28 Nisan 2012 Cumartesi

Bir İlk

Geçtiğimiz haftalarda Tuna'nın okulundan gelen bir kağıtta yazılanlara çok şaşırdım. 23 Nisan gösterisi kostümleri için para istiyorlardı. Okuldan ota böceğe para istenmesine alışkınız, ona şaşırmadım elbet.
"Bu yaş çocuğuna nasıl gösteri yapar? Hem de Tuna gibi sosyal ortamlarda utangaç (nedense evde pek cabbar) bir velet için sahneye çıkmak  namümkün" diye düşündüm.
Neyse yaptık vazifemizi.
Gösteri günü yaklaştıkça ben streslendim. Bir de üstüne Tuna cuma akşamı hafif burun akıntısıyla yatıp sabah ağır öksürükle uyanınca soluğu doktorda aldık. Muayene ve boğaz kültürü sonucu temiz çıktı. Sadece ballı ıhlamur+otri bebe ile burun açma işlemiyle tedavi önerdi doktor. (Sabaha dek aynı otri bebe ucu kullanıp ilk kez sümük yuttuğumu da bu vesileyle itiraf edeyim)
Pazar sabahı, hönk hönk öksürerek uyanan (ki gece de doğru dürüst uyumamıştı öksürmekten) veledimizi aldık ve maaile uykusuz bir şekilde gösteri alanına gittik. Kurallar gereği çocukları öğretmenlere teslim edip yerimize oturmamız gerekiyordu. Ama Tuna efendi bizi bırakmak istemedi. Anneeaaa nidalarıyla öğretmene teslim edip beklemeye başladık.
Önce tüm sınıflar topluca Barış Manço şarkıları ve vatan-millet-sakarya temalı gudik şarkılar söylediler. Tuna o anlarda son derece şapşal bir şekilde oturup etrafı izlemeyi tercih etti. Şarkılara tek kelime bile eşlik etmedi. Hoş 4 yaş grubunun geneli ya aval aval bakmakta, ya da ağlamkta idi. Ağlamaması da bi'şey :)

Ardından her sınıf teker teker çıkıp kendi gösterilerini sundu. Ben ondan da pek umutlu değildim ama o uykusuzluğa rağmen hiç de fena performans sergilemedi bizimki. Öğretmenin dediğine göre okulda daha iyiymiş. E tabi ilk kez geldiği bu mekanda, yuzlerce anne-babanın karşısında Broadway muzikali performansı beklemiyorduk. Bu kadar hasta ve uykusuzken sahnede kendini yerden yere atmasını bekliyordum şahsen.

İlk video biraz uzunca. 34.saniyeden sonra çıkan ve sahnenin soluna konuşlanan şaşkın bizimki.



Görüntülerin fazla sarsıntılı olmasını iki nedeni var: Beni görmesin diye şekilden şekile girmem ve ağlamaktan burnumun ucunu görememem :)



Nitekim kazasız belası atlattık bu gösteri zımbırtısını. Biz çok gururlandık ve sevindik ama Tuna o günden beri şu nakaratı tekrarlıyor: "Bi daa yiimiüç nişan yok!"

26 Nisan 2012 Perşembe

Aç Karnına Okumayın


Sanırım çoğu çocuk gibi Tuna da akvaryumlara, deniz canlılarını anlatan kitaplara, resimlere, marketlerin balık reyonuna bayılıyor. Kitapçıda kendi kitaplarını seçen, benim hediye olarak aldıklarımı okutmayı kesinlikle reddeden Tuniko, geçen hafta yine bizzat kendi kitabını seçip kasada aldı soluğu. Bazen cebinde kalan 1 TL'yi uzatıyor kendi için bir şey alırken. Ki ben buna ba-yı-lı-yo-rum. O an yutabilirim oğlumu. Neyse kitabımızın adı: Minik Balık-Okyanus Macerası


İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan kitabın çizimleri özellikle çok guzel. Öyküsü de öyle. Yalancı çoban misali her gün okula geç kaldıgı için yalanlar soyleyen, ve çılgınca hayalgücü yüzünden okyanusta kaybolan minik bir balığı anlatıyor.


 Kitabı eve getirir getirmez daha ben karnımı doyuramadan okumaya başladık. Amanın o da ne? Kitaptaki kahramanlar çok, nasıl desem,  iştah açıcı. 


"Yolda dev bir murekkepbalığı beni yakaladı" cümlesini okurken kalamar dolması; "fener balığıyla gümüşbalığı" sözcüklerini okurken fener kavurma(beyim şahane yapar bunu); hamsi sürüsünde hamsi tava; çupra ve lüfer dedikçe de neler neler geçti aklımdan.


Kitap hakikaten çok başarılı ama aç karnına okursanız benim gibi halüsinasyon gormeniz olası.
Edit: Evet yemeyi seven insanım. Ne zamandır istediğim ama şendiğim bir şey yaptım: Yemek blogu açtım. Buyrun.


16 Nisan 2012 Pazartesi

4+4+4= -1


Daha zamanı var nasılsa deyip rafa kaldırdıgımız MEB'e bağlı eğitim zamanı beklenenden 1 sene once kapımıza dayandı. 2008 temmuz doğumlu olan oğlum bu hesaba gore 2014 yılı Temmuz ayında 6.doğumgununden 3 ay sonra, yani Eylul 2014te ilkokula başlayacak.
Akça pakça iktidarımız 28 şubatla, ozel yetkili mahkemeler sayesinde hesaplaşırken, 28 şubat yuzunden zebil olan(!) nesli de kurtarmaya çalışıyor. Zira yeni eğitim reformuyla sadece ilkokula başlama yaşı düşürülmüyor, aynı zamanda 4.sınıftan itibaren seçmeli Kur'an ve peygamberin hayatı gibi dersler de mufredata giriyor.

Blogcu Anne'nin bugunku yazısına gore okula başlama yaşı henuz netleşmemiş. Uygulamaya yönelik tonla soru işareti hala giderilebilmiş değil. Muhtemelen bu sene hemen uygulanamayacak, belki içerik ve mufredat revize edilecek.
Ama insan düşünmeden edemiyor: Bu adamlar neyin peşinde? Bunlar benim tespitlerim ve komplo teorilerim


- Muhafazakar/dindar kesim için çocukların erkenden dinle tanışması elzem. Zira ağaç hakkaten yaşken eğiliyor. Belli bir yaştan sonra, sorgulayan çocugu ikna edemiyorsunuz. 5 yaş bu yuzden Akça pakça iktidarımız için çok muhim. Kaldı ki 28 şubat sonrası dinden soğuyan, internet gibi sakıncalı sularda dans eden, lise onunda eteğini kıçına kadar açan, elinde sigara, tinerci bir gençlik yetişmiş durumda. Allahtan korkuları olmayan bu ecnebi ozentisi zibidi nesil yitik. Ama bugunun bebeleri, yarının çocukları erkenden okula yollanıp 4.5. sınıfta seçmeli (!) Kur'an dersi sayesinde erkenden eğitilecekler. Daha 5 yaşında okula başlayan bebeler de bu abi/ablalarına ozenip erkenden dinle tanışacaklar.

- "Eeee ben yollamıyorum erkenden, kime ne zararı olur?" diyorsanız sizi en kibarından bencillikle ve körlükle suçlarım haberiniz olsun. Mesele senin çocuğunun kaş yaşında okula başlayacağı, motor şanzuman gelişiminin buna yeterli olup olmayacağı değil. Mesele Akça Pakça iktidarımızın her zamanki gibi yine varoşlara oynamasıdır. Bugun bu ulkede okul oncesi eğitimin bir aileye aylık maliyeti asgari 500 TL. Bu parayı gozu kapalı veremeyecek milyonlarca aile var. 60 ay sınırı bu aileler için can simididir. Evden normalden bir sene once okula yollanan çocuktur, bir kafa daha az ses çıkmasıdır. Doğum kontrolu bilinmediğinden doğan bir çocugun daha tum gun evde olmamasıdır.
Madalyonun oteki yuzunde ise hiçbir okul oncesi destek almayan bebelerin, 9-10 yaşında Kur'an dersine girip çıkanlara ozenmesi ve kelimenin gerçek anlamıyla ağacın yaşken eğilmesi vardır.

- " Bakınız, yeni sistemle 4.sınıfta meslek seçebiliyor, ne şukela" onermesine diyecek lafım zaten yok. 13 yaşındayken onlarca pisliğin tecavuzune ugrayıp "kendi rızasıyla oldu" diyen devletten çocukları korumasını beklemek zaten anlamsız.

Ulkemiz korkutucu bir hızla muhafazakarlaşıyor. Biz İzmir halkını fazla etkilemiyor bunlar ama ilerisi için çok endişeliyim.
35 aydını diri diri yakmanın mübah, "öldükten sonra yakılmak istiyorum" demenin zinhar günah olduğu bir ulke olduk.
Benim oy vermediğim bir partinin benim emek vererek büyüttüğüm evladımı erkenden din bilgileriyle donatmasını istemiyorum. 5 yaşında okula yollamayacağım. Cezası neyse odeyip 6da da yollamayacağım. Ya yollamak zorunda olanlar? Yani yaşken eğilecek ağaçlar?

Onların da yarın yakılmak isteyen bir merhumun arkasından lanet okumayacağını, elinde meşale benim evimi yakmak istemeyeceğinin garantisi var mı?