27 Şubat 2012 Pazartesi

Gündüz Uykusu Kaç Yaşında Bırakılmalı?

Sosyal medyada daha doğrusu internet anneleri arasında muazzam bir oluşum var: Uykusuz anneler klubu (UAK)  Zamanında kendi uykusuzluklarına çare arayan 3 annenin, Esra, Peri ve İrem'in kurduğu grubun ye sayısı o kadar hızla artıyor ki yurdum annelerinin haline üzülmemek imkansız. Uyku üzerine okumuş, yazmış olan biz anneler yeni uyelere bilgi desteği sağlamaya çalışıyoruz ama yanlış bilgiler oylesine gelenekselleşmiş ki bazılarını kırmak imkansız.
En yaygını 2-3 aylık uykusuz bebeye "aç bu çocuk bak mama ver, hatta mamayı iki kat fazla tozla hazırla daha iyi uyusun". Evet başlangıçta işe yarıyor ama ilerleyen aylarda artık anne memesi emmek istemeyen, formul sutten dolayı şişmiş bir bebeğe dönüşüyor. Bir uyku duzeni olmadıgı, sadece biberonla beslenirken uyuyakaldığı için 6. ya da en geç 9.aydan sonra biberonla süt içerek de uyumadığından annelerin çoğu çıldırma noktasına geliyor. Zaten uykuyla ilgili en yoğun şikayetler de 8-9-10.ay gibi geliyor. Cünkü artık bebe gözünü iyice açmıştır ve o vakte dek bir uyku rutini olmadığından ve genelde yanlış bir prop'la uyutulduğundan artık uyumamaya karar vermiştir.
Keşke emzirme reformu gibi bir uyku reformunun da fitili ateşlense de hem anneler daha kolay bebek buyutse hem de bebekler yalan yanlış bilgilerin kurbanı olmadan daha çok uyusa ve daha uzun süre anne sütü alabilse. Zira gördüğüm kadarıyla emzirmenin önündeki en büyük engellerden biri annenin uykusuzluğuna çare olarak formul sutu görmesi.

Kızlar bizim Aysun'la ortak her ay 5 anneye eğitim ve seminer hediye ederek anneden anneye yardımlaşmaya destek veriyorlar. Hemen değil ama bir zaman sonra bu girişimin meyvelerini toplumca toplayacağımıza inanıyorum.


"İçerde sessiz sessiz oynuyor" dediğim çocugumu karyolamda bu şekilde buldum. Kayıtlara geçilsin :)


Grupta en çok sorulan sorulardan birine ben de kendi deneyimlerimizi aktararak yardımcı olayım istedim: Gündüz uykusu kaç yaşa dek sürmeli?


Orta kulak enfeksiyonundan mütevellit sürekli halsiz ve uyuklayan bir Ton. Ben=yastık

Aslında çoğu konuda olduğu gibi bunda da tek bir yanıt yok. Çocuğun işaretlerini dinlemek her zamanki gibi esastır. Uzmanlar ortalama 3 yaştan sonra gunduz uykusunu bırakabilirsiniz dese de daha erken/geç yaşta bırakan çocuklar da var. Çocuğunuz eğer;
- Gece ortalama 10,30-11,30 saat deliksiz uyuyorsa
- Gündüz uyutmak çok uzun sürüyorsa
- Gündüz uykusu çok geç saate sarkıp gece uykusunu da olumsuz etkiliyorsa (Gece geç yatmasına ve sabah da fazla erken kalmasına sebep oluyorsa)
- Gün içinde uykusuzluktan halsiz düşüp huysuzlanmıyorsa
- Dışarda arabada, pusette akşamüstü sızıp kalmıyorsa gündüz uykusunu bırakma zamanı gelmiştir.


Ancak;
- Hala çok erken kalkıyorsa
- Sık sık hastalanıp bedenen halsiz düşüyorsa
- Gün içinde dışardayken pusette ya da otomobilde sızıyorsa
- Daha öğlen saatlerinde bile uykusuzluk emareleri gösteriyor ve fazlaca huysuzlanıyorsa gündüz hala uykuya ihtiyacı vardır.

Tuna okula başladığından beri akşam 20:30-21:00 gibi uykuya geçip sabah 8e dek uyuyor-du. Ve fakat okul=hastalık olduğundan her hastalık döneminden sonra uyku düzenine hep sil baştan başlamak zorunda kaldık. Hastayken gece çok fazla uyanıp sabahın da köründe kalkıp gün içinde ateşi çıktıkça uyuyakalıyor, 10-15 dk sonra zıplayarak uyanıyor. Haliyle gun boyu 3-4 kez tam olarak yukardaki fotodaki gibi dibimde uyuyor.

Hastalıkların hemen sonrasında ise yine birikmiş uykusuzluğunu atmak için 3-4 gün ya gündüz uykusuna devam ediyor ya da sabah geç kalkarak arayı  kapatıyor. Tamamen normalde dönunce de yine gunduz uykusuna yatırmıyorum. Fakat 2-3 gün art arda gündüz uyutmayınca yine uykusuzluk birikebiliyor. Arada kısa da olsa pusette uyutuyorum. Haftasonları babasıyla alışverişe gittiklerinde oto koltugunda 1 saat kadar uyuyor. Haftalık uyku kotasını boylece dolduruyor. Hastayken yanımda yatırıyorum ama iyileştiği anda odasında kendi kendine uyutmaya devam ediyoruz. İlk gün biraz mıyık mıyık "anne yatağında uyucam" dese de sarılıp opüp yatagında gıdıklayıp mıncırınca hiç ısrar etmeden tavşanına sarılıp, saçıyla oynarken uyuyakalıyor.

"Uyku eğitimine başladım, kaç hafta/ay sürer?" sorusunun da yanıtını boylece vermiş olayım: Gördğünüz gibi bizimki 3 yıldır devam ediyor :)  

8 Şubat 2012 Çarşamba

Bebeği Yüzükoyun Yatırmak



Yaklaşık 4 yıldır blog yazıyorum. Son bir yıldır falan da, önceden umursamadığım günlük hit ve arama motoruna yazılan anahtar kelimelere dikkat ediyorum. 4 yıldır en çok aranan sözcük/cümlelerden biri nedir biliyor musunuz?: Bebeği yüzükoyun yatırmak. Arayanların da karşısına çıka çıka şu eski postum çıkıyor.
Anlaşılan o ki binlerce anne baba, başka türlü uyumayan bebek ve doktorların "aman haaa!" uyarıları arasında kalmış durumda.


Bu bahaneyle hem bizim uyku pozisyonu evrimimizi anlatayım hem de bildiklerimi aktarayım istedim.


Doktorlar 80li yılların sonundan itibaren yenidoğanların yüzükoyun yatırılmaması gerektiği uyarısını büyük puntolarla yapıyor. Zira SIDS yani ani bebek ölümlerinin baş sorumlusu bu yanlış uyutma pozisyonu. 80lerde ciddi bir kampanyayla bebeklerin yüzükoyun yatırılması engellenince ani bebek ölümleri (yazarken bile kötü oluyor insan) %50 azalmış. Yarı yarıya!!!!
Demek ki ani bebek ölümlerinin en büyük nedeni bebeklerin yüzükoyun pozisyonda bıraklıması.



Gelin görün ki bu yenidoğan denen şebeklerin en sevdiği şey de yukardaki fotoda da göreceğiniz üzere bir canlıya (tercihen anneye) karnını dayayıp yüzükoyun uyumak. Bu pozisyondaki bebeği sırtüst yatağa koyun mesela. Garanti veriyorum en fazla 10 dk sonra vıyaklayarak uyanacaktır. Ama yüzükoyun bırakırsanız makul bir süre daha uyur. Bu arada gazını da rahat rahat çıkardığı için rahatlar.
Da bu kadar aleyhte yayın varken nasıl olacak bu işler?

- Her zaman olduğu gibi bebeği iyi gözlemlemeniz gerekiyor. Bizimki çelimsiz doğmasına rağmen evdeki 2.gününde göğsümüzde yatar pozisyonda kafasını oldukça yukarılara kaldırıp diğer tarafa döndürmeye başlamıştı. Doktor muayenesinde de aynı hareketi yapınca doktorumuz "ooo zayıf ama gücü kuvveti yerinde" diyerek boyun kaslarının iyi olduğunu onaylamıştı.
- Bebeği şakacıktan boğmaya kalkın :). Biz yuzukoyun yattıgında burnunu tam yatağa dik gelecek şekilde yani boğulma pozisyonuna getirdik. Hemen rahatsız olup kafasını yan çevirdi. Uykunu hangi safhasında olduğuna göre değişen bir durum bu ama farklı aralıklarla denenebilir.
- Dönmeye başlamadan gece yuzukoyun yatırmayın. Başlangıçta sadece gündüzleri yuzukoyun yatırın ve sık sık kontrol edin. Gerçekten çok sık kontrol edin. Zira bebeğin boğulması birkaç saniyelik bir olay (Evlerden uzak)
- Yatağı çok sert olsun ve yastık kullanmayın. Klasik pamuk yataklarda çocuk içeri gömüldüğünden SIDS riski daha fazla. Park yatak kullanıyorsanız kendi yatağı zaten yeterince sert. Biz park yatağı ne kadar kullanacağımızı kestiremediğimizden başlanguçta altına bolca havlu ve çarşaf sererek o sentetik kısımdan dolayı terlemesini önledik. Sonra da zaten park yatak içine koyulan sert sunger yataklardan aldık.
- Yan yatırmaya çalışın. Yan yatınca da uzerine, özellikle omuzlarında bir el varmış gibi, biraz ağırlık koymaya çalışın. Birkat daha fazla çarşaf olabilir mesela. Bunu yaparken bebeyi terden bunaltmayın, bu sefer de hararetten uyanmasın :)
- Kundak yapıp sırt üstü uyutmaya çalışın. Artık hazır kundaklar var. Bebeyi asma yaprağı gibi sarıp kollarını kendi bedenine yapıştırabilirsiniz. Böylece moro refleksi gereği kollarını silkeleyip kendini uyandıramaz ve yüzükoyun yatma isteğinin de önüne geçebilirsiniz. (Dr Harvey Karp bacaklarını sıkmayacak şekilde kundak kullanımını kesinlikle öneriyor)
- Sadece bsizin göğsünüzde uyuyorsa ve siz de hiçbir iş yapamaz hale geldiyseniz bir wrap sling edinin. Bebeğiniz tıpkı hala sizin karnınızdaymış gibi huzurla uyumaya devam ederken siz de mesela yemek yapın. Bir panço ya da atkıyla slingi kapatın, biraz hava almaya çıkın. Bebeğiniz de en azından bir uykusunu sizinle gezerken alsın.


Bu arada bizimki hala yuzukoyun uyur (Yaş 3,5) Uykuya yuzukoyun geçer. Gece nadiren yan ya da sırt üstü döner. Hala hayatta ama siz gene de dikkatli olun lütfen.




7 Şubat 2012 Salı

"Eskiden X mi Vardı?"

Alternatif Anne'nin geçen ayki kapak konusu "Eskiden" di ve ben eskiden olmayıp şimdi hayatımızı kolaylaştıran ürünler hakkında bir yazı yazacaktım. Ama hastalıktı, seyahatti derken beceremedim. Derken konuyu çalıp kendi blogumda yazmaya karar verdim. Derken Tuna yine hastalandı ve bu yazı gene yalan oldu.
Bu seferki hastalığımızın adı otitis media; yani orta kulak itihabı. Genelde viral enfeksiyona bağlı olarak östaki borusunun tıkanıp kulak zarı arkasında bakteri ve virusleri içeren sıvı birikimi şeklinde bir olayı var bu hastalığın.
Okul çocuklarında en sık görülen hastalıkmış vırvırvır....

Teşhisi normalde kolay ama Tuna'nın ki kulak da dolmuş. Önce temizletmek için KBB'ye gittik. Sonra çocuk doktorumuza. Bu işlemlerin ne kadar yüksek volulmü itirazlar eşliğinde gerçekleştiğini söylememe gerek yok sanırım. Neticede iki kulakta birden ağır orta kulak iltihabı teşhisiyle eve döndük.

İşin uzmanını bulmuşken KBB'ciye sordum: "Yaw bizim zamanımızda bu kadar çok KBB hastalığı yoktu sanırım. Şimdi betası ayrı vuruyor otiti ayrı. Hepsinin de tek çözümü antibiyotik ve ben bıktım. Gerçekten kendimi beceriksiz, çocuğuma bakamamış, antibiyotiğe mecbur kalmış hissediyor olmaktan bittim" dedim.

Orta yaşlı bir kadın olan doktor çok tatlıydı. Anne olduğunu tahmin ettiğim Dilek hanım şöyle söyledi:

"Beta iyi tedavi edilmezse eklem romatizmasına; otit iyi tedavi edilmezse duyma kaybına yolaçıyor. Sizden önce sosyoekonomik duzeyi köt bir hasta çıktı. O teyze, çocukken tedavi edilmemiş otit yuzunden şimdi duyma sorunu yaşıyor. Tedavisiz hastalıklardan korkun. Yılda birkaç antibiyotikten birşey olmaz. Tedaviyi geciktirmenin bedeli çok daha ağır olabilir"

Yani hep diyoruz ya "ben de çocukken X yaptım/yapmadım bak hala hayattayım, sağlıklıyım". Bunun bir de yaşlılığı var anlayacağınız. Daha genciz. Çocuklarımız daha çok çok küçük. Sağlıklı bir yaşlılık için zamanında tedavi şart.