18 Şubat 2011 Cuma

Çocuk Sahibi Olmak İçin Çok Sebebiniz Var



SlingoMom gene ebelemiş bizi.
Sıcağı sıcağına hazır dinlenmiş bir sabaha yeni uyanırken, oğlumu uyansa da mıncırsam diyorken yazayım.

1- Çocuk sahibi olunca yaşama bakışınız toptan değişiyor. Hem daha duygusal hem daha güçlü oluyorsunuz. Hatta Evrim'in şu muhteşem yazısında bahsettiği gibi şehirlere bakışınız bile yekten değişiyor. Sırf bu değişimi yaşamak bile parayla sahip olamayacağınız bir deneyim.

2- Bir multi-tasking ve zaman kullanma uzmanı oluveriyorsunuz. Aynı anda bir sürü işi organize edip uygulayabilir hale geliyorsunuz. Sabah evden şu saatte çıkacağım, o saatte bunu yediremem, akşamdan şunu pişireyim, hava durumuna bakayım ona göre yedek giysi alayım, şuraya gideriz ona göre oyuncak alayım yanıma, atıştırmalık birşeyler, çok sıkılırsa başka şeyler, e ben de bi duş alayım..... diye uzayan bir iç ses hep zihninizde dolanır durur hale geliyor. Özetle annelik organize olma yeteneğini artırıyor.

3- Kendi bedeninden çıkan bir sıvıyla, anne sütüyle beslemek, bu mucizeyi yaşamak inanılmaz bir şey. Çok gurur verici. Çok da tuhaf geliyor hala. Bir bedenden çıkıyor, diğerine can veriyor... Yaşamadan bilinmeyecek bir şişinme ve böbürlenme hali... (Emziremeyen anneler kusura bakmayın. Çok düşündüm bunu yazarken. Üzdüysem affola)

4- Bebekken sadece minnettar bakışıyla ifade ettiği duyguları büyüdükçe farklı bir hâl alıyor. 2,5 yaşındaki oğlunuz gülümseyerek ve kafasını şımarıkça yana eğip size çiçek hediye ettiğinde içinize sokasınız geliyor.

5- Çocuk için alışveriş yapmak çok keyifli bi kere. Hele büyüdükçe ve basbaya herif oldukça daha zevkli şeyler seçebiliyorsunuz. Renkleri tarzları uydurmaya çalışmak, küçükken oyuncak bebekleri giydirirken aldığın hazdan bin kat daha tatmin edici.

6- Çocuğunu geleceği adına hayal kurmak çok güzel. İlkokula başladığını birlikte ilk okuma-yazma macerasına tanıklık etmek, karne sevinci... gibi bir sürü yaşanmamış anıyla şimdiden coşmak safça bir heyecan veriyor.

7- Çocuklu çiftler daha çok tartışsa da küslük uzun sürmüyor. Mecburen konuşuyorsunuz.

8- Zamanın değerini anlıyorsunuz. Parayla sahip olamayacağınız şeylerden biri de zaman. O kısacı uyku saatleri o kadar kıymetlidir ki anlatılmaz, yaşanır.

9- Şahsen kendime -şimdilik-çok minik çapta da olsa bir iş kurmama faydası oldu anneliğin.

10- Evvelden hiç tanımadığınız bir sürü güzel anneyle tanışmanıza vesile olur. Anne olmak bir kadının yaşamındaki en önemli "title"... Ortak hiç noktanız yoksa bile başka bir anneyle saatlerce konuşabilirsiniz.

Benden sadece 10 sebep çıktı. Bakalım Evrim, KİSD, Kiraz Sevdası, Itır kaç sebep bulacak.
Elim sizde anneler...

Posted by Picasa

12 Şubat 2011 Cumartesi

Yağ Satarım Bal Satarım

Ya da şöyle söyleyeyim: Hem yazarım hem satarım.
İki duyurum var.
Tükkân'a ünlü Alman firması WMF'nin çocuk serisini koydum. Hani torununa kalacak cinsten şeyler vardır ya işte o kalitede çatal kaşıklar, fincanlar, mataralar.



 
 Çok tartışılan ve daha da tartışılacak "çocuklar nerde yatmalı?" sorusunun cevabını da Alternatif Anne için yazdığım yazıda aramaya çalıştım. O da burda.
 




10 Şubat 2011 Perşembe

İtiraflar Gelsin

SlingoMom-İrem'in bu yazısını bayılarak okudum.
Fikri çalıp ben de yazayım derken baktım ki elim sende demiş. Sıcağı sıcağına yazayım. Çoook uzun olması kuvvetle muhtemel uyarayım.

- İlk itirafım şu ana ilişkin. Saat sabahın 7:56sı. Tuna uyanıkken nadiren yazarım. Salona tencere mencere taşıyıp oynamasına izin verdim ki bu yazıyı yazabileyim. Normalde bu kadar dağınıklığa izin vermemeye çalışsam da olmuyor işte.

- Blog postlarına gelen yorumlara yanıt vermekte çok zorlanıyorum. Eğer ki bir soru sorulmuşsa yanıtını veriyorum ama genelde iş sohbete falan dönünce kısa kesmeye çalışıyorum. Benim gibi klavye gevezesi bir blogger için tuhaf bi durum ama öyle. Geçen postta herkes üşenmemiş inanılmaz önemli şeyler yazmış. Onlara bile bi'şey yazamadım. Yazamıyorum, olmuyor.

- Adımı sanımı saklamadan blog yazdığım için eşşşşekler gibi pişmanım. O kadar çok self-sansür yapmak zorunda kalıyorum ki bazen en iyisi yazmamak diyip siliyorum.

- Uykusuzken dünyanın en sevimsiz insanı ve haliyle annesi haline geliyorum. Çocuk doğurduğuna pişman olan, bıkkın, gıcık.... Uykusunu almış halimde ise doğru yerde doğru manipulasyonları yapıp günü sıfır arızayla kapatabiliyorum. Böyle günlerde tüm günü kıkırdayarak geçirebiliyoruz ve bir gün önceki "neden doğurdum huleaaynn" isyanımdan çok utanıyorum. Sonra bir uykusuzluk ertesi hoop yine isyanlardayım... Böyle olmayan anne var mıdır acaba?

- Ev annesi olmayı hiç ama hiç önermiyorum. Sabiha Paktuna'nın da diğer tonla uzmanın da birebir çocukla ilgilenmek konusunda fazla bi halt bilmediğine neredeyse eminim artık. Çocuk için inanılmaz köt bir bağımlılık geliştirmeye zemin hazırlıyor ne yazı ki. Hele bizim gibi anneanne-babaanne desteğinin minimumda olduğu sosyal çevrelerde en sağlıklısı sevecen bir bakıcı, çalışan anne modeli, 2 yaş civarı yarım gün, 3 yaş gibi de tam gün kreş. Şimdiki aklım olsa asla evde çocuk büyütmeye kalkışmazdım.

- Doğum sonrası vücudumdan nefret ediyorum. Öyle böyle değil. Kendimi çıplak görmeye pek tahammülüm yok. Eski fotoğraflarıma da bakamıyorum. Valla üzülüyorum.

- Genel olarak Tuna'nın yaptığı bir sürü şeyden dolayı kendimi sorumlu; daha doğrusu suçlu hissediyorum. Biraz patolojik bir durum aslında bu kadar suçlu hissetmek. Çocuğun doğası olduğunu inkâr edip her şeyin eğitimle değiştirilebileceğine, en azından daha iyi hale getirilebileceğine inanıyorum temelde. Bu yüzden en ufak bir sapmada hemen kendime "ben nerde yanlıl yaptım?" diye sorarken buluyorum. Çok yıpratıcı bir ruh hali ve ömür tüketici.

- 2.çocuk ASLA ve ASLA düşünmüyorum. Bu şartlar altında değil en azından. Bu kadar zor olmamalı çocuk yetiştirmek. Belki de bana zor geliyor.

- Genelin aksine baba o akşam geç gelecekse çok seviniyorum. Tuna'yı daha erken yatırıp keyfime bakabiliyorum böylece.

- Oğlumun ayak tırnaklarını, kaşlarını ve kulaklarını beğenmiyorum. Kirpiklerinin ve gülüşünün ise hastasıyım.

- Dışardaysak ve sevdiği bir şey varsa kendi kendini besleyebiliyor oğlum. Ama evde çabucak yesin bitsin diye ve bazı yemediklerini de kakalamak için önüne kafadan cep telefonumu koyup kendi videolarını izletip yediriyorum. O kadar alıştı ki buna sevdiği yemeklerde bile nazlanıp video istiyor artık. Fail belli: Anne...

- Ve son itiraf: Geçen gece tam uyurken burnumdan çıkan kuru tatağı banyoya atmaya üşendim, yere fırlattım :)

Elim sende dediklerim Füs, Yeliz, Özgüranne, Itır (Totiler)... Tuna ayakta malum, link veremiyorum. Siz kendinizi biliyorsunuz nasılsa.

Bana el vermedin demeyin, içinizden geliyorsa siz de yazın, döklün saçılın rahatlayın.


5 Şubat 2011 Cumartesi

No Pain No Gain


İnsan kendini beğenmese çatlarmış.
Bu lafı anne miletine uyarlarsak pekala "anne kendi anneliğini/yavrusunu beğenmese çatlarmış" diyebiliriz.
Gerçekten de insan evladı olup bitenleri kendine yontmaya çok meyillidir. Savunma mekanizmaları şahane çalışır. Zaten aksi olsa, herkes kendi yaşamına en tepeden ve en objektif şekilde baksa akıl sağlığı falan kalmaz.
Örneklendireyim...
Çocuk şahane iştahlıdır, yemek falan seçmeden ver Şaban'a, gitmez yabana misali mamaları siler süpürür. Anne denen çok hücreli yaşam formu hemen övünür:
- Aaaa ben onu öyle yetiştirdim/alıştırdım..

Ya da çocuk bezi/emziği/ayakta sallanmayı/emmeyi.... kendiliğinden bırakır. Anne hemen şişinir.
- Ben yaptırdım ona. Zor oldu ama yaptım işte. Alkışşş

Ya da tam tersi..

Çocuk asosyaldir, konuşmaz, başka çocuklarla iletişmez. Annenin savunan yerleri hemen devreye girer
- E bunun babası da böyle
- Daha çok küçük
- Diğer çocuk çok huysuz bizimki de anlaşamıyor onunla
- Çok bağırarak konuşuyorsun, ondan seni sevmiyor bizimki
- Yeni uyandı/gece iyi uyumadı da
- Diş çıkarıyor
- Karnı aç


Kreş çocuğu sosyal Toprak ve göz teması bile kurmaktan imtina eden Tuna balığım

Ben de her normal anne gibi övünmeye bayılırken kötü özellikler söz konusu olduğunda bi silkeleniyorum...
Bakın oğlum diye demiyorum (yerseniz :P) Tuna kendi kendine odasında oynayan, oyun kuran, sıkılmadan uzun süreler takılan, eğlenceli bi çocuktur. Tüm ev işlerimi yapabiliyorum sayılır. Bir şekilde tepemden izleyerek, eşlik ederek günlük işlerimizi halletmede çok güzel bir uyum yakaladığımızı düşünüyorum. Market alışverişinden yıkanmaya; yemek yapmaktan yerleri silmeye kadar hemen her işimde bana yardım ve eşlik ediyor.
Odasında kendi kendine uyuyor (biz öyle alıştırdık :PPP)
Sevdiği yemek oldu mu çalakaşık silip süpürüyor.
Çok enerjik, çok neşeli.
İki kişi öyle mutluyuz ve maalesef genelde iki kişiyiz ki ortam kalabalıklaşınca arıza moduna giriyor.
En sevmediği de çocuklu ortamlar.

Tüm çocuklar hoplayıp zıplarken anasının kucağından inmeyen çocuk: Tuna
Oyuncağı elinde  alınınca yere yatıp mızırdayan çocuk: Tuna

Şaka gibi ama evdeki ve arkadaş toplantılarında iki farklı çocuk var. Biri Dr.Jykell, diğeri Mr.Hyde sanki.
Son dönemde büyüyüp bağımsızlaştıkça azalacağı yerde daha da çok mızmızlanmaya başladı.
Ben de zaten bizim kızlarla laflamaya doyamadığımdan öyle günlerde hangi davranışına ne tepki verdiğime dikkat etmeden paldır küldür yaşayıp gidiyordum. Azıcık Tuna'yı avut, biraz Yelizle lafla, Hayat'tan suşi tarifi al, Elfana'ya iki soru sor, Elif'le kıkırda, Nil'le geyik yap derken o günden bi halt anlamadan ayrışıyorduk.


azıcık da olsa iletişebildiği ve arkasından "çok güzel" işareti yaptığı Defne Nil. Çoxuk anlıyor güzelden :)

Geçen hafta eşimin işi için İstanbul'daydık. 2 gece bir psikolog arkadaşım Aysun'un Taksim'deki evinde kaldık. Ben bir gece Tuna'yı babasına bırakıp yaklaşık 10 kadar kadınla ruhumu şaraba satmaya kaçtım. Nasıl iyi geldi bilseniz. Vakit olmuş geceyarısı. Tuğçe ve ben kalmışız bir tek, herkes dağılmış. Kıçımız donuyor, çakırkeyfiz, kol kola hayat muhasebesi yaparak ve kıkırdayarak tramvay hattında ilerliyoruz. Ne güzel geceydi bee...
Neyse olay o değil.
Bir uzmandan randevu alıp "efenim biz çocuğumuzu bıdı bıdı ekolü ve hötzötgöt akımına göre yetiştiriyoruz" diye senin anlatman başka; bir uzmanın senin 48 saat boyuncaki anneliğini görmek bambaşka...
Neyse Aysun benim çok eski dostum olduğundan son derece açıkça anneliğimi eleştirdi.
Tuna daha bir gün önce ortak arkadaşımız Aysel'in 21 aylık oğlu Barlas'la da iletişememiş, kendi yaptıgı legosu Barlas tarafından yıkılınca bolcana mozurdanmıştı. İşte notlar:

- Tuna mızırdanınca çok ama çok kısa sürede olaya müdahale ediyorum. Amaç "amann ev dışında arızaya bağlamasın da iki dakka keyif çatayım"... Oysa benim anında müdahalem oğlumun kendi çözüm yolunu bulmasını engelliyor. Benim atıldığımı gören öteki anne de genelde "aa al Tuna sen yap/oyna" diye olaya dahil olduğundan çocuğun kolunu kanadını kendimiz kırıyoruz. Tıpkı her ağladığında bu yaştaki çocuğu memeye tutmak gibiymiş yaptığım... Bu yaştaki bir çocuk artık 6 aylık bebek gibi teselli edilemez dedi.

- Tıpkı çocukların azıcık ağlayarak kendi kendine uyumayı öğrenmeleri gibi mızırtıları görmezden gelip kendi iletişim yolunu kurmasını sağlamak gerekiyor. Gerçekten de 9,5 aylıkken hiç emeklemeyecek dediğimiz Tuna "alın lan beni yerden" ağlamalarına tepki vermediğimiz 2-3 gün içinde emekleyerek mutfağa gelmeye başlamıştı. Yani tam anlamıyla no pain, no gain (acı yoksa kazanç da yok)

- Tam da bu durumun ışığında Tuna'nın hayatının tam ortasına beni koyup beni referans aldığını, sürekli onun adına kararlar verip (tavşanı düştü ister şimdi, aman Barlas tavşanı teklemesin arıza çıkar yoksa, evde gündüz uyumaz Tuna, acıkmıştır o şimdi, bla bla bla) uygulamaya geçtiğimi ve bunun da çocuğumda ciddi anlamda konuşma geriliğine yolaçtığını söyledi. Bu tespit çok feci koydu işte... Böğrümden vur, içimi deş, at lağıma daha iyi.. O derece sarsıldım...


legoları Barlas tarafından "işgal" edilen Tuna asabiyet yaparken

Şimdi net hatırlamadığım başka tespitleri de oldu ama biz kısmı tatildeki ayarsızlık, uykusuzluk, sınırsızlık ve sürekli mekan değiştirmekten kaynaklı olduğundan o kısımlarda gerekli açıklamayı yaptım.
Genel anlamda ortamda çocuk yokken çok sakin ve kendi halinde bir çocuk olduğundan içim rahat ama bu tespitler beynimin içinde dönüp duruyor. Doğruluk paylarını düşünmekten, kendime kızmaktan, şartlarıma öfkelenmekten, self-psikanaliz yapmaktan helak oldum. Çok feci kal geldi :)

Yukardaki son fotoğraf çekilmeden önce ve çekildikten sonra ben feci cool davrandım. Tuna mızırdandı durdu önce. Sonra Barlas'a yanaştı ve önndeki puzzle'ı alıp 31 ayık ömrü hayatının ilk puzzle'ının 12 parçasını birden, sanki yıllardır yapıyormuş gibi ustalıkla taktı yerlerine. Ben de tam "Tuna puzzle sevmez" derken hem de... Bir kez daha, hep birlikte, büyük harflerle NO PAIN, NO GAIN..

Biz okumuş modern anneler, hele benim gibi ev annesiyse çocuk yetiştirmeye ve dahası çocuğu mutlu etmeye fazla odaklıyız sanıyorum. Çocuğum ağlarsa, beni sevmezse, benden nefret ederse, benim annem benimle hiç ilgilenmedi, ben daha karnımdayken söz verdim onunla ilgilenmeye, sürekli aktivit maktivit yapıtracam gibi ideallerle kuşatılmış durumdayız. Çocukları fazlasıyla boğuyoruz. Geçen seneki o anti-aktivist çıkışımın asıl çıkış noktası da buydu zaten ama tabi ki çok yanlış anlaşıldı.

Babies belgeselini izlediniz mi? Ordaki Afrikalı bebekerin nasıl birer surviver olduklarını farkettiniz mi? Annelerinin o kadar çok işi var ki çocuklarla ilgilenmeleri falan szökonusu bile değil. Tıpkı bizim çocukluğumuzdaki gibi. Bizim zamanımızda pedagoji vs yoktu ama annelerin, çocukların kendi başının çaresine bakmasını zorunlu kılacak kadar çok işi vardı. Bugün kendi ayaklarımız üstünde durabiliyorsak, özgüvenimiz az çok yerindeyse bunun yegane sebebi annemizin bizimle uğrşamayacak kadar meşgul olmasıdır.

Neticede birkaç ev ödevimiz var. Tuna'nın fazla gözünün yaşına bakılmayacak, anne-çocuk dahil olunan bir oyun grubuna gidilecek ama kaotik olmayan bir yer seçilecek, çocuklarla oyunlarında asla ve asla müdahale edilmeyecek, kan çıkana dek kenardan izlenecek..
Ve son kez hepbirlikte.

NO PAIN, NO GAIN