18 Eylül 2012 Salı

Otit'in Kıyısından Dönmek

Tuna geçen kış başı okula başladıgından beri 4 kere otit (orta kulak enfeksiyonu) geçirdi. Evvelden pek hastalıklarla boğuşmadıgımızdan bedenen ve ruhen cok yıprattı bizi.
Otit genelde nezleyle başlayan bir sürecin sonunda ortaya çıkıyor. Nezlesi 3-5 gun içinde geçmezse bir gece ansızın "kulaaam ağrıyooaaa" diye ağlayarak uyanıyor. Sabaha ateşli bir çocukla kalakalıp solugu doktorda alıyoruz. Geçen kış bir donem 40 dereye ateşle uzun sure mucadele etmiş, 39 dereceyi default ateş sayar hale bile gelmiştik  Doktorun dediğine göre yılda 8-10 otit bile normal sayıldıgından 3-4 otit pek onemsenmiyor. Çocuğu ve aileyi tuketiyor, o ayrı.
Tedavisi ise sadece antibiyotikle yapılıyor. Zamanında iyi tedavi edilmezse yetişkinlikte duyma kaybına bile yolaçabilen ciddi bir hastalık.
Peki nedeni ne? Neden bazı çocuklarda sık sık görülürken bazıları bir kez bile otit olmuyor?
Twitter'dan tanıştığım Doktor Mine'ye sordum cevapladı. Dedi ki;




Adının pek havalı olmasına aldanmayın. Otitis media  sadece kulak zarının arkasındaki orta kulak boşlugunda iltihaplı sıvı birikmesi. Bu sıvı genelde nezle sonucu burundan geriye akan enfeksiyöz sıvı (bildiğin sümük) oldugu için de otite yol açıyor.
Çocuklarda sıklıkla görülmesinin sebebi de ostaki borusunun çocuklarda daha kısa ve yatay olması. Fonksiyon olarak da tam gelişmiş değilmiş. 


Demek ki ilk hedefimiz nezleyi iyileştirmek, sümüğün burundan tahliyesini sağlamak. Sık sık burnu aspire etmek, soğuk buhar makinesi ile boğazını nemli tutmak, ballı ılık ıhlamur işe yarayan tedaviler. Buna bir de  mesir macunu ekledik ki mucize gibi bir gıdaymış hakkaten.

Geçen hafta Tuna bir sabah bunu akarark uyandı. 2.gece derhal "kulaaam ağrıyoaa" moduna geçiş yaptı. "Aha" dedim "başladık gene". O gece 1 saat kadar kulak ağrısından uyuyamadı. Hafif de ateşi vardı. Calpol verip ateşi düşürdüm. Sabah da 10a kadar uyuyup iyice dinlendi. O gun okula gondermedim, evde dinlendi ve tum gun sakız verdim. Sakız ne işe mi yarıyor? Geniz boşluguyla orta kulak arasındaki östaki borusunun açılmasına yardımcı oluyor, ağrıyı azaltıyor, sıvı tahliyesini kolaylaştırıyor. 

Ertesi gece aynı nakarat çığırıldı evde. 

Sonraki gun zaten tatildi ve evde dinlendi. Bu arada 3 gun boyunca ballı ekmek, ıhlamur ve en onemlisi 2-3 tane mesir macunu verdim. Mesir macunu 41 çeşit baharatlı ilginç bir şeker. Ben de Tuna'yla eşzamanlı nezle oldugumdan aynı miktarlarda yedim. Boğazımdaki ağrı da burnumdaki akıntı da hemen geçti.

P.tesi gunune dek nezlesi iyileşti ama ne olur ne olmaz diye okula giderken cebine bir paket sakız attım. Öğretmene de tembihledim, surekli sakız çiğnetsin diye. 

Ve sonuç. İlk kez orta kulaktaki sıvıyı tahliye edip "geliyorum huleayynn" diyen otiti savuşturduk. Normal şartlarda geniz akıntısı 2 gun daha sürseydi antibiyotik başlamamız kaçınılmazdı.

Zaten Mine diyor ki, orta kulak enfeksiyonu ilk etapta semptomatik tedavi gerektiren bir hastalık. Yani önce sıvıyı tahliye etmeye, burnu açmaya ve geniz akıntısını kurutmaya yonelik çalışmalı. 
Geniz akıntısını kurutmak için bizim doktor antihistamin turu ilaçları da  (alerji ilaçları) oneriyor. Kendim için gittiğim KBB uzmanı "oo efenim bunlar modası geçmiş tedavilerdir, burnu açık tutun yeter" demişti. Mine'ye gore bu başkasının kestiği saça b.k atan kuafor tarzından farklı değil :)
Antihistaminler alerji yuzunden fırk fırk akan burun sıvısını (tekrar: bildiğin sümük) yoğunlatırıp orta kulakta birikmesini önlüyor. Nezleyi tedavi etmiyor ama sıvıyı yogunlaştırıp birikmesini önlüyor. Biz de doktorun onerisiyle nezle oldugunda 1-2 gece verdik ve gerçekten mesir+bal+antihistamin üçlüsüyle, yaklaşan otite kışt demeyi başardık. 
Bir uyarı: Mesir macunun envai çeşit markası var. Biz sadece Tuğba Kuruyemiş'ten alıyoruz. Zaten diğerleriyle ciddi bir aroma farkı var.
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi diyerek çekiliyorum.

edit: yazıyı yayınladıktan sonra Mine'den soyle bir bilgi daha geldi, aynen kopyalıyorum valla Mine kusura bakma :)

Senin Tuna kuzusunun son atağı muhtemel ki bildiğimiz akut otitis media değil efüzyonlu otitdi. İkincide o kulak zarı arkasında toplanan sıvı steril oluyor yani mikroorganizma içeriği yok. İşte bu durumda senin uyguladığın tüm yöntemler de süper işe yarıyor. Ama tabii kendiliğinden iyileşmiş akut otitis media olma ihtimali de var. Akut otitis media ile efüzyonlu otiti nasıl ayırıcaz dersen onu ancak doktor otoskop muayenesi ile saptar ki onda dahi yanılma payı var. Eee hacı özet geç dersen şunu derim: semptomatik tedavi uygulayıp  izle ve gör seçeneğinde anne baba çok dikkatli olmalı. Çocuğun yaşına, enfeksiyonun süresi ve şiddetine göre her an antibiyotik önerilebilir. Hele bazı özel durumlar var ki hiç beklenmemeli. Misal genetik sendromlu çocuklar, immun yetmezliği ya da anatomik anormallikleri olanlar ya da 30 gün içinde otiti tekrar eden veya kronik otiti olan çocuklar gibi. Bi de antihistaminik konusunda kafalar karışıkmış sahiden. Öneren, ilerleyen süreçte öneren ve hiç faydası olmadığını düşünen üç grup var. Bilemedim:/ Böyleyken böyle : )  


17 Eylül 2012 Pazartesi

"Korkuyorum Anne!"

34 yaşına girmeye ramak kalan bir yetişkin olarak korktuğum şeylerin uzun bir listesini yapabilirim.
Uçak iniş-kalkışlarında korkudan nefesimi tutarım ki binlerce kilometre uçmuş olduğum halde.
TV'de bile olsa yılana bakamam. Hayvanat bahçesinde kafamı kaldırmadan önlerinden uçarak geçerim. Yeraltında kapalı kalma ya da su altında kalma fikrinden korkarım. Metroya binince sıkıntı basar.
Fobim yok ama korkularım çoktur. Eminim sizlerin de çoktur.

Kazık kadar insanlar olarak korkuyla yaşamaya bu denli alıştıysak, hala zaman zaman başa çıkamıyorsak çocuklar ne yapsın?
Onların minik dunyası daha da karmaşık.

Tuna'nın 4 yaşa dek belli bir objeden korktuguna tanık olmadık hiç. Daha birkaç ay once karanlık odaya girmeye çekinmeye başladı. Çok çok karanlıksa "anne ışığı aç"  diye seslenmesinden başka bir korku emaresi gormedim desem yeridir. Fakat bu yaz mecburen uzayan yaz tatili yuzunden normal sınırını aşan TV izleme saatlerine maruz kaldı. Sadece Pepee ve birkaç masum dizi daha izlemesine izin verilen çocuk, Keloğlanla tanıştı. Ne olduysa da ondan sonra oldu.

Bir gece uykusunda ağlamayla başladı her şey. Gözü kapalı ağlıyordu. Hemen sakinleştirip geri yatırdım.
Sonraki gece olanca gücüyle "anneeee" diye çığlık attı. Sonraki geceler duzenli olarak yanıma gelmeye başladı. "Anne korkuyorum"  dedi bir gece. Olayı sabaha bırakıp ustunu ortmek istemedim, hemen oracıkta sorguya aldım.
- Neyden korktum oğlum
- Canavardan
- Ne canavarı
- !!!!! Ses yok, sokulup uyumak var :)

Derken ertesi gunlerde biraz daha sorgulayınca timsaha benzeyen bir canavardan korktuğunu anladık ama nerde gördü de korktu bilemedim. Sonra bir gün adı batasıca Keloğlan'ı izlerken "anne gel gel canavar çıktı" diyince anladık olayı. Orda ejderha gibi bircanavarmış bizimkinin uykularını piç eden. "Aman korkuyorsun zaten" diyip derhal kapattım TV'yi. Bir daha o şapşal programı izletmemeye de ant içtim.

Derken bir haftasonu Pepee bitip Keloğlan çıktı. Hemen mudahale edemeyince bizimki izlemeye başlamış ben mutfaktayken. "Baba baba bak canavar" sesine koştum geldim TV'yi kapatmaya. Eşim "Dur yahu napıyorsun? Oğlum baksana bu gerçek değil, çizgi film bu. Çok komik olm bu" diyip Tuna'yı şoka soktu :)

Aaaa neden benim aklıma gelmemişti ki bu? Salak mıydım neydim sayın okuyucu? Annelik dediğin bir çeşit akıl tutulması.

Neticede benim korku objesini uzaklaştırma fikrimin aksime babası korkusunun yersizliğine çalışmış ve başarmış oldu. Sonraki gunlerde birkaç kez uyku vakti gelip ışık kapanınca, beni tekrar odaya çağırıp "anne yatakta canavar var, sen de yanımda yat" falan dedi. Işığı açıp yatakta canavar olmadıgını gosterip, hatta canavar diye bir şey olmadıgını, sadece kitaplarda, TVde oldugunu falan anlatıp odadan çıktım. Gece teroru bitmişti ama hala yatırırken milyon kere odaya çağırıyordu. Her seferinde uzun uzun anlatıyordum işte canavar diye bir şey yok falan filan.
Sonra bir gece Tuna beni odaya çağırdı. "Anne" dedi; "canavar arabaya bindi gitti". Yavrum korkusuyla başa çıkmıştı. Canavarı arabaya bindirip gönderdi. "Evet annecim, canavar artık gitti" diyip opup uyuttum. Bir daha da canavar gelmedi yatağına.

Derken bir kitap keşfettim ve üstünkörü şekilde de olsa okudum: Seni Korkularınla Seviyorum - Maria Luisa Ferreros



Tam da üstünde çalıştığımız şeyleri anlatıyordu.

Kitapta korkuyu nasıl yok edeceğimizden çok, korkunun sebebini ve çocukları anlama üzerine örnekler var. Zira korkunun aslında belli bir çözümü yok. Keşke olsa.
Yine de "korkularıyla başa çıkması için çocuğa nasıl yardımcı oluruz" konusundan birkaç başlık yazayım:

*Herseyden once korkuyu kabul ederek "evet korku diye bir şey var ve sen onunla arkadaş olabilirsin" diyerek (Benim aklıma gelmeyen ama eşimin başardığı tam da buymuş)

*Kendi korkularınızı kabul ederek ve onlarla başa çıktığınızı çocugunuza gostererek (Bir keresinde Tuna'yla yalnız uçuyorduk ve aşrı fırtına vardı. Ben hiii dedikçe Tuna güldü bana. Geçenlerde uçaklarıyla oynarken "anne bak kalkıyoruz, korkucak bişiii yok tamam mı?" diyerek dumur etti beni. Ama annesinin de korkularını biliyor ve bunu da normalleştirmiş demek ki )

*İlgisiz kalmaktan kaçınarak

Tam da kitabın etkisindeyken Tuna'nın yeni okula uyum süreci geldi çattı. Bir sabah okula giderken "anne ben okuldan korkuyom" diye ağlamaya başladı. Muhtemelen geçen seneki olayların etkisinden.
Servisin gelmesine en fazla 5 dk vardı ve çabucak bir çözüm bulmam gerekiyordu. Önce sımsıkı sarıldım. Ağzımdan "korkacak bir şey yok" gibi salakça bir cümle çıkacaktı ki yuttum. Tam hatırlamamakla birlikte şuna benzer şeyler soyledim:

"Yeni arkadaşların oldugu için korkuyor olabilirsin ama onlar da aynı senin gibi çocuklar. Korkarsan Sevgi öğretmene neyden korktugunu soyleyebilir ve ona sarılabilirsin.İstersen evden bir oyuncağını al yanına, korkarsan ona sarılırsın. Hani sen korkunca anne sana sarılıyor ya" 
Bunu duyunca ağlaması geçti. Kedisini cebine koyup aşağı inmeyi kabul etti. Arada kediye bakıp sonra da "üşümesin" diye üstünü cep kapağıyla örtüp güzel güzel servise bindi ve gitti.

Cesaret kedisini dikizlerken


Çocuk bir şeyden korkuyor diye ondan uzaklaştırmak tam tersi çocugun korkusunu onaylamak anlamına geliyor. Korkuyla başa çıkmasına yardımcı olmaksa özgüvenini tazeliyor. Okuldan alıp tüm gün evde "güvenli güvenli" yaşamasını sağlayabiliriz. Ya da kendi yatağında canavardan korkuyor diye 8 yaşına dek birlikte uyuyabiliriz Ama bunun çocuğa yarardan çok zararları oldugu da gün gibi aşikar.


11 Eylül 2012 Salı

Biraz da tuniko'dan havadisler

Tuna gunler sonra ilk kez bugun hiç mızırdanmadan, yüzünü ekşitmeden servise binip gitti. Okulda yemeklere şöyle böyle katılmaya başlamış. Dün ilk kez bir sınıf oyununda birinci olmuş. (Oyunun ne oldugu konusunda en ufak fikrimiz yok. Ser veriyor sır vermiyor zibidi). Sanırım sancılı dönem geride kaldı şimdilik.
Ben de artık işime daha fazla yoğunlaşabilirim.
İşlerden güçlerden haberler vereyim istiyorum, zira bu satırları okuyan onlarca annenin emeğine müteşekkirim.  Hesap vermek, en azından haberdar etmek zorunda hissediyorum kendimi :)

Geçtiğimiz aylarda site baştan sona yenilendi. Pompadan pusete; emzikten oyuncağa binlerce çeşit ürün var artık. Ama hepsi bu değil, artık işin al-sat kısmından imalat kısmına geçiş yapmak üzereyim.

Yıllardır hep başka başka imalatçıların slinglerini alıp satıyorum malum. Hepsi birbirinden farklı slingler ve hepsi farklı aylarda kullanılıyor. İstedim ki tek bir sling olsun, dogumdan itibaren uzun sure kullanılsın. Yumuşacık olsun, pratik olsun hemen takılsın, ister tek omuza asılsın istenirse iki omza takılsın, az yer kaplasın, sıcak da tutmasın bebeği üşütmesin de....
Babalar da kullanabilsin ve hemen her pozisyonda taşımak mumkun olsun.
Yeni doğana gözü kapalı onerdiğim wrap slingin bağlanmışı olsa nasıl olur acaba derken zaten benzer markaların varlığı keşfettim. Sonra bunu kendimce revize edip kumaşına karar verdim. Şu an urunler numune aşamasında ama sanırım 1-2 aya dek hazır olacak.
Marka ve logo tasarımı da hazır.


Marka adı ararken  zırt pırt Hayat hocama "Japonca o ne demek, bu ne demek?" diye sora sora bi' hal olmuştum. Altın vuruşu Japon kocalı :) İlkay'la yaptık ve neko'da karar kıldım.
Neko Japonca kedi demek. Tuniko'yla fonetik uyumu tamamen tesaduf ama çok da iyi oldu bence.

Neko makalı ilk urun elbette ki bir sling olacak. Özetle wrap slingin bağlanmış ve her bedene uyan şeklini yapacağım. Ama anne-bebek urunleri açısından farklı urunler de uretmeye sıcak bakıyorum. Parlak bir fikriniz varsa, "aa bak bu urun çok ilginç" diyip paylaşmak isterseniz de mailim herkese açık.

Dün beni çok sevindiren de bir gelişme oldu. Girişimcilerin ve bilişim dunyasının nabzını tutan webrazzi'de tuniko hakkında bir yazı yayınlandı. Okumak isteyen olursa buyrun.

Gelişmeler boyleyken boyle.
Sağlıcakla kalın

4 Eylül 2012 Salı

Bi'şeyler Bi'şeyler

Saydım tam 73 gundur hiç post girmemişim. Koca yaz geldi geçti daha da yazmaya niyetim yoktu ama Sarı Çizmeli dürttü sağolsun.
Bu denli ara vermemin sebebi aslında bu yazının da esin kaynağı.
Baştan başlayayım.
Tuna'nın okulu 1 ay tatil olacaktı, sonradan sürpriz bir şekilde 2 aya çıktı tatil. "Allah allah tüm çocukların anası evde zahir" diyip fazla sorgulamadım. Tuna da okulunu çok sevdiğinden 3 Eylul'de buluşmak uzere okuldan ayrıldık. Geçen ay inanılmaz tesadüfi bir şekilde okulun neden apar topar uzun bir tatile alındığını; aylar once okulda neler olup bittiğini 2.ağızdan duyunca kelimenin gerçek anlamıyla şok geçirdim.Olayın tarafları şu an mahkemelik ama  okulun adını vermeyeceğim için sanırım yazmamda bir sakınca yok.

Olay şu: Meğer bizim eski okuldaki ogretmenlerin hemen hepsi sigortasız çalışıyormuş. Denetime gelinen bir gunde sigortasızlar arka bahceden kaçırılınca, 2 tane 4 yaş sınıfı ve 1 de 3 yaş sınıfı (toplam 40 çocuk) tek ogretmene kalmış. O da hayli ağırlaşmış bir hamile!! Sınıfta otizmli bir de çocuk varmış. Bu 3 sınıfın toplam 40 çocugu, otizmli çocugu fena halde hırpalamış. Hamile öğretmen çocukları ayıramamış ve ne yazık ki çocuk hastanede tedavi gorecek hale gelmiş.
Aile, okulu mahkemeye vermiş fakat okul yonetimi tüm kamera kayıtlarını silip öğretmeni de yalancı şahitlik yapmaya zorlamış.
Okulla ilgili, ozellikle yemekler konusunda, başka ufak tefek şeyler daha öğrendim. Okuldaki tüm öğretmenler istifa ettiği için daha kolay bilgi verebiliyor haliyle. Eski işyeriyle ilgili çamur atmaya meyilli oluyor insan, bunu biliyorum. Ancak anlatılanların yarısı bile dogruysa bu okul kapatılmalı.

Bunu öğrendikten sonra birkaç gün başka bir dunyada gibi yaşadım, o hırpalanan çocuğun yaşadığı travmayı, ailesini, ilerdeki yaşamını düşündüm. Ya Tuna? O da orda mıydı olay gunu? Bin tane soru sorduk ama olayı gordugune dair hiç emare yok. Olsa zaten o gun soylerdi diye düşünüyorum ama emin de olamıyorum.

Derken biz tatile çıktık. Tatilden sonra da yeni okul arayışına başladık. Yaşadığımız semtte seçme şansımız az oldugundan en iyi birkaç okula bakacaktım. Eski okul da guya buranın iyi okullarındandı bu arada :( Veli profili eğitimli, çalışan anne-babalardan oluşan bir kitleydi. Bir kaç da akademisyen vardı  hatta.


İnciraltı'nda geçen yıl açılan Montessori Anaokulu'na baktık önce. Fiziki koşulları enfes. Bilmemkaç donumluk araziye kurulmuş, bahçesinde tavşanların tavukların cirit attığı, cok cok guzel bir okul. 3-4-5-6 yaş grubu çocukların aynı ortamda eğitim alması gibi Montessori felsefesine uygun çok guzel uygulamaları var.
Menusundeki hot dogları saymazsak-ki onları da değiştirebileceklerini soylediler- tek dezavantajı eve 22 km(!) uzakta olması. Haliyle üzüle üzüle eledik okulu. Tuna hala "tavşanlı okul" der durur.

Sonraki görüşmeyi, eski okulun hemen çaprazındaki başka bir okulla yaptık. Çocukların gun boyu klasik müzik CDleri dinlediği, tarhanasından yogurdune her şeyi kendi bunyesinde yapan, sağlıklı menuleri olan şirin bir okul. Fiyatı da cok uygundu.
Burayı elememin birkaç sebebi oldu:
Birincisi binanın çok eski olması. Deprem olsa ilk yıkılacak binalardan biri gibi duruyor.
İçerde dogru durust materyal, oyuncak vs yok.
"Yuva değil okul, biz Atatürkçü çocuk yetiştiriyoruz" gibi sloganları ve felsefeleri var. Resmi tatil gunlerinde Atatürk'ü anlattıklarını övünerek anlattı müdür. Ben çocuğumun dinci, Atatürkçü, Marksist, solcu-sağcı ocu, bucu, şucu olmasını istemiyorum. 6 yaştan önce bir çocuğun bu kavramları anlaması imkansızken bu zırvalıkların övünülecek bir şey gibi pazarlanmasına dayanamıyorum. Bir de "5 yaş çocugunun uykuya değil eğitime ihtiyacı var" gibi bir cumle sarfedip beni benden aldılar. Ne eğitimi yahu!!!

Kala kala tek okul kalmıştı. Birkaç minik detay dışında çok gözüme batan bir durum olmadığından başlattık buraya. Bahçesi var ve kışın yağmur olmadıgı surece bahceye her gun çıkıyorlar. Yemekleri fena değil ve hersey kendi mutfaklarında pişiyor.

Amma ve lakin Tuna geçen hafta ağlayarak gidip ağzıma s.çtı afedersiniz. Geçen sene okula hiç gitmemiş gibi, süt bebesi gibi okula girdiği anda kıyameti kopardı. İlk gun ust kata çıktıgında aşağıya hala çığlıkları geliyordu.  Ben de okulun etrafında jaws gibi döne döne ağladım birkaç saat.
Ne zamanki ağlama sesleri kesildi ve "legolarla oynamaya başladı" bilgisini aldım eve gidebildim ama yureğim düğüm düğüm. Eski okulda olanları unutamıyorum. Ya olanları gorduyse ve ondansa bu aşırı tepki???

Bu sureçte anladım ki okul oncesi eğitim işi tırt. Eğitmenlerin çoğunun bir vasfı yok. Birkaç saat kurs, eğitim vs alan kreşte öğretmen olabiliyor. Kurumların birincil amacı çalışan anne babayı çocuk bakımı kulfetinden kurtarmak. Eski okuldaki gerzek öğretmen resim yaparlarken Tuna'ya "siyah kullanma çok çirkin oluyor, güneşi sarı yap, güneş sarı olur" demişti. Tuna da evde resim yaparken "anne bak hiç siyah kullanmadım, çirkin olmadı" demişti ve ben çok uzulmuştum.

Şu boyama kitapları var ya hani solda orijinal resim olur, sağdakini çocuk boyar. İşte onlarda bir kere bile aynı renkte boyamayan çocuğum, buyuk bir hırsla soldakinin aynısını yapmaya başlamıştı. Muazzam bir dehayla doğan çocukların eğitim denen saçmalıkla tanışınca ne hale geldiğini gayet iyi anlatan bir ornek işte.  Eğitim = Kahrolsun özgür düşünce+Yaşasın otoriteye baş eğen Atatürkçü ya da dinci ya da bilmembaşkabirşeyci çocuklar... 

Kreşlerin asıl amacı para kazanmak. Ötesi teferruat. Bana  "Almanca, İngilizce ve yoga derslerimiz var" diye gelenin ağzına ağzına terlikle vurasım var. Biz bloglarda, orda burda pek bilmiş bilmiş konuşuyoruz ya "eee çocuğa aferin demeyin sonra bık bık bık olur, aman bir yerini çarparsa gidip orayı vurmayın sonra çocugunuzu hedele hödele olur" falan diye. İşte onların hepsini unutun. Sizin binbeşyuz tane kitap okuyup buyuttugunuz çocugunuzun içine ediyorlar sistem içinde. Çünkü o eğitmen de etrafında ne görse onu uygulamaktan başka bir şey yapamıyor.

 "Aaaa ama evladım güneş siyah olmaz küüü" diyor çocuk gelişiminden zerre anlamayan ve tek derdi "akşam olsa da eve gitsek" olan öğretmenimsi.
Ya da çocugu susturmak için açıveriyor TRT çocuk kanalını. "Ama az açıyoruz annesi" oluyor sonra. "Ben bilmiyor muyum evde TV açmayı mal?" da diyemiyor anneler çunku çocukları onlara emanettir ve zaten yetişmesi gereken de bir işi vardır.
Eskaza okulda bir sorun yaşadıysanız da ilk yaptıkları okulu korumak oluyor. İstisnai şekilde iyi kadroya sahip, köklü kurumlar vardı elbette ama İzmir'in en kalabalık ilçesinde benim gözlemlerim böyle ne yazık ki.

Haa diyelim ki bi' mucize oldu, devlet tum kreşlere şahane vergi indirimleri, ssk kolaylıkları içeren bir yasa çıkardı. Kreş fiyatları yerlerde sürünüyor. Her çocuk muazzam bir okul oncesi eğitim alıyor. Eeee sonra? Sonra da gelip MEB'in kucağına oturmayacak mı? 60 aylık çocukları "gel evladım" diye okula başlatıp 9 yaşında da "ister mezun olup sanayide işçi ol/kocaya kaç; istersen gel sana nefis bir dini eğitim vereyim. Seç bakalım 40 katır mı kırk satır mı?" demeyecek mi? Neresinden baksan bitik bir eğitim sisteminin içinde hangi dala tutunsak kopuyor. Dalın koptuğu bir şey değil, sonra sekip bi tarafımıza kaçıyor.