7 Mart 2011 Pazartesi

Oyun Grubu

"Bloglar kapalı. Kime yazıyorum, kim okuyacak?" hissiyle yazsam da işte burdayım. Blogun bir kopyasını wordpresse şu adrese taşıdım. Yakın zamanda bu saçmalığın biteceğini düşündüğümden şablon mablon tasarımıyla hiç uğraşmadım bile.

Neyse ben Tuna'la ilgili yeni havadisler vereyim istiyorum zaten.



Malum bir süredir İzmir denen köyümsü büyük şehirde adam gibi bir oyun grubu arıyordum. Adam gibiden kasıt şu:  "Haydi şimdi coşuyoruuzzz, dımtıs dımtıs, hadi şimdi eller havaya paraşüt açıyooruuuzzz" diye böğürmeyen eğitmenlerin olduğu; çocukları ordan oraya sürükleyip zorla aktivite yaptırmayan, kısaca geçen seneki gibi olmayan sakin bir oyun grubu.
Küçük şehirlerdeki az seçenek durumu bizde avantaja dönüştü ve Nurturia'dan tanıştığım Janset sayesinde tam da aradığım gibi bir yer buldum: Studio English.
 Adını ilk kez duyduğumda kendi kendime "eee bu yaşta çocuğu İngilizce oyun grubuna mı götüreceğim? Daha Türkçe konuşamayan çocuğun orda işi ne?" diye düşünsem de denemeye karar verdim. İyi ki de denemişim.
Studio English normalde çocuklara İngilizce öğretmeyi hedefleyen bir kurum. Ama okul öncesi çağda çocukların her şeyi çok çabuk kavradıklarını farkedip minikler için de eğlenceli oyun grupları düzenlemişler. Bizim gruplarda asıl amaç eğlenmek. Eğlenirken birkaç kelime öğrenirlerse ne alâ..
Baştan söyleyeyim erken yaşta İngilizce öğrenmesini falan hiç umursamıyorum şu aşamada. Nasılsa kreş çağında az çok öğrenecek, ben de evde dvdlerle ve minik sohbetlerle desteklerim diye düşünüyorum ve cidden hiç çabam yok şu anda.
Studio English'i sevmemin birçok sebebi var.
Birincisi çocuklar kendi hallerinde oynarken ellerindeki alınıp "haydi şimdi şunu yapıyoruz" demiyorlar. Eğitmen "its story time" diyip kitap okumaya başlayınca dileyen çocuk etrafına toplanıp öyküyü dinliyor, dileyen oyun hamuruyla oynamaya devam ediyor. Biz Elif ve oğlu Ege'yle birlikte gidiyoruz . Ege Tuna'nın feci kankası. Kepçelerini gözün kırpmadan paylaştığı tek ve biricik dostu. Şimidlik gruba en son e-Ege ve Tuna dahil olduğundan kelimenin gerçek anlamıyla "free takılıyorlar". Eğitmenin ne söylediğini kesinlikle kaale almayıp biri legolarla diğeri arabalarla oynayıp vakit geçiriyorlar.
Olayın hepsi bir salonda geçiyor. Salonun bir kısmına anne-baba-bakıcılar için masa sandalye koyulmuş. Yeni başlayanlar için çocuğunu gözetleme şansı veriliyor böylece. Ama Tuna ilk 2 derste birkaç dakika dışınd ahep benim de yanında olmamı istedi. Eğitmenler de bunu destekledi ve ben yayılıp çayımı içemeden "katıl kurt" edasıyla oyunlara katıldım.
Ortamda tek bir yabancı çocuk bile varsa Tuna paçama yapışıyor ve cidden çok yoruyor beni.

Derken 3.haftamızda mucize gibi birşey oldu. O hafta kimse gelememiş derse. Sadece Tuna ve eğitmeni Cendra vardı. Özel ders gibi 1,5 saat geçirdiler. Ben her zamanki gibi çayımı ve yapışılacak paçamı alıp girdim salona. Çayımı tazelemeye mutfağa gidip kapıda diğer annelerle sohbete daldım ama kulağım da salonda tabi. Ama çıt yok! Sonra salonun kapısı kapandı ve 1,5 saat boyunca sadece bir kez açıldı.
1,5 saat sonra ağlayarak ve Cendra'ya "gel gel" diye yalvararak çıktık ordan...

Anladım ki yabancı çocuklarla iletişim için hala vaktimiz var ama bir hafta boyunca evde sürekli oyun grubu ve Cendra videoları izletmemin faydası olmuş. Cendra artık ailemizin bir üyesi gibi. Özlüyor, görmek ve oynamak istiyor. Her seferinde farklı çocuklarla değil aynı grupla karşılaşırsa yabancı çocuk sendromunu da daha çabuk atlatacakmışız ve seneye kreşe daha sancısız başlayacakmışız gibi hissediyorum.

Studio English için: http://www.studioenglish.com.tr/iletisim.php


oyun grubundan from hulya cinscicekci on Vimeo.