25 Şubat 2013 Pazartesi

#kardessart mı acaba?

Instagram ya da twitter'ı etkin kullanıyorsanız gözünüze gözünüze sokulan bir hashtag olduğunu farketmişsinizdir: #kardessart.

Genelde bu hashtag'e eşlik eden şirin bir abla/abi-kardeş pozu falan olur. Öyle mutluluk verici bir pozdur ki elinizde olsa o kareye sağdan sağdan eklenip konfeti atasınız falan gelir. Siz tek çocuklu garibanlar bu mutluluk tablolarına bakıp bakıp eziklenirsiniz. "Sen sefil bir tek çocuklu insansın" sesi yankılanır kulaklarınızda.
Peki ya gerçekler? Hayat oyle mısır gevreği reklamı tadında mı ilerlemektedir?
Şahsen #kardeşsart hashtaginin açılımını ben şöyle yapıyorum. "Biz bi bok yedik, siz de yiyin ki kendimizi keriz hissetmeyelim. Büyük ağzımıza mıçıyor. Ufaklık desen aynı abisi/ablası. Ne yiyor ne içiyor ne uyuyor. Ailecek perişanız "

Şaka şaka.... Hemen toparlanıp kendimi ciddiyete davet ediyorum ve devam ediyorum.

Bunun cevabını vermek için önce "2.çocuk neden yapılır?" sorusuna yanıt aramak gerek. Ama önce isterseniz  ilk çocuğu neden yaptığımızı düşünelim.
Neden ürüyoruz?

Öleceğini bildiğimiz bir canlıyı, hayat denen bu kaosa sokmak mantıklı mı? Biz bunca zamandır yaşıyoruz. Bi numara yok hayat denen süreçte.
Doğuyorsun, ve ölene dek korkunç bir mücadele veriyorsun. Ömrün çoğu kez sana vaadedilen şeylere ulaşmaya çalışmakla geçiyor ve çoğu kez ulaşamadan ölüyorsun. Bu saçma süreçten ben ne anladım da kendimden bir tane daha dünyaya getirip ona bu kötülüğü yapıyorum?
Link veremeyeceğim ama bir sürü kaynaktan şunu okudum.
İnsanoğlu (ve kızı) öleceğini bilerek yaşayan tek canlı türüymüş. Ama anket yapınca ciddi bir yüzdelik dilimindeki insanların, aslında ölmeyeceğine inandığı ortaya çıkmış. Yani şu satırları okuyan -ve ölümün kendini es geçeceğine inanan - okur, bil ki yalnız değilsin. Hepimiz aslında ölümsüzlük peşindeyiz.
Tabi ölüme ilişkin bilgimiz varolduğundan bir yandan da öleceğini bilen bu metabolizma, bir yandan da dünyaya kazık çakmaya çalışıyor. Bunun en basit yolu kendinden, kendi canından-kanından bir tane daha yaratmak. Neslini sürdürmek. Kaşı gözü, huyu suyu sana benzeyen bir minyatur insanla ölümsüzlğü yakalama arzusundaymışız. Ben demiyroum, psikologlar diyor. Vaktiniz varsa okuyun: http://uzuncorap.com/2012/10/11/babayi-terbiye-eden-cocuktur/
(İnternette kısa yazılar seviliyor biliyorum ama o turk kahvesi fotografını cekip cümle aleme duyurmayı bu seferlik erteleyip okuyun bence yukardaki yazıyı. Varoluşsal pek çok sorunun cevabını bulacaksınız. )

Gelelim ikinci çocuk meselesine. İlkinde çekilen sıkıntılar, yaşanan uykusuzluklar ve vicdan azapları daha iyileşmemişken neden bi' daha ürer insan?
Sağım solum 2.ye hamile ya da doğurmuş anneyle dolu. Hem onlara hem kendime bakarak şunu soyleyebilirim: 2.çocuk, ilkinde duyulan vicdan azaplarını ve suçluluğu azaltmak; beceriksizliğin üstüne sünger çekmek için yapılıyor.  İlkinde yapılan hatalar, suçlanan kendi anneliğin, farketmeden böğrüne çöreklenen post partum ve çocuğu bir yandan istememe hissi, dahası bu hissin verdiği suçluluk... Bunlar öyle derine atılan hisler ki anneyi tırım tırım tırmalıyor yılalrca. Sanıyor ki her şeye sil baştan başlama şansı olsa aynı hataları yapmayacak, aynı şeyleri hissetmeyecek, aynı kaçış ihtiyacını duymayacak, kocasıyla arasına bu sefer o cücecin girmesine izin vermeyecek ve gerçekten hayat bu kez reklamların vaat ettiği gibi toz pembe olacak. Ya da sosyal medya annelerinin tagledği gibi herkes mutluluktan havalara uçacak.
Uçuyor mu gerçekten? 2 ve daha çok çocuk anneleri bir ses verin.
Karamsar yazı oldu di mi? 
Tuna biz süredir "benim niye kardeşim yok, ne zaman karnında bebek olacak, bebeği oraya kim koyacak :), ne zaman kardeşim doğacak?" gibi bitmek bilmez sorularla beynimizi yiyor. Çocuk yapmak konusunda büyük çocuğun aklıyla hareket etmek, çocuğa "hangi arabayı alalım evladım?" diye sormaktan farksız kanımca. Haliyle Tuna'nın fikrini zerre umursamadan, sadece sosyal medya annelerinin 2. çocuk konusunda nasıl bir baskı oluşturduğunun altını çizip huzurlarınızdan çekiliyorum.


21 Şubat 2013 Perşembe

Al Al Al, Oyala Oyala Oyala! Nereye Kadar?



Sosyologlar ve psikologlar, 2000li yıllarda doğan çocuklardan muhtemelen ilerde şöyle söz edecek: 
"Çok fazla uyarana maruz kaldıklarından dikkat eksikliği sorunları var. Benciller, sadece kendilerini düşünüyorlar. Empati yetenekleri ve toplumsal duyarlılıkları az. Sadece o anı yaşıyorlar. Tahammülsüz ve sabırsızlar."
Kabul, biraz abarttım ama bu nesil çocuklarıyla ilgili ciddi endişelerim var.
Daha doğrusu ebeveynleriyle ilgili sıkıntılar bunlar.

4 aylık bir taze anne arıyor. 
"Bebeğimi  slingde/kanguruda dışa dönük taşımak istiyorum slingde"
"Neden?"
"Ne biliim, bana dönük durursa sıkılır gibi geldi. Sıkılmasın, dışarı baksın"
"Dışa dönük taşımanın hede hödö sıkıntıları var. Bıdı bıdı vıdı vıdı...."

Mevz-u bahis 4 aylık bir bebek. 4 ay evvelinde "içerde"yken parmağı ve kordondan başka oyuncağı olmayan ve zifiri karanlıkta suda yüzen bir canlı. 
Bu nesil annelerin en büyük kabusu "ya bebeğim sıkılır da ağlarsa?"
Tamam, bebeklerin ağlaması gerçekten çok kafa ütüleyebiliyor ve ağlamasın diye her türlü şebeklik makbul de ya kocaman çocuğu olan analara ne demeli? İlgili ve duyarlı anne-baba olmak adına çocuğu sürekli oyalamaya çalışmak; kaliteli zaman geçirmek adına çocuğu hiç kendi halinde bırakmamak neden? Çocukla yapılan faaliyetlere muhalefet etmiyorum, yanlış anlaşılmasın.. Asıl sorun çocuğu oyalasın diye eline sınırsızca verilen tabletler, telefonlar, dvd playerlar vs vs

Bazı haftasonları evden dışarı asla çıkmıyoruz.  Tv saatini özellikle minimumda tutuyorum. Telefondan youtube'a girip izlediği videolarda süre sınırlamamız var. "Son 2 video" diyince 3.yü açmadan kesinlikle alıyorum elinden. Haftaiçi okulda zaten faaliyetin dibine vurduklarından evdeyken cidden ama cidden bazen çok sıkılıyor. O kadar çok sıkılınca bir süre sonra kendini oyalamaya başlıyor. Koltuklardan çadır yapıp içine dinozorlarını tıkıştırıp ustlerine oturup yavrularını(!) sıcak tutuyor; ya da banyoda kovaya su doldurup yanardağ deneyi yapıyor.   "Aman ev dağıldı, çocuk kış günü ıslandı" diye kendimi yiyip bitirmediğim için bu hallerini daha çok seviyorum... Bir çocuğun ne kadar çok sıkılırsa, o kadar çok kendini geliştireceğine de  sonsuz inancım var. 

Çocuklar sıkılmasın diye yapılan bir diğer yanlış da evi oyuncak mezarına çevirmek. Çocuklarımızın haddinden fazla oyuncağı var. Anne-bebek-çocuk konseptli bir dikey alışveriş sitesi sahibi olarak, kendi ipini kesen bir şey söyleyeceğim: Artık çocuğunuza daha fazla oyuncak, giysi, hediye vs almayın. Nedenlerini yukarda açıkladım zaten. Nasıl'ını da NTV için yazdım. Okumak için tık tık!!! 

edit: postu yazıp "yayınla" butonuna bastıktan sonra FBook'a postu duyurmak için girdiğimde Yeliz'in de benzer bir seyler yazdığını gordum. Çok gzel yazmış. Bence onu da bi okuyun.

http://gununcorbasi.blogspot.com/2013/02/donunun-icine-bir-avuc-ar-koyaym-bak.html?spref=fb


13 Şubat 2013 Çarşamba

Bi' Ispanaklı Makarna Lütfen!



Artık bilmem kaçıncı kez yazmaktan bıkmadığım cümleyi bir kez daha yazayım: Anneliğin 10da 9u kakalamaktır. Kakalamak için her yol mübahtır.
 
Yavruya, normalde sevmediği, bir şeyi kakalamanın ne kadar onemli olduğunun farkında olan bir girişimci anneyle tanıştım geçenlerde. Tuğba Bayburtluoğlu bir gıda mühendisi. Bakmış evde sebze yiyen sadece kendisi ama makarnaya herkes bayılıyor, "ben neden sebzeli makarna üretmiyorum ki?" demiş. Ve işe koyulmuş, %35 sebze püresinden oluşan bir sürü makarna üretmiş.
Sebzeler, çocukların çoğunun hayatta ağzına sürmediği şeytan üçgeni yani ıspanak, kereviz, brokoli.
Denemek için herbirinden birer paket satın aldım. 2 günde geldi kargom ve hemen denedim. Lezzeti normal makarna gibi, kesinlikle sebze tadını almıyorsunuz.
Tek dezavantajı, piştikten sonra hafif nişasta kalması. Hafif sudan geçirince gidiyor nişastası ama tabi vitamini de gidiyor o zaman. Suyunu da çektirerek pişirip en son aşamada biraz zeytinyağı ekleyip şöyle bir çevirmek da nişastadan kurtulmaya yardımcı oluyor.

Tuna zaten deli bir makarna sevdalısı olmadıgından büyük bir hevesle yemedi. Normal makarnadan ne kadar yiyorsa bundan da yaklaşık aynı miktarda yedi. Normalde makarna yediğinde üzülürdüm ama bu sefer biliyorum ki yediği her lokmanın %35i aslında sebze :)

Tanıtım amacıyla 30 tl üzerine kargo ücretsiz. Satın almak isterseniz http://www.makarnalutfen.com/ 



1 Şubat 2013 Cuma

butikbebe.com'dayım

Anne-bebek-çocuk dikeyindeki fırsat sitelerine bir sure once yeni birisi eklendi: butikbebe.com
Hem tedarikçi olarak hem de oğlu için alışveriş yapmayı seven bir anne olarak keyifle çalışıyorum.


Bugunden itibaren 6 gun boyunca butikbebe.com'da hem slinglerimi hem de şapkalarımı özel fiyatlarla alabilirsiniz. Butik Bebe'ye uye değilseniz tıklayın.


Posted by Picasa