21 Ocak 2011 Cuma

Yeni Oyuncaklar'dan Blog Okurlarına Özel İndirim


Blog dünyasının samimi havasını keşfetmeyi başaran firmaları şahsen çok takdir ediyorum. Küçük promosyonlarla seslerini azımsanmayacak bir kitleye duyuruyorlar.
Yenioyucaklar.com da bunlardan biri. Daha önceki Monami faciasından (aldatmacası mı deseydim acaba?)  sonra biraz çekinser baktım ben bu yazıya. Fikrimi değiştiren ve bu yazıyı yayınlamaya ikna eden ise firmanın,  bir sonraki yardım kampanyamızın sponsorlarından biri olmayı kabul etmesi.
Daha önce de söylediğim gibi şubat ayından sonra yine bir kampanyayla ihtiyaç sahibi çocuklara destek vermeye devam edeceğiz. Yenioyuncaklar.com'a şimdiden teşekkür ediyorum ve sadede geçiyorum.

Blog okurlarım (okur :P pek havalı ve iddialı lafmış valla zor yazdım)  http://www.yenioyuncaklar.com/ dan alışveriş yaparken % 15 daha az ödeyecek. Alışveriş yaparken HULYA35K67TUNA kodunu girerseniz ürünleri %15 indirimli alabileceksiniz.  İndirim kuponu çok kullanımlıdır. Tek bir kod fakat 10 kişi kullanabiliyor. Her kullanıcı sadece 1 kere kullanabiliyor ve 12.01.2011 ile 31.03.2011 tarihleri arasında geçerli.

Madem alışveriş yapıyoruz, hiç olmazsa indirimli alalım öyle değil mi?

15 Ocak 2011 Cumartesi

To B-Fit (or not to B-Fit)


Neredeyse 2 aylık Tuna ve montofondan hallice anası.

Medyanın lohusa ünlülere bakışını sevmiyorum.
"Doğumdan X ay sonra podyuma çıkıp fit görünümüyle herkesi şaşırtan ....."

Hele "Doğumdan X ay geçmesine rağmen fazla kilolarını veremediği gözlenen...." gibi kalıp cümleleri okuyunca tüylerim diken diken oluyor.

Ünlü münlü olmayan biz sıradan anneler için çok rencide edici buluyorum.
Yeni anne dediğin eğer bir yardımcısı yoksa ve bebeğini emzirmek en büyük derdiyse o fazlalıklardan hemen kurtulamayabiliyor. Kurtulan var elbet ama ben şanssız çoğunluktan sözediyorum.

Evet süt için sadece su ve biraz protein ağırlıklı beslenmek yeterli oluyor ama daha taptaze bir anneyken kim hangi saatte kaç kalori yediğini hesaplayabilir ki? Bir beslenme koçunuz, size özel bol proteinli ama hafif yemekler hazırlayan bir diyetisyen-aşçı, bir egzersiz koçunuz vs varsa işler değişir ama benim çevremde yok böyle yaşamlar.

Neticede pek çoğumuz gibi ben de makul bir kiloda (52-53 kg) gebe kalıp, Tuna zirtapozunu daha fazla içeride tutabilmek için kortizon kullanıp son bir ayda fazladan 5 kg ağırlaşıp toplamda 69 kg ile doğuma girdim.

Eve geldiğimde hemen tartıldım ve o "zaten doğumda bir 8-10 kg gidiyor"un bir şehir efsanesi olduğu gerçeğiyle karşılaştım. Zira tartıdaki rakam 65 idi!!!!

Tuna 2600 gr doğdu ve neredeyse hiç serum takılmadı bana. Yarım şişe anca almışımdır. Haliyle bu kadar az kilo vermek pek büyük sürpriz oldu bana.

Derken süt olsun diye annemin beslenme kampına alındım. Gece 2-3 kere kalkıp emzirip her seferinde ya koca kase komposto ya da basbaya kelli felli yemek yiyip yatıyordum. Böyle böyle derken tartının ibresi 67'yi göstermeye başladı.

Bu yoğun beslenmenin sonucundan mı yoksa montofonluk genetik miydi bilinmez ama %99,9 anne sütü aldı oğlum. 6 aylıkken doğum kilosunu çoktan 3e katlamıştı. Aldığım her kilonun "helali hoş olsun"du.

Ek gıdalara geçmeye yakın yeniden regl olmaya başladım. Bununla birlikte ilk kilolar da kendiliğinden uçtu gitti. Tuna 8-9 aylıkken sanırım 61 kg civarına indim.

Sadece günlük telaşe, sık sık yürüyüş yapmak, zaten evde durmayı sevmeyen çocuğu sürekli gezdirmek gibi işler sayesinde Tuna'nın 1.yaş gününe 59 kg ile girdim. Ve orda takıldım kaldım!!!

Kilo vermek neyse de vücudumun şekli çok feci bozulmuştu. Sezaryen göbeğinin zaten eskisi gibi olamayacağını bilsem de böyle pelte gibi durmasından da hiç hazetmiyordum.

2 yaşına dek yapamadım bir şey. Bir dönem Tuna'yı kreşe vermeyi (sadece spor yapabileyim diye değil tabi ki, sosyalleşsin, oynasın, enerjisini atsın diye aynı zamanda) ve biraz kaportayı düzeltmeyi düşündüm. 2 denememiz de başarısız oldu. Tuna zaten sevmez çok çocuklu, aşırı müzikli kaotik ortamları. Gittiğimiz kreş de "ver gazı, bas müziği, çocuk dediğin makara kakara sever" zihniyetinde olduğundan ikisinde de paçama yapıştı. Başka yer aramak da istemediğimden kreş meselesi rafa kalktı şimdilik.

Derken B-Fit diye bir salonun varlığını farkettim.
Tam da benim günlük işlerime uyan 30 dakikalık kısacık bir programları var.
Bu Tuna'yı pusette uyutup katılacağım kadar kısa bir sistem diyerek dahil oldum B-Fit'e.
Sistem gerçekten çok hızlı ama bir o kadar da işlevsel. Kısaca anlatayım:
Salonda 9 tane alet ve 9 tane platform ve her 30 saniyede bir çalan "bip" sesi var.
Alette 30 sn. çalışıyorsunuz, sonra "bip" çalıyor.
"Bip"le birlikte yandaki platforma geçip antrenörün gösterdiği hareketi yapıyorsunuz.
30 sn. sonra yine "bip" çalınca yine alet.
Sonra yine "bip"....
"Hepi topu 30 saniyede ve toplamda 30 dakikada ne olur ki? " diye büyük bir önyargıyla başladım.



Ama 2 ayın sonunda en sorunlu bölgemden, yani bel-kalça kısmımdan, toplam 10 cm kadar inceldim. Neredeyse hiç diyet yapmadan, zayıflama hapı ya da herhangi bir destek vs kullanmadan hem de. Sadece hemen her seans sonrası laktoz içeren ayran ya da süt gibi besinler tükettim. Bu yağ yakımının spordan sonra da devam etmesini sağlıyor.

Rakı-bira gibi yüksek alkollü içkilere çoook uzaktan bakar oldum. Artık haftada 1-2 kadeh şarapla yetiniyorum. Öğlen Tuna'nın evde uyuduğu saatlerde elimden eksik olmayan abur cuburları da bu vesileyle kestim...

Toplamda verdiğim kilo sadece 2. Ama doğum öncesi giydiğim pantolonların hemen hepsine sığabiliyorum. Eskisi kadar cuk oturmasa da fena değil, hatta umut verici...

Cildimin daha parlak olması, geceleri daha rahat uyumam, yoğun seratonin salgısı sayesinde tatlı isteğimin neredeyse tamamen bitmesi, daha sakin bir anne olmam da işin bonusu.

Neyse ne diyordum?
Kısacık vakitte spor olur mu; olursa da işe yarar mı demeyin?
Ben yaptım, oldu....
Kalın sağlıcakla...




Posted by Picasa

11 Ocak 2011 Salı

Sınır Koyma, Disiplin, Bazen Çuvallama, Bazen Kotarma Üzerine Denemeler-1-

Aslen ahkâm kesemeyecek kadar bıkkınken yazıyorum bu satırları. Tuna'nın yeni hobisi ocağa sandalye dayayıp yemeklere "kendi yorumunu" katmak. Sonra da onu yememek. Dün mercimek çorbasının içine haşlanmış börülce eklemiş. Oysa ben o börülceleri pilava katacaktım.
Börülceli mercimek çorbası pek güzel olmuyormuş, denemeyin sakın. Yemedi zıpa. Aç yattı.
Bu sabah da etli bulgur pilavının tuzunu az bulmuş olacak ki tuza boğmuş. Ben birkaç saniye kafamı dönünce oluvermiş hem de. Sadece karıştırıyor sanırken baktım tuz gölüne dönmüş ortalık. Üstüne başka vukuatlar da eklenince sürekli "yap-maa!" diye şarlayan bi anneye döndüm ki o zamanlar kendimden pek haz etmiyorum.

Neyse pilava patates koyup biraz da su ve domates ekleyip tuzunu normale çevirdim. Ama yaklaşık 1 saat vaktimi aldı.



"Yapma, etme"lerle sözümü dinletemezken gene de son dönem yaşadığımız bazı başarı öykülerini anlatayım istedim.

Dışardaysak ve ortada istemediği bir durum varsa Tuna paluğu yüzükoyun yatar. Yer aşırı pis değilse ben normalde pek sallamam ama etraftan gelen "aaaaa çocuk pis yere yatıyoooaaa" çığlıklarına kayıtsız kalmak da imkansız. Bir kere kalk dersin kalkmaz. Ya da kalkar gene yatar falan.
Geçen haftalarda kargoda işim vardı. Sağolsun İzmir'de çalışanlar kaplumbağa hızında hareket ederler. Tuna beklerken sıkıldı, kantara çıktı, birkaç düğmeye bastı. İndi, sehpaya çıktı, sehpa devrildi, ben sürekli yapma, çıkma, dikkat et dedikçe daha da kudurdu. En sonunda yere yattı. Kaldı öylece. Kaldırdım gene yattı...
Benim hassasiyetimi feci halde kullanmaya başlamıştı ve o konuyu orda çözecektim.
"Hemen kalkmazsan kuşlara yem atmaya da gitmiyoruz, parka da!" dedim. Kalkmadı tabi.
Kargodan çıktık. Birkaç metre ilerde kuşlara yem atma bölgesi (nasıl tanımlamaysa artık!) vardı. Önünden geçerken "ku kuuuuu" diye inledi.
"Yerden kalkmazsan kuşlar yok demiştim" diyerek aynen pas geçtim. Feci ağladı.
Az ilerde parkı gördü. Aynı cevabı verdim. Daha çok bağırdı.
Sakin bir sesle bağırıp çağırmadan söyledim.
Geri adım atmamaya da kararlıydım. Bastık gittik.
O gün bugün yere yatmak falan yok!


Belki artık büyüdü ya da gerçekten ağlatmak işe yaradı bilemiyorum.
Bildiğim birşey varsa o da çocukların aslında sınırları iyi çizilmiş bir hayatta daha huzurlu oldukları.
Tipik Türk modeli "aman ağlamasın" anlayışı bana uymuyor.
Çocuklar hareketlerinin sonuçlarına katlanmalı.
Burda kilit nokta "hareket"in kendisi. Her aile için sınırlar farklıdır.
Sizin duvarlarınız benimkinden kıymetliyse çocuğunuz duvarı boyadığında benden daha çok kızarsınız.
Arkanızdan kıçınızı toplayan bir yardımcınız, haftada bir temizliğe geleniniz yoksa çocuğunuzun dağınıklığını az da olsa engellemeye çalışıyorsunuz.
Önce ebeveyn kendi sınırlarını çizmeli ve buna kendini inandırmalı ki çocuğu da o sınırlara dahil edebilsin.

Benim kırmızı çizgilerim net:
- Uyku vaktinde mızırdanmak yok. Odada makul bi zaman geçirdikten sonra yatağına koyacağız, "iyi geceler" dileyip çıkacağız. Kendi odanda kendin uyuyacaksın.
- Market abur cuburu yok. Ki hala çoğunun tadını bilmediğinden talep de yok. Sakız, kraker ve süt sadece yemekten sonra
- Güvenli olmayan yerlerde anne eli tutulacak, tutulmazsa pusete binilecek.
- Oto koltuğundan inilmeyecek.

Geri kalan çoğu şeye çocukluk hakkı, yaramazlık, keşfetme merakı gibi masumca adlar takıyorum.
Koltuktan atlamayı çok seviyor ve ben bundan şikayetçi değilim. Aksine salonda yer minderi serdik, sırf daha güvenli ve daha çok atlasın diye.

Çıkılmaz yerlere çıkmaya çalışıyorsa yardım ediyorum, "çıkma, atlama" demek yerine.

Parkta, sokakta kıçımı banka koyup "gel oğlum gözümün önünde oyna, uzağa gitme" demiyorum. Peşisıra koşuyorum.

Buna karşılık benim çizdiğim sınırlardan da fazla taşmamasını istiyorum. Bence gayet adil bir anlaşma...

Hem o an pilavı tuza boğmasına kızsam da çocuk basbaya zevk alıyor yaptığı işten. Son gunlerde dakikalarca oyalandığı tek şey ocakta yemek pişirmecilik oynamakken adam olayım da yenecek yemeği buzdolabına kaldırıp çocuğun önüne boş tencere koyayım.
Yalan mı?


10 Ocak 2011 Pazartesi

Tavşan Sevdalısı Bir Meraklı Minik



Tuna'nın son bir yıldır bir uyku arkadaşı var: Tavşan Didney.
"Adı ne olsun tavşanın?" dedikçe bize "did-ni" dediğinden daha afili bi ad bulp koyamadık kendisine.
Adı önemsiz zaten.
Tuna ona öyle aşık ki anlatmaya kelimeler yetmez.


Kuş sütüyle beslerim seniiii from hulya cinscicekci on Vimeo.


Önlük takıp yemek yediriyor, kitap okuyor, ben Tuna'ya okuyorsam "gel sen de dinle" dercesine ortamıza tavşanı sokuyor, onsuz asla uyumuyor, bezini(!) değiştiriyor, pc başına kondurup kendi videolarını izletiyor... Kız çocuklarının bebek sevdası gibi bizimkinin evcilik arkadaşı bu koca kulaklı yaratık.
Bir de yaptırmadıkları var.
Kendisi zinhar yıkanmayı sevmediğinden tavşanın da yıkanmasına kat'i surette karşı çıkıyor. Her seferinde gizlice yıkıyorum. Islak ıslak da olsa saatlerdir görmediği can dostuna bi sarılışı var ki sanki Ferhat ile Şirin kavuşuyor.


Tavşanımı yıkatmam! from hulya cinscicekci on Vimeo.



Derken geçen ayın ilk günlerinde art arda "Hülya bu ayki Meraklı Minik Dergisi'ni almalısın. Bu ayın konusu Makineler. İçinde şahane iş makineleri var. Tam Tuna'lık" mesajları geldi.
Aldık.
Tuna büyülendi hakkaten.
Çıkartmalar bir süre evin heryerini süsledi.
Ertesi gün bir tane daha aldım. Saklayayım da can sıkıntısındna patladığımız bir gün ortaya çıkarırım dedim.
Ama ne mümkün. Hemen onu da açtık, inceledik.
Kepçe aşkı bitince asıl öyküye dikkat kesildi.
Çamaşır yıkama günü imiş mevzu. Evin çocukları, çok kirlenen oyuncak tavşanı makinede yıkıyorlar.
Tuna gözlerini belerte belerte baktı bu sayfalara. Daha da sıkı sarıldı tavşanına. Uzun uzun anlattım "bak onların da tavşanı var ve yıkıyorlar bıdbıdıbıdıbıdı"



Değişen bir şey yok. Hala gönül rızasıyla yıkatmıyor. Ama dergideki öyküyle bizim evdeki senaryonun çakışması hem Tuna'ya hem bana çok tuhaf geldi.
Bir gün bu öyküyü Pino'ya anlattım. Pino Meraklı Minik Dergisi'nin çizeri, biliyorsunuz. Yardım kampanyası için çokça teşvik-i mesai yaptığımız güzel insan.
Pino da öykümze pek sevinip bize aynı sayının ve resimlediği bir kitabın imzalısını yollayıp Tuniko'yu hepten sevince boğdu.
Meraklı Minik gibi hem çok uygun fiyatlı hem de çocukları cezbeden bir dergiyi kesinlikle öneriyorum. Ben bazı sayılarını hiç kapağını açmadan arşivimize kaldırmak ve seneye, sonraki seneye falan saklamak istiyorum. Hele bu ayki sayıda bir baba penguen var. Ah o baba!! Gözlerim dolarak okudum bir çocuk dergisini.Vallaha da utanmıyorum. Buyrun o da burda.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Çekiliş Sonucu

Geceyarısına beş kala çekilişi yaptım.
Tuna çoktan fosurdama moduna geçtiğinden kendi elcağızlarımla çektim adlarınızı.
Sonuçları açıklıyorum
- HASENE AYSURAN
- PELİN DEMIROGLU
- ITIR SALANCI
- NİYAZİ AĞAÇDİKEN
- MEHMETMERT(nurturia kullanıcı adı)
- NERMİN ASLI ERÇİN

Şu postta yazdığım hediyelerden hangisini istediğinizi ve açık adresinizi bana yazar mısınız lutfen.
Benim tükkanın ürünlerine ilaveten bayan çanta ve cüzdanı da seçme hakkınız var.
Toplamda 71 mont aldık sayenizde.
Hepinize çok teşekkür ederim.

Hatırlatma


Minik kardeşlerimize montla sevindirmek için bugun son gün.
Hadi bu gece 00:00a dek bekliyorum dekontlarınızı.



Posted by Picasa