtiyaç vardır.
    yazını anafikri ev yapımı vs fabrikasyon dedğil arkadaşlar.
    doğalını ararken abartıp otekine surekli zehir muamelesi yapılmasın, arada verince anne vicdan azabından yıpranmasın diye yazdım bu yazıyı.

    YanıtlaSil
  12. tuğçe
    organik kumaşlar apayrı bir post olur. yalan değil, organik ama ne zamana dek organik ve ne kadar organik kumaş sorularının yanıtı biraz karmaşık

    YanıtlaSil
  13. Hülyam tartışmak istemiyorum :) Margarini yüceltmedin tabi de "yedik te ne oldu" rahatlığındaki kişiliğe açık süt için de sahip olmanı beklerdim. Çelişkiyi burada görmüştüm :)

    Tabi ki Pınar'ın da var organik sütü ya da bir çok markanın da var organiği. Orada demek istediğim de aynı firmalara ait farklı ürünleri kullanırken kalite farkını ben şahsım adına çok net görüyorum. O zaman yılların firmasının şimdiye kadar "doğal-katkısız" diye sattığı ürün nedir? Farkı nedir? demek istemiştim.

    Yazında sen ne kadar "vs" değil desen de çocukluğunuzdaki domatesle aslında aynı tezin, açık sütü ve pekmezi kötüleyişin, paket yoğurtla ev yoğurdu farkını neredeyse sadece süt tozuna bağlayışın (alışkanlık yapan sağlık bakanlığı tarafından katkı maddesi olarak görülmediği için firmaların pketlerin üzerine rahatlıkla "katkısız" yazabildiği mısır şekerini neden göz ardı ettin bilmiyorum), köylü pazarlarına ettiğin laflar... ne bileyim ben mi yanlış anlıyorum ama bana biraz bana bilindik markalardan şaşmayın diyorsun gibi geldi okuyunca... Demek yanlış anladım.

    Ben paketli de kullanıyorum, güvendiğim ve ulaşabildiğim kadar açık üründe. Ama aldığım paketli ürünün organiği varsa elim mutlaka ona gidiyor. Burada fiyat farkı az, organik ürün çeşitliliği daha çok olunca işim daha kolay biliyorum. Ama psikopatlık derecesenide de değil yaptığım. Demir istiyorsa, kaçacak yerim yoksa "yarasın evladım" diyerek içinde "E" dolu bir ürünü de verdiğim durumlar da oluyor.

    YanıtlaSil
  14. tartışalım yavrım :) gönül isterdi ki yazın sen burdayken tartışaydık bunları ama kısmet. biz salça ekmekle büyüdük iyi halt ettik demek istemedim.
    paketlenmiş urunleri iyi okumak gerek. bir de turk gıda kodeksini iyi bilmek gerek. nişasta ve un, katkı maddesi olarak gorulmuyor. ama inan bana ciddi firmaların urunleri o kadar da kötü değil. yukarda da yazdım, labne peyniri zaten özünde matah bir urun değil. ha pınar yapmış ha ülker. demek istediğim süt gibi, peynir gibi, zeytinyağı gibi urunlerde mukayese yapmaktı.
    bu yaz kordonda buluşalım tartışalım beybi

    YanıtlaSil
  15. yavlus ben verdiğim örnekle, çok iyi marka, reklamını da el değmeden diye yapıyor ama alakası yok derken senin yıllanmış firmalar iyidirlerine atıf yapmıştım. yoksa hazır çorba yiyiyorsunuz diye değil:)

    git güzel oku da gel bakem yorumumu.

    iki çocukla fırsat yaratmışım yorum yapmışım, sen algıda uydurukçuluk yapaman benim yorumuma.

    YanıtlaSil
  16. Hülya uzun zamandır takip ediyorum yazılarını bu yazını bilhassa çok beğendim. Take it easy'ciyim bende. Çünkü oğluma elimden gelen en doğru en güzel gıdalrı vermeye çalışıyorum ama kafayıda sıyırmıyorum bi taraftan. Ben yazını beğendim.

    YanıtlaSil
  17. Hülya süt konusunda epey karışıktı kafam benim de , açık süt alamıyorum zaten , çiğ süte ise gerçekten anlam veremiyorum çok tehlikeli. En iyisi bence de pastorize günlük süt
    Teşekkürler süper faydalı bir yazı

    YanıtlaSil
  18. Hülya Hanım, epey eğlenerek okudum yazınızı, çoğu fikrinize de gönülden katılıyorum. Organik pazarlarına bile güvenmiyorum zaten, bence tek organik evinin bahçesi varsa, kendin ekip, topladığın üründür.

    Pekmez konusuna gelince, geçtiğimiz sene(veya daha önceki tam hatırlamıyorum) sevgili devletimiz ülkemizde üretilen/satılan gıdalarla ilgili marka vermeden araştırma sonuçlarını açıklamıştı. Araştırma sonucuna göre en istismar edilen ürün pekmez ve baldı. ben bunu duyunca hangi marka pekmez alıcam oğluşa diye epey psikopata bağlamıştım, Ömer Bey'de her gün pekmezle hazırlanmış yalancı kola içtiği için şimdilerde İpek Hanım'ın çiftliğinden alıyorum.

    Çiğ sütü kesinlikle anlayamıyorum, ben kendim asla çiğ süt veya köy peyniri yemeye cesaret edemezken oğluma asla vermedim. (5 sene önce yediğim köy peynirinden sonra-kerçi sütünden yapılmış-tam 4 gün süren zehirlenme geçirmiştim) Yoğurdunu da günlük sütten evde yaptım gün aşırı, ki acaip üşengeç bir insanımdır, ama ben bile kolaylıkla yapabildim.

    Ama size katılıyorum, bu organik konusunda psikopata bağlamamak lazım, sonuçta engelleyebileceğimiz çok şey yok, kendi çiftliğimizi kurup, meyve sebze tavuk yetiştirmekten başka. Herkes biliyor bu ülkede tavuklardaki antibiyotiklerden kız çocukları 7-8 yaşında ergenliği giriyor-şehir efsanesi de değil.

    YanıtlaSil
  19. Ben çiğ süt kullanıyorum. Çok da memnunum. Yalnız herhangi bir üreticinin ne idüğü belirsiz sütü değil, AYSUN THE SÜTÇÜ sütü. Araştırın, kıyaslayın, tadın, tattırın.

    Bunun dışında evet, biraz oluruna bırakmak lazım. Elimizden geleni yapmak ama yapamadıgımızda da dünyanın sonu olmadıgını bilmek lazım. Ve hep aklımda tutuyorum:"Çoğu zarar, azı karar."

    YanıtlaSil
  20. aysun the sutçu'nun işini hakkıyla yaptıgına eminim zaten. keşke onunki gibi çiftlikler çoğalsa.

    YanıtlaSil
  21. olay bu işte. küçük üretici kendini savunamaz, ama büyük üretici-kapitalist savunur;reklamlarıyla bizi ele geçirir, diğerinin kötü olduğuna bizi ikna eder.ve biz ne yazık ki koskanın glikozla doldurduğu pekmezi, anamızın yaptığı pekmeze tercih ederiz."el değmediği", "kansorejen olmaadığı"için. şanslıyım oğluma herşeyi üreticisinden alıyorum, keyifle yiyoruz , içiyoruz. en güzeli de inekten yeni sağılmış sütün ılıklığını hissedip ondan mayalanıp yenen yoğurt galiba.
    deniz

    YanıtlaSil
  22. deniz hanım
    sanırım siz de mesajı yanlış anlamışsınız. yazının ana fikri "elde yapılan her ürün doğal ve zararsız olmadıgı gibi, paketlenmiş her gıda da katkı maddesi denizinde yüzmüyor" idi. ben sadece uzerinde en cok tartışılan maddeler uzerine ornek verdim. kapitalizmin son trendinin "doğal yaşam" oldugunun ve bu işin ciddi bir pazar oluşturdugunun farkındasınızdır eminim.
    ineğin nerde nasıl beslendiğini, hasta olup olmadıgını, hangi ilaçları aldıgını biliyorsanız elbette en guzeli sizin yaptıgınız. dediğim gibi eşimin kuzeninin inek çiftliği var. oraya ziyarete gittiğimizde biz de yeni sağılmış ılık süt içmeye bayılıyoruz. biliyorum ki buyuk firmalara sut verdiği için hayvanlarına olur olmaz ilaç vermiyor. ama kapıma gelen sutcuden asla süt almam.(aysun the sutcu haric) demek istediğim buydu işte. kaynağını bilmediğimiz ama doğal adı altında kakalama trendine dikkat edelim. doğal muadili yoksa paketlenmiş markaları verince/yiyince kendimizi kötü hissetmeyelim. annelik bu kadar stresli bir yaşam formuna dönüşmesin.

    YanıtlaSil
  23. Hulyacım,

    Oh ne güzel yazmışsın:)

    Ben çevreciyim bak, kumaş bez kullandım ama bebeğe evde yoğurt mayalamadım, o hijyen şartlarını üstelik çiğ sütle hayatta yakalayamam, doktor hazır yoğurt ve süt dedi, veriyorum, elbette ceviz, keçi boynuzu fıstık koska pekmeeez (en sevdiğimiz) şu bu veriyorum çikulata yerine, ama abartmanın manası yok, bizler hızlı yaşıyoruz, düşünsene benim maya, çiğ süt, 40 derece de haşlanmış sebze endişeleriyle Hindistan'a gittiğimi..komik bi durum.

    Lafı uzatmayayım herşey kararında.. Organik tulum da giydirdim, hindistandan aldığım şortu da..huzur en önemlisi, biraz ondan biraz bundan.

    YanıtlaSil