21 Mayıs 2013 Salı

Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler



6 yaşında falanım. İlkokul 1'de olmalıyım, zira öğlenleri okuldan eve yürüyerek, arkadaşlarımla laflayarak geliyoruz. Bugün ne adını ne simasını hatırladığım bir kızın, nedense o gün bana hayat dersi vereceği tutmuş. Diyor ki ; 
"yalan söyleyenler cehennemde cayır cayır yanıyormuş. "
"yalan söylemek büyük günahmış, yalancılar ölünce mezarda huzur bulamıyormuş"
..........
Ve bunun gibi bir sürü başka şeyi, 6 yaşında bir çocuk için sıradışı denecek kadar abartılı ve korkunç mimiklerle bana anlatıyor, tüm o okul yolu boyunca. 
Eve korku içinde ve ağlayarak giriyorum çünkü daha dün bir arkadaşıma yalan söylemişim. Yalanım ne mi? Sokakta oynarken kurabiye yiyorum. Bir mahalle arkadaşım gelip "evde başka kurabiye var mı? bana da versene" diyor. Eve gitmeye üşendiğimden "yok, bu sonuncu" diyorum. Yalancıyım ben. Kötüyüm. Cehennemde yanacağım.
Eve girince hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Annem, abim yanıma geliyor. Ne olduğunu soruyor. Anneme anlatmanın bir anlamı yok diye düşünüp "yok bir şey" diyorum, gidiyor. Abime anlatıyorum. "Yaa saçmalama, yok öyle bir şey" gibi şeyler söylüyor, biraz rahatlayıp sakinleşiyorum. Din kavramıyla o gün tanışıyorum.


Ebeveynlerimizi bugün, oturduğumuz yerden suçlamanın anlamı yok. Pedagoji bilimi, çocukların bile bir psikolojisinin olduğu gerçeği henüz dünya için bile çok yeni bir kavramken; Türkiye'de son 10 yıldır adamakıllı uzmanlar yetişmişken 30 sene onceyi irdelemeye ve kendi anne-babalarımızı suçlamaya gerek yok. Osho'nun dediği gibi "Anladık, çok kötü ebeveynlerin vardı ama artık bir yetişkinsin. Lütfen kendini topla :)"

O gün anneme neden hiçbir şey anlatmadığımın cevabını, geçtiğimiz günlerde katıldığım bir seminerde buldum.
Seminer, daha doğrusu atölyenin "Çocuğumla Nasıl Konuşursam Beni Dinler?" Alternatif Anne'nin kurucusu Gülüş Türkmen'in verdiği eğitimde, inanılmaz keşiflere ve içsel yolculuklara çıktık; anneliğimiz kâh yerden yere vurduk, kâh kendimizi ödüllendirdik.

Herkes aynı kitabı okur ama aklına kazınanlar bambaşkadır ya, ben de eğitimden sadece kendi geçmişim ve anneliğimle ilgili notlara yer vermek istiyorum:

- Çocuğunuzla konuşurken önce onun duygularını anladığınızı hissettirin, o duyguyla kendi kendine başa çıkmasını destekleyin: 

Çocuk düştü, canı yandı.Cesaret verip "oo hadi hadi yok bir şey" ya da "daha dikkatli gitseydin düşmezdin"  demektense "sanırım biraz canın acıdı, haklısın" demek daha çok işe yarıyor. İşe yaramasını geçtim, çocuk anlaşıldığını hissettiği için daha çabuk rahatlıyor. 

Tuna'nın ayak başparmağı çatlamış, canını acıtıyordu. Haftasonu tam evden çıkarken zaten sızlayan ayağını bir yere çarptı ve tırnak daha çok yarıldı, kanamaya başladı. Daha bir gece önce krem sürme çabamı geri püskürtüğü için kızdım ve ağzımdan istemsizce "bak gece krem sürsek böyle olmayacaktı, şimdiye iyileşecekti" diye çıkıştım. Tuna daha kuvvetli ağlamaya başladı. Hemen derin bir nefes aldım. Atölye notlarına döndüm: 
"Haklısın, canın çok acıyor" diye başladım. O an Tuna derin bir nefese aldı ilk kez. 
"İstersen krem sürelim acını hafifletsin" dedim.
"Ama anne ÇOK korkuyoruumm" dedi. Bu arada ağlaması azalmış bana sarılıyordu.
"Korkmakta çok haklısın, ben de olsam korkardım ama sana söz veriyorum bundan daha fazla acımayacak" dedim. Sustu, krem sürmeme izin verdi. Kriz bitti.

Çocuğu suçlama psikolojisinin, 35 yıldır üzerinde yaşadığım toprakların geleneği olmuş annelik tarzına sirayet etmesi, otomatik reflekslerimizin geçmişimizden bu denli etkilenmesi-bunca okumaya rağmen- ne tuhaf değil mi? İşte bu eğitimlerin temel amacı bu otomatik reflekslerimizi geleneksellikten çıkarıp, doğru olanlarla yer değiştirmek. 
                                        

- Çözüm bulmak zorunda değilsiniz. Kaldı ki aslında çocukların çoğu kez tek beklentisi anlaşılmak.

Kreşte bir arkadaşıyla sorun yaşıyor ve çözemiyor. Size anlatıyor. Sizin için çok ama çok saçma üzüntü gerekçeleri bunlar ama çocuğun bir anda tüm dünyası kararabiliyor. Tıpkı benim cehennemde cayır cayır yanma endişem gibi. Bir yetişkin için komik ama çocuk için travmatik bir durum.

Tuna okuldan bazen çok kızgın geliyor. Servisten iner inmez arıza çıkarmak için bahane arıyor diyeyim. Sakız istiyor, çıkarıp veriyorum. Bu sefer de "ama ben bu rengi istemedim kiiii" diye bağırıyor. Ya da eve çıkmadan "bisikletimi getir, evin önünde sürcem" diye tutturuyor. Bir şekilde eve çıkmaya ikna ettiysem arıza orda da sürüyor böyle muayyen günlerde. Bununla ilgili daha önce Esra Sert'in Aletha Solter serisinden aldığım tüyoları uyguluyordum zaten. Şöyle yapıyorum.

Önce biraz bağırıp çağırmasına kendini odaya kapatmasına izin veriyorum. Sonra itikleneceğimi bile bile yanına gidip sarılıyorum. O arada kollarımdan kaçmaya çalışıyor tabi :)
"Bugün okulda canını sıkan bir şey mi oldu?" diyorum. 
Daha böyle muayyen günlerde bir kez bile "hayır olmadı" demedi. Krizin sebebi genelde okuldaki bir vak'a gerçekten de.
"Evet, Ece simli kalemini vermedi, bak daha burasını çizecektim. "
"Çağan bana evime gelme, seni sevmiyorum dedi"
"Demir benimle lego yapmak istemedi"
................................................... gibi son derece çocukça, basit ama Tuna için çok üzücü olaylar. Tuna'nın arkadaşlarıyla yaşadığı sorunlara ne kadar üzüldüğünü ve içine kapandığını (bazen de hırçınlaştığını)  pek fark edememiştim. Öğretmeniyle bir gn sohbetteyken okulda da benzer tepkiler verdiğini anladım ve çok duygusal olduğunu bir kez daha idrak ettim.
Neticede böylesi durumlarda öncelik yine çocuğun duygularını anladığımızı belli etmek. Benim burda yaptığım hata, anlamaya değil çözüm bulmaya odaklanmak. Ece simli kalem vermediyse gidip Tuna'ya kırtasiyeden simli kalem almak mesela :) 
Eğitimde kendimle ilgili en büyük keşfim "sorun çözücü anne" olduğum gerçeği.
Haliyle Tuna benim de ortamda bulunduğum her arkadaş buluşmasında "anne bu oldu, şu oldu, bu onu yaptı, oteki şunu yaptı, beriki beni ittirdi..." diye bıdı bıdı yapıyor sürekli.  Otomatik refleksim her zamanki gibi "o zaman şöyle yapalım" demeye çalışsa da artık "bence sen bunu kendin halledebilirsin" demeye çalışıyorum. 

Nisan ortası gibi havalar ısınınca battaniyeleri atıp pikeyle yatırdım Tuna'yı. 1-2 gece sonra hava aniden soğudu ama nedense akıl tutulması yaşayıp çocuğun pikesini battaniyeyle değiştirmedim ve neticede fena halde böbreklerini üşüttü. Hastalanmadı ama o ara delice altına kaçırdı. Bir gün okuldan gene böyle üzgün geldi. "Anne altıma kaçırdım diye arkadaşlarım bebek bebek diye alay etti benimle" dedi. Alt dudak sarkmış. 
Tamamen kendi salaklığımdan kaynaklandığı için yaşadığım suçluluğun tarifi imkansız. Öte yandan olan olmuş.  Çocuk aşağılanmış. Acil terapi lazım.
"Hay allah, keşke arkadaşların böyle davranmasaymış. Çok utanmış ve üzülmüş olmalısın, ama herkes bazen çişini kaçırır. Hani Efe de bir kere altına kakasını kaçırmıştı, Mert de kusmuştu hatırlıyor musun. Olur böyle şeyler" dedim.
Hissettikleri tam olarak buydu ve "evet çok üzüldüm" dedi ama o zamandan beri külodunda bir damla bile çiş olsa (malum ne kadar sallarsan salla, dona düşer son damla) hemen yenisini giyiyor. Biraz obsesif bir duruma dönüşecek gibi. O bir damla çişin bu sıcakta hemencecik kendi kendine kuruyacağına bazen ikna edemiyorum. Umarım zamanla geçer

- Tepkinin şiddeti/tavrınız: 
Ebeveyni robotlaştıran, sürekli pedagojik ve yapmacık bir tonda konuşturan önerileri hep gerçek dışı bulmuşumdur. "Aman çocuğun psikolojisi bozulmasın" diye sürekli gülümseyerek ve sürekli uzun uzun bir şeyler izah etmeye çalışmak bence aksine çocuğun kafasını daha çok karıştırıyor. Eğitimde "çocuğunuza üsturuplu şekilde bağırmayı" da öğrendik :)
Bir milyon kere o sivri oyuncağı salonda bırakma dediniz ve binbirinci seferde o sivri oyuncak ayağınızı kesti, can havliyle zıplarken gülümsemeye çalışıyorsunuz.
Saçma!
O an bağırmak istiyorsanız bağırın ama asla çocuğunuzu rencide etmeyin. Yani "sana bin kere bunu kaldır dedim, ne laf anlamaz aptal bir çocuksun sen, kime çektin bilmem" demeyin. Gururunu kırmak yerine ne kadar canınızın yandığını haykırın.

Otomobilde yolunuzu kaybetmiş ve kafası karışmış şekilde ilerliyorsunuz. Arka koltuktaki geveze de sürekli size sorular soruyor: "Türkiye'de yanardağ var mı? Patlar mı? Balinalar ne yer? Anne Çağan'ın şimşek makmuin oyuncağı varmış, benim de olsun anne, anne anne anne" Bilirsiniz ki sorulara cevap vermek iki ucu güllü değnektir. Cevaplamazsanız aynı soru bir daha bir daha bıkmadan sorulur. Cevaplarsanız hemen ardından yeni soru gelir. Kırk katır mı kırk satır mı?

Trafikte yol bulmaya çalışmaktan sütlaca dönmüş kafayla geveze bir veletle uğraşmak-kabul edelim- çıldırtıcı oluyor. Bir anda "oğlum bir sus, yol bulamıyorum senin yuzunden. Ne geveze, boş boğaz bi çocuksun yaa " diye bağırmayın diyor Gülüş. 
"Biraz sessiz olur musun! Yol bulmaya çalışıyorum." Normal bağırma tonunda söylüyoruz tabi ki bunu. Gülümseyerek değil.

"Ama benim bebeğim daha kelimeleri anlamıyor, konuşamıyor" demeyin. Bebekler sözcükleri anlamıyor ama ağzınızdan o cümle çıkarken sizin ne hissettiğinizi bir yetişkinden çok daha iyi anlıyor. "Off bu yogurt ekşi gibi, kesin yemez şimdi" diyerek yemek yedirmeyin misal. 6 aylık bebek ekşiyi bilmez ama offf'layan annenin ruh halini sünger gibi emer. 

Gülüş'ün atölyelerine katılmak ve çocuğunuzla iletişim kanallarınızı artırmak istiyorsanız;
Ya da Alternatif Anne'nin FB sayfasını begenebilirsiniz. 

8 yorum:

  1. Harika bir yazı. Güldüm de düşündüm de :)

    YanıtlaSil
  2. Çok faydalı bir eğitim olmuş

    YanıtlaSil
  3. "Çocuğuma üsturuplu şekilde bağırmak" Benimsediğim ama tanımlayamadığım tekniğimin adı buymuş :)Ne güzel bir derleme olmuş, el altında bulunması gereken, çok güzel bilgiler...

    YanıtlaSil
  4. Hülya, öyle güzel yorumlamışsın ki! Gerçekten herkes aynı kitabı okur ama farklı noktaların altını çizer. Ama yazdıkların; aslında belki de hepimizin farketmesi gereken noktalar. Paylaşımın için teşekkürler gerçekten. Cuma günü Gelişim Üniversitesi'nde öğrencilere Alternatif Anne'yi anlatacağım. Senin söylediklerini kaynak göstererek onlara anlatacağım. Sevgiler!

    YanıtlaSil
  5. Bu yazıdan bile çok şey öğrendim. Kim bilir seminere katılsam daha neler öğrenecektim. Ankara'daki seminerleri kaçırdım sadece son atölye var. Bir sonrakini takip edeceğim artik.

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  6. çok güzel yazmışsın ,ellerine sağlık!
    özellikle şu ibareye vuruldum ;
    "Çocuğu suçlama psikolojisinin, 35 yıldır üzerinde yaşadığım toprakların geleneği olmuş annelik tarzına sirayet etmesi..."

    sevgiler...

    YanıtlaSil
  7. ben de okudukça nasıl davranmam gerektiğini, davrandıkça çocuğumun gözle görülür davranış değişikliğine şahit oluyorum. teşekkürler anlatımın için.

    YanıtlaSil
  8. Paylaşımlar için teşekkürler :)

    http://loveandsmile.wordpress.com/

    YanıtlaSil