28 Kasım 2011 Pazartesi

Çocuğunun Büyüdüğünü Anladığın Anlar-2

 Kuaförde uyuyakalan şu çocuğa bir bakın hele. Bana fasikül fasikül uyku yazıları yazdıran kendisi değil sanki.


Mecbur kalmadan gitmem kuaföre. Nefret ediyorum her tür kuaför işinden. Yine öyle artık insan içine çıkamaz bir hale geldiğim günlerden birinde düştük yollara. Tuna kapsama alanımda bir koltuğa oturdu, sonra uzandı. Bir de yastık buldu koydu kafasını.

Biraz sağa sola döndükten ve ara sıra beni kontrol ettikten sonra ağırlaşan gözlerine daha fazla engel olamadı. O gürültüde döndü totosunu uyudu. Bıraksam daha uyurdu sanıyorum ama çok ters bir saat olduğundan gece uykusunu etkiler diye 5 dakika kestirmesine izin verdikten sonra kaldırdım.

Bir dönem başkasının evinde tavşan uykusu yapan, ev gezmelerini kabusa çeviren, uykusu gelince kıyameti koparan bebeği ne ara unuttuğumu hatırlamaya çalıştım.

Hatırlayamadım.


25 Kasım 2011 Cuma

Çocuğunun Büyüdüğünü Anladığın Anlar-1


Tuna'ya milyon tane oyuncak alsam bu çantaya sevindiği kadar sevinemezdi sanıyorum. Dışarı çıkmadan önce, baykuş figürlü çantasını çıfıt çarşısına çeviriyor. Aklın  ne gelirse tıkıştırıp düşüyor yollara. "Madem çanta taşımayı bu kadar çok seviyorsun, bunları da taşı" diyerek kendi çantamı boşalttım. Yedek don ve pantolonlarını, atıştırmalıklarını, oyuncaklarını ve suluğunu çantaya doldurup yükledim sırtına. Eline de kargoya verilecek Ergo Baby'yi tutuşturdum ki zaten tam bir görev adamı olduğundan hiç itiraz etmedi.


Sırtımda çantam olmadan elimi kolumu sallayarak peşi sıra yürürken hangi ara bu denli büyüdüğünü hatırlamaya çalıştım.
Hatırlayamadım.



22 Kasım 2011 Salı

Bizim Zamanımızda Bunlar Yoktu

Çocuk giysilerindeki küçük, pratik, işlevsel ve ekonomik çözümlere bayılıyorum.
Bu tanımların hepsine birden uyan bir ürün keşfettim: Tozluk. Nam-ı diğer leg warmer.

Geçenlerde Tuna için Minimoy'dan almıştım. Zira evde kalın alt giydirmek istemiyorum. Beli lastikli 1-2 yaş pantolonlarını kapri gibi hala giydiriyorum ama bacaklar buz gibi oluyor. Dışarda da kışın bazı pantolonların paçası sıyrılınca sürekli çekiştirmek zorluyordu. Pantolon altı tayt ya da külotlu çorap giydiren bir anne olmadığımdan bu minicik ama çabucak üşüyen bölge için bir şeyler düşünüyordum ki Minimoy'da buldum ve hemen aldım.

Geçen hafta kargom geldi ve hemen yıkayıp giydirdim. Kesinlikle süper bir ürün. Geçen yaz aldıgım ve kaldırmaya kıyamadığım tüm yazlık pantolonları böylece evde giydirmeye başladım. Malum çocukların boyu hemen uzuyor. Şimdi tam gelen pantolon yaza dek kısalıyor. Kısaldığı dönemde de o çıplak kısmı orijinal bir şekilde kapatmış olacağım.

Başkasına vermeye hatta kaldırmaya bile kıyamadığınız pantolonlar çoktur eminim. Aynısını bir daha bulamazsınız da. O pantolonlar işte bu tozluklarla yeniden kullanıma açılabilir. Sizi yeni pantolon alma derdinden de kurtarmış olur. Bir pantolona vereceğiniz en az 25-30 TL yerine yarısını ödeyerek aynı pantolonu uzunca bir süre daha giydirebilirsiniz.




Minik bebeği olan anneler için de çok kullanışlı bir zımbırtı. Zira bununla alt değiştirmek, külotlu çoraba nazaran çok çok kolay. Üstelik emekleme dizliği gibi kullanmak da mümkün. O kalın ve bacağı acıtan emekleme dizliklerinden çok daha yumuşak ve şirin.

Bebek taşıyıcı kullanan annelerin, bebeklerini sıyrılan bacaklarını kapatmaya çalışmaktan helak olduğunu yakinen biliyorum. Bacak ısıtıcı tozluklar sayesinde bu dertten kurtulmak da mümkün. Düntyaca ünlü Moby Wrap'in sitesinde 12 $'a satılan tozluklar sling kullanıcısı annenin olmazsa olmazlarından.


Kız çocuk anneleri için daha orijinal kullanım alanları vardır eminim. İlk aklıma gelen kot kaprilerin ve eteklerin altına giydirmek. İşin güzel yanı hem iyice yukarı çekip gergin olarak hem de bilekte toplaştırıp daha trendy şekilde kullanabiliyorsunuz.
Bu kadar işlevsel bir ürünün fiyatı da gerçekten çok uygundu. Keşke 2 tane alsaydım diye hayıflandım. Sonra da zihnimde bir ampül yandı ve "neden bunu Tükkan'a koymuyorum ki?" dedim ve öyle yaptım :) 10 desen ve tek bedenle tozluklar 25/11/2011den itibaren satışta olacak efendim. Siz yine de erken sipariş verebilirsiniz, zira deneme sürümünde adetlerim az oluyor.



                   Busha taytlarda 3-4 yaşa dek bedenler ve yepisyeni desenler de stoklar girdi bu arada. Kreş çağı çocukların ilk çantası skip hoplar da stoklara girmiş bulunmakta amma ve lakin her desenden sadece bir tane aldım.

 Bir de çok cici kız bebe şapkaları geldi ki ki fotolarına bakıp bakıp "ayyyy!!" diyorum. Kız çocuk vakti mi geldi ne ;)

20 Kasım 2011 Pazar

Okan Bayülgen Baba Olursa

Üniversite 2. ya da 3. sınıftaydım. O seneki ajans stajından yırtmak için sağlam bir ödev vermem gerekiyordu. "Okan Bayülgen'le röportaj yapsam olur mu?" dedim, "olur" dediler.

Aynı binada çalıştığımızdan kendisine ulaşmak kolay olur sanmıştım, yanılmışım. O Radyo D'de akşamüstü program yapıyordu. Programdan bir süre sonra o binadan çıkıyordu, ben ondan saatler sonra işe geliyordum. Değil röp. yapmak, teklif edecek kadar bile yakınlaşamamıştık.

O ara Aysun ve Elvan'la aynı evdeyiz. Kızlar da haberdar benim ödev durumundan.

Bir cumartesi Kemancı'ya gitmiştik, sabaha karşı artık saat 2 mi 3 mü kaç bilmiyorum. Tam çıkıyorduk ki kapıda Okan ve ekipten oyuncu bir başka arkadaşı ayaküstü koyu bir sohbette. Çakmak çaksan havaya uçacaklar. Biz de öyleyiz tabi.

Elvan kolumu çekiştirip "Aaa Hülya bak, Okan Okan" diyip hemen yanaştı bunlara. İçinde ödev, röportaj, arkadaşım, size ulaşmaya çalışıyordu..... kelimelerinin geçtiği şeyler söyledi sanıyorum. Okan boş gözlerle bize bakarken yanındaki adam (Muya reklamında da birlikte oynadığı adamdı, adını unuttum) "eeee yeter bi gidin yaaa" diye şarladı bize. Sabaha karşı damarlarda yüksek doz alkollüyken yapılan o hareket şimdi anlaşılır gelse de o an feci döt olmuştuk. Biz tam kuyruğumuzu kısıp gidiyorduk ki Okan koştu peşimizden. O da içinde kusura bakmayın, öyle demek istemedi, çok özür dilerim gibi sözcükler geçen cümleler kurdu.

O kafayla ve o saatte hem da Gece Kuşu yayını sonrası yorgunluğuna, hem de onca şöhretine rağmen arkamızdan koşup arkadaşı adına özür dileyen bu zeki adamı o günden beri hayranlıkla izliyorum.

Baba olacağını duyunca çok şaşırmıştım ama harika bir baba olacağından da emindim.
Babalığının altını çizmeden, abartmadan, buldumcuk olmadan yaşadığı için ayrıca takdir ediyorum. Pek kızından sözetmese de ben denk gelince izliyorum. Aşağıdaki videoda İclal Aydın'ın programında kızı İstanbul'u fazla öpmediğini, Türk usûlü hoplatıp zıplatmayıp mıncırmadığını, kızının da bu sayede mesafeli ve tabir-i caizse cool olduğunu söylüyor.

Bak bu konuda ayran içtik ayrı düştük ama Okan Bey'ciğim. Aynı lafları tekrar tekrar yazmak istemiyorum. Burada yazmıştım. Yurdum anne-babalarının belki de en iyi yaptığı şey çocukları çılgınca sevmek.

Muhtemelen gün içinde ilişkilerin vıcık vıcık, yapış yapış olduğu yerlerde çalışmaktan bıktığı için ebeveynliğine bu şekilde yansıttı. Ya da biz evde maymun yetiştiriyoruz, emin değilim :)




Okan muhtemelen artık çizgi filmlerle de artık fazlaca haşır neşir oluyor ki geçenlerde Pepee'yle dalga geçti. Hem gülmekten, hem de fikren katıldım. Ay o ne dramatik bir şarkıydı be Pepee? Altı üstü düştün yahu. Videoyu yükleyemedim. İzlemek için tıklayın, buna değecek : )

Bu arada tam da tahmin ettiğim gibi çocuk gelişimi üzerine baya bi okumalar yapmış Okan. Çocuğun  düştüğü yere "al sana, al sana" yapılmaz, sonra hep suçu başkalrında arar temalı pedagojik bilgiden de gayet haberdar kendisi. Eferim!

Haa unutmadan röportaj öyküsünü de tamamlayayım. Ben bir şekilde asistanına ulaştım. Randevulaştık ve yaptık röportajı.  Kanal D'nin Mecidiyeköy'deki eski binasının terasında röportajdan çok sohbet ettik. Asistanı hazırladığımız sorulara çok şaşırdı, çok beğendi.  Bölümde acayip havam oldu.Ve bittabi ki 100 aldım o ödevden.

17 Kasım 2011 Perşembe

Pepee vs Caillou

Hani "çocuğum artık geç uyanıyor" dersin de ertesi sabah 6:30da dikilir ya ayağa, işte o hesap. Tuna o Caillou postunu yazdığımın ertesinde Caillou'ya basbaya gıcık olmaya başladı.  Çünkü artık yeni bir favorisi var: Pepee.


Youtube'da Caillou izlerken konuyla ilgili çıkan diğer videolar sayesinde keşfetti Pepee'yi. Sağda solda çantasını, bardağını falan gördükçe "anne baaaak, Pepeeeeeeeeee" diye sevinç çığlıkları atınca ve aylardır Pepee tutkusu sürdüğü için ben de bunun çok geçici bir tutku olmadığını farkedip bu minik oğlan çocuğunu dikkatle izlemeye başladım.
Başlarda, olur olmaz yerlerde gözümüze sokulan Türk bayrağının tepesinden inen bu zibidiyi gözüm hiç tutmadıydı. Bir de Pocoyo adında başka bir karakterden apartma dediler. Sağlam bir önyargıyla başladım izlemeye. Ama o kadar bizden, o kadar gerçekçi ve o kadar naif bir anlatımı var ki ben bile beğendim.
Hiç izlemeyenler için algılamayı kolaylaştırmak adına Caillou ile karşılaştırayım istedim

- Caillou ve ailesi hemen hemen tüm Avrupa ve ABD gibi daha resmi ilişki içinde. Fazla öpüşmez, sarılmazlar. Eğer ben kaçırmadıysam - Caillou'nun annesinin Rosie'yi öptüğü ya da sarıldıüı bir sahne yoktur. Daha disiplinli ve eğiticidir. Pepee'nin annesi ise Bebe'yi (Pepee'nin minik kardeşi) "hanimiş benim fındık kızım, dilli bebek seni, yakalayın şu kızı.." diye sever. Bu satırları okuyan sen gibi, ben gibi, hepimiz gibi.

- Caillou denen ecnebi kahvaltıda mısır gevreği ya da krep yer. Hamburger en sevdiği yemektir. Pepee kahvaltıda tahin-pekmez yemeyi sever.

- Caillou fazlasıyla mükemmeldir. Falsoları yok denecek kadar azdır. Pepee ise daha normal bir çocuktur. Kardeşini kıskanır, oyuncaklarını paylaşmak istemez,(sonra Şuşu'dan fırçayı yer, o ayrı), bazen yemek yemek istemez, biraz daha şaşkın bir çocuktur.

- Caillou'nun büyük ebeveynleri uzaktaydı diye anımsıyorum. Değilse de zaten anneanne/babaanne/dede-torun ilişkileri bizden farklı olduğu için zırt pırt görmeyiz onları. Pepee'ye ise annesiyla babası işe gittiği için nenesi ve dedesi bakmaktadır.

- Caillou muhtemelen pop ya da hip-hop dinler. Pepee ise halay çekmeyi, hanımey türküsünü ve trakya karşılaması oynamayı sever.

Gördüğünüz gibi oğlum artık sevmiyor diye Caillou'yu beş dakikada sattım. Ama Pepee'yi bu kadar sevmemin en büyük nedeni yukardaki maddeler değil. Tuvalet eğitimi ile ilgili bölümü. İzlemek isteyen buyursun:




Bezi bıraktığımızdan beri (neredeyse 5 aydır) kakayı beze yapmakta ısrarlıydı ve ben de hiç ısrarcı olmamıştım. Zira çok kolay manipule edilecek bir oğlum yok. Kafasında olayı realize edip kendisinin halletmesini bekledim. Bu arada Ege'nin annesi Gamze sayesinde harika bir tuvalet kitabı edindim: Güle güle kakalar. Başlarda hiç ilgisini çekmeyen o kitabı son haftalarda günde 455866 kere okutmaya başlamıştı. Youtube'dan da sürekli Pepee'nin yukardaki bölümünü izleyip duruyordu ki bir gün artık beze kaka yapmasına gerek olmadıgına ikna oldu.

Yıllardır söyler dururum, "biri tuvalet eğitimi konulu bir çizgi film yapsa ya" diye. Ayşe Şule Bilgiç ve eşi Kıraç yapmışlar işte. Hem de çok güzel olmuş. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Çizgi Fil Animasyon bölümünde hazırlanıyormuş. Ve sanıyorum oradaki öğrencilerin de bir kısmı çalışıyormuş yapımda.

Pepee'de gözüme bakan şeyler yok mu? Var elbet.
Bir kere Bebe'nin yaşına kafayı takmış durumdayım. Hem emekleyen hem bu kadar dilli bir bebek olur mu yahu? Cidden soruyorum olur mu? Kaç aylık bu bebe? Gerçekte Bebe'yi 2 yaşında bir çocuk seslendiriyormuş.

Türk yapımı olduğu ve "özümüzü korumalıyız" mesajı fazla gözümüze sokuluyor. "Özümüz" derken sadece halay ve halk oyunları türküleri mi geliyor akla? Kıraç gibi bir müzisyen çocuklar için daha güzel şarkılar yapabilir. Bölüm içinde konuyla ilgili şarkılar çok guzel mesela ama Pepee'den bağımsız şarkılar yapsa da biz de Twinkle'lardan Incy Wincylerden başka çocuk şarkısı duyabilsek.

Ya siz? Siz ya da çocuğunuz seviyor mu Pepee'yi? Peki Caillo mu döver yoksa Pepee mi?