23 Aralık 2013 Pazartesi

Başlık Bulunamayan Post



Çalıştığım bankanın KOBİ'den sorumlu müşteri temsilcisiyle telefonda konuşuyorum.
- Hülya hanım nasıl gidiyor?
- Valla yorgunluk, uykusuzluk, iş güç derken bittik Görkem Bey.
- Aaaa ama siz tecrübeli annesiniz.
- Valla tecrübeli olsanız da uykusuz kalınıyor

Aynen öyle işte. 2.,3. .... 8.çocuğu da dogursanız uykusuzluk diye bir gerçek var ve bu da tüm önceliklerinizi değiştiriyor. Özetlemek gerekirse yorgunum a dostlar.

İda kızım yakında 2 aylık olacak. Günler gerçekten ışık hızıyla gelip geçiyor. Tuna'ya nazaran çooook daha rhat geçirdim lohusalığı. Hatta hiç lohusalık yaşayamadım bile diyebilirim. Hem yapacak çok işim; hem de ilgilenmem gereken bir çocuğum daha olduğundan ne post partumlara girebildim ne depresyon hırkasını giyebildim. İda son derece gündüz uykusuzu ve başka ufak tefek dertleri olan bir bebe olmasına rağmen hem de.. 

Hatun bi kere pek nazlı ve gazlı. Tuna da oyleydi. Ne gazlı sütüm varmış arkadaş. Bebelerimin barsaklarını telef ediyorum. Bir damla kaka yapacaksa kıyameti koparıyor. Mis gibi emzirip doyurup gazını çıkarttığım ve uyuttuğum bebe, 10 dk sonra miyavlayarak uyanıyor. Gündüz uzun uyku yüzü görmeyeli baya bir zaman oldu. İyi uyuyamayınca iyi ememiyor. İyi ememeyince uyusa da kısa süre sonra uyanıyor. Böyle bir döngüye girince bebeğin niye ağladığını da anlayamaz oluyorsunuz. Bebe elden ele ağlayarak çaresizce dolaştırılırken aklı selim davranmak cidden çok zor. 0-3 ay denilen dönemin özeti işte bu. 
Neyse ki iki kurtarıcım var: Sling ve pompa. Yatakta uyumadıysa slingi kuşanıp 2 saat üzerimde uyutup uykusunu aldırıyorum. Ya da uykusuzluktan ememediyse ve bitkinse pompayla süt sağıp besliyorum. En azından açlık olasılığını elemiş oluyorum böylece. 
Haa tabi tüm bebekler gibi hiç sıkıntısı yokken ve karnı tokken de uyumuyor çoğu kez. Ağlamadığı ya da sıkıntılı olmadığı sürece de salıncağa koyup otomatik sallama tuşuna basıyorum. Bazen 10 dk falan sakin sakin durunca pek seviniyorum.
İlk ayların ne kadar zor olduğunu gayet iyi bildiğim için bu sefer eşşekten düşmüş gibi değilim. Neden uyumadı, neden ağladı diye sormuyorum. Bebekler ağlar, uyumaz, yorar, adamın cılkını çıkarır. Bu yoğun mesaide fırsat bulup bebeği sevebilmek işte anca 2.lere kısmet oluyor. İlkinde daha ziyade "laynnn bu hep böyle mi sürecek? b.ku yedik" hissi daha ağır basıyor. Oysa hep öyle sürmüyor. Bunu farkedip bebek özlemek, 2.yi yapmadaki en büyük motivasyon zaten.
Sıklıkla soruyorlar; "2.çocuk nasıl?"
Cevap veriyorum: Çok güzel.
İlk çocukta "büyüse de rahatlasam" diyorsunuz.
İkincilerde ise "yavaş büyüse de tadını çıkara çıkara sevsem" diyorsunuz.
En büyük fark bu işte. Hele benim gibi 2 çocuk arasında hayli yaş farkı varsa ve birincinin öyle de böyle de büyüdüğünü ve dahi çok da güzel büyüdüğünü görüyorsanız 2.ler daha kolay büyüyor.

İda 45 günlükken hasta olduğu halde bunu söylüyorum.

Tuna geçtiğimiz hafta hafif geniz akıntısı yaşadı. Öksürük yok, ateş yok, burnu ve genzi hafif balgamlıydı ama 2-3 günde kendiliğinden geçti. Kendi iyileşti ama virüs anneme bulaştı. Annemin burnu çeşme gibi. Konk konk öksürükle evde dolanırken İda'ya bulaştı. Allahım çocuk daha 45 günlük. Burnu şarıl şarıl akıyor. Tıkalı değildi, emmede sorun yaşamadı ama sanırım eklemleri ağrıyordu. 2 gün boyunca çok ağladı. O arada tek temennim benim de hastalanıp vücudumun antikor üretip sütle İda'ya geçmesiydi. Lohusanın duası kabul oluyormuş herhalde ki bende de kısa sürede nezlemsi semptomlar baş gösterdi. Otri bebeyle burnunu çekerek, sıkı sıkı giydirip evi sürekli havalandırarak, soguk buhar makinesi çalıştırarak ve sık sık emzirerek 2-3 günde iyileşti kızım. El kadar bebelerin hasta olmasına şaşırırdım eskiden zira Tuna 10.aya dek nezle bile olmamıştı. Demek ki evde kreşe giden bir abi/abla varsa minnakların kaderi sümüklü gezmekmiş.

Gelelim emzirme meselesine. İda hastaneden itibaren memeyi kavramada sorun yaşamadı. Emzirmeyle ilgili tek sıkıntım-ki aslında sıkıntı bile sayılmaz- kızın tam tam doyacak kadar emmesi. Doyunca bir fırt bile çekmiyor. Çoğu kez memenin tamamını boşaltmıyor bile. Doyunca "ben doydum, allah bereket versin, sofrayı kuran kaldırsın" dercesine kafayı geri atıp uykuya geçiyor. Yatağa yatırıp kalan sütü sağayım dediğim zaman hala memeden baya süt geldiğini net şekilde görüyorum. Sırf İda'dan artan sütlerle bir bebe daha doyururum. Haliyle kalan sütleri şimdiden buzluğa atmaya başladım. Bu kadar az emmesine rağmen ilk ay gayet güzel kilo almış. Doktora göre sütümün bileşeni çok iyi ve yağlı olduğu için İda çabuk doyuyor. Doyunca memede uyumak değil emzikle uyumak istiyor. Emziği icat eden her kimse tüm Nobel bilim ödülleri verilmeliymiş kendisine.

Aysun'a göre ise kızım sadece "normal". Etrafında çok endişeli insanlar olsaydı bebeğim de gergin olurmuş ve sürekli daha çok emmek istermiş. Gergin olmasa da gene de daha çok emse olmaz mı arkadaş? Emdikten sonra "ay az emdi bu yahu" diyip biberonla süt vermek istediğimiz zaman pek başarılı olamıyoruz. Çok çok az içip diliyle biberonu ittiriyor. Tuna bu kadarken doyma hissi yoktu desem yeridir. Mottosu "ver şaban, gitmez yabana" idi. Yine de komik olan şu ki 40 günlük İda ve 40 günlük Tuna'nın kiloları aynı. İda sanırım kız yavrusu olmasının hakkını veriyor bu zerafetiyle :)

İda'nın gece uykuları gündüzün aksine daha düzenli. Yatmadan önce barsakalrını boşalttıysa 5-6 saat deliksiz uyuyabiliyor. İlk 40 gün çok sık uyanıyor ve uzun süre uyumadığı oluyordu gaz yüzünden. Derken bio gaia diye probiyotik bir damla keşfettik. Ek gıdaya geçmeden önce bebeklerin barsak florasında probiyotik bulunmadığından gaz sorunu yaşanıyormuş. Doğal probiyotik takvitesi yapan bu damlayı ilk verdiğim gün gece 12den sabah 6ya dek uyanmayınca memelerimin acısından uyandım. Amanın sabah olmuş!

Aysuna'a göre kızın sakinliğinin sebebi benim rahatlamam. Aklım sürekli İda'da değil. Olamaz da zaten. Hayatıma normal şekilde devam ediyorum. Emzirirken ayaklarımı uzatıp haberleri izleyip telefonda sosyal medyada fink fink dolanıyorum. Whatsapptan yazışıyorum, müşterilerimi arıyorum. Hayatımı bebeğime göre şekillendirmeyip onu kendi hayatıma entegre etmeyi bu kez başardığım için kızım da oğluma göre daha sakin büyüyor.
Hamileyken haberleri bile izlemeyip kendime her şeyin sürekli pozitif olduğu paralel bir hayat çizmemiştim. Gezi olaylarında gece gündüz haberleri izleyip kahrolduk. Neticede bu bebek bu ülkeye doğacak, bu enerjiden beslenecek. Kendini soyutlamanın ne bebeğe faydası var ne anneye.

Posttan bağımsız not: Bu çılgın gündüz ve gecelerde iki mıyaklama arasında tuniko'da tüm slingleri ve ergonomik kanguruları yılbaşı indirimine soktum. Özellikle Boba markalı ürünlerde sınırlı stok var ve şubat başına dek yeni ürün gelmeyecek. Alışveriş için tık tık... 

1 Aralık 2013 Pazar

0-1 Ay En Çok Kullandığım Ürünler

Hamileyken alıp da kullanmadığım şey neredeyse yok ama bazı ürünler diğerlerinden daha çok "elime yapıştı". İşte iyi ki almışım dedirten ürünler.


- JJ Cole Diaper Caddy: Bunun Türkçesini bilemedim. Bez değişim malzemelerini derli tolu tutmaya yarayan bir kutucuk. 7-8 tane bez, ıslak mendil, Bioderma temizleme solüsyonu, pamuk, kağıt havlu, bir rulo tuvalet kağıdı, muhtelif kremler ve yağlar... Hepsini rahat rahat alan ve taşıması çok kolay bir ürün. 
Türkiye'de muadili bir kutucuk henüz görmedim ama ABD'den alışveriş yapma şansınız varsa bebek alışverişinizin en tepesinde buna yer açın derim. Günde 10 kere falan bez değiştirdiğimiz düşünülürse ne kadar işe yaradığını tahmin edersiniz. Gecenin bir vakti beni uyandırmadan bez değiştiren eşim "ya ne güzel aletmiş, karanlıkta o nerde, bu nerde diye aramadan kolayca bezini değiştirdim kızın" diyerek de durumu tescil etti.






- Weewell Sterilizatör- Avent Natural Pompa:  İda hanım ilk 15 gün miskinlikten iyi ememeyince sürekli süt artırmak ve kilo alımını artırmak için sağmak zorunda kaldım. Avent'in klasik elektrikli modeli de var bende ve bu natural seri, gözle görünür şekilde çok daha fazla süt çıkartıyor. Kablosunun daha uzun olması hareket serbestisi sağlıyor. Bir yandan sağarken öte yandan beşikteki yavruyu pış pışlayabiliyor ya da akıllı telefonda twitleri okuyabiliyorsunuz :)  Günde 1-2 kere biberonla süt verdiğimden sık sık bu aletleri yıkayıp steril etmek gerekiyor. Bunun için de Tuna'dakinin aksine tencerede kaynatma angaryası yerine sterilizatör kullanıyorum. Öncesinde ılık suda şu ürünle yıkayıp ardından makineye atıyorum. 5 dk'da cillop gibi oluyorlar. 




- Mothercare Beşik: Tuna'da doğumdan itibaren park yatak kullanmıştım ama bu sallanan beşik daha iyiymiş.Yatağımın dibine dek yanaştırıp gık dese duyup çabucak müdahale edebiliyorum. Müdahaleden kastım çoğu kez ağzına çabucak bir emzik tıkıştırmak :) Zira İda hanım da ayrı bir cins çıktı sağolsun. Her ağladığında emzireyim diyorum ama hatun çok uykusu varsa, karnı toksa asla ve kat'a emmiyor. 2-3 saatten önce acıkmıyor. Emince iki meme birden emip uzun süre emmek istemiyor.Uyanmalarının çoğu açlıktan değil gaz ya da kaka tahliyesi için kıvranmalardan ibaret. 40ından sonra değişir belki, bilemiyorum. 

 
 -Aden&Anais Müslin Bezler: Bunları da ABD'den sipariş etmiştim. Daha çok yaz bebekleri için uygun bir örtü ama çok amaçlı olduklarından muhakkak kullanım alanı buluyor. Biz yıkanma sonrası kurulama bezi olarak ve bir kez de oto koltuğu örtüsü olarak kullandık. Puset henüz hiç kullanmadım ama rahatlıkla yazın pusetin üstünü örtmek için kullanabilirsiniz. Türkiye'de bu kadar geniş ölçülerde ve desenli müslin bez sanıyorum yok. 


- Woombie Air Kundak: Ay bu ayrı bir postu hakediyor aslında. İda kızın gece 5 saat deliksiz uyumasını sağlayan bir alet. (Her zaman değil tabi ki) Klasik kundakların aksine kolları anne karnındaki gibi önde kavuşturulduğundan çok daha rahat uyuyor. Gazı-kakası varsa yatağa koyar koymaz uyanıyor hatun ama bir sıkıntısı yoksa ve kundaklayarak emzirip yatırdıysam güzel uyuyor. Bana bu kundağı soran çok olmuştu. Onlara da güzel bir haber vereyim. Çook sevdiğim bir arkadaşım bu kundakların distribütörlüğünü aldı. Yakında satışa çıkaracak ama isterseniz şimdiden FB sayfasını takibe alın ve satışa başlayınca kaçırmayın. 



-Wrap Sling: İyi ki bu işi yapıyorum dedirten bir ürün. İki farklı markanın da yani Boba'nın da Neko'nun da wraplerini kullanıyorum. Dışarda uzun süre dolaşacaksam Neko tercih ediyorum. Çünkü kumaşı daha AZ esnek olduğundan uzun süre taşımada bile bel-sırt ağrısı yaşamıyorum. Sımsıkı tutuyor bebeği. Eğer tİda'yı zırt pırt takıp çıkaracağım bir yere gideceksem ya da evdeysem de Boba kullanıyorum. Çünkü inanılmaz esnek ve bebeği yerleştirmek çok ama çok kolay. Tek dezavantajı benim gibi ufak tefek kadınlar için boyunun fazla uzun olması. Eğer uzun ya da kiloluysanız siz benim gibi belde çift sıra yapmazsınız. Evde bir sebepten uyuyamazsa ya da benim 10 dkda bir yatakta bebek pışpışlayamayacak kadar işim varsa ya da Tuna extra ilgi istiyorsa İda maymununu Boba wrap slinge takıp uyutuyorum ve üzerimden çıkarmadan bir süre vakit geçiriyorum. Yoksa emzir yatağa koy, vızırdasın gene emzir gene yatağa koy 10 dk sonra gene mıyyyaklasın.. İnsanın aklını kaçırtacak bir döngüye girmek an meselesi. İyi ki wrap sling diye bir alet varmış. İyi ki böyle lohusaların aklını kaçırmaktan alıkoyan bir ürün yapıyorum. Artık on yüz milyon kere daha içten öneriyorum annelere. "Ayol 5 mt kumaş kaç saatte sarılır" diyene de not: Benim wrapi sarıp bebeyi yerleştirmem en fazla 1 dakika sürüyor. Pratiğiniz arttıkça hızınız da artıyor.

 

20 Kasım 2013 Çarşamba

Netekim Lohusalık Zor Zenaat


Bilin bakalım hangisi İda; hangisi Tuna?

İster 1 tane doğur ister 10 tane, lohusa kafası diye bir şey var. Günlük işlere pek çalışmayan, sütlaç kıvamında bir kafa. Oksitosin etkisinde, çokça uykusuz, yorgun, bebek kokusu sarhoşu... Bugünlerde işte tam da öyleyim. Çok yorgun, çok uykusuz ama çok mutluyum.

Lohusa mottom: "Uyandıramıyorsan maymuna çevir"

İda hanım bugun 18 günlük oldu. İlk 2 haftamız kızı uyandırmaya ve emzirmeye çalışmakla geçti. 1. hafta kontrolünde hala doğum kilosuna ulaşmadığı ortaya çıkınca doktor onerisiyle gece-gündüz 2 saatte bir uyandırmaya başladım. Gündüz 2 saatte bir uyandırmak bile zordu. Hatunu emzirip uyutuyorum. 2 saat sonra uyandırma çalışmalarına başlıyorum. Adam gibi emmeye başlaması 30 dakikayı buluyor. Onda da iki fırt çekip gene uykuya dalıyor. Sürekli dürtükleyip, çenesinin altını gıdıklayıp, bacaklarını mıncırıp emzirmeye çalıştım. Geceler daha zordu çünkü uyumaya öyle alışmışım ki kızı emzirmek için önce birinin beni uyandırması gerekiyor. Gece de 2 saatte bir emmesi gerekiyordu ama çoğu kez 4-5 saati buluyordu uyanmam. Haliyle 10.günde hala doğum kilosunu yakalayamadı. Doktorum "Hülya'cım mama başlayalım" diyince asfalyalarım attı. "Ne maması yahu? Sütüm var, sağarım, onu veririm" dedim ve elde pompayla yaşamaya geçtik yeniden. Tuna'da emme sorunu çok yaşadığımdan sürekli sağarak da destek vermek zorunda kalmıştım. Bu sefer İda'nın memeyi çok güzel kavramasının verdiği gazla sadece memeden beslermişim gibi gelmişti ama hatun pek keyifçi ve uykucu çıktığından pompalı yaşama döndük. İyi de oldu. Emzirme sonraları 5er dk daha pompa yaptım ya da tek memeyi emip uyuduysa öteki memeyi sağdım. Emdikten sonra uyandırıp sağılan sütü de vermeye çalıştım, gece 1 seans bazen babası sağılmış sutu verdi ben de bir kaç saat daha fazla uyudum... Derken 15.günde doğum kilosuna ulaştı ve sonunda artıya geçmeye başladı. İlk 15 günümüze "uyansana kardeşim" havası hakim oldu.
 

Derken 16.günden sonra kız bir uyandı pir uyandı. Yediğim ne gaz yaptı bilmiyorum ama İda 3 gündür ciyak ciyak bağırınıyor. "Hah"  dedim, "işte bu çığırmalar unutuluyormuş hakkaten, yoksa bir daha bir daha yavrulamak akıl karı değil"... O mu bu mu şu mu derken bulgur ya da turp otunun gaz yaptığıı anlayıp kendimi rezeneye ve melisa çayına verdim. Bir de totoda incecik pişik hasıl oldu. Sarı kantaron yağı iyi geliyor dediler, sürdük bakalım narin totoya. Bebek milletinin "ay bu bebe hiç uyanmıyor, nasıl uyandıracağım?" modundan "şu gazını çıkarıp uyusa da uyusam" moduna geçiş hızları inanılmaz.

Onun dışında bebekli yaşam çok güzel. Çok özlemişim emzirmeyi, göğsümde uyuyan, uykusunda gülen, dudaklarını şişirerek uyuklayan bebeyi. Bir başka bebeği Tuna kadar sever miyim diye şüpheliydim. Ne saçma bir endişeymiş. Bu kıza aşık oldum. Tuna'ya kitap okurken,sesimi duyup sakinleşmesine; narin parmaklarına, kıvrık dudaklarına...Bir de yüzü Tuna'ya çok benzediği için fena halde dejavular yaşıyorum. Şimdiden Tuna'dan ayrılan çok şeyi var ama ifadesi bazen çok benziyor. Çok, çok acayip ruh hallerindeyim.

Ayrı bir yazının konusu ama Tuna'dan da sözedeyim. Kardeşine sevgi duyduğu çok aşikar. Kendiliğinden gelip kardeşini öpüyor, saçlarını okşuyor, "idoooş" diye sesleniyor, "bezini ben atarım anne" diye yardıma koşuyor ama.....
Ama anneyi artık paylaşmak gerekiyor
Ama anne artık sürekli bu cüceyle uğraşıyor
Ama anne artık bir rakip var.

Kardeşine karşı en ufak bir hırçınlık, asabiyet yapmadı ki zaten vurdulu kırdılı bir çocuk değil. Fakat ilk hafta çok fazla alınganlık yaptı. Es kaza sesim yükseldiyse "seni sevmiyorum" diyip dudak büktü bana. Okulda 1-2 gün arıza çıkarmış. "Ben bunu yapamıyorum" diye kağıdı kalemi atıp ağlamış (öğretmeni feedback veriyor), okuldan bazen asık suratlı geliyor ve sebebini bilemiyoruz. Sabahları çok erken kalkıyor. Kızı emziriyorsam ve yemek saatiyse illa ki "sen yedir anne" moduna geçiyor. Bir yanda İda'yı emzirip tek elle Tuna'nın ağzına yemek tıkıştırıyorum. Hafta içi tüm gün okulda olduğundan sorun yok ama haftasonları resmen yorgunluktan ve "anne bak.." ile başlayan cümlelere cevap vermekten kuruyorum... Pazar akşamları birinin çenesiyle yarışmaktan; ötekini sürekli emzirip uyutmaya/uyandırmaya çalışmaktan pilim bitik oluyor. Eşim ve annem sürekli yanımda olduğu halde hem de...

Yalnız ilk çocuğa karşı çok acayip bir suçluluk duyuyormuş insan. İlk çocuktaki sarsak anne hallerinin bebeği doyasıya sevmeye engel olduğunu ve 2.çocuğun daha doyasıya sevildiğini farkedip telef oldum birkaç gün. "Ulan biz Tuna'yı yoksa böyle çok sevmedik mi?" diye düşündüm. Tuna'nın lohusalığından aklımda kalan çokça sorun, sorun, endişe, soru işareti, kaygı vs vs... Bir her şeyin doğrusunu yapma takıntısı, bir gerginlik, bir yorgunlukla başa çıkamama hali, bir her şeyi eline yüzüne bulaştırıp çocuktan uzaklaşma durumları.... Tam da bu vicdan azaplarından dolayı ilk çocuğa eskisinden daha fazla kaliteli zaman geçirmeye çalışılıyormuş. Bir nev'i geçmişi telafi etme arzusu. Haftasonları İda'yı slinge tıkıp Tuna'yı parka, baklava yemeye, oraya buraya götürüyorum. Haftasonları pilim bitiyor demiş miydim? Olsun, bir daha diyeyim. Haftasonları ben, ben değilim.

Eee, kendimden de söz edeyim... Doğumdan hemen sonra 63 kgya düşüp "oo 8 kg verdim bile" derken süt olsun gazına gelip ruhumu tahin helvasına satınca hoop 2 kg alıverdim. Aylardır tatlı yiyememenin acısını Koska'dan çıkarıyorum. Süt için su, protein ve uyku yeter ama enerji de lazım bu bedene arkadaş.
Her gün 1 yumurta yiyip, bolca yogurt, peynir ve süt tuketiyorum. Bir öğün de muhakkak et yiyorum. Aralarda tahin helvası :) ve komposto ve yine tahin helvası ve humana still tee ama yanında tahin helvası....
Nasılsa birkaç ay sonra kilo veririm diye çok kasmıyorum açıkçası. Daha doğrusu kendime aynada uzun uzun bakacak vaktim olsa belki kafaya takacağım ama allahtan yüzümü zor yıkıyorum ki ne kıçımı görüyorum ne basenlerimi...

Durumlar böyleyken böyle. Bu kafayla anca bu kadar yazabiliyorum.
Oksitosinime sağlık.

12 Kasım 2013 Salı

İda Kızımın Doğum Hikayesi

Sezaryenle doğum hikayeleri biraz yavan ve heyecansız oluyor farkındayım ama yazmak istiyorum kardeşim. Ve yazıyorum.



1 Kasım günü annem ve eşimle doktor kontrolüne gittik. Klasik vajinal muayene+ultrason muayenesi sonrası hiç ama hiç açılmam, kasılmam,sancım olmadığı için, artık 40.hafta bitmek üzere oldugundan ve bebe de 3900 gr'a yaklaştığı için aldık şapkamızı öne. "En ufak bir doğum emaren bile yok, en fazla 1 hafta daha bekleyebiliyoruz çünkü bu haftadan sonra dikişlerinin yırtılması olasılığı artıyor" dedi doktorum. Kaburga ağrsından hemen her gece ağladığımdan ve 1 hafta daha bekleyip gene sezaryene girmek istemediğimden kabul ettim. Hiç normal doğum yapmadığım için rahim duvarım (ya da rahim ağzım emin değilim) çok kalınmış. Yıllarca SSVD yaptırdığı için doktorumun gidişat tahminine güvendim ve sezaryeni kabul ettim. Hemen ertesi gün için hasteneyi ayarladık. Nasılsa 40 hafta dolmuştu ve bir tek gün bile beklemek istemiyordum. Doktoruma hemen orda genel anestezi istediğimi söyledim. "Epidural/spinal anestezi öneririm ama sen bilirsin" dedi. İlk doğumda epidurali ne kadar zor taktıklarını ve doğum anına tanık olmanın benim için travmatik olduğunu söyledim. Bu sefer genel anestezi isteğimde nettim.


Muayeneden sonra hastaneye gittik, odamızı ayarladık. Tuna günlerdir  ben hastaneyken asla başkasıyla kalmak istemediğini, hastanede kalmak istediğini net şekilde deklare ettiğinden mecburen suit oda seçtik. Böylece hem yanımda olacaktı hem de yan odada gece boyu uyuyabilecekti. Hemşirelerden gerekli bilgileri aldıktan sonra eve gittik. Son hazırlıklarımızı yaptık. Tuna da kendine hastane çantası yaptı :) İçine birkaç oyuncak, yedek kıyafet, bolca kağıt ve boya kalemi aldı. Hastanede kaldığı süre boyunca onlarca resim yaptı. Sabaha dek yarı uyur yarı uyanık saatleri geçirdikten sonra duş aldım ve saat 7 gibi hastaneye ulaştık. Odaya yerleştik, doğum fotoğrafçım Esra Nalbantoğlu geldi, hazırlıklar sırasında birkaç poz aldı. Ben gayet sakindim ya da Tuna etkilenmesin diye sürekli sırıtıyordum ama Tuna endişeli ve heyecanlıydı.
Ben salak salak sırıtırken odaya anestezi uzmanı girdi ve ipler koptu. Anestezist, genel anestezinin anneyi daha fazla ilaca maruz bıraktığını, artık tüm dünyada uygulaması pek kalmayan bir yontem oldugunu ve daha geç ayılmama yol açacağını söyleyip spinal anesteziye ikna etmeye çalıştı. Son dakika ortaya çıkan bu değişiklik yüzünden sinirlerim boşaldı ve ağlamaya başladım. "Bunun kararını çoktan vermiştim, şu anda bunu tartışamayacağım" diyerek ağladım.Tuna'yla vedalaşırken ağlıyordum ve bu yüzden Tuna çok korkmuştu. Annem de o anda ağlamaya başladı. Ameliyathaneye öylece ağlayarak gitmek zorunda kaldım. Yolda spinal anesteziye ikna olmuştum çünkü geç ayılıp bebeğime geç kavuşmaktansa belime bir kez daha iğne sokulmasına ve doğum anını görme şokunu tekrar yaşamaya  razı gelmiştim.
Fakat bu sefer de anestezist belimde uygun noktayı bulamadı. O soğuk parmaklar sırtımda dolandıkça benim korku ve endişeden tansiyonum düştü. "Beni yan yatırın, ilk doğumda öyle bulmuşlardı" dedim. Denedik ama ben o ara fenalaştım, kustum falan :( Doktorum "hemen vazgeçin genel anestezi yapıyoruz" dedi. Ben sakinleştim. Fotoğrafçım Esra hep yanımdaydı. O soğuk odada bir elin size dokunması nasıl güzel bir hismiş. Doğum fotoğrafçısı dediğin kişi sadece doğumu ölümsüzleştirmiyor, aynı zamanda odada size yakın tek kişi oluyormuş. İyi ki Esra'yla çalışmışım.

Bundan sonra ilk hatırladığım şey anestezistin "Hülya bebeğin doğdu, uyanabilirsin" sözleri oldu. "Kızım nasıl" diye sormak istedim ama konuşamadım. Kızım.. diyorum gerisi çıkmıyor. Nefes alamıyorum. Meğer boğazıma soktukları hortum yüzündenmiş. Kızım.. diyorum; sonrasında hııgghnnkkkk...Sağlığı... diyorum; sonrasında gene tıkanma.. Nefes alamıyorum, boğulacak gibiyim. "Tamam kızın çok iyi, sağlıklı zorlama kendini" diyor, "15 dk daha tutacağız seni sonra odana çıkaracağız". O arada biraz daha kendime geldim. Hayal meyal asansöre binişimi, yatağa yatırılıp gecelik giydirilişimi hatırlıyorum. Artık aklımda hem Tuna hem İda var. Birinin psikolojisini ötekinin sağlığını düşünerek uyanmaya çalışıyorum.


Sonra kızımı görüyorum. Allahım ne kadar Tuna'ya benziyor. Ne kadar güzel. Ne kadar mutluyum. Hemen emzirmek,sarılmak istedim.

Hastanede 36 saat kadar kaldık. Tuna o 36 saat boyunca odadan dışarı hiç çıkmadı. Ne annemle kafeteryaya; ne babasıyla aşağıya indi. Babasıyla eve gitsin rahat rahat uyusun istedim ama imkansız, bırakmadı beni. Sürekli yattığımı görünce tedirgin oldu ama ne zamanki ben koridoru arşınlamaya başladım, o d  rahatladı. Tuna'yı korkutmama arzusunun verdiği motivasyondan mı bilmem ama bu kez canım çok çok az yandı. Epiduralden sonra belim çok ağrımıştı. Bu kez yatıp kalkarken bile çok inlemedim. 2.gün tek başıma yatıp kalkabilir hale gelmiştim. Koridorda tek başıma yürümeye ise 2., 3. turda hemen başlamıştım. İda memeyi ilk seferde kavradı ve hemen emmeye başladı.
Netekim SSVD olmasa da gayet pozitif bir doğum hikayem oldu.

Gelecek bölüm: Lohusa günlüğü.... (Lohusalık doğumdan zormuş arkadaş-Vol: 2)





5 Kasım 2013 Salı

İda Kızımız Geldi

 
2 kasım sabahı, 41.haftaya girmesine 2 gün kala sezaryen doğumla dünyaya geldi fındık kızım.
3800 gr-50 cm olarak geçti kayıtlara.
Uykusuz, yorgun ve çok mutluyum.
Günler kızı emzirmeye; Tuna'yı incitmemeye çalışmakla geçiyor.
Yazacak tonla şey var. Lohusa kafamı toparlayınca görüşmek üzere.


30 Ekim 2013 Çarşamba

Gebelik Günlüğü - 40.Hafta



Her "alo"ya "hayır doğurmadım" diye yanıt verdiğim, infilak etmek üzereymişim gibi hissettiğim (bkz foto), şu satırları bile oturarak zorlukla yazabildiğim son donemeçteyim. 2 gün önceki dr. kontrolünde ilk kez bebenin başının aşağı inmeye başlamasıyla normal doğum umudum arttı. Elimle dışardan hissedebiliyorum zaten. Kızın kafası eski sezaryen dikişimin bile altına inmiş durumda.
Kasıklarımda zaman zaman bıçak saplanmasına benzer yalancı sancılar hissetsem de henüz düzenli sancı ya da açılma yok. Sancıların şekli daha ziyade İda'nın aldığı şekilden dolayı iç organlarımın acısı ya da gaz sancısı gibi. Gerçek doğum sancısı neye benzer ki? Anlarım herhalde. Geçenlerde bir yerlerde korku olmayınca acı da hissedilmediğini okudum. Şu ana dek çok acayip bir acı duymamış olmam bundan mı yoksa gerçek doğum sancısının yanında bu acıların devede kulak kalmasından mı? Bilemiyorum...
Her gün 30 dk kadar yürüyüş yapıyorum tıslaya tıslaya. 
36 numara ayaklarım şu sıralar 38e yakın sanırım. Sadece Converse'lerime sığıyor bu mayalı poğaçalar. 
Bağcıklarını da zar zor kavuşturup bağladığımı belirteyim. 
Dudaklarım oldu bir balon. 
Dün ayak tırnaklarımı kendim kesebildiğim için muzaffer bir kumandan gibi hissettim. Sürekli birilerinin yardımına ihtiyaç duymak ne zor işmiş, onu anladım. Bir de hep kilolou olmak büyük çile.
Başka başka.... Hurma oksitosin hormonunu artırıp kasılmaları artırıyor diye bi koşu hurma aldım geldim. Onu kemirip duruyorum. Şekerim çıkarsa diye de fazla abartamıyorum falan.

İlginç bir bilgi. Kasıklarımda pek baskı olmasa da kaburgalarımda ve sırtımda çok fena ağrılar var. Sanki ayaklarıyla kaburgamdan hız alıp son surat çıkacak gibi :) Hani gerinip gerinip koşarsın ya o hesap.

Annem 15 gündür bizde. Her gün "bu gece hastaneye gidiyoruz galiba" diyor bir umutla :) Şu sıralar 2 güne doğuracağımdan emin. 4 Kasım pazartesi tastamam 40.haftanın bittiği due date'im. Ondan sonraki hafta da beklerim ama sonrası için ne yapacağım bilemiyorum.
Durumlar böyle.



29 Ekim 2013 Salı

İzmirli Gebeler İçin Doğuma Hazırlık Kursu

İzmir enteresan memleket. Bir istatistik var mı bilmiyorum ama muhtemelen en az normal/doğal doğum yapılan şehirlerden biridir. İzmirli kadınlar bakımına, süsüne pek düşkündür. Normal doğumun, sezaryen gibi saçını fönletip, makyajını yapıp poz vermeye müsait olmamasından dolayı mıdır bilemiyorum :) ama çevremde normal doğum yapmış anne sayısı 5i geçmiyor.
Yine de eminim normal doğumu denemek ve öncesinde doğuma hazırlık eğitimi almak isteyen çok sayıda anne adayı vardır. Bu duyuru onlar için.

Eğitimin tarihi: 24 Kasim 2013 / 10:00-17:00

Anne ve baba adaylari olarak olumlu ve guvenli bir dogum deneyimi yasamaniza destek olmak uzere hazirlanan bu egitim, dogumla ilgili aklinizdaki her turlu soruyu, dusunce ve varsa korkularinizi paylasabileceginiz bir ortam sunmanin yani sira;

- Dogum dalgalari/kontraksiyonlari ile bas etme yollari uzerine pratik ve icsel calismalar
- Dogumda aktif olmanin onemi
- Dogumu kolaylasitirici pozisyonlar
- Dogumla ilgili korkular
- Dogumdaki hormonlar ve onemleri
- Dogumla ilgili secenekleri inceleyerek tercihleri netlestirmek
- Dogumun asamalari (dogumumun basladigini nasil anlayacagim?, hastaneye ne zaman gitmeliyiz?)
- Tum hamilelik surecinde ve dogumda nefes (nefesin onemi, nefes farkindaliginin artirilmasi, dogum surecinde dalgalarla bas etmeyi kolaylastirabilen nefes calismalari)
- Partnerinizin dogum surecine dahil olmasi, dogum boyunca verebilecegi destekler hakkinda pratik calismalar
- Dogumdan once doktorunuzla en etkili iletisim yontemleri
- Hastanedeki prosedurler ve mudahaleler
- Zorunlu sezaryen yasanmasi durumunda bunun nasil olumlu bir deneyime donusturulebilecegi konusunda detayli bilgileri icerecektir.

Her kadinin icinde dogum yapmak icin gerekli guc var. Doguma hazirlik egitimleri icinizdeki gucun ortaya cikmasina yardim etmeyi amaclar.

Egitime, anne ve baba adaylarının birlikte katılmasını tavsiye ediyoruz. Ancak isterseniz yalnız ya da başka bir yakınınızla da katılmaniz da mumkun.

Egitim, rahat bir iletisimin olusturulabilmesi icin maksimum 6 cift ile gerceklestirilecektir. (minimum 3 ciftin kayit yapmasiyla egitim acilacaktir)

Katılım ücreti: Çift başına 350 TL, 10 Kasim'a kadar erken kayıt indirimi ile 300TL

Detayli bilgi ve kayit icin Gizem Onay Collet ile gorusebilirsiniz
0 538 859 4009
gizem.onay@gmail.com

Egitmen hakkinda:

Gizem Onay Collet
Doğuma Hazırlık ve Hamile Yogası Eğitmeni

Danimarka'da Avrupa Birliği üzerine tamamladığı Yüksek Lisansından sonra 6 sene tam zamanlı olarak çeşitli üniversite ve sivil toplum örgütlerinde AB Merkezleri'nin yöneticiliği yaptı.

2007 yılında tanıştığı yoga pratiğini derinleştirmek ve hayatında derinlere dokunan bu uygulamayı herkesle paylaşabilmek için Cihangir Yoga'da Zeynep Aksoy'un Hatha Yoga Hocalık Eğitimini tamamlayıp, hayatına Yoga Eğitmeni olarak devam etme kararı aldı. Yoga yolunda her zaman bir öğrenci olarak yürüyeceğini bilerek çeşitli eğitimlere katıldı ve katılmaya da devam ediyor.

Bunların yanı sıra hamileliği ve doğum sürecini yoga ile destekleyerek bedeni daha kolay bir doğuma hazırlayan hamile yogası konusunda uzmanlaşmak için Başak Kutlu Atay ve Mey Elbi'den Hamile Yogası Hocalık Eğitimini aldı. Ardından İngiltere merkezli uluslararası tanınan bir kurum olan Birthlight'ın Hamilelik ve Postpartum Yoga Hocalık Eğitimini bitirdi.

Aldığı bu eğitimlerde her kadın için gerek fiziksel gerekse de manevi anlamda büyük değişim ve dönüşümler yaratan hamilelik ve doğum süreçleri, Türkiye ve Dünyadaki doğum ortamları, doğumdaki müdahaleler, kadınların doğum tercihleri ve planlarının önemi hakkında öğrendiği bilgilerden çok etkilendi ve bu konularda daha derin bilgiler edinip bunları daha fazla kadınla paylaşabilmek için DOUM'da Başak ve Nur'la yakın çalışmalarına başladı. Bu süreçte DOUM'un sunduğu bursla hamilelik ve doğum süreçlerinde anne adaylarının daha bilinçli kararlar vermelerine yardımcı olabilmek ve böylece daha olumlu deneyimlerin yaşanabilmesine katkıda bulunmak adına Amerika merkezli Childbirth International'dan Doğuma Hazırlık Eğitmeni olmak üzere eğitim aldı ve eğitimi boyunca DOUM'daki eğitimlerde Nur ve Başak'ın asistanlığını yaptı. Janet Balaskas'tan Aktif Dogum egitimi aldi.

Tüm kadınların hamilelik, doğum ve lohusalık safhalarında, saygılı, aile odaklı ve kanıta dayalı bakıma ulaşabileceği bir Türkiye vizyonu ile kurulan Doğana-Doğumda Kadın Hakları Derneği'nin ise kurucu üyesi ve yönetim kurulu başkanıdır.

Şimdilerde çeşitli stüdyolarda yoga dersleri ve doguma hazirlik egitimleri vermeye ve aynı zamanda da AB üzerine kurum ve kuruluşlara serbest zamanlı danışmanlık yapmaya devam ediyor.




22 Ekim 2013 Salı

Gebelik günlüğü - 39.Hafta



Bu satırları hala tek parça olarak yazıyorum a dostlar. Koca bayramı devirdim, kızın ebatları aldı başını gitti ve bende hala tık yok. Arada yoklayan bir bel ağrısı ve kasıklardaki ufak tefek acılı kasılmalar dışında pek bir doğum emaresi yok. Hoş, doğum emaresi olsa benim bunu anlamam pek olası değil çünkü ilk kez bu kadar ÇOK hamileyim. Tuna'yı 36.hafta biterken sancısız nesiz hoop diye almışlardı. "Doğum sancısı nedir, neye benzer?" hiçbir fikrim yok.


Bir süredir zaten her hafta doktor kontrolündeydim. İda kızın ne kadar hızlı büyüdüğünü anlamak için karnıma bakmak yeter ama USG de bunu kanıtladı. 39.haftaya 3.500 gr(+-300 gr) olarak girdik ki zaten göbeğim gerçekten patlayacak gibi artık. Göbek deliğim artık bir göbek sibobu. Son günlerde gebelerin yüzüne gelen o şişik ifade geldi çöreklendi sıfatıma. 58 kg ile başladığım hamileliğimde şu sıralar 69 kg devam ediyorum ama kendimi bir  hipopotam gibi ağır hissediyorum. Geceleri uyumak çok zor. 

Geçen kontrolde "Yetti gari, bu kızı aşağı indirmenin yolu yok mu?" diye hafiften isyan ettim. Doktorum "Aa ama sen normal doğum için geldin bana, sabredeceksin, bunu başka yolu yok ve sakın kocakarı yontemlerine başvurayım deme. Bebeğin kafasının tam doğru açıyla kanala girmesi gerek, yoksa SSVD şansın azalır" dedi. Ben de isyanı bırakıp tüm enerjimi kıza akıtmaya devam ettim. Sabırla bekliyorum/bekliyoruz.

 
Bu arada son haftalarda kıza tabiri caizse hediye yağdı. Tuna'da da kullandığım Avent'in pompasını her anneye yıllardır oneririm. Çoğu markanın aksine meme ucuna masaj yaparak yumuşak bir sağım sağlıyor. Avent geçtiğimiz aylarda yepyeni Natural serisini piyasaya sürdü. Motor kısmı, öncekinin aksine dışarda olan bu yeni pompanın en güzel yanı sağım yaparken eğilmenize gerek kalmayıp dik oturabilmeye olanak sağlaması.. Çoğu yeni annenin aksine benim süt sağmakla ilgili bir sıkıntım olmadığından pompa benim için süper kullanışlı bir ürün hediyesi oldu. İda hanım doğunca da detaylı bir pompa analizi yapacağımdan ve neden süt sağmalıyız gibi başlıklarda uzun uzun yazacağımdan emin olun. Bu arada Avent'in içe dönük meme ucunu çıkarmaya yardımcı niplette ve göğüs kalkanı gibi ürünleri de hastane çantasına çoktan atıldı bile. İlk doğumumda bebeğime anne sütü verebildiysem bunda Avent'in payı büyüktür. Ay lav yu Aveeent!




Tuna yaz bebeği olduğundan ve kışın da hep kadife tulum giydirip üstünü açmasını umursamadığımdan (XL anne) uyku tulumu giydirmeyi hiç denememiştim bile. Zaten gece zibilyon kere uyandıgından hava soğuk gibiyse her uyanmada üstünü örterdim ama çoğu kez üstü açık yatardı. Bu kez-nedense-kızın daha erken deliksiz uykuya geçeceğinden ve daha az uyanacağından eminim. (Şuursuz anne) Güzel bir uyku tulumu bakınayım derken tedarikçilerimden biri olan Dream Bag'den bu nefis tulum hediye geldi. Boğucu kalınlıkta değil, üstunde çok cici hayvan işlemeleri var, kumaş kalitesi de gayet nefis. 



Gelelim bu gebenin en korkulu rüyası, diş çıkarma kabusuna. Tuna çok zor diş çıkarmıştı. (Genel-geçer bir istatistik olabilir mi bilmem ama dişleri çok düzgün ve sağlam. Düzenli fırçalamaya 2,5-3 yaş gibi başlamamıza rağmen hem bembeyazdır hem de sert.) 

Gebeliğimin başında hayli yoğun baş ağrılarım olmuştu ve doğal çözüm araştırırken kehribar kolyeyle tanıştım. Kehribar taşı yani amber, doğal ağrı kesici özellikte. Vücudun hangi bölgesine yakın takılırsa o kısımdaki ağrıyı hafifletmeye yardım ediyor.  İda için sipariş verdim erkenden ve kendim kullanmaya başladım. O kadar memnun kaldım ki sonradan kıza vermekten vazgeçtim. Böylece ilk anne-kız rekabetimizi de yaşamış olduk :)
Tam bir de kıza alayım derken Verazeyn'in doğal taş uzmanı sahibi Devrim bir kolye ve bir de bileklik gönderdi. Devrim'in bu taşları kaynağından, Litvanya'dan nasıl bir emekle ithal ettiğini bildiğimden güvenim tam. Zaten 2-3 gün takmayı unutunca başlayan baş ağrılarım da bunun en güzel kanıtı. Kızımı da doğar doğmaz kehribar mucizesiyle tanıştırmak istiyorum. 


Ve son alışverişlerim. Yukardaki Magic Form gecelik bulabildiğim en sade model oldu. Serapla annem bir Boyner alışverişi sırasında İstanbul'dan whatsapp aracılığıyla birkaç model gosterdi. Allahım bu lohusa geceliği tasarlayanlar pamuk şekerden evlerde mi yaşıyor? Neyin kafasıdır bu denli çok dantel, süs? Bazı geceliklere bakan Hürrem Sultan doğuma gidiyor sanacak, o derece avam ve kullanışsız. Lohusa danteli mi kenara çekecek, bebeği memeye mi yerleştirecek ne yapacak? Gecelik olarak alınabilecek en sade ve kullanışlı tasarımı seçtiğimi düşünüyorum. İlaveten bir de yine bolerolu sade bir pijama takım aldık. Hepsi o. 


Tuna'da emzirme sürecini zorlaştıran meme ucu çatlaklarına karşı tüm cephelerde savaşmaya başladım bile. Birkaç aydır duştan sonra Lansinoh'un lanolinli kremini kullanıyordum zaten. Sena'nın önerisiyle Earth Mama Angel Baby meme kremi de aldım. Dokusu ve kıvamı diğer kremlerden tamamen farklı bu kremle alışveriş listemi de tamamlamış oldum sanıyorum. Artık İda hanımı bekliyoruz. Adıyla müsemma olup dağdan gelecekse işimiz var yalnız. 



9 Ekim 2013 Çarşamba

Bebek Taşıma Haftası'na Özel Boba Çekilişi



İçinde bulunduğumuz hafta daha doğrusu 7-13 Ekim, 2013 tarihleri arası Uluslararası Bebek Taşıma Haftası olarak kutlanıyor. Babywearing International adlı organizasyonun başını çektiği etkinlikler çerçevesince hafta boyunca pek çok toplantı, seminer, yürüyüş, anneleri bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor.



Ben de bu haftayı bir okuruma hediye vererek şenlendireyim istedim.
Hediyemiz Boba'nın en hafif, en pratik, en kompakt tasarımı Boba Air.

 
Tek yapmanız gereken 14 Ekim sabahına dek Boba Türkiye FB sayfasını begenmek ve bu posta yorum bırakmak.. FB hesabınız yoksa Twittter hesabını da takibe alabilirsiniz.


7 Ekim 2013 Pazartesi

Tuniko.com'da Büyük Bayram İndirimi



Bu sene bayram öncesi haftası, Uluslararası Bebek Taşıma Haftası'na denk gelince bu piştiyi güzel bir indirimle taçlandırmamak olmazdı.


tuniko.com'da Boba, Neko ve Naturna Baby markalı sling ve ergonomik kangurularda süpersonik indirimler yaptım.


Her ürünün standart bir indirimi yok. Bazı renklerde ve desenlerde indirim oranı %40ları buluyor. Yani tek tek renkleri tıklamanız gerekiyor.
 

İndirim 9 Ekim gece yarısına dek sürecek. Gece yarısına dek alışveriş yapamazsanız hepiniz balkabağına dönüşeceksiniz ;)


Bazı desenlerde stoklar çok çok azalmış durumda. Sonra vay efendim ben alacaktım da kalmamış falan demeyin. Üzülmeyin, elinizi çabuk tutun.
  


1 Ekim 2013 Salı

"Bu bebek neden ağlıyor?"

Önceki postuma gelen yorumlardan biri sayesinde ilginç duyusal yetenekleri olan bir kadından haberdar oldum: Priscilla Dunstan.
Oprah Show'a çıkınca popülaritesi daha da artan bu kadın bebeklerin ağlamasını ne anlama geldiğini çözmüş.
Çocukluğundan beri seslere karşı duyarlılığı, farklı bir işitsel yeteneği ve ses hafızazı olan Priscilla; anne olduktan sonra bu yeteneğini bebek ağlamalarını anlamaya yönlendirmiş.

Priscilla'ya göre bebekler - hangi kültürden oldukları farketmeden - 5 şekilde ağlıyor. Yani Çinli bebek de Türk bebek de Yunanlı bebek de aynı talep için aynı (ya da benzer) sesi çıkarıyor.




Video biraz uzunca ve başında uzun uzun Oprah-Priscilla geyikleri var. Asıl olay 4:35te başlıyor.

"Neh" (Açlık) : Bunu birçok bebede bizzat duydum. Daha çok anNNEEEE der gibi ağlarlar. Meğer açlıktanmış. (5:28de örnekleri var)

"Owh" (Uykum geldi): Bu ses de esneme refleksine benzer bir ses. Esnerken de ooowww diye ağzımızı yuvarlak yaparak esneriz ya, işte bebekler de aynen böyle yapıyormuş. (6:02de örnekleri var)
Tecrübeyle sabittir ki bu owh sesini kaale alıp uyutmazsanız bebekler daha çok uyarılıp daha kuvvetli ağlamaya başlıyorlar ve bu minik owh sesi uvvaaa uvvaaaa tonunda çığırmaya doğru evrilebiliyor. Aman ilk owh sesini ıskalamayın.

"Heh" (Rahatsızım): Muhtemelen bezi dolu, ruzgardan ya da sıcaktan dolayı huzursuz. Onu da siz bulun canım, her şeyi Priscilla'dan beklemeyin. Ağlama tonu 6:50den itibaren var.

"Eair" (Barsaklarda gazım var, oy oy): Bunu zaten çoğu anne biliyordur. Ikınma şeklinde, genzin arkasından gelen, biraz acı dolu bir nida. 7:50den itibaren izleyebilirsiniz.

"Eh" (Midemde gaz var, geğirt beni): 8.40tan itibaren duyabileceğiniz gibi bu ses barsak gazı kadar sancılı ve acılı değil. Daha kısa, kesik kesik ve sanki geğirmeye çalışır gibi.

Tüm bu ağlama tonlarındaki farklılıklar 0-3 aylık periyoda ait. Farklı tonda ağlamalarına cevap verilmeyen bebeklerin bu reflekleri bir süre sonra kayboluyor. Yani bebek uykum var diye Owh şeklinde ağlarken siz "aha sıkıldı bu" diyip evde gezdirmeye başlıyorsanız 3.aydan sonra bebek artık owh sesini çıkarmamaya başlıyor. Siz de sanıyorsunuz ki bebek evde dolaştırılmak istediği için ağlıyor.

Ya da daha fenası. Bebek yine uykum var diye owh owh diye ağlıyor. Anne emzirmeye çalışıyor kan ter içinde ama bebeğin asıl derdi açlık değil, uyku. Gene de meme gelmiş, ayıp olmasın diye emiyor da emiyor ama ao arada ağlıyor da çünkü velet geberiyor uykusuzluktan. O arada elti, görümce, komşu kadın o çıldırtıcı cümleyi savuruyor: "Doymadı bu, sen buna mama ver"
Hakkaten de mama verince bebek artık daha fazla dayanamaz ve biberon ağzındayken uyumaya başlar. O sesin sahibi gururla arkasına yaslanır, çocuk doktoru edasıyla "yaa bak ben sana söylemiştim, aç bu aç!" der. Ve olaylar olaylar.....

20 Eylül 2013 Cuma

Yeni Annelere Mucize Çözümler(Kitap Hediyeli Post)

Hamileliğimin son haftalarını sürekli okuyarak geçiriyorum. Okumalarım genelde doğal doğumla ilgili ama araya bu şahane kitabı Yeni Annelere Mucize Çözümler'i de sıkıştırmayı başardım. Hayır dostum hayır, kapağında gebe pozum var diye şahane demiyorum. Gerçekten çok basit ve işe yarar ipuçları var kitapta.

Adından da anlaşılacağı gibi kitap kafası karışık yeni anneler için bir rehber niteliğinde. Kafada şimşek çaktıran tonla konu başlığı var ama ben kendi adıma en çok işime yarayanları özetleyeyim istedim:

Tracy bu kez bir yenidoğanın dilinden anlamanın tuyolarını veriyor. Tıpkı Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler kitabında olduğu gibi bunda da bebeğinizle ilgili bir testi yanıtlıyorsunuz. Buna göre bebeğinizin melek, kitap,nazlı,hareketli ya da huysuz bebek olduğuna dair ipuçları ediniyorsunuz.
Tracy, bebeğinizi mizacına göre sakinleştirme metodlarını anlatıyor. 

Kitapta çok sayıda örnek vak'a, bebek ve aile var. Bu da yeni bebekli evdeki kaotik ortamın hem ne kadar evrensel bir olgu olduğunun göstergesi hem de "ahh aynı bizim hikayemiz" diyeceğiniz örnekleri okumanız olası.

Tracy bir kez daha rutinin onemini vurguluyor. Önceki kitaptaki E.A.S.Y rutinin tekrarlıyor.
E. Eat (Beslenme)
A. Activity (Aktivite zamanı)
S. Sleep (Uyku)
Y. Your Time (Sizin zamanınız)


Tracy, bu kez S.L.O.W diyerek yenidoğmuş bir bebeği, yabancı bir ülkeden gelen ziyaretçiye benzetip onun dilinin anlamaya yardım ediyor. Şaşkın ebeveynlerin, bebeklerinin ağlamalarını ayırt etmesinin ipuçlarını veriyor.
Bebeğiniz ne zaman huysuzlansa veya ağlasa sadece birkaç saniyenizi alacak şu basit stratejiyi deneyin.

S. Stop (Dur) Ağlamanın bebeğinizin dili olduğunu hatırlayın
L. Listen (Dinle) Bu ağlama ne anlama geliyor
O. Observe (Gözlemle) Bebeğiniz ne yapıyor? Başka  neler olup itiyor?
W. What's Up?(Ne olduğunu anla) Duyduğunuza ve gördüğünüze dayanarak değerlendirip cevap verin.

Stop kısmı çoğu yeni annenin yapmakta zorlandığı bir kısım. Hele hele "bebek her ağladığında emzirilir!" gibi bir bilgiyle eve yollanmışsa, bebek ağladığı anda hemen her annenin ilk yaptığı şey bebeği beslemeye çalışmaktır. Süt verimi ve artışı için ilk 1-2 ay bebek her talep ettiğinde emzirmek gerekiyor ama işte her ağlamanın memede son bulması bebeklere bir süre sonra bakın nasıl bir zara veriyor.

Tracy der ki bebekler farklı talepler için farklı beden dilelrine sahiptir. Sayfa 130-132 arası harika bir rehber bulacaksınız. Burda bebeğin beden dilinden çıkardığı seslere dek pek çok veri birleştirilip bebeğin olası sıkıntısı hakkında ipuçları veriliyor. Misal; dudakalrı büzülmüş, dilini yukarı kıvırıyor, gövdesini, başını yana çeviriyor, boynu geriye atıyor ve ağzı açıksa kuvvetle muhtemel açtır. Başka sorunlar için başka beden dili ipuçları da bulacaksınız.

Tracy bebeklerin ağlama tonlarının ve şekillerinin de farklı talepler için şekillendiğini söylüyor. Yani Açlık ağlamasının tonu ve şekliyle "yoruldum, artık beni uyutun" ağlamasının tınısı birbirinden farklı. 138-142. sayfalar arasında da bu konuda çok güzel ipuçları var.

Peki biz bebeğin niye ağladığını anlamaya çalışmadan uykusu gelince de, acıkınca da, kendini güvende hissetmek isteyince de meme verirsek ne oluyor dersiniz? Bebek bir süre sonra farklı tonlarda ağlamayı bırakıyor. "Nasıl olsa acıksam da ağzıma meme tıkacaklar, uykum gelse de meme tıkacaklar, endişe etsem de aşırı uyarılsam da..." diye düşünüyor olsa gerek yavrucaklar. İlginç değil mi? Bebek bir süre sonra kendi dilini kullanmayı bırakıyor ve kendisine hangi teselli/uyku aracı öğretilirse onu güvenlik nesnesi olarak belliyor.
Bu yüzden bebeği ağladığı anda kucağa almak yerine birkaç saniye durup dinlemek, bebeğin dilini anlamak için çok önemli.

Aynı şey yalancı meme yani emzik için de geçerli. Bebeğiniz emzik veriyorsanız her ağlamasını emzikle susturmaya çalışmayın. Ağlaması erkenden kesilen bebek, henüz derdini tam anlatamamıştır.  Sonra 3-4 sene emzikten kurtulmaya çalışırsınız.

Kişisel görüşüm emziğin 6.aydan sonra sadece uyurken verilmesi. Tuna'da öyle yaptım ve 2 yaşında sorunsuzca bıraktık. Kızda da memeyi kavradıktan hemen sonra emzik vermeyi planlıyorum zira 0-1 yaşta uyku rutini oluşturmada emzik bence olmazsa olmaz.

Tracy, hangi bebeğe hangi marka/şekil emzik ve biberon verilebileceğini de anlatmış. Kabaca anlatmak gerekirse, kendi meme ucunuza en yakın olanı seçin :)

Kitapta faydalı pek çok bilgi var. Çoğunu zaten bildiğim için (2.çocuk farkı) sadece bana ilginç gelen kısımları aktardım. İlk bebeğini bekleyen anne adayları ya da yeni anne olan pek çok lohusa, eminim ki pek kıymetli şeyler bulacaktır. 

Kitabı Gün Yayıncılık imzasıyla tuniko.com'dan edinebilirsiniz. Bu posta 25 Eylül Çarşamba saat 17'ye dek yorum bırakan bir kişiye de hediye ediyorum. Şart-şurt yok, yorum yeterli :)