26 Ağustos 2011 Cuma

Yerli Supernanny Geliyor



Yakın bir yapımcı arkadaşım Amerika'nın fenomen reality show'u Supernanny'nin yayın haklarını aldı.
Şov hakkında Youtube'dan çok sayıda bölüm izleyebilirsiniz.

Yerli Supernanny, Süper Dadı olarak yayınlanacak. İşin içinde uzman bir psikolog ve bir de aile danışmanı var. Yani adı reality show olsa da basbaya bir eğitim programı formatında olacak.

Çevrenizde en az 2 çocuklu aileler varsa, çocuklarıyla ilgili sorun yaşıyorlarsa ve uzman desteği alıp bu destek sürecinin TV'de yayınlanmasına sıcak bakıyorsa aşağıdaki bilgileri ulaştırın lütfen.

----------------------------

Aileler Arıyoruz!
TRT1 kanalında yayınlanacak olan SÜPER DADI programına katılacak aileler arıyoruz.

SÜPER DADI, çocuklarının olumsuz davranışlarıyla baş etmeye çalışan aileleri konu alan bir TV programıdır. Profesyonel çocuk eğitimi konusunda eğitimli bir uzman olan Süper Dadı, çocuklarıyla ilişkilerini düzenlemede sıkıntı yaşayan ailelere tavsiyelerde bulunuyor ve çocuklarıyla sağlıklı bir iletişim kurmalarına yardımcı oluyor.

Psikiyatrist, psikolog ve davranış bilimcilerden oluşan deneyimli ekibimiz iki haftaya yayılmış bir süreçte aile ile ev ortamında iletişimde kalarak, ebeveynlerin çocuklarla iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik pratik yöntemleri onlara uygulamalı olarak öğretiyor.

Aşağıda yazılı kriterlere uyan ailelerle tanışmak ve Süper Dadı programına haftanın ailesi olarak konuk almak istiyoruz.

Aradığımız Özellikler:

Eğer çocuklarınız,
İyi uyumuyor, yemek yemiyorsa…
Kardeşlerini kıskanıp, devamlı kavga ediyorsa…
Öfke nöbetleri geçirip, şiddet uyguluyorsa…
Söz dinlemiyor, evin düzenini bozuyorsa…
Yani:
Fazlasıyla yaramazlık yapıyorsa,
Hemen bize başvurun.
Daha huzurlu bir aile düzeni için,
Süper Dadı yardımınıza koşsun.

Erem Şentürk
ARC Film
İrfan Baştuğ Paşa Cad. Yuva 2 Apt. No:9 D:6 PK: 34364 Esentepe / Şişli / İSTANBUL
Santral : 0212 288 72 72
Faks : 0212 347 47 73
Gsm : 0555 967 26 26
e-mail : eremposta@gmail.com




Posted by Picasa

Köprüden Önce Son Çıkış



Tuna'nın blogunu işime alet ettiğimi için utanıyorum, evet. Ama ekmek parası, mama parası, kepçe-kamyon parası yeminle :)
Şaka bir yana Tuna'yla ilgili yazasım yoktu nicedir. Şimdi içime bir yazma hevesi geldiğinden gazı almışken oturayım dedim PC başına.

Tuvalet işlerinden başlayayım.
Çişini tuvalete, lazımlığa, şişeye, bardağa, tasa ya da çukuru olan herhangi bir kaba yapmakta sıkıntısı yok. Oyuna dalarsa ucundan accık kaçırıyor çişini. Kaçtığı anda tutuyor, söylüyor, külodu çıkarıp tuvalete koşuyor. Babası gibi ayakta işeme hevesinde olduğundan, cüce olduğunu kabul etmeyip basamağa çıkmayı reddettiğinden ve o kapağı kaldırması gerektiğini henüz idrak edemediğinden her çiş sonrası klozet kapağını siliyorum. Eskaza kendi kendine gidip işini görüp çıkarsa, 10 dk sonra tüm evi kesif bir sidik kokusu sarıyor. Zira pipi tam olarak klozetin boyuna denk geliyor. Tazziksiz işerse klozet kapağı leşşş..
Kokuyu duyan "çocuk çişi" demez. Öyle keskin. Proteini fazla mı kaçırıyoruz acep??

Kaka meselesinde henüz sınıfı geçemedik. Kaka geldi mi dört dönüp bez arıyor, buluyor, taktırıyor. "Kaka yapma bölgesi"ne gidip herkesi kovuyor. İşini bitirip alkışlayarak "kakaaa" diye sevinçle geliyor. Bezini çıkarıp külot giydiriyorum.
Gece de bezi tamamen bıraktık ve sabaha kadar çiş yapmadan uyuyabiliyor. Sadece tek bir gece kaza oldu. Onda da bi galon su içmişti yatmadan once. Çişe kaldırmak istedim ama "annnii git, ört " dedi, kovdu beni. Üstünü örtüp gittikten 1 saat sonra uyandıgımda her yer ıslaktı. Bir daha da yatmadan önce su-süt faslını uzatmadım. En geç 20:30da sıvı alımını kestirdim.

Kakayı hiç zorlamıyorum. Belki de zorlamam gerek ama içimden bir ses "daha zamanı değil" diyor. O yüzden zamana bıraktık.




Meme, emzik, biberon, bez...
Hayatımızı zamanında kolaylaştıran ama artık bırakılması gereken tüm bu zamazingolardan sancısızca, adım adım ve neredeyse kendiliğinden vazgeçti Tuna.

Şimdilerde beni düşündüren tek şey var: Kreş.




Tuna'nın kuzeni Ege'nin de gittiği, bize biraz uzak ama tüm gün uzman bir pedagogun çalıştığı, çocuk psikolojisinden anlayan, hem canavar gibi hem de cıvıl cıvıl eğitmenlerin çalıştığı bir okul buldum. Ay başında gittik görüştük pedagogla. Okul tadilatta olduğundan hiç çocuk yoktu. Daha doğrusu diğer şubeye gitmişlerdi ve saat 17:30 gibi geliyorlardı. 3 gün boyunca akşamüstü saatlerinde gittik-geldik. Tuna bir eğitmenle birlikte oynadı, pedagog kâh onu gözlemledi kâh benimle sohbet etti. İçime büyük oranda sindi. Bu arada pedagogun Tuna'ya ve genel anlamda çocukluğa ilişkin söylediği şeyler uzun uzun düşünmeme yolaçtı. Aklımda kaldığı kadarıyla yazayım, herkes faydalansın. Parantez içlerindeki son derece subjektif yorumlarımdır.

- Çocuklar sizin ne dediğinizle ilgilenmez. Kelimeler pek bir şey ifade etmez ama sizin onu söylerken ne hissettiğinizi hemen anlarlar. Göz bebeklerinizin büyüdüğünü görür çocuklar. Yalan söylendiğini, kandırıldıklarını anlarlar. Ses tonunuzdaki değişimi anlarlar. (Bu yüzden de siz "aa hiç şeker kalmamış" demeniz çocuklarınızı daha çok öfkelendiriyor. Yurdum annesi olarak "fazla şeker yersen hasta olursun, sağlıksız olursun" demektense kıvırmayı pek severiz. Tuna dişini fırçalamaya bi başladı mı art arda fırçalamaya başlıyor. Ben de önceleri bağırış çağırış elinden alıyordum macunu. Son birkaç aydır "doktor sadece bir kere fırçalayın, yoksa dişlerin acır dedi, hatırlıyor musun" diyip alıyorum elinden. Doktor, sağlık-hastalık durumunu algıladığından eminim. O yuzden bak doktor bunu dedi, bunu soyledi diye çokça kullanıyorum. İşimizie yarıyor.
Bu konuda iki örnek daha vermek istiyorum. Benden sling alan annelerin bir kısmı bebeğim slingi sevmedi diyerek iade etmek istiyor. Biraz konuşunca anlıyorum ki anne zaten bebeği slingle tanıştırıken önyargılı yaklaşıyor. Bebeğim bunu sevmeyecek hissiyle işe başlayınca anne de tedirgin oluyor ve bebek de bunu hissediyor ve basıyor çığlığı.
Bir diğer örnek de bebeğe uyumayı öğretirken yaşanıyor. Anne bebeğe kötü bir şey yaptığından o kadar emin ki ne Ferber işe yarıyor ne Yatır/Kaldır.
Ben ne zaman bir konuda zihnimi rahatlatayım ve artık oluruna bırakayım, Tuna o işin üstesinden geliyor. Emziktir, bezdir.. hepsi aynen böyle oldu. Adım gibi eminim ki ben kreş işini büyütmezsem sancısız bir başlangıç yapacağız)

- Pedagog Tuna'nın konuşmasını aşırı geri buldu. Birkaç aydır konuşuyor ama telaffuzları çok kötü. Benden başka dilini anlayan yok. Birkaç dil egzersizi verdi ama hiç yapmadık. Eşim gaayet geniş bir Türk babası olarak "her ay o kadar para vereceğiz, bunu da onlar halletsin" dedi. Katılıyorum:) Ve evet tembellikten bi halt edemeden geçirdik koca ayı.

- Pedagog Tuna için "engellenme töleransı çok düşük" dedi. Mesela birlikte bir kitabı inceliyorlar. Tuna öteki sayfaya geçmek istiyor, pedagog o sayfayı bitirdikten sonra diğerine geçmek istiyor ve Tuna'yı engelliyor. Tuna totosunu dönüp gidiyor, başka şeyle oynamaya başlıyor. Beklemeyi hiç bilmiyormuş oğlum. Tipik ev annesiymişim, her dediği sınırsızca yapıldğı için böyle olmuşmuş. Değil oysa. Çoğu anneye göre daha kuralcıyımdır. Etrafta bir sürü yeni materyal varken Tuna'da ne sınır kaldı ne sabır.

- Geçen kış hiç hastalanmadığını söyleyince "Aaa bu çok kötü, demek ki hastalığı, mikrobu tanımıyor. Çok korunmuş" dedi.
"Tam tersi bu kış ortalık keçi gribinden yıkılırken defalarca otobüse bindik, yüzüne yüzüne öksürdü millet, oyun grubuna gittik, her gün pusette uyutup spor salonuna taşıdım, kapalı mekandaki hastalıklı havayı soludu, ordan çıkıp buz gibi havada dışarda uyumaya devam etti." dedim. Bünyesi sağlam ama bu kış sık hasta olma ihtimali %99 bence. Zaten gerçekten bağışıklığı kuvvetli mi değil mi kreşte belli olacak. Ak koyun kara koyun hesabı...

- Bahçesi yok denecek kadar ufak bu kreşin. Hoş zaten çocukları kışın her gün bahçeye çıkarsalar veliler ayaklanır kesin. Gündüz uykusundan sonra bile doğru dürüst yelek giydirilmeyen Tuna bakalım nasıl uyum sağlayacak bu kapalı ortama? Sürekli "aman üşümesin, aman düşmesin, aman kafasına bir şey çarpmasın" durumu olmaz umarım.

- Bana fazla bağımlı/bağlı olduğunu söyledi. Onu biliyoruz zaten. Bahanelerim bence gayet makul. Benden başka bakımını üstlenen kimse yok. Muhasebeciye, vergi dairesine, bankaya, kargoya, arkadaşlarımla buluşmaya, ağdacıya, kuaföre. spora... hepsine benimle birlikte gidiyor mecburen. Kendine ait hayatı yok, sürekli görüştüğü akranı yok, akranlarıyla nasıl iletişim kuracağını pek kestiremiyor. Beyimin bu konuda da yorumu aynıydı tahmin edersiniz ki :) bkz:yukardaki cümle

- İlk 3 hafta çok ağlayacak. Eğer bu süreç daha da uzarsa travmatik bi hâl almasın diye kreşe başlama işi bir 6 ay ileriye atılacak.

- 3-6 yaş arası neden kreşe verilmesi gerektiğini de anlattı pedagog. Biraz basitçe anlatacağım affola:




Bireylerin alışkanlıklarının, mizaçlarının, problem çözme,
kendi kendine
yetebilme, mücadele etme davranışlarının yerleştiği yaşlar 3-6
yaş arası. Bu
yaşta ilk sosyalleşmeler başlamalıdır ve ilk sosyal
ortamlarında çocuklar
doğru yönlendirilmelidir. Kreşte akranlarıyla mücadele
edecek.
Kazanmayı/kaybetmeyi/beklemeyi/paylaşmayı öğrenecek. Bunları evde
öğrenme
şansı hiç yok. Bu yaşta öğrenilmezse yetişkinlikte sorunlarla
karşılaşınca
kaçma/uzaklaşma/anne-babaya sığınma eğiliminde olması muhtemel.


- Tuna kreşteki o deneme saatlerinde çok neşeliydi, kahkahalar atıyordu. Pedagog "yaşam enerjisi çok yüksek, çok mutlu" bir çocuk dedi. Çok hareketli buldu Tuna'yı. "Ama" dedi "hareketleri çok kontrollü. Yaşına göre beden kontrolü çok iyi. Ayağını sağlam basıyor, koşarken, merdivenden atlarken bile kontrollü". Bunu da bize bir sürü başka insan söylemişti zaten. "Böyle hızlı koşan bu kadar küçük çocuk görmedim" lafını çok duymuşuzdur. Hoş, bi' halta yaramıyor bu yaşta bu enerji. Anca bizi daha çok yoruyor.

Durum böyleyken böyle. Eylül sonuna dek yokuz. Ekim ayından itibaren Tuna resmen okullu oluyor. Umuyorum çok canımızı yakmayan bir süreç bizi bekliyordur.

Eylül sonuna dek bloga bu çapta bir yazı yazmam olanaksız. Muhtemelen gelecek kampanya haberlerini verip kaçarım.
Hepinize iyi bayramlar şimdiden.
Sağlıcakla kalın

edit: başlığın yazının geneliyle pek ilgisi yok. içinde bulunduğum ruh haliyle ve yakınlardaki seyahatlerimizden esinlendim. içimden öyle geldi diyelim :)
büdüt: hele fotoların hiçbiriyle ilgisi yok :) tuni ve berk onlar. oynuyorlar, birbirlerini çok seviyorlar.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Tükkan Paramini'de


Yarın sadece wrap slinglerle Paramini'deyim. Uygun fiyatlarla wrap sling sahibi olmak, bebeğinizi anne karnında gibi rahat hissettirmek istiyorsanız bu kampanyayı kaçırmayın.
Paramini'ye üye olmak için tıklayın.








Posted by Picasa

10 Ağustos 2011 Çarşamba

PR Çalışması Dediğin Böyle Olur


Geçtiğimiz aylarda Hotpoint-Ariston'un iletişim ajansi"We are social" için çalışan Orkide Hanımdan bir mail aldım. Mailinde ailemi ve oğlumu anlatma tarzımı beğendiğini yazmış ve Hotpoint-Ariston'un fotoğraf yarışmasından sözetmişti. "Aile" temalı fotoğraf yarışmasının detayları şöyle:

Family Portraits yarışması Avrupada'ki ailelerin günlük hayatlarından, unutulmaz anların ölümsüzleştirildiği kareleri arıyor. Yarışmaya katılmak için:

10 Ekim 2011 tarihine kadar ailenizle birlikte çekilmiş bir veya birden fazla fotoğrafınızı http://family.hotpoınt.eu/ adresine yükleyeceksiniz
Yüklenen tüm fotoğraflar tüm Türkiye genelinde aynı adresteki siteye giriş yapan kullanıcılar tarafından oylanacak ve en çok oyu alan ilk 100 fotoğraf finale kalmış olacak
Finale kalan 100 fotoğraf, 5 fotoğraf blogcusu tarafından değerlendirilecek ve aralarından 10 fotoğraf seçilecek
Son olarak Steve McCurry bizler tarafından seçilen bu 10 fotoğrafı değerlendirip kazanan fotoğrafı belirleyecek.

Son derece uyduruk dijital makinemle bu yarışmaya katılamayacağımı söyledim ama Orkide Hanım ısrarla tekniğin değil fotoğraftaki öykünün önemli olduğunu vurgulayıp ev adresimi aldı. Bana daha detaylı bir basın kiti geleceğini anladım.

Geçen hafta evime İtalya'dan bir paket geldi. Tuna daha yeni uyanmıştı. Kapıyı birlikte açtık. Artık alışık olduğu kargoculara gülümseyip kapıyı kapattıktan sonra koliyi açtık. "Ne çıkacak acaba içinden" diye sordum. "Davsan" dedi.
En son uyku arkadaşı tavşanı Antalya'da unutup kargoyal geri aldığımızdan beri her buyuk kutudan tavşan çıkacak sanıyor zavallım :)
"Yok oğlum, anneanne yollamıştı onu zaten. Bu başka bir şeydir" demeye kalmadan şok oldum. Kutudan çok ama çok tatlı bir peluş tavşan çıktı. Tuna sevinçten çılgına döndü. Saniyesinde sarıldı, öptü tavşanı. "Yini(yeni)" diyerek seviyor şimdilerde. Eskisini emekli ettik böylece.

Ben "ne guzel tesadüf" diye düşünürken farkettim ki Orkide Hanım her blogcuya farklı hediyeler yollamış. Annenin ve çocuğun ilgi alanlarına göre hediyeler çeşitlenmiş. Bunca yılın blogcusuyum böyle özel bir tanıtım görmedim.




"Yini" tavşanıyla uyuyan Ton

New York seyahati bir yana sırf Steve McCury ile tanışmak ve o ünlü Afgan Kız fotoğrafı, yıllar sonra o kızı bulma oykusu vs hakkında konuşmak için bile yarışmaya katılabilirim. Güzel bir poz yakalamaya çalışıyorum.


McCurry'nin bize de hediye edilen bir çalışması




9 Ağustos 2011 Salı

Orda, Burda, Şurda



Haftasonu Haberturk gazetesi almışsanız ve sabah çayınızı magazin ilavesi eşliğinde yudumlamışsanız görmüşsünüzdür. Pınar Reyhan Özyiğit, slinglerimi ve Sanal Bebek Mağazası'köşesine taşıdı.
Yolladığım basın bültenine verdiği nazik yanıtları ve bu yazı için çok çok teşekkürler ediyorum kendisine.

Unnado'da da cuma sabahına dek kampanya sürüyor. Bu fiyatlara bi daha bebek taşıyıcı alamazsınız, benden söylemesi :)