27 Aralık 2012 Perşembe

Lazımlıktan Tuvalete Geçiş

Bebekler ve çocuklar için rutin kavamı, hayati önemdedir. Aynı şeyleri aynı saatte yapmak, aynı objelerle karşılaşmak, aynı eylemleri aynı kişilerle yapmak... çocuğa "bunların hepsi tanıdık, güvendeyim" mesajı verir.Lakin bazen bu kendini güvende hissetme içgüdüsü o kadar baskın çıkar ki gün gelir alışkanlığa, hatta takıntıya dönüşür. 4 - 5 yaşında hala bırakılamayan biberon, emzik, uyku battaniyesi ve bilumum alışkanlıklar zamanında yeri başka bir güven nesnesiyle doldurulamayan alışkanlıklardan sadece birkaçı.









Gelelim bunun tuvalet eğitimiyle ilgili kısmına. 
Bize nasıl öğretildi? "Çocuklar tuvaletten korkabilir, bu yuzden önce lazımlıkla başlayın"
Tamam başladık.
Tuvalet eğitimine lazımlıkla başladık ve birkaç ayda bitirdik. Ama yaş 4 oldu hala tuvalete geçemedik. Daha ne kadar lazımlık yıkayacağız? (Hoş ben kakasını yapmadan hemen once lazımlığa kağıt havlu serip minimum b.k teması sağlıyordum ama olsun) Bu geçişi nasıl kansız halde gerçekleştireceğiz? Bunu niye kimse bize anlatmıyor?

Biz bu süreçten daha birkaç ay önce geçtik, hemen anlatayım:

Artık çişini kakasını lazımlığa yapan bir çocuk neden wcye geçiş yapamaz?
a - Alışkanlıktan
b - Tuvalete düşeceğinden korkar
c - Ayakları havada kaldığından ıkınamaz
d - Hepsi

Tabi ki d şıkkı. Peki ne yapmalı? 
Bunu da tabi aşama aşama yaptık. (Sanırsın uzaya adam yolluyoruz)

Beyin yıkama: Minik yavrunuz muhtemelen merkep gibi inatçıdır. Nuh der peygamber demez. Tecrübeyle sabittir ki en savunmasız ve sözcüklere konsantre oldukları saatler, yatmadan hemen onceki yatakta mıyıl mıyıl konuşma anlarıdır. En azından bizim öyle. Tüm anlaşmaları ışıklar kapalı, yatakta muhabbet halindeyken yaptırıyorum. Bu yeni sürece geçişin ilk adımlarını da o dakikalarda attıydım. Uyku öncesi anlattım. İşte sen artık abi oldun, bu lazımlığı Deniz bebeğe (Yeni doğan kuzeni) verelim. Sana yeni merdivenli oturak alalım falan filan. Uykudan hemen önce "tamam" sözün aldım.

Ürünle tanıştırma: İnternet sağolsun, artık "aldım da beğenmedi" derdimiz kalmadı. Kitaptan kıyafete her şeyi önce Tuna'ya gösteriyorum ki "ben bunu istemediaaaammm kiii" diye bir itirazla karşılaşmayayım. Bu yeni "abi tuvaletini" gösterdim. Dedim "burdan çıkıyon, buraya mıçıyon, biz de seni alkışlıyoruz"  Kabul etti.

Kargo kabul: Şimdi bu zımbırtı yassı paketle demonte halde geliyor. Baba-oğul hevesle monte ettiğinden guzel de bir "kaliteli zaman geçirme materyali" oluyor. (Materyale geelll!) Neticede yavrunuz muhtemelen yapımında emeği geçen objeleri daha sıkı sahiplenecek ve en azından oturmayı deneyecektir.

Denk getirme: Çişte pek sorun çıkmıyor ama kaka işi biraz daha çetrefilli. Bir kez tutarsa ve kakayı yapmayı reddederse ertesi gün kaka daha da katılaşacağından daha çok acı çekecek ve "başlarım adaptorunuze de size de, lazımlığımı verin bana" diyecektir. O yuzden denemeye başlarken birkaç gün kuru kayısı, üzüm, yağlı gıdalar, hatta belki laksatif bir ilaç vermenizi oneririm. Tuna kuru kayısı ve badem çok tukettiği halde ilk gün zorlandı kaka yaparken ve reddetti. 2. gün kendini tahin pekmeze verdi ve tuvalete zor yetiştik. 

Ver coşkuyu: Tıpkı tuvalet eğitiminin ilk günleri gibi her kakadan sonra çalsın sazlar oynasın kızlar moduna geçin. "Aman da aman nasıl güzel abi/abla olmuş benim kuzummm" diye verin coşkuyu. Tuna o ara hem bu gazlardan hindi gibi kabarmakta ama arada lazımlığını da istemekteydi. "Oğlum eşşek kadar herif oldun, ne lazımlığı?" diyerek gayet pedagojik bir yaklaşımla bu talebi bertaraf ettim.  

Neticede çok hayati olmasa da çocuk gelişimden böyle de bir süreç var. Ömrü billah lazımlığa yapmayacak sonuçta, çok da dert etmeye gerek yok ama geçişi nasıl sağlarım diyenler için umarım faydalı bir yazı olmuştur. Eğer hala tuvalete oturmak konusunda sıkıntıları varsa çocuğunuza zaman verin. Bizler için bile alışkanlıklarımızdan vazgeçmek ne kadar zor bir düşünsenize.

Bu merdivenli tuvalet adaptörün o kadar beğendim ki imalatçısını bulup siteye koydum. Tamamen Türkiye'de üretilen zımbırtı  6 yaşa dek kullanılıyor. Ben basamağında tek ayak üstnde birkaç saniye kalıp yaylandım, taşıyor :) Satın almak isterseniz buyrun link. http://www.tuniko.com/Moonstar-Merdivenli-Tuvalet-Adaptoru,PR-122802.html



21 Aralık 2012 Cuma

Mükemmel Ekmeğin Sırrını Açıklıyorum



Mutfağa alınıp hiç kullanılmayan eşyalar top 10'de ekmek makineleri, kahve makinesi ve katı meyve presleriyle yarışır. Tam randımanlı kullanan pek görmedim. Yazının devamı için tıklayın.  




19 Aralık 2012 Çarşamba

Tuna'nın Tatlı Sözlük'ü -2

Serinin ilk postu burda.

Bu aralar şöyle bir hınzırlık durumu mevcut. Mesela babasıyla bilgisayar başında bir şeyler izliyorlarsa anında beni satıyor, babasıyla eküri moduna geçiyor. Babası çok yorgunsa ve ilgilenmiyorsa da zinhar babasına yanaşmıyor. O zaman "annem de annem" diyor.


Geçenlerde babası bir bilgisayar oyunu öğretiyor bizimkine. Ellerinde de birer tane süt dilimi. Mutfağa gittim geldim,boş ambalajlar halıya fırlatılmış. Bu arada bana sırıtarak bakmaktadır Tuna. 

Aynı şekilde sırıtarak;
H: Çöpünü yere atma oğlum, hayvanlık etme 
T: Ben atmadım anne, babam attı.
H: Olabilir oğlum, baban hayvanlık yapabilir. Sen hayvan olma evladım.
T: Bis babamla hayvan olmayı şeviyos anne. Meşelaaa, ben didodorum (dinozor). Baba sen hangi hayvansın? Buldum buldum ben tiyekşim (T-rex). Babam da uzun boyunlu didodor olsun.
H: agfhgjhgkjhkkkk (Kahkaha ve yarılma efekti)



Bu aralar takıntılı olduğu 3 konu var: Dinozorlar, su altı (balıklar, denizaltılar, deniz canlıları vs) ve uzay.
Geçtiğimiz haftalarda okulda uzay konusu işlendiğinden iyice coştu bizimki. Tam da o gunlerdeki diyalog şoyle:

T: Anne ben büyüynce pilot olcam, sonra astronota dönüşcem.
H: Hımm öyle mi ne yapacaksın astronot olunca?
T: Uzaya çıkcam
H: (Sırıtarak) Uzay çok uzak oğlum yollamam seni
T: (Aklına harika bir fikir gelmiş gibi gözleri parlayarak ve yüzümü avucunun içine alarak) Şen de gelirsin anneecimmm

Bu gidişle uzaya çıkan ilk Türk annesi olacağım :) "Aman oğlum mars çok sıcak bak terlersen atletini değiştir" falan da derim :P


Bu 4,5luk dilli düdük bir başka ilki daha yaşıyor.
H: Tuna baba kime aşık?
T: (Sırıtarak) Sanaaa
H: Aşk ne demek oğlum?
T: Birbirini çok sevmek demek
H: Güzel bir şey mi yoksa üzülür müyüz aşık olunca
T: Çok güzel bir şey (garibimin daha dünyadan haberi yok)
H:Sen kime aşıksın?
T: (Gözlerini kaçırarak) Ece'ye.... 


Böyle :)

Edit: Üstteki görsel İzmir'in ilk çocuk kitapçısı Hayal Kurdum'dan. Geçen hafta açıldı. Açılışa da gittim ve çocukluğumun yazarı Muzaffer İzgü'yle tanışıp bir güzel de duygulanıp ağladım. "Sizi okuyarak büyüdüm" dedim. Eskiden bu kadar çok kitap çeşidi yoktu. Ökkeş serisini zibilyon kere okuımaktan mütevellit ezberlemiştim.Bunları anlattım.

Özetle Hayal Kurdum Kitabevi, çocukla haftasonları vakit geçirmek için muazzam bir yer. Yeri çok kolay, Reyhan’dan Lozan’a doğru giderken solda Lotus çiçekçi dükkanının sokağında (Zuhal Yorgancıoğlu sokak). İzmirli anneler lütfen bol bol gidin, yavrularınıza burda kitap alın, böyle mekanlar yaşasın. AVMlerdeki zincir mağazalar, böylesi mekanları yutmasın.






11 Aralık 2012 Salı

İBS - İstanbul Baby Show'a Davetlisiniz

 

İBS Anne Bebek Çocuk Fuarı, 14-16 Aralık 2012 tarihleri arasında Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek.


Türkiye’nin doğrudan aileye hitap eden en büyük fuarını gerçekleştirmek üzere yola çıkan Boyut Group tarafından düzenlenen “İBS Anne Bebek Çocuk Fuarı”nda, ebeveynler ve markalar aynı platformda buluşacak.

Gönül ister ki ben de Neko olarak standdaki yerimi alayım ama daha geçen ay Tuna'yla bir İstanbul seyahati yaptık ve bu bünyenin her ay bir seyahati kaldıracak ne enerjisi var ne de sabrı. Kaldı ki her seyahat sonrası 2-3 gün, "okula gitmek istemiyooom"larla uğraşıyoruz. Yani gelmem imkansız gibi bir şey.

Neyse ki imdadıma İrem yetişti. Neko marka slinglerimi denemek, ellemek, koklamak isteyenler İrem ve Sena'nın Fikirdenk standına gidebilir. Kızlara benden de selam soyleyin :) Bi' çaylarını için.

Fuarda pek çok markanın urunlerine indirimli sahip olma şansınız var, bence ozellikle hamileler bu fırsatı kaçırmasın.

Şahsen katılamasam da isterim ki 5 okurum fuarı gezsin, alışverişini yapsın. Bu posta yorum yorum bırakanlardan 5 kişiye 2 kişilik fuar davetiyesi vermek istiyorum. 

Evet kimler fuara katılmak ister bakalım?



4 Aralık 2012 Salı

Evyapımı Burun Spreyi

İki elma konuşurken yoldan bir elma şekeri geçiyormuş. Elmalardan biri, ötekini dürtmüş. "Bak" demiş, "bu Beymen'den giyiniyor" Öteki sormuş: "Aaa nerden bildin?" 
"Baksana" demiş beriki.  "Kıçındaki kazıktan belli"



İmalat işine ucundan kıyısından bulaştığımdan beri yıllardır kimlerin bize elma şekeri muamelesi yaptığı acı şekilde farkettim. Büyük moda devlerinin son derece vasat kıyafetleri 1 birime maledip, 10 birim reklam ve tanıtım masrafı yapıp allayıp pullayıp şişik fiyatlarla pazarladığını gayet yakından gördüm. Bu, benim tercih etmediğim bir yöntem. 

"Eee ben elma şekeri olmak istemiyorum" derseniz tekstilde alternatifiniz çok ama söz konusu sağlık, hele hele yavrularımızın sağlığı olunca fazlaca sorgulamadan doktorlara güveniveriyoruz.

Çok şükür fazlaca ilaç masrafımız yok Ama her kreş çocuğu gibi Tuna da hemen hemen tüm kışı hapşurarark, burnu akarak geçiriyor. Hasta değil ama o burun hep ıslak köpek burnu gibi. Burnunu açık tutup gece boyu soguk buhar makinesi çalıştırmaktan başka yapacak birşey yok. Gün içinde de sık sık sakız çiğnetiyorum ki otit tehlikesini bertaraf edelim. 
Sakız dediğin şey ucuz ama burun spreyleri manasızca pahalı. Bir ufak şişe sinomarin sanıyorum 20 TL'ye yakın. Sık hastalandığı donemde ortalama ayda iki kere almak gerekebiliyor. Bu zımbırtı son zamanalarda  Bruno reklamı sayesinde yeniden meşhur oldu. Bunun üzerine Ahmet Rasim Küçükusta ilaç firmalarını kulağına kar suyu kaçıran şu zehir zemberek yazıyı yazdı. 

Hoca zaten bu pahalı zımbırtıların alternatfini yazmış: 

"1 litresi 2-3 lira olan ve üstelik de damara zerk edilebilecek kadar ‘steril’ olan serumlardan yazıyorum; bütün aile aylarca kullanıyor bitiremiyor."

Ancak benim sıkıntım içerikten ziyade uygulamada. Koca serum şişesini saklamak bir dert, içinden enjektorle almak ve bunu yavruya uygulamak başka dert. Bir de enjektoru fazlaca sıkıp çocuğu nazal yıkamadan soğutmak tehlikesi de cabası. Ben de kendimce alternatif geliştirip uygulamaya başaldım. İki doktorun da görüşünü aldım. İşlem tamam:

- Eczaneden 17.50 TL'ye bir paket Sinus Rinse Kit (Pediatric) alıyorsunuz. Aslında çocuğunuz bu kiti uygulatırsa en başarılı burun açıcı Sinus Rinse Kit ama ben kendim uygularken bile nefret ettim. Tuna da zinhar yaptırmadı. Bu kitte tuzlu su aşırı tazzikli şekilde genze kaçıyor. Ne var ne yok temizliyor ama uygulatmak zor.
- Kitin içinden tek kullanımlık 25 adet poşet tuz çözeltisi çıkıyor. Bir poşetteki çözeltiyi 60 ml suda eritin.
- Enjektorle bu tuzlu su karışımını çekip herhangi bir uygulama şişesine doldurun. 

Bir poşetle,  60 ml yani iki adet sinomarin mini şişesi ağzına dek doluyor. Bu hesapla bir paket sinus rinse kit ile 50 şişe burun spreyi hazırlamak mümkün. Tek hatam 2,5luk enjektör kullanmaktı. Bir dahakine 10luk enjektör alıp 2,5luğun ucunu takacağım.

Enjektörle açılan delikten dolayı sterillik bozuluyor mu? diye soruyorsanız Ahmet Rasim hocayı dinleyin:

"Sterilliğe gelince: Buruna damlatılan bir sıvının damara zerk edilen bir ilaç gibi steril olması icap etmez."

İşte bu kadar basit. 


15 Kasım 2012 Perşembe

Neko ile yayındayız


Bundan yaklaşık 7 ay once marka tesciliyle başlayan üretim sürecim geçen hafta sonra erdi.
  Kumaşından aksesuarına, bedenlemesine dek sayısız numune yapılan, beğenilmeyen tekrar tekrar yapılan X wrap sling artık son halini aldı, test edildi, onaylandı. 




Her şey "bu wrap sling çok zor bağlanıyor ama çok rahat" diye serzenişte bulunan sayısız annenin talebiyle başladı. Yeni bir urun olmalıydı. Wrap sling kadar yumuşak olmalı ve yeni doğan bebeği tamamen sarıp sarmalamalıydı. Fakat aynı zamanda pratik olmalıydı, dışarda bağlarken ucu yere mi değdi, kumaş elimden mi kaçtı diye dusunmemeliydi anne. Beden sıkıntısı olmamalıydı ve boylece tek bir slingi hem anne hem baba kullanabilmeliydi.






Aklımdan geçene yakın 3 ürün vardı: Amazonas Carry Baby, Tricotti ve Baby Ktan'ın numunelerini edindim ve bu 3 ürünün birleşimini tasarladım. Geçtiğimiz haftaki babywearing workshop'unda da cok sayıda anne ve bebekte denedik. Vallaha da olmuştu :)
İlle de "klasik olsun, ister çamurdan olsun"  diyenler için de klasik 4,60 mtlik wrap sling de ürettim. 
Klasik wraplerle X wraplerin kumaşı aynı. Hatta aynı kumaştan hediyelik battaniye ve şapka seti bile yaptım.






Sıra geldi fotograf ve video çekimine. En başından beri aklımda tek isim vardı: Yeliz :) Sağolsun beni kırmadı ve en fıstık haliyle studyoya geldi.

Her ne kadar incecik vucuduyla standart anne tipinden uzak da olsa sonunda anneydi :) (Tuna'nın deyimiyle Aağca'nın anneşi ) Yeminle soyluyorum Yeliz değme mankenlere taş çıkarttı. Hangi fotografı seçeceğimizi şaşırdık cünkü "bu kötü çıkmış" dediğimiz hemen hemen hiç olmadı. 
Bebeklerimiz de bir o kadar uyumlu ve tatlıydı.
Bizi çekimde en çok zorlayansa video çekimleri oldu. Her bir urun için cok sayıda bağlama pozisyonu vardı ve hepsini de göstermek istiyordum. Sonuçta 2 farklı sling için 7 videoda başarılı olabildik. Hepsini bu linkten izleyebilirsiniz.  

Çekimlerde kullandığımız şapkaları da çok soruyorlar. Onları da bu linkten alabilirsiniz. 

Neko için bayilik almak isteyen e-ticaret siteleri de (normal bebek mağazaları da tabi) bana hulya@tuniko.com dan ulaşabilir.

 
 

14 Kasım 2012 Çarşamba

Renkli Ada Çok Güzel, Gelsenize



Bir onceki postta duyurusunu yaptığım 2 gunluk babywearing etkinliği oldu da bitti maşallah. Pek de guzel geçti.



Taze anne adayı Zeynep ve Seyhan da bloglarında uzun uzun yazmış. 
Benim açımdan çok memnun edici bir etkinlikti zira kendi markamla çıkardıgım slingi çok sayıda annede (ve 1 babada) deneme şansı buldum. 



Etkinliğin ilk gününde eski dostlar ziyarete geldi. Kanal D haber ekibinden arkadaşım Arzu İyilikyapan Türk televizyonlarının ilk bebek taşıma haberi yaptı boylece :)



Gelelim etkinliğin yapıldıgı mekana. Sevgili Derya ve Selin'in ortaklaşa kurduğu Renkliada, çok şirin bir.. Kafe mi desem oyun aktivite mekanı mı desem.. Yoksa hepsi birden mi desem bilemedim. Zira gerçekten hepsini içinde barındırıyor. 
Şirin bir bahçesi var. Etkinliğin ilk günü burdaydı ve Tuna bahçedeki parkta oynarken ben de bıdır bıdır konuşabildim. Zaman zaman kapalı oyun salonunda, oyun ablası eşliğinde vakit geçirdi. Şekersiz, pekmezli kek ve kurabiyelerin tadına baktı. 
Önümüzdeki günlerde yoga dersleri başlayacakmış. Çocuğunuzu kapıp getirip oyun ablasına emanet edip rahatça yoganızı yapabileceğiniz, benim bildiğim, tek mekan.
Yolunuz Taksim'e düşerse bi' uğrayıp çaylarını için derim naçizane.

Kanal D'de yayınlanan haberi de koyar sağlıcakla kalın derim.







30 Ekim 2012 Salı

Sling hediyeli etkinliğime davetlisiniz

Bebek alışverişinde tum diğer ürünler bir yana, slingler bir yanadır. Zira hangi ayda hangi slingin hangi pozisyonda kullanılması gerektiğinden, bağlama tekniklerine kadar bilinmesi gereken tonla şey var. Reel mağazalarda satılmayışını en büyük nedeni de bu işten anlayan eleman bulma olasılığı, 39 bin km'den dünyaya paraşütle sağsalim inme olasığından daha düşük :)

Şimdiye dek, annelerin sorularını videolarla yanıtlamaya çalıştım ama birebir yuzyuze destek vermekle, uzaktan tarif etmek arasında uçurumlar var. 



Hal böyle olunca ben de düzenli olarak annelerle biraraya gelip, hem sosyalleşip hem de farklı slingleri anlatayım istedim. Bir dizi etkinliğin start'ını önümüzdeki ay başında veriyoruz. 

...................................................

Renkli Ada'da (krokiler aşağıda) 2 - 3 Kasım 2012 tarihinde gerçekleşecek olan etkinlikte;
* Anneler ve anne adayları rahat bir ortamda bir araya gelecek, kendi mutfağımızda pişirdiğimiz sağlıklı atıştırmalıkların tadına bakacak
* Halka sling, mei tai sling, duş-havuz slingi, wrap sling, Ergo baby, Boba ve yepyeni urunumuz X wrap sling (bağlanmış wrap sling) bağlama ve bebeği yerleştirme tekniklerini öğrenecek. Bu teknikleri bizzat deneyimleyecek
* Her katılımcıya piyasa değeri 89 TL olan bir X wrap sling (bağlanmış wrap sling) hediye edilecek
Etkinlik 13:00 - 15:00 saatleri arasında olacak.
Katılım ücreti 50 TL
Katılmak isteyenler hulya@tuniko.com a mail atarak rezervasyon yaptırabilir.
                               ...................................................................................... 




Etkinlikte hediye edeceğim sling, kendi markam olan Neko'nun bağlanmış wrap slingi olacak. Bu 3 parçalı bir ürün. İki adet pouch slinge benzeyen (ama arkası beden ayarlamak içinfermuarlı olan) parçaya ilaveten bir de fotoda gorunmeyen yatay kuşağı olan 3 parçalı bir sling. Parçaları tek tek kullanmak da mumkun. Böylece halka sling ya da pouch sling gibi pratik bir urune dönüşebiliyor. Sling bağlamayı çok zor bulanların bile kolayca kullanabileceği bir sling bu.


Diyelim ki halihazırda bir slinginiz var. Etkinliğe katılmak istemiyorsunuz ama slinginizi de kullanamadığınız için yardıma ihtiyacınız var. Ya da sadece tanışmak, biraraya gelmek istiyorsunuz. Etkinliğimizin bitiş saati olan 15:00dan sonra Renkli Ada'ya gelirseniz seve seve yardımcı olurum. 

Etkinliği 2 ayrı güne böldük(herhangi birini seçebilirisiniz) ve her gün için belli sayıda kişiyi ağırlayabiliyoruz. Bu yuzden rezervasyon sırasında hangi gün geleceğinizi ve hangi renk sling istediğinizi belirtmeniz gerekiyor. Renk seçenekleri siyah, kırmızı ve lacivert.





16 Ekim 2012 Salı

Tuna'nın Tatlı Sözlük'ü-1



Tatlı Sözlük'ü biliyor musunuz? http://www.kucukinsan.com/ sitesinde çocukların soylediği komik ve çocukça şeylerin, bizzat ebeveynleri tarafından yazılmasıyla oluşuyor. Ve çok eğlenceli. Özellikle 3-4-5 yaş grubu çocukların incileri inanılmaz. Hayal güçleri ve gozlem yetenekleri muthiş. Çok eğleniyorum okurken.


Tuna da bazen "tam tatlı sözlüklük" dedirten laflar ediyor ve ben bunları bir yere kaydedemeden uçup gidiyor. Ben de blogda bari yazayım bunları diyerek bir tatlı sözlük serisi başlatayım istedim.

"Anne sen telefonda kanguru mu anlatıyorsun?"
(Dün akşam yatmadan once okudugum kitaptaki kanguru resmi uzerine sordu bunu. Artık telefonda ne kadar çok "klasik kangurular kötü ergonomik kangurular ve slingler şöyle iyidir böyle sağlıklıdır" diye anlattıysam çocukumun beynine işlemiş.)


"Anne ben pasta yemeyi neden bu kadar çok seviyom?"
(2 minik ekler pastayı yalana yalana yiyip tabağı sıyırırken)


"Anne bugün Sevgi örtmen saçlarını kestirmiş, gözlerini de yeşil yeşil yapmış. Senin gibi olmuş anne"
(Kısmen yalan. Zira saçlarım uzun. Gözlerim de yeşil değil.)

(Sırıtarak) "Anne ben bugun okulda sakızla uyudum"
(Dehşetle) "Neeeaayyyy?
(Daha çok sırıtarak) " Dur dur korkma, ağzımda sakız durdurma yeri var. Bak burda. Orda durdurdum, uyudum

"Anne Sevgi örtmen bugun flüt çalamadı, yüzüğü vardı ondan çalamadı"


"Zeynep Naz kendi uyuyamıyo, ağlayarak uyuyor. Bebek gibi ağlıyor yaaaa"
("Anne yanımda yat" derse hatırlatılıyor kendisine ama işe yaramıyor bazen)

"Anne sen kalk ordan, babam iş yapacak, para kazanacak bana araba alacak"
(Beni bilgisayar başından kaldırıp "akülü araba alamayız oğlum, o kadar paramız yok" diyen babayı oturtmak için sarfedilen emir cümlesi)


11 Ekim 2012 Perşembe

Akülü arabadan pek sosyolojik(!) analizler


Tuna akülü arabalara bayılıyor. Hem çok yer kapladığından hem de aşağı indir-eve geri çıkar derdiyle uğraşmak istemediğimden - çok istemesine rağmen - almadık. Rutin bir şekilde, eve yakın bir parkta bir turu 2 TL'ye kiralayıp hevesini aldırıyoruz yıllardır.
Yıllardır derken abartmıyorum. Sanırım 2 yaşından beri duzenli bir akülü araba sürücüsü. Başlarda ben de eğilip direksiyona müdahale etsem de bir süre sonra "anne sen elleme!" diye çemkirmesiyle ayarı yedik. 
Düzenli şekilde akülü arabalarla teşne olunca çok acayip şeylerin farkına vardım. 
Misal: Kızların arabalarla imtihanı.



Kadın milletinin çoğunun mekanik işlere ne kadar yabancı olduğunu daha bu yaşlarda görmek mümkün. Daha bu haftasonu Tuna'dan cok daha büyük kızların arabaları ağaçlara tosladığını gorup kıs kıs güldüm. Direksiyon tutan eller birden saç düzeltmeye başlayıp nasıl da yoldan çıkıveriyor, inanılmaz. 
Hele 3-4 yaş kızları tam facia. Bir kısmı direksiyonu sağa çevirince sağa gideceğinin bile farkında değil. Allah ne verdiyse gidiyorlar. Gazdan ayağını çekince araba durunca oylece kalıyorlar yolda falan. "Kızım bassana gaza amaa.." diye bağıran babalar arkada. 


Lakin o arabayı tekrar çalıştıramayan kızları al karşına oturt, genç kız gibi sohbet etsin seninle. Ayakkabısındaki puantiyeleri anlatsın, en sevdiği arkadaşını, hatta Atatürk'ün hayatını :)

Arkaya bakarak araba süren, önüne donunce ağaçla karşılaşıp milisaniyeler içinde direksiyonu kıran; arabayı benden iyi parkeden, U dönüş yaptıktan sonra direksiyonu nefis bir manevrayla toplayan bizim oğlansa konuşmaya ancak 3 yaşında başlayabildi ve hala bazen ben bile ne dediğini anlayamıyorum. Sağ beyin-sol beyin daha bu yaşlarda kendini boyle belli ediyor demek. (Israrla her seferinde gidip pembe arabayı seçmesi bu tezimi çürütüyor yalnız)

34 yaşındayım ve düz vites araba kullanamıyorum. Çenem, kalemim, sosyal yeteneğim boldur ama ışıkta durunca vitesi bire takmayı unutup arabayı "istop" ettirmede üstüme yok. Benim gibi olan binlerce kadın daha bulabilirim eminim. Bizi "kız gibi" yetiştirdikleri için mi boyleyiz; yoksa eldeki malzeme mi budur orası tartışılır. Fakat bence erkeklerdeki ve kadınlardaki farklı yetenekler birbirini tamamladığı için Uzakdoğu felsefelerinde yin ve yang diye bir kavram var.

Gelelim diğer tespitime: Ayranı yok içmeye tahterevanla gider mıçmaya.
Kozmopolit bir semtte yaşıyoruz. Bizim mahallenin çoğu İzmir'in yerlisi, orta sınıf emekli, bir kısmı çalışan karı-kocalar. Az yukarda varoş mahalleler de var ve herkesin buluştuğu parklarda acayip bir hava atma yarışı var. Ayağında yırtık terlikle parka gelen çocuklarda bu yaz bir akülü araba patlaması yaşandı. Aşağı yukarı 5-6 çocukta gördüm. Kiralık mı acaba diye baktığımda şaşakaldım çünkü hepsinin kendi arabasıymış. Çoğunun anneleriyle de az çok sohbetim var. Misal, biri 50 TL daha az kira vermek için fellik fellik ev arıyordu geçen sene. 
Tipik Türk felsefesi: At, avrat, silah. Bu kadar pahalı yakıt fiyatlarına rağmen bu kadar çok otomobil satılması, orta/alt gelir sınıfında bile arabalı yaşam arzusu, hiç gerekmediği ve kullanılmadığı halde araba almak için çaba sarfetmek de bize özgü davranışlar. Bir dönem bir sigara firmasında çalışmış ve en çok Marlboro sigarasının varoşlarda satıldığını görüp çok şaşırmıştım. Aynı hesap işte. Bayılıyoruz hava atmaya. 
Görünen o ki çocuklarımıza da bunu aşılıyoruz.

İzmir Buca'dan tespitleri dinlediniz efenim, saygılar. 




8 Ekim 2012 Pazartesi

Mickey'in Müzik Festivali'ne gitmek isteyen?

Turkcell sponsorluğunda Uykusuz Anneler ve çocukları 13 Ekim Cumartesi saat 12:00de Trump Tower AVM'de Mickey'nin Müzik Festivali'ne gidiyor. Uykusuz Anneler için o seans kapatıldı. Biz gidemiyoruz ama 2 okura yavrsuyla birlikte gitsin diye davetiye hediye etmek isterim.

Davetiyeler isme olacak, kargolama yapılmayacak, kapıda kimlik/nüfuz cüzdanı ile giriş yapılabilecek.
Davetiye isteyen annelerin tek yapması gereken bu postun altına yorum bırakmak. Random.org aracıgıyla salı gunu cekiliş yapacağım. Kazanan 2 anne ve 2 yavruya şimdiden iyi eğlenceler. Herkese bol şans :)




Posted by Picasa

18 Eylül 2012 Salı

Otit'in Kıyısından Dönmek

Tuna geçen kış başı okula başladıgından beri 4 kere otit (orta kulak enfeksiyonu) geçirdi. Evvelden pek hastalıklarla boğuşmadıgımızdan bedenen ve ruhen cok yıprattı bizi.
Otit genelde nezleyle başlayan bir sürecin sonunda ortaya çıkıyor. Nezlesi 3-5 gun içinde geçmezse bir gece ansızın "kulaaam ağrıyooaaa" diye ağlayarak uyanıyor. Sabaha ateşli bir çocukla kalakalıp solugu doktorda alıyoruz. Geçen kış bir donem 40 dereye ateşle uzun sure mucadele etmiş, 39 dereceyi default ateş sayar hale bile gelmiştik  Doktorun dediğine göre yılda 8-10 otit bile normal sayıldıgından 3-4 otit pek onemsenmiyor. Çocuğu ve aileyi tuketiyor, o ayrı.
Tedavisi ise sadece antibiyotikle yapılıyor. Zamanında iyi tedavi edilmezse yetişkinlikte duyma kaybına bile yolaçabilen ciddi bir hastalık.
Peki nedeni ne? Neden bazı çocuklarda sık sık görülürken bazıları bir kez bile otit olmuyor?
Twitter'dan tanıştığım Doktor Mine'ye sordum cevapladı. Dedi ki;




Adının pek havalı olmasına aldanmayın. Otitis media  sadece kulak zarının arkasındaki orta kulak boşlugunda iltihaplı sıvı birikmesi. Bu sıvı genelde nezle sonucu burundan geriye akan enfeksiyöz sıvı (bildiğin sümük) oldugu için de otite yol açıyor.
Çocuklarda sıklıkla görülmesinin sebebi de ostaki borusunun çocuklarda daha kısa ve yatay olması. Fonksiyon olarak da tam gelişmiş değilmiş. 


Demek ki ilk hedefimiz nezleyi iyileştirmek, sümüğün burundan tahliyesini sağlamak. Sık sık burnu aspire etmek, soğuk buhar makinesi ile boğazını nemli tutmak, ballı ılık ıhlamur işe yarayan tedaviler. Buna bir de  mesir macunu ekledik ki mucize gibi bir gıdaymış hakkaten.

Geçen hafta Tuna bir sabah bunu akarark uyandı. 2.gece derhal "kulaaam ağrıyoaa" moduna geçiş yaptı. "Aha" dedim "başladık gene". O gece 1 saat kadar kulak ağrısından uyuyamadı. Hafif de ateşi vardı. Calpol verip ateşi düşürdüm. Sabah da 10a kadar uyuyup iyice dinlendi. O gun okula gondermedim, evde dinlendi ve tum gun sakız verdim. Sakız ne işe mi yarıyor? Geniz boşluguyla orta kulak arasındaki östaki borusunun açılmasına yardımcı oluyor, ağrıyı azaltıyor, sıvı tahliyesini kolaylaştırıyor. 

Ertesi gece aynı nakarat çığırıldı evde. 

Sonraki gun zaten tatildi ve evde dinlendi. Bu arada 3 gun boyunca ballı ekmek, ıhlamur ve en onemlisi 2-3 tane mesir macunu verdim. Mesir macunu 41 çeşit baharatlı ilginç bir şeker. Ben de Tuna'yla eşzamanlı nezle oldugumdan aynı miktarlarda yedim. Boğazımdaki ağrı da burnumdaki akıntı da hemen geçti.

P.tesi gunune dek nezlesi iyileşti ama ne olur ne olmaz diye okula giderken cebine bir paket sakız attım. Öğretmene de tembihledim, surekli sakız çiğnetsin diye. 

Ve sonuç. İlk kez orta kulaktaki sıvıyı tahliye edip "geliyorum huleayynn" diyen otiti savuşturduk. Normal şartlarda geniz akıntısı 2 gun daha sürseydi antibiyotik başlamamız kaçınılmazdı.

Zaten Mine diyor ki, orta kulak enfeksiyonu ilk etapta semptomatik tedavi gerektiren bir hastalık. Yani önce sıvıyı tahliye etmeye, burnu açmaya ve geniz akıntısını kurutmaya yonelik çalışmalı. 
Geniz akıntısını kurutmak için bizim doktor antihistamin turu ilaçları da  (alerji ilaçları) oneriyor. Kendim için gittiğim KBB uzmanı "oo efenim bunlar modası geçmiş tedavilerdir, burnu açık tutun yeter" demişti. Mine'ye gore bu başkasının kestiği saça b.k atan kuafor tarzından farklı değil :)
Antihistaminler alerji yuzunden fırk fırk akan burun sıvısını (tekrar: bildiğin sümük) yoğunlatırıp orta kulakta birikmesini önlüyor. Nezleyi tedavi etmiyor ama sıvıyı yogunlaştırıp birikmesini önlüyor. Biz de doktorun onerisiyle nezle oldugunda 1-2 gece verdik ve gerçekten mesir+bal+antihistamin üçlüsüyle, yaklaşan otite kışt demeyi başardık. 
Bir uyarı: Mesir macunun envai çeşit markası var. Biz sadece Tuğba Kuruyemiş'ten alıyoruz. Zaten diğerleriyle ciddi bir aroma farkı var.
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi diyerek çekiliyorum.

edit: yazıyı yayınladıktan sonra Mine'den soyle bir bilgi daha geldi, aynen kopyalıyorum valla Mine kusura bakma :)

Senin Tuna kuzusunun son atağı muhtemel ki bildiğimiz akut otitis media değil efüzyonlu otitdi. İkincide o kulak zarı arkasında toplanan sıvı steril oluyor yani mikroorganizma içeriği yok. İşte bu durumda senin uyguladığın tüm yöntemler de süper işe yarıyor. Ama tabii kendiliğinden iyileşmiş akut otitis media olma ihtimali de var. Akut otitis media ile efüzyonlu otiti nasıl ayırıcaz dersen onu ancak doktor otoskop muayenesi ile saptar ki onda dahi yanılma payı var. Eee hacı özet geç dersen şunu derim: semptomatik tedavi uygulayıp  izle ve gör seçeneğinde anne baba çok dikkatli olmalı. Çocuğun yaşına, enfeksiyonun süresi ve şiddetine göre her an antibiyotik önerilebilir. Hele bazı özel durumlar var ki hiç beklenmemeli. Misal genetik sendromlu çocuklar, immun yetmezliği ya da anatomik anormallikleri olanlar ya da 30 gün içinde otiti tekrar eden veya kronik otiti olan çocuklar gibi. Bi de antihistaminik konusunda kafalar karışıkmış sahiden. Öneren, ilerleyen süreçte öneren ve hiç faydası olmadığını düşünen üç grup var. Bilemedim:/ Böyleyken böyle : )  


17 Eylül 2012 Pazartesi

"Korkuyorum Anne!"

34 yaşına girmeye ramak kalan bir yetişkin olarak korktuğum şeylerin uzun bir listesini yapabilirim.
Uçak iniş-kalkışlarında korkudan nefesimi tutarım ki binlerce kilometre uçmuş olduğum halde.
TV'de bile olsa yılana bakamam. Hayvanat bahçesinde kafamı kaldırmadan önlerinden uçarak geçerim. Yeraltında kapalı kalma ya da su altında kalma fikrinden korkarım. Metroya binince sıkıntı basar.
Fobim yok ama korkularım çoktur. Eminim sizlerin de çoktur.

Kazık kadar insanlar olarak korkuyla yaşamaya bu denli alıştıysak, hala zaman zaman başa çıkamıyorsak çocuklar ne yapsın?
Onların minik dunyası daha da karmaşık.

Tuna'nın 4 yaşa dek belli bir objeden korktuguna tanık olmadık hiç. Daha birkaç ay once karanlık odaya girmeye çekinmeye başladı. Çok çok karanlıksa "anne ışığı aç"  diye seslenmesinden başka bir korku emaresi gormedim desem yeridir. Fakat bu yaz mecburen uzayan yaz tatili yuzunden normal sınırını aşan TV izleme saatlerine maruz kaldı. Sadece Pepee ve birkaç masum dizi daha izlemesine izin verilen çocuk, Keloğlanla tanıştı. Ne olduysa da ondan sonra oldu.

Bir gece uykusunda ağlamayla başladı her şey. Gözü kapalı ağlıyordu. Hemen sakinleştirip geri yatırdım.
Sonraki gece olanca gücüyle "anneeee" diye çığlık attı. Sonraki geceler duzenli olarak yanıma gelmeye başladı. "Anne korkuyorum"  dedi bir gece. Olayı sabaha bırakıp ustunu ortmek istemedim, hemen oracıkta sorguya aldım.
- Neyden korktum oğlum
- Canavardan
- Ne canavarı
- !!!!! Ses yok, sokulup uyumak var :)

Derken ertesi gunlerde biraz daha sorgulayınca timsaha benzeyen bir canavardan korktuğunu anladık ama nerde gördü de korktu bilemedim. Sonra bir gün adı batasıca Keloğlan'ı izlerken "anne gel gel canavar çıktı" diyince anladık olayı. Orda ejderha gibi bircanavarmış bizimkinin uykularını piç eden. "Aman korkuyorsun zaten" diyip derhal kapattım TV'yi. Bir daha o şapşal programı izletmemeye de ant içtim.

Derken bir haftasonu Pepee bitip Keloğlan çıktı. Hemen mudahale edemeyince bizimki izlemeye başlamış ben mutfaktayken. "Baba baba bak canavar" sesine koştum geldim TV'yi kapatmaya. Eşim "Dur yahu napıyorsun? Oğlum baksana bu gerçek değil, çizgi film bu. Çok komik olm bu" diyip Tuna'yı şoka soktu :)

Aaaa neden benim aklıma gelmemişti ki bu? Salak mıydım neydim sayın okuyucu? Annelik dediğin bir çeşit akıl tutulması.

Neticede benim korku objesini uzaklaştırma fikrimin aksime babası korkusunun yersizliğine çalışmış ve başarmış oldu. Sonraki gunlerde birkaç kez uyku vakti gelip ışık kapanınca, beni tekrar odaya çağırıp "anne yatakta canavar var, sen de yanımda yat" falan dedi. Işığı açıp yatakta canavar olmadıgını gosterip, hatta canavar diye bir şey olmadıgını, sadece kitaplarda, TVde oldugunu falan anlatıp odadan çıktım. Gece teroru bitmişti ama hala yatırırken milyon kere odaya çağırıyordu. Her seferinde uzun uzun anlatıyordum işte canavar diye bir şey yok falan filan.
Sonra bir gece Tuna beni odaya çağırdı. "Anne" dedi; "canavar arabaya bindi gitti". Yavrum korkusuyla başa çıkmıştı. Canavarı arabaya bindirip gönderdi. "Evet annecim, canavar artık gitti" diyip opup uyuttum. Bir daha da canavar gelmedi yatağına.

Derken bir kitap keşfettim ve üstünkörü şekilde de olsa okudum: Seni Korkularınla Seviyorum - Maria Luisa Ferreros



Tam da üstünde çalıştığımız şeyleri anlatıyordu.

Kitapta korkuyu nasıl yok edeceğimizden çok, korkunun sebebini ve çocukları anlama üzerine örnekler var. Zira korkunun aslında belli bir çözümü yok. Keşke olsa.
Yine de "korkularıyla başa çıkması için çocuğa nasıl yardımcı oluruz" konusundan birkaç başlık yazayım:

*Herseyden once korkuyu kabul ederek "evet korku diye bir şey var ve sen onunla arkadaş olabilirsin" diyerek (Benim aklıma gelmeyen ama eşimin başardığı tam da buymuş)

*Kendi korkularınızı kabul ederek ve onlarla başa çıktığınızı çocugunuza gostererek (Bir keresinde Tuna'yla yalnız uçuyorduk ve aşrı fırtına vardı. Ben hiii dedikçe Tuna güldü bana. Geçenlerde uçaklarıyla oynarken "anne bak kalkıyoruz, korkucak bişiii yok tamam mı?" diyerek dumur etti beni. Ama annesinin de korkularını biliyor ve bunu da normalleştirmiş demek ki )

*İlgisiz kalmaktan kaçınarak

Tam da kitabın etkisindeyken Tuna'nın yeni okula uyum süreci geldi çattı. Bir sabah okula giderken "anne ben okuldan korkuyom" diye ağlamaya başladı. Muhtemelen geçen seneki olayların etkisinden.
Servisin gelmesine en fazla 5 dk vardı ve çabucak bir çözüm bulmam gerekiyordu. Önce sımsıkı sarıldım. Ağzımdan "korkacak bir şey yok" gibi salakça bir cümle çıkacaktı ki yuttum. Tam hatırlamamakla birlikte şuna benzer şeyler soyledim:

"Yeni arkadaşların oldugu için korkuyor olabilirsin ama onlar da aynı senin gibi çocuklar. Korkarsan Sevgi öğretmene neyden korktugunu soyleyebilir ve ona sarılabilirsin.İstersen evden bir oyuncağını al yanına, korkarsan ona sarılırsın. Hani sen korkunca anne sana sarılıyor ya" 
Bunu duyunca ağlaması geçti. Kedisini cebine koyup aşağı inmeyi kabul etti. Arada kediye bakıp sonra da "üşümesin" diye üstünü cep kapağıyla örtüp güzel güzel servise bindi ve gitti.

Cesaret kedisini dikizlerken


Çocuk bir şeyden korkuyor diye ondan uzaklaştırmak tam tersi çocugun korkusunu onaylamak anlamına geliyor. Korkuyla başa çıkmasına yardımcı olmaksa özgüvenini tazeliyor. Okuldan alıp tüm gün evde "güvenli güvenli" yaşamasını sağlayabiliriz. Ya da kendi yatağında canavardan korkuyor diye 8 yaşına dek birlikte uyuyabiliriz Ama bunun çocuğa yarardan çok zararları oldugu da gün gibi aşikar.


11 Eylül 2012 Salı

Biraz da tuniko'dan havadisler

Tuna gunler sonra ilk kez bugun hiç mızırdanmadan, yüzünü ekşitmeden servise binip gitti. Okulda yemeklere şöyle böyle katılmaya başlamış. Dün ilk kez bir sınıf oyununda birinci olmuş. (Oyunun ne oldugu konusunda en ufak fikrimiz yok. Ser veriyor sır vermiyor zibidi). Sanırım sancılı dönem geride kaldı şimdilik.
Ben de artık işime daha fazla yoğunlaşabilirim.
İşlerden güçlerden haberler vereyim istiyorum, zira bu satırları okuyan onlarca annenin emeğine müteşekkirim.  Hesap vermek, en azından haberdar etmek zorunda hissediyorum kendimi :)

Geçtiğimiz aylarda site baştan sona yenilendi. Pompadan pusete; emzikten oyuncağa binlerce çeşit ürün var artık. Ama hepsi bu değil, artık işin al-sat kısmından imalat kısmına geçiş yapmak üzereyim.

Yıllardır hep başka başka imalatçıların slinglerini alıp satıyorum malum. Hepsi birbirinden farklı slingler ve hepsi farklı aylarda kullanılıyor. İstedim ki tek bir sling olsun, dogumdan itibaren uzun sure kullanılsın. Yumuşacık olsun, pratik olsun hemen takılsın, ister tek omuza asılsın istenirse iki omza takılsın, az yer kaplasın, sıcak da tutmasın bebeği üşütmesin de....
Babalar da kullanabilsin ve hemen her pozisyonda taşımak mumkun olsun.
Yeni doğana gözü kapalı onerdiğim wrap slingin bağlanmışı olsa nasıl olur acaba derken zaten benzer markaların varlığı keşfettim. Sonra bunu kendimce revize edip kumaşına karar verdim. Şu an urunler numune aşamasında ama sanırım 1-2 aya dek hazır olacak.
Marka ve logo tasarımı da hazır.


Marka adı ararken  zırt pırt Hayat hocama "Japonca o ne demek, bu ne demek?" diye sora sora bi' hal olmuştum. Altın vuruşu Japon kocalı :) İlkay'la yaptık ve neko'da karar kıldım.
Neko Japonca kedi demek. Tuniko'yla fonetik uyumu tamamen tesaduf ama çok da iyi oldu bence.

Neko makalı ilk urun elbette ki bir sling olacak. Özetle wrap slingin bağlanmış ve her bedene uyan şeklini yapacağım. Ama anne-bebek urunleri açısından farklı urunler de uretmeye sıcak bakıyorum. Parlak bir fikriniz varsa, "aa bak bu urun çok ilginç" diyip paylaşmak isterseniz de mailim herkese açık.

Dün beni çok sevindiren de bir gelişme oldu. Girişimcilerin ve bilişim dunyasının nabzını tutan webrazzi'de tuniko hakkında bir yazı yayınlandı. Okumak isteyen olursa buyrun.

Gelişmeler boyleyken boyle.
Sağlıcakla kalın