23 Aralık 2013 Pazartesi

Başlık Bulunamayan Post



Çalıştığım bankanın KOBİ'den sorumlu müşteri temsilcisiyle telefonda konuşuyorum.
- Hülya hanım nasıl gidiyor?
- Valla yorgunluk, uykusuzluk, iş güç derken bittik Görkem Bey.
- Aaaa ama siz tecrübeli annesiniz.
- Valla tecrübeli olsanız da uykusuz kalınıyor

Aynen öyle işte. 2.,3. .... 8.çocuğu da dogursanız uykusuzluk diye bir gerçek var ve bu da tüm önceliklerinizi değiştiriyor. Özetlemek gerekirse yorgunum a dostlar.

İda kızım yakında 2 aylık olacak. Günler gerçekten ışık hızıyla gelip geçiyor. Tuna'ya nazaran çooook daha rhat geçirdim lohusalığı. Hatta hiç lohusalık yaşayamadım bile diyebilirim. Hem yapacak çok işim; hem de ilgilenmem gereken bir çocuğum daha olduğundan ne post partumlara girebildim ne depresyon hırkasını giyebildim. İda son derece gündüz uykusuzu ve başka ufak tefek dertleri olan bir bebe olmasına rağmen hem de.. 

Hatun bi kere pek nazlı ve gazlı. Tuna da oyleydi. Ne gazlı sütüm varmış arkadaş. Bebelerimin barsaklarını telef ediyorum. Bir damla kaka yapacaksa kıyameti koparıyor. Mis gibi emzirip doyurup gazını çıkarttığım ve uyuttuğum bebe, 10 dk sonra miyavlayarak uyanıyor. Gündüz uzun uyku yüzü görmeyeli baya bir zaman oldu. İyi uyuyamayınca iyi ememiyor. İyi ememeyince uyusa da kısa süre sonra uyanıyor. Böyle bir döngüye girince bebeğin niye ağladığını da anlayamaz oluyorsunuz. Bebe elden ele ağlayarak çaresizce dolaştırılırken aklı selim davranmak cidden çok zor. 0-3 ay denilen dönemin özeti işte bu. 
Neyse ki iki kurtarıcım var: Sling ve pompa. Yatakta uyumadıysa slingi kuşanıp 2 saat üzerimde uyutup uykusunu aldırıyorum. Ya da uykusuzluktan ememediyse ve bitkinse pompayla süt sağıp besliyorum. En azından açlık olasılığını elemiş oluyorum böylece. 
Haa tabi tüm bebekler gibi hiç sıkıntısı yokken ve karnı tokken de uyumuyor çoğu kez. Ağlamadığı ya da sıkıntılı olmadığı sürece de salıncağa koyup otomatik sallama tuşuna basıyorum. Bazen 10 dk falan sakin sakin durunca pek seviniyorum.
İlk ayların ne kadar zor olduğunu gayet iyi bildiğim için bu sefer eşşekten düşmüş gibi değilim. Neden uyumadı, neden ağladı diye sormuyorum. Bebekler ağlar, uyumaz, yorar, adamın cılkını çıkarır. Bu yoğun mesaide fırsat bulup bebeği sevebilmek işte anca 2.lere kısmet oluyor. İlkinde daha ziyade "laynnn bu hep böyle mi sürecek? b.ku yedik" hissi daha ağır basıyor. Oysa hep öyle sürmüyor. Bunu farkedip bebek özlemek, 2.yi yapmadaki en büyük motivasyon zaten.
Sıklıkla soruyorlar; "2.çocuk nasıl?"
Cevap veriyorum: Çok güzel.
İlk çocukta "büyüse de rahatlasam" diyorsunuz.
İkincilerde ise "yavaş büyüse de tadını çıkara çıkara sevsem" diyorsunuz.
En büyük fark bu işte. Hele benim gibi 2 çocuk arasında hayli yaş farkı varsa ve birincinin öyle de böyle de büyüdüğünü ve dahi çok da güzel büyüdüğünü görüyorsanız 2.ler daha kolay büyüyor.

İda 45 günlükken hasta olduğu halde bunu söylüyorum.

Tuna geçtiğimiz hafta hafif geniz akıntısı yaşadı. Öksürük yok, ateş yok, burnu ve genzi hafif balgamlıydı ama 2-3 günde kendiliğinden geçti. Kendi iyileşti ama virüs anneme bulaştı. Annemin burnu çeşme gibi. Konk konk öksürükle evde dolanırken İda'ya bulaştı. Allahım çocuk daha 45 günlük. Burnu şarıl şarıl akıyor. Tıkalı değildi, emmede sorun yaşamadı ama sanırım eklemleri ağrıyordu. 2 gün boyunca çok ağladı. O arada tek temennim benim de hastalanıp vücudumun antikor üretip sütle İda'ya geçmesiydi. Lohusanın duası kabul oluyormuş herhalde ki bende de kısa sürede nezlemsi semptomlar baş gösterdi. Otri bebeyle burnunu çekerek, sıkı sıkı giydirip evi sürekli havalandırarak, soguk buhar makinesi çalıştırarak ve sık sık emzirerek 2-3 günde iyileşti kızım. El kadar bebelerin hasta olmasına şaşırırdım eskiden zira Tuna 10.aya dek nezle bile olmamıştı. Demek ki evde kreşe giden bir abi/abla varsa minnakların kaderi sümüklü gezmekmiş.

Gelelim emzirme meselesine. İda hastaneden itibaren memeyi kavramada sorun yaşamadı. Emzirmeyle ilgili tek sıkıntım-ki aslında sıkıntı bile sayılmaz- kızın tam tam doyacak kadar emmesi. Doyunca bir fırt bile çekmiyor. Çoğu kez memenin tamamını boşaltmıyor bile. Doyunca "ben doydum, allah bereket versin, sofrayı kuran kaldırsın" dercesine kafayı geri atıp uykuya geçiyor. Yatağa yatırıp kalan sütü sağayım dediğim zaman hala memeden baya süt geldiğini net şekilde görüyorum. Sırf İda'dan artan sütlerle bir bebe daha doyururum. Haliyle kalan sütleri şimdiden buzluğa atmaya başladım. Bu kadar az emmesine rağmen ilk ay gayet güzel kilo almış. Doktora göre sütümün bileşeni çok iyi ve yağlı olduğu için İda çabuk doyuyor. Doyunca memede uyumak değil emzikle uyumak istiyor. Emziği icat eden her kimse tüm Nobel bilim ödülleri verilmeliymiş kendisine.

Aysun'a göre ise kızım sadece "normal". Etrafında çok endişeli insanlar olsaydı bebeğim de gergin olurmuş ve sürekli daha çok emmek istermiş. Gergin olmasa da gene de daha çok emse olmaz mı arkadaş? Emdikten sonra "ay az emdi bu yahu" diyip biberonla süt vermek istediğimiz zaman pek başarılı olamıyoruz. Çok çok az içip diliyle biberonu ittiriyor. Tuna bu kadarken doyma hissi yoktu desem yeridir. Mottosu "ver şaban, gitmez yabana" idi. Yine de komik olan şu ki 40 günlük İda ve 40 günlük Tuna'nın kiloları aynı. İda sanırım kız yavrusu olmasının hakkını veriyor bu zerafetiyle :)

İda'nın gece uykuları gündüzün aksine daha düzenli. Yatmadan önce barsakalrını boşalttıysa 5-6 saat deliksiz uyuyabiliyor. İlk 40 gün çok sık uyanıyor ve uzun süre uyumadığı oluyordu gaz yüzünden. Derken bio gaia diye probiyotik bir damla keşfettik. Ek gıdaya geçmeden önce bebeklerin barsak florasında probiyotik bulunmadığından gaz sorunu yaşanıyormuş. Doğal probiyotik takvitesi yapan bu damlayı ilk verdiğim gün gece 12den sabah 6ya dek uyanmayınca memelerimin acısından uyandım. Amanın sabah olmuş!

Aysuna'a göre kızın sakinliğinin sebebi benim rahatlamam. Aklım sürekli İda'da değil. Olamaz da zaten. Hayatıma normal şekilde devam ediyorum. Emzirirken ayaklarımı uzatıp haberleri izleyip telefonda sosyal medyada fink fink dolanıyorum. Whatsapptan yazışıyorum, müşterilerimi arıyorum. Hayatımı bebeğime göre şekillendirmeyip onu kendi hayatıma entegre etmeyi bu kez başardığım için kızım da oğluma göre daha sakin büyüyor.
Hamileyken haberleri bile izlemeyip kendime her şeyin sürekli pozitif olduğu paralel bir hayat çizmemiştim. Gezi olaylarında gece gündüz haberleri izleyip kahrolduk. Neticede bu bebek bu ülkeye doğacak, bu enerjiden beslenecek. Kendini soyutlamanın ne bebeğe faydası var ne anneye.

Posttan bağımsız not: Bu çılgın gündüz ve gecelerde iki mıyaklama arasında tuniko'da tüm slingleri ve ergonomik kanguruları yılbaşı indirimine soktum. Özellikle Boba markalı ürünlerde sınırlı stok var ve şubat başına dek yeni ürün gelmeyecek. Alışveriş için tık tık... 

2 yorum:

  1. ne güzel yazmışsın. Bebek bu kimse kendini kandırmasın. Yer içer sıçar ve en çok da ağlar :)))
    "ben doydum, allah bereket versin, sofrayı kuran kaldırsın" ve "ver şaban, gitmez yabana" bayıldım bu sözlere. Çocuklar arası fark işte :)
    İda kızım sağlıkla büyü, keyfini çıkar

    YanıtlaSil
  2. Gülümseyerek okudum . Öp İdayı yerime

    YanıtlaSil