19 Şubat 2014 Çarşamba

#kardessart mıymış?

Tüm enerjinle ikinci çocuk fikrini sorgulayıp, daha yazının mürekkebi bile kurumadan 2.ye hamile kaldığın haberini duyurunca, doğumdan sonra her 10 kişiden 8i "eee nasılmış?" diye sorar oldu. Bunların önemli bir kısmı benim zamanında yaptığım gibi 2. çocuk fikrini sorgulayan tek çocuklular.
Ey tek çocuklu anne-daşlarım. Size hep söylenen "2.yi elimin tersiyle büyüttüm" lafına kanmayın.O da en az ilki kadar yoruyor, o da uykusuz bırakıyor. Kedi yavrusu değil, insan yavrusu bu. Çok fazla bakıma ve ilgiye ihtiyacı var.
Ama fark şu ki ilkinde edindiğin tecrübe ve zaman içinde başka annelerden öğrendiklerin sayesinde sürprizler yaşamıyorsun, ya da daha az yaşıyorsun.
Tuna yaklaşık 3,5 aylıkken gece uykuları sapıtmıştı misal. Gece boyu sadece 1 kez uyanıp emen hemen geri uyuyan İda da tastamam 3,5 aylık olunca cozutmaya başladı. Büyüme atağı da olabilir elbet ama sanırım emmeden uyunmayacağı kodlamasını yaptık kafaya.
Ziyanı yok, kendi kendine öğrenmezse 4.aydan sonra uyku eğitimine başlar; ona da uyumayı öğretiriz.


Tuna bu kadar küçükken tam olarak ne yapacağımı bilemediğimden gergin, uykusuz ve endişeliydim. Bu halet-i ruhiyem elbette bebeğime de yansıdı ve kendi ellerimle uyumayan bir bebek yarattım. Ben off'ladıkça daha da büyüttük sorunları. Şimdi "amaan uyumadıysak atarız kendimiz sokaklara be kızım, slingde uyursun" diyorum.

 İşin bir de esaret boyutu var.
Şunu peşinen kabul edin.
Bir bebek dünyaya getiriyorsanız hayatınızın yularını bu miniğe vermişsiniz demektir. Tuvalete ne zaman gideceğinize bile bu cüce karar verecek. Eskisi gibi "ay şu seansı kaçırdım, İstiklal'de iki turlayalım, sonraki seansa gireriz" deme lüksünü unutun.

Karı koca kavgasını müteakip kapıyı çarpıp çıkamazsınız bile. Çarpar çıkar, evin etrafında bir tur atar geri gelirsiniz. Süslenir püslenir evden çıkmaya hazırlanırsınız ama bu sefer de bebenin uyanmasını beklersiniz. Kitaptır dizidir entellenmektir, kökten unutun bir süre.
İşte 2. çocuktaki bence tek kolaylık bu. Zira zaten yıllardır bebeye göre yaşamayı kansıksamışsındır. 2.de koymaz  o kadar bu esaret. Nasıl derler? Artık kaşarlanmışsındır. Tam da bu yüzden, sosyal bir yaşam süren, kimseye eyvallahı olmayan, okumayı, yazmayı-çizmeyi, gezmeyi seven kadınların İLK anneliği çok sancılı oluyor. Bu esaret hep sürecek sanrısıyla post partumun tam da kucağına düşüveriyor insan.

İlk çocukların kaderi çıraklık eseri olmak. Tüm acemilikler onda tecrübe ediliyor. İkinciler ise ustalık dönemine tekabül ediyor. Bebeklerin bir şekilde, öyle de böyle de büyüdüğünü gören anne rahatlamış olarak bebeğine bakıyor ve bu yüzden 2.ler daha az yoruyor. Bebeğin zorluğu değil yani değişen, annenin hayata ve zorluklara bakışı.

Bu ve buna benzer bir yığın sebepten bana bu ikinci bebe çok iyi geldi. Çok yorgunum, çok uykusuzum. Yapacak çok işim ve çok kısıtlı zamanım var. Buna rağmen tekrar söylüyorum, İda bana çok iyi geldi. İda'yı emzirirken, kucağımda severken Tuna'nın bebekliğine gidip eksik parçaları dolduruyor gibiyim. Bir nev'i beni rehabilite etti bu minik kız.

Gelelim #kardeşşart etiketine. Kardeş şart mıymış? diye Tuna'ya sormak lazım.O da henüz bunun cevabını veremeyecek kadar küçük. Ancak büyüyüp kardeşinni değerini anlayınca bilebileceğiz. Ama ikinci çocuk şart mı derseniz benim için şartmış, sizi bilemem.

Peki her şey toz pembe mi? Değil elbet. Bir kere Tuna da hala çocuk. Çoğu işini kendi halletse de başa çıkamadığı durumlar var. Örneklendirelim:
Geçenlerde bir haftasonu evde 2 çocukla yalnızım. İda mızırdana mızırdana kaka yapmaya çalışıyor. Biraz yaptı. Yatak odasında karyolaya alt açmayı yayıp kızı üstüne attım. Bu arada Tuna "kakam geldii" diyerek tuvalete koştu. Adaptöre çıktı, kakasını yaparken ağlamaya başladı. Artık okulda ne yediyse poposu acımış. Bu arada tam İda'nın bezini açıp değişim yapacaktım ki şiddetle kakanın gerisi geldi. İda, kakanın basıncından korkup ağlamaya başladı. Biri tuvalette; biri dibimde-kelimenin gerçek anlamıyla- boktan bir sebepten ağlayan iki çocuğun hangi birine koşacağımı şaşırmış şekilde camdan atlamak istedim. Tuna donunu toplayıp yatağa yanımıza geldi ama surat binbeşyüz karış. "Anne benimle de ilgilen, çok canım acıyor" diyor. Bir yandan ufaklığı avut, öte yandan abiye cesaret ve gaz ver, içinden de "hay sizin kıçınıza lan!" diye küfret....


Bir kakalı örnek daha anlatayım. İda sağ memeyi pek sevmiyordu bir dönem. Bir de uykusu gelmişse pek emecek hali kalmıyor. Sık sık kucağımda uykuya daldırır gibi yapıp öyle emziriyorum. Gene öyle bir günde hanfendinin nazlana nazlana almadığı sağ memeyi emzirmeye başlamışım. Tuna gene tuvalette ve gene kakasını yaparken poposu acımış. Eve yılan girse kızı memeden çekmem mümkün değil. Zaten zorla almış, mis gibi emiyor. Tuna'ya oturduğum yerden gaz veriyorum: Dayan oğlum sen kocaman abisin, hadi sil bakalım kendin, başarabilrisin!
Tuna içerden sesleniyor:
"Annecim lütfen yardım et, dayanamıyorum"

O an ikiye ayrılmak istiyorsun.

Güzel anılar yok mu peki? Olmaz mı. Misal:
"Anne kardeşimi kucağıma verir misin?"
Kızı abisinin kucağına oturtuyorum, Tuna kardeşine kocaman sarılıp öpüyor. Öyle içten ve doğal bir şekilde yapıyor ki..
"Sen böyle güzel sevmeyi nerden öğrendin bakiim?"
"Sen de beni böyle seviyorsun"

İşte bu da tüm yorgunluğunun geçtiği an. İçinin sevgiden dolup taştığı, "leen iyi ki doğurmuşum sizi" diye ges ges gerindiğin....

Çok zorlansa da kardeş sahibi olmak Tuna'ya da çok iyi geldi, buna eminim. Şu an farkında değil ama kazanımları kesinlikle fazla.

Velhasıl kelam, kolay değil dostum. Şart değil ama güzel. Çok güzel...