7 Temmuz 2014 Pazartesi

Instagram’da Zengin Görünme Sırları

Hala el alışkanlıgından bu blogda olan ey dost. Lutfen artık blogrollden bu blog adını silip www.anagirisimci.com'u listele. 
Bu yazıyı da lütfen bu adresten oku: http://anagirisimci.com/instagramda-zengin-gorunme-sirlari/
Bak son kez yazıyorum :)
-------------------------------------
Sosyal medya çoook çok acayip bir mecra. Herkesin kendi hakkında sadece kendi istediği kadarını yayınladığı,  çokça da “olmak istenen hayata sahipmiş gibi” yayın yapılan bir paralel evren. Bir nev’i yalan dünya.
O’rda herkes sevgi pıtırcığı, herkes zayıf, herkes selfie kuşu, çocuklar desen birer melek ama en önemlisi herkes zenginnn!
Instagram’i ilk duyduğumda “ay ne gerek var, zaten feyzbuk’ta fotoğraf paylaşılıyor” demiştim. Meğer orası ayrı bir dünyaymış. Yanılmışım.
Instagram hesabınızın olması için ya akıllı telefonunuz ya tabletiniz olmalı. Haliyle pek fukara işi değil ama artık bu cihazlara taksitle maksitle sahip olmak mümkün olduğundan işin bo… ehemm.. suyu çıkmış durumda.
Instagram, adeta bir hava atma mecrasına dönmüş durumda. Instagram’da zengin görünmek istiyorsanız bazı şeylere dikakt etmeniz, bazı şeylerin altını çizmeniz, bazı şeyleri göz önünden kaldırmanız  gerek.
- Pahalı uçak/konser bileti fotoğrafı: Bunların fiyat kısmını kapatır gibi yapıp ucundan accık gösterileni makbul. Uçak biletinde gidilen noktayı gosterin ama. O binlerce hayran nereye gittiğinizi merak eder sonra. Yazıktır.
- Pahalı içki fotoğrafı: Ne o öyle fakir gibi bira fotoğrafı koymak. Bira fotoğrafı 8 kusurlu hareketten biri.  Foursquare’de sosyetik bir mekanda yer bildirimi yapmak pek havalı bir atraksiyondur ama o da bambaşka bir yazının konusu.
- Oto radyosunda çalan şarkıyı gösteriyor ayağına araba modelini/tek taş pırlantayı göze sokmak: Açıklamaya gerek var mı?
- 1 yaş bebesine (ne anlayacaksa) sosyetik mekanda, organizeyşınlı temalı neli doğumgünü kutlaması tertiplemek. 7 düveli doğum gününe çağırmak.  Bebenin doğum günü kıyafetini modacıya diktirmek ve bunu da menşınlarla ilan etmek
- Fiyatını herkeslerin bildiği bir “şey”i alıp “ay bilmem ne siparişim gealdii” paylaşımları. (Bazı Boba paylaşımlarının da öyle olduğunu hissedip üzülüyorum. )
- Havuzlu ev. Ama site havuzu değil, mümkünse kendi evinin sana özel havuzu
- Bir yerde zıkkımlanırken çekilen foodporn fotografı ve tepede mekan adı mutlaka
- Spa, pahalı kozmetik falan
- Bebeksiz, çocuksuz takılınan ortamlar. Bebek ortada yoksa bakıcın/yardımcın var. Onlar varsa zenginsin.
- Sarı saç. Sarı saçın zengin gösterdiği başka ülke varm’ola?
- Ev manzarası önemli. Normal sokağa bakıyorsan fakirsin.  Bahçeye bakıyorsa site içinde giriş katta yaşayan ezik olman olası ama havuza bakıyorsan zenginsin.
- Zenginler zayıftır. İki kere iki dört. Şişmansanız görünmeyin ortalarda.  Yeni doğurduysanız bile az yiyin de ortamlarda rezil olmayın.
- Ünlülerle foto ama özellikle sosyal sorumluluk organizeyşınlarında falan. Zengin insanın gönlü de zengindir. Evinde illa ki cins enik besler ama sokak hayvanlarını yaşatma hede hödö derneğinde gönüllü olduğunu dünya alem bilsin diye muhakkak yer bildirimli paylaşım.
- Marka ayakkabı/çanta: Anladınız siz onu
- Büyük salon: Salon önemli. Varoşta da otursan salonun büyük olsun arkadaş. Büyük salon zengin gösteriyor.
- Çocukları şık kıyafetlerle parka çıkarmak/kirli hallerini göstermek: Bakın bizim elimizin kiri bunlar meşaşı
Alınanlar olacaktır ama eğleniyoruz neticede. Çok ciddiye de almayın bir zahmet. Ve lütfen “ay ben o paylaşımları zengin görünmek için yapmıyoruaam” diye fok balığı gibi konuşup beni germeyin.

22 Mayıs 2014 Perşembe

www.anagirisimci.com

2008 yılında Tuna'ya hamileyken açmıştım blogu. O zamanlar buralar hep dutluktu :)
Ne bloglarda advertorial tarzı reklam-postlar vardı ne de profesyonel temalar falan.
Varsa da beni hiç enterese etmedi çünkü pek ihtyaç duymadım. İçeriğe her zaman için daha çok önem verdim. Bu blogun okurları da öyleydi sanırım ki sonsuz uzunluktaki postlarıma, beceriksiz şablonlarıma direndi :)
Lafı uzatmayayım.
Blogspotla seviyeli şekilde ayrılamaya karar verdik. Artık wordpressteyim ve yeni adresim www.anagirisimci.com 
Blog adını seçerken nedense başka çocuk doğurmayacağımdan çok eminmişim.
Şimdi hem İda'nın doğumu, hem de artık sadece anne-bebek yazıları yazmak istemeyişim yüzünden böyle bir değişiklik yaptım. Bu blogdaki tüm postlar ve yorumlar yeni adreste de olacak ama blogspot artık güncellenmeyecek.
Yeni adrese beklerim

9 Nisan 2014 Çarşamba

Her İşin Başı Uyku

İda'nın 4 aylık olmasına tastamam 1 hafta vardı. Akşam üstü 18:30 gibi yıkadım, giydirdim. Saat 19 civarı her zamanki gibi beşiğine bıraktım odadan çıktım. Yarım saat boyunca arada gittim geldim emziğini geri verdim. Hiç ağlamadan uyudu. Her zamanki gibi. Daha dogrusu gaz maz işlerinin hafiflediği -sanırım-2.aydan beriki gibi.
O gece İda bir uyudu. Sabah 5te memelerimin sızısından uyandım. İte kaka uyandırdım, zorla emzirdim. Tek memeyi zor emdi ve geri uyudu. Kalktım diğerini endişeyle sağdım. Endişem, "ya bu kız artık gece uyanmaz da memeyi erken bırakırsa" idi. Tuna sadece 9 ay emdiği için İda'yı mümkün mertebe uzun süre emzirmeyi planlıyordum çünkü. Gece uyanmazsa sadece gündüz emecek, ek gıdaya geçince gündüz de emmeyecek diye çok üzüldüm.

Derken ertesi gece yine aynı rutinle uyuttum hatunu. Güzel güzel uyurken 21:30 gibi uyandı. Emzirdim. Baktım hafif burnu tıkalı gibi. Erkenden ben de uyudum. O gece İda her 2 saatte bir uyandı. 23:30, 01:30, 3:30.... Sabah dayak yemiş gibi uyandım.

Sabah 5te zor uyandırdığım gece, İda'nın iyi uyuduğu son gece oldu. Kelimenin gerçek anlamıyla bir günde her şey tersine dönmüştü. O günden bu yana her gece en az 2-3 kere uyanıyor, delice emiyor, bazen hemen geri uyuyor; bazen uyumak için debeleniyor, ağlıyor, nasıl uyuyacağını bilemiyor. Bir kundaklıyorum, bir yüzükoyun yatırıp pış pışlıyorum, uyumayınca emziriyorum, uyuyunca yatağa bırakıyorum, yatırdıktan birkaç dakika sonra bazen uyuyamayıp geri uyanıyor. Yaklaşık 2 aydır gecelerimiz çok çılgın.

Peki ne oldu da o güne dek uyuyan bebe, bir günde sapıttı?


uykusunu alamayınca İda :) ağlamasına bile bayılıyorum 

Önce bebeklerdeki uyku döngüsünü kısaca anlatayım ki sanırım artık çoğunuz bunu biliyorsunuz.
Bebekler kendi kendilerine uykuya dalmayı bilmezler. Bir "şey"(prop) yardımıyla uyurlar. Sallamak, meme emmek... gibi. Yenidoğanlar uykuya dalar ve doğrudan non-REM uykusuna geçerler.  35 dk sonra REM uykusuna geçerler. REM boyunca bebekler uykuda gülümser, gözlerini oynatır, hafif sesler çıkarır. 10 dklık REMden sonra tekrar non-REM uykusuna geçerler. Bu geçişlerde bebek hafifçe kıpırdanır ve uyanır gibi olur. Bu arada ya tekrar uykuya döner ya da dönemez ve ilk uykuya daldığı "şey"i arar. Memede uyuduysa memeyi; sallanarak uyuduysa tekrar sallanmayı ister ki uykuya geri dönebilsin. Tam da bu yüzden yenidoğan dönemdeki en büyük sıkıntı bebeklerin çok kısa gündüz uykusudur. Çoğu anne, bebeğinin sadece 35-45 dk uyuduğundan ve sürekli uykusunu alamadığı için huysuzlandığından yakınır. Ben de onlardan biriyim. Hem de her iki çocuğumda..

Gelelim bizdeki sıkıntıya. Ben tüm bunları bilerek ve başıma gelecekleri baştan kabullenerek İda'yı memede, koynumda uyuttum. Çünkü İda hanım gündüzleri meme emmede çok canavar değil. Çoğu kez uykUya tam dalacakken ya da uykusunun içindeyken emziriyorum. Uyanıkken o kadar alert durumda ki karnı aç ve meme ağzındayken bile kafayı çevirip etrafa dalıyor. Yatak odamda, ortamı karartıp, yatarak, bazen de kundaklayarak emziriyorum ki dikkati dağılmasın. O şekilde bile en fazla 2-3 dakika emiyor ve 3-4 saat emmeden vakit geçirdiği oluyor. Çocuk aç kaldı paranoyası yüzünden süt sağıp takviye yapıyorum bazen. Haliyle gündüz hep koyun koyuna, meme arada ağzında uyuyor.



Gece uykuları hep çok iyi oldugundan ve gece az emdiğinden, üm gün memede olamsını umursamadım hiç.

Derken bir günde, gerçekten bir günde her şey tersine döndü. Peki neden?
Aslında 4 aylık bir bebekten sözediyorsak "neden?" sorusununn bir anlamı yok. Çünkü değişken çok fazla. Her şey olabilir.
Akla en makul gelen ya da en bilimsel açıklamalar şunlar.

- 4.ayda beyin nöronlarında yeni şarteller açılıyor, bazıları kapanıyor. Yani nöronlar yeni bağlantılar kuruyor. Tam da bu ayda bazı bebekler emmeyi, biberonu, emziği ya da başka bir şeyi bırakıyor, nasıl yaptığını unutuyor misal. Bizimki uyumayı unuttu. Canı sağolsun.
- Dış dünyaya ilgi duymaya başlıyor. Uyaranların artması gece uykusunu bozuyor
- Gündüzleri emme refleksi kayboluyor. Haliyle gündüz ölmeyecek kadar emiyor ve tüm beslenmesini geceye kaydırıyor
- Büyüme atağı yaşıyor. Akıllı telefonunuz varsa wonder weeks diye bir uygulama indirin. Bebeklerin büyüme atağı tarihlerini takip etmenizi sağlayan enfes bir uygulama. Buna göre 14,5-26,5 haftalar arası, bebeklerin büyüme atağı dönemleridir. Büyüme atağı sırasında hem fiziksel hem zihinsel pek çok şey değişir ve bu değişiklikler bebekleri huzursuz eder. Ellerini ağzına sokabilmeyi keşfetmesi bile bebek için büyük bir adım.

Sebeplerini bilmek uykusuzluğuma derman olmuyor elbet. Geceleri en fazla 3 saat deliksiz uyuyorum. Bazen 1 saat falan uyanık kalınca şakülüm kayıyor.


Fakat neredeyse 6 yıllık anneliğin neticesi olarak bir sabır küpüne dönmüşüm demek ki pek isyan etmiyorum. Birkaç kez ağlatmalı şeyler denesem de çok uzatmadım. Deliksiz uyursa anne sütü alımı azalır diye korktum en çok. Bir de salakça ama kızıma kıyamıyorum. Aşıya bile tek başıma götüremiyorum. Tuna'ya karşı daha cesurdum. Bir de İda ağlarken çok içleniyor. En önemlisi Aysun'dan çok fena gaz almış olmam. "Ver sen memeni, koynunu esirgeme, daha çok küçük, 6.aydan sonra bakarsın çaresine, uykusuz kalma yeter" dedi.

Ben de şimdilik İda'ya uyku eğitimi verme işini rafa kaldırdım. O, bana sağlam bir uyku eğitimi verdi. Eskisinin aksine emzirirken, pış pışlarken falan uyuyakalıyorum. Kızımın yanındaki kısacık gündüz uykularıyla şarj oluyorum. Gece kaç kez ve saat kaçta uyandıgımı bile bilmiyorum çoğu kez çünkü emzirip yatağa bıraktıgım anda (hatta daha bırakmadan) uyumuş oluyorum.
Gittiği yere dek böyle devam edeceğim. Filmin sonunu Tuna'dan bildiğim için -çok uykusuz da olsam- içim rahat. Filmin sonu ne mi? Katil Tracy Hogg.

19 Şubat 2014 Çarşamba

#kardessart mıymış?

Tüm enerjinle ikinci çocuk fikrini sorgulayıp, daha yazının mürekkebi bile kurumadan 2.ye hamile kaldığın haberini duyurunca, doğumdan sonra her 10 kişiden 8i "eee nasılmış?" diye sorar oldu. Bunların önemli bir kısmı benim zamanında yaptığım gibi 2. çocuk fikrini sorgulayan tek çocuklular.
Ey tek çocuklu anne-daşlarım. Size hep söylenen "2.yi elimin tersiyle büyüttüm" lafına kanmayın.O da en az ilki kadar yoruyor, o da uykusuz bırakıyor. Kedi yavrusu değil, insan yavrusu bu. Çok fazla bakıma ve ilgiye ihtiyacı var.
Ama fark şu ki ilkinde edindiğin tecrübe ve zaman içinde başka annelerden öğrendiklerin sayesinde sürprizler yaşamıyorsun, ya da daha az yaşıyorsun.
Tuna yaklaşık 3,5 aylıkken gece uykuları sapıtmıştı misal. Gece boyu sadece 1 kez uyanıp emen hemen geri uyuyan İda da tastamam 3,5 aylık olunca cozutmaya başladı. Büyüme atağı da olabilir elbet ama sanırım emmeden uyunmayacağı kodlamasını yaptık kafaya.
Ziyanı yok, kendi kendine öğrenmezse 4.aydan sonra uyku eğitimine başlar; ona da uyumayı öğretiriz.


Tuna bu kadar küçükken tam olarak ne yapacağımı bilemediğimden gergin, uykusuz ve endişeliydim. Bu halet-i ruhiyem elbette bebeğime de yansıdı ve kendi ellerimle uyumayan bir bebek yarattım. Ben off'ladıkça daha da büyüttük sorunları. Şimdi "amaan uyumadıysak atarız kendimiz sokaklara be kızım, slingde uyursun" diyorum.

 İşin bir de esaret boyutu var.
Şunu peşinen kabul edin.
Bir bebek dünyaya getiriyorsanız hayatınızın yularını bu miniğe vermişsiniz demektir. Tuvalete ne zaman gideceğinize bile bu cüce karar verecek. Eskisi gibi "ay şu seansı kaçırdım, İstiklal'de iki turlayalım, sonraki seansa gireriz" deme lüksünü unutun.

Karı koca kavgasını müteakip kapıyı çarpıp çıkamazsınız bile. Çarpar çıkar, evin etrafında bir tur atar geri gelirsiniz. Süslenir püslenir evden çıkmaya hazırlanırsınız ama bu sefer de bebenin uyanmasını beklersiniz. Kitaptır dizidir entellenmektir, kökten unutun bir süre.
İşte 2. çocuktaki bence tek kolaylık bu. Zira zaten yıllardır bebeye göre yaşamayı kansıksamışsındır. 2.de koymaz  o kadar bu esaret. Nasıl derler? Artık kaşarlanmışsındır. Tam da bu yüzden, sosyal bir yaşam süren, kimseye eyvallahı olmayan, okumayı, yazmayı-çizmeyi, gezmeyi seven kadınların İLK anneliği çok sancılı oluyor. Bu esaret hep sürecek sanrısıyla post partumun tam da kucağına düşüveriyor insan.

İlk çocukların kaderi çıraklık eseri olmak. Tüm acemilikler onda tecrübe ediliyor. İkinciler ise ustalık dönemine tekabül ediyor. Bebeklerin bir şekilde, öyle de böyle de büyüdüğünü gören anne rahatlamış olarak bebeğine bakıyor ve bu yüzden 2.ler daha az yoruyor. Bebeğin zorluğu değil yani değişen, annenin hayata ve zorluklara bakışı.

Bu ve buna benzer bir yığın sebepten bana bu ikinci bebe çok iyi geldi. Çok yorgunum, çok uykusuzum. Yapacak çok işim ve çok kısıtlı zamanım var. Buna rağmen tekrar söylüyorum, İda bana çok iyi geldi. İda'yı emzirirken, kucağımda severken Tuna'nın bebekliğine gidip eksik parçaları dolduruyor gibiyim. Bir nev'i beni rehabilite etti bu minik kız.

Gelelim #kardeşşart etiketine. Kardeş şart mıymış? diye Tuna'ya sormak lazım.O da henüz bunun cevabını veremeyecek kadar küçük. Ancak büyüyüp kardeşinni değerini anlayınca bilebileceğiz. Ama ikinci çocuk şart mı derseniz benim için şartmış, sizi bilemem.

Peki her şey toz pembe mi? Değil elbet. Bir kere Tuna da hala çocuk. Çoğu işini kendi halletse de başa çıkamadığı durumlar var. Örneklendirelim:
Geçenlerde bir haftasonu evde 2 çocukla yalnızım. İda mızırdana mızırdana kaka yapmaya çalışıyor. Biraz yaptı. Yatak odasında karyolaya alt açmayı yayıp kızı üstüne attım. Bu arada Tuna "kakam geldii" diyerek tuvalete koştu. Adaptöre çıktı, kakasını yaparken ağlamaya başladı. Artık okulda ne yediyse poposu acımış. Bu arada tam İda'nın bezini açıp değişim yapacaktım ki şiddetle kakanın gerisi geldi. İda, kakanın basıncından korkup ağlamaya başladı. Biri tuvalette; biri dibimde-kelimenin gerçek anlamıyla- boktan bir sebepten ağlayan iki çocuğun hangi birine koşacağımı şaşırmış şekilde camdan atlamak istedim. Tuna donunu toplayıp yatağa yanımıza geldi ama surat binbeşyüz karış. "Anne benimle de ilgilen, çok canım acıyor" diyor. Bir yandan ufaklığı avut, öte yandan abiye cesaret ve gaz ver, içinden de "hay sizin kıçınıza lan!" diye küfret....


Bir kakalı örnek daha anlatayım. İda sağ memeyi pek sevmiyordu bir dönem. Bir de uykusu gelmişse pek emecek hali kalmıyor. Sık sık kucağımda uykuya daldırır gibi yapıp öyle emziriyorum. Gene öyle bir günde hanfendinin nazlana nazlana almadığı sağ memeyi emzirmeye başlamışım. Tuna gene tuvalette ve gene kakasını yaparken poposu acımış. Eve yılan girse kızı memeden çekmem mümkün değil. Zaten zorla almış, mis gibi emiyor. Tuna'ya oturduğum yerden gaz veriyorum: Dayan oğlum sen kocaman abisin, hadi sil bakalım kendin, başarabilrisin!
Tuna içerden sesleniyor:
"Annecim lütfen yardım et, dayanamıyorum"

O an ikiye ayrılmak istiyorsun.

Güzel anılar yok mu peki? Olmaz mı. Misal:
"Anne kardeşimi kucağıma verir misin?"
Kızı abisinin kucağına oturtuyorum, Tuna kardeşine kocaman sarılıp öpüyor. Öyle içten ve doğal bir şekilde yapıyor ki..
"Sen böyle güzel sevmeyi nerden öğrendin bakiim?"
"Sen de beni böyle seviyorsun"

İşte bu da tüm yorgunluğunun geçtiği an. İçinin sevgiden dolup taştığı, "leen iyi ki doğurmuşum sizi" diye ges ges gerindiğin....

Çok zorlansa da kardeş sahibi olmak Tuna'ya da çok iyi geldi, buna eminim. Şu an farkında değil ama kazanımları kesinlikle fazla.

Velhasıl kelam, kolay değil dostum. Şart değil ama güzel. Çok güzel...

23 Ocak 2014 Perşembe

Emerken Ağlayan Bebek-Huysuz Bebek



Her ne kadar sizin içinizden de çıksa yeni doğmuş bebek, o aile için bir yabancıdır ve tarafların birbirini tanımak için zamana ihtiyaçları vardır.
İda şekil şemal açısından ve çoğu huy olarak Tuna'ya çok benzese de bazı "kızsal" özelliklere sahip. Biraz daha nazlı, daha iştahsız, daha kibar bir bebek olması ilk 2,5 ayda gözlemlediklerim.

3.-4..haftadan sonra İda hanım, memede huysuzlanmaya başladı. Karnı aç, meme dibinde ama ağlamaktan ememiyor. İki fırt emip kendini geri atıp katıla katıla ağlamaya başlıyor. Ağlamak bebekler için çok yorucu ve kalori harcatan bir eylem oldugundan ağlaması uzadıkça ve o arada doyamadıkça daha da huysuzlanıyordu. Benzer sorun yaşayan çok anne olduğunu farkedip kendimce bulduğum nedenleri ve çözümleri paylaşayım istedim:
- Mide gazı: Sütle birlikte gaz da yutunca çok huzursuz oluyor. Hemen dik konuma getirip omzumda aşağı yukarı hoplatıp ağızdan gaz çıkarttırıp rahatlatıp emzirmeye devam ettim.
- Barsak gazı: Sırt üstü yere yatırıp bacaklarını tıplayıp saat yonunde sertçe çevirince alttan pırt pırt gaz çıkarıyordu. Şimdi daha rahat gaz çıkardığından artık yapmıyorum bunu. Bir de bizde sıcak su torbası çok işe yaradı. Sıcak su torbasını vucuda sabitlemek zor oldugundan bir süre sonra kiraz çekirdeği yastığı aldım. Mikrodalgada ya da fırında biraz ısıtıp karnına koyuyorsunuz.
- Kaka: Bu en zoru çünkü kakası varken cidden çok ağlıyor ve kakayı yapmadan emmiyor. Ya da emerken kıvranıp duruyor. Şekilden şekle sokup kakayı bekliyorum bu durumda. Eğer sonrasında ememeyecek kadar yorgunsa süt sağıp biberonla vermeye çalışıyorum. Biberondan anne sütü almayı pek sevmiyor ama en azından karnı biraz tok uykuya geçmesini sağlıyorum ki zırt diye 5 dk sonra uyanmasın.
- Uyku: İşte en çok buna ağlıyor. Uykusu gelince öyle bir çığlık atıyor ki birkaç kez bir yerine bir şey oldu sanıp korktum. Emzikle ve sadece yüzükoyun uyuyor. Şu oyuncağı aldım. İçinden sesler çıkıyor. Yağmur sesini açıp yatağa yüzükoyun bırakınca -bir derdi yoksa-kendi kendine dalıyor. Bazen çok fazla uyarılmış ve ağlamışsa sakinleşip dalamıyor. O zaman da kucağımda uyutuyorum, bazen bırakıyorum yatağa. Bazen slingde saatlerce uyutuyorum. Tamamen o anki talebine bağlı ama kesinlikle zorlamıyorum ya da ağlatmıyorum. Sürekli kucaklanınca kucağa alışmıyor mu? Ya da hep mi kucakta uyumak istiyor? diye sorduğunuzu duyuyor gibiyim. Aksine, sanırım tüm gün güvenle sarılıp sarmalandığı için 2.aydan sonra gece 7-8 saat kesintisiz uyumaya başladı.

Bir de ten teması gibi bir çözümüm var. İda "ver memeyi ağzına, emsin" türünden bir bebe değil. Muhakkak öncesinde ten teması istiyor. Geçen hafta 3 günlüğüne İstanbul'da Anne-Bebek Fuarı'ndaydım. Kız tüm gün slingdeydi ve arada emzirme odasında emzirmeye çalıştım. Hakkaten çalıştım ama... Hatun direkt olarak emzirmeye kalkınca emmek istemiyor. Biraz kucağımda kalacak, sırtı okşanacak, mümkünse anne sadece emzirme atletiyle kalacak, yanağı göğsüme değecek, koklayacak, elleyecek, mayışacak ondan sonra kendi talep edecek memeyi. Öbür türlüsü fazla ruhsuz mu geliyor nedir, almıyor memeyi.

Tabi benim bunu farketmemle birlikte kızımın ağlamaları bıçak gibi kesildi. İlk zamanlar ağlayınca evde kim varsa İda'yı alıp gezdirip tekrar bana getiriyordu. Büyük hataymış. Şimdi ağlayınca önce göğsümde emzikle sakinleştirip pış pışlıyorum. Hafif dalar gibi oluyor bu arada. Sonra gözü kapalı şekilde emziği fırlatıp meme aranmaya başlıyor.Eğer ağladı diye hemen biri kucaklıyorsa o sinyalleri gözden kaçırıyorum. İşte bunlar hep 2.çocuk tecrübesi amma ve lakin bir vicdan azabı sebebi. Keşke Tuna'yı büyütürken bunları bileydim de daha çok sevebileydim onu da...

Demem o ki "bebem çok huysuz" ile "bebem bir lokum" arasında sadece birkaç adım var.
İş gereği çok anneyle konuştuğumdan sıklıkla duyduğum bir cümle olan "bebeğim çok huysuz" diyen annelerin ağzına terlikle vurmak istiyorum. Fuarda bizzat kendi gözlerimle "bebeğim çok huysuz" diyen sinameki gibi anneler gördüm. Asıl kendileri çok huysuzdu ve bebekleriyle aralarında en ufak bir iletişim yoktu. O çocukların huysuzluğu bir iletişim yolu olarak gördükleri aşikardı. Fuarda gördüğüm son derece "normal" anne profillerine şaşakaldım. Bebeğine formul mama verirken bile pusetten çıkarmayan annenin, bence "bebeğim çok huysuız" demeye hakkı yok. Altı üstü sıcak suyla tozu karıştırıp veriyorsan, onu bari kucağında ver.

Emzirmek işte bu yüzden çok kıymetli ve ilk aylarda elzem. Mamayla da sağlıklı çocuk büyüyor ama lohusa-bebek iletişimini sağlamak için cidden uğraşmak gerek.

Memede ağlayan bebekle emzirmek gerçekten zor, farkındayım. Hele dışarda emzirmek cidden eziyet. Bebeği sakinleştirmek için tek meme açıkta turlamak gerekiyor bazen. Kan ter içinde kalıyorsunuz.. Bu iş bu kadar zorken etraftan "mama ver bak bebeğin memende ağlıyor, seni emmek istemiyor" diyen birilerinin olması daha da zorlaştırıyor.
Kucağa alıştırma diyenlere kulaklarınızı tıkayın..
Size yardım edenlerin bebek bakımını fazla üstlenmesine izin vermeyin. Ev işlerini onlar organize etsin, siz bebeğinizle bol bol vakit geçirin. Birbirinizi tanımaya çalışın. En önemlisi lütfen ama lütfen bebeğinizi suçlamayın.
Eee nasıl derler, sütünüzle kalın :)

Son not: Memede ağlayan bebekler ve olası sebepler-çözümlerle ilgili bu yazı da ilginizi çekebilir.
http://kellymom.com/bf/concerns/child/fussy-while-nursing/

12 Ocak 2014 Pazar

Vicdansız Hayat, Oh Ne Rahat


Geçtiğimiz haftasonu kahvaltı sırasında Tuna "midem bulanıyor karnım ağrıyor" falan dedi. Genelde yemek sırasında arazi olmak için numaradan böyle şeyler söylediği için kaale almadım. Sonra öğlene doğru "uykum geldi" dyip yatıp uyuyunca bir terslik olduğunu anladım. Hastalanıyordu.
Nitekim uykudan ateşle uyandı. Çok yüksek değildi ve genelde bu tip hastalıklarda 72.saatin sonunda iyileşirdi. Bayadır hastalık rutini bu sekilde oldugundan ilk 3 gün dr.a bile götürmüyorum.
Fakat bu sefer 4. hatta 5. günde ateş hala düşmedi. Hiç yemek yemedi desem yalan olmaz. Çok güçsüz ve halsizdi. 5.günkü dr muayenesine göre bu kışın modası H3N2 gribi bizi de vurmuştu. İlaveten enfeksiyon çiğerleri ve orta kulağı da vurmuştu. Hem antibiyotik hem antivrial başladık. Tablo baya korkunç olmasına ve 5,5 yıllık ömrünün en ağır hastalığını geçirmesine rağmen Tuna, belki de ömrünün en mızırtısız hastalığını yaşattı bize. Uykusu gelince gitti yattı, ateşi çıktığında bile gıkı çıkmadı. Kardeşine hastalık bulaşmasın diye öksürürken elini kapatma ve elini yıkama konularında azami dikkat gösterdi ama olmadı. 


Tuna ilaçlarını alıp iyileşti ama bu sefer İda hafiften öksürmeye ve normalden fazla pırt ve kaka çıkarmaya başladı. Hafif kırıklık vardı belli ki. Hafif kırıklık kelimesi biz yetişkinler için iki fincan ıhlamurluk olayken,  2 aylık ve hala gazlı bir bebek soz konusu olunca hayat cehenneme dönüyor. Zaten gaz ve kaka için debelenirken bir de karın ağrısı, muhtemelen mide bulantısı da çıktı. İda sürekli kucağımda. Çoğu kez hem aç hem ağrılı hem uykusuzdu ve 3 ihtiyacı birden giderilememiş, ağlayan bir bebek karşısındaki çaresizlik kadar adamı kahreden şey yok-derdim;yanılmışım, varmış.


Tuna hafiften iyileştikçe ilgi isteği arttı. 1 hafta okula göndermemi istemedi doktor ve evden de cıkmadıgımız için 0 120 metrekare ev dar geldi bize. İştahı yerine gelmediği için sürekli yemek yedirmeye çalıştım. "Bunu yemek ister misin, sana şunu yapayım mı?" sorularının arasında kızın can havliyle ağlamları, kızı slinge tak, yenmeyecek köfteleri kızart, içilmeyecek ayranı yap Tuna'yı masaya oturt, yemeye ikna et, kızın karnı ağrısın, evde hoplayarak dolan, kızı sakinleştir, masaya dön, Tuna'nın ağzına bir lokma tıkıştır...



Tuna öyle böyle kendi başının çaresine baktığından genelde İda'yla uğraştım. Yavrum iyileşmek için ya hep memedeydi ya da -sanırım-mide/barsak rahatsızlığından dolayı ememiyordu. Birkaç kez kupkuru bez aldım. Giriş olmayınca çıkış da yoktu yani. 

Derken 2-3 gün önce benden bir şey istedi. Neydi şu an hatırlamıyorum bile. 
"Bir dakika bekle oğlum kardeşin hasta" dedim. 
Usulcacık, mırıldanır gibi şu cümle çıktı ağzından:" Ama ben de hastayım" 
Ve gitti yattı. 
Salonda öylece kalakaldım.
Zaman durdu.
Her şey durdu.
O da çocuktu ve haklıydı.
Yüreğim sanki camdandı ve yere düşüp paramparça olmuştu. Kızı salıncağa bıraktım ve koşarak yanına yattım. Şu an neler söylediğimi hatırlamıyorum ama son sözlerimiz birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizle ilgiliydi, buna eminim. Sonra Tuna uyudu ama ben tezek yutmuş gibi, öyle bok çuvalı gibi salonda kızı emzirmeye/uyutmaya çalıştım,durdum. 
Bugün de benzer vak!amız oldu. İda yine sürekli emme,zıçma,uyuyamam döngüsüne girdiğinden slingde kestiriyordu. Tuna salonda yatmış çizgi film izlerken İda'yla yek vücut olmuş bana baktı ve kendi kendine "keşke annem bana da sarılsa" dedi. Birkaç kez de "anne beni de sev ben de hastayım" "sen artık beni hiç duymuyorsun" diyerek trip attı.
Küçük bebesi olanlar 5,5 yaşı bir şey sanmayın. O da hala çocuk. Boylarına bakmadan bir de adamın vicdanını tarumar edip bırakıyorlar utanmadan. Vicdanımızı aldırıp rahat etmenin bir yolu olsa keşke. 

Anne Bebek Fuarı'na Buyrun


Zihnimin "draft" kutusunda yazılmayı beklenen bir ton yazı; Tuniko'yla ilgili bekleyen bir sürü işim varken, Tuna'nın H3N2 gribiyle imtihanı; İda'nın "ben de abimden hastalığı kaptım kapacam" direnişiyle mücadele ederken bir işe giriştik. İda'yı da kapıp (daha dogrusu eşim bizi arabayla kapıp) İstanbul'a fuara geliyorum. Hem de ziyaretçi olarak değil, bizzat katılımcı olarak...



CNR Expo'da 16-19 Ocak tarihleri arasında Anne-Bebek Fuarı gerçekleşecek. Toromanya.com'un kurucusu Tuğçe ile ortak bir stand aldık. 3.Hall'de F130-14 nolu stand bizim..



Fuarda Tuğçe'nin tükkanın ve benim tükkanın tüm ürünlerini inceleyip avantajlı fiyatlarla alabilirsiniz.