24 Ocak 2015 Cumartesi

İç Güveysinden Hallice

İyi kötü 7 yıldır blog yazıyorum ama hiç bu kadar uzun süre yazamadığım olmamıştı. İki çocuklu hayatın bu kadar zor olacağını tahmin etmiyordum. Hayatımda bu kadar zor geçen 1 sene daha olmamıştı. Çok ama çok yorgunum.

Yorgunluğumun sebebi bir değil, pek çok. Bir kere Tuna artık ilkokula başladı. Bir ton sebepten dolayı Tuna’yı koleje değil mahalle mektebine, devlet okuluna verdik. Kolej desteği gazına gelmeden, normal insan gibi, arada ezilerek, yırtmaya çalışarak, hayat boyu karşılaşacağı insanlarla ilişkiye küçükten başlasın istedik. Ömrünün kalanı, çalışma hayatı kolej sterilliğinde geçmeyecek. Artıları-eksileri başka yazının konusu elbet.
Sabah 7:30da servise Tuna’yı veriyorum. 8 gibi İda uyanıyor. O yarım saat, gün içinde kendime ayırdığım ilk 30 dakika. İda 11,5 aydan beri tıpır tıpır yürüyor ve o koca gövdesini sürekli bir yerlere tosladığından, abisinin odasına gizli gizli girip irili ufaklı oyuncakları yutmaya çalıştığından sürekli takip gerekiyor. İsmiyle müsemma, dağ gibi bir kız kendisi. Bir de dediğim dedik. Bacak kadar boyuyla nasıl kararlı anlatamam. Hal böyle olunca öğlen uykusuna dek totomun yer yüzü gördüğü pek ender. Öğlen uykusuna yatırıyorum, 1 saat sonra hoop Tuna eve geliyor. “Oğlum yavaş, oğlum sessiz, oğlum ye, oğlum ödevini yap” nidaları eşliğinde telef olan İda’nın öğle uykusundna kalkmasıyla ev bize dar geliyor ve cümbür cemaat depoya iniyoruz. İşlerim son 1 yılda hayli ilerlediğinden artık bir depo tutmak gerekiyordu. Eşimin, eve 10 dk mesafedeki işyerinin bir kısmını depo yaptım ve evden çalışan girişimci anne modeli de uzun süre önce tarih oldu.
İşyerinin önü açık alan olduğundan Tuna burda bisiklet sürüyor, kahveden bize çay söylüyor :)bakkaldan bir şeyler alıyor. Eski usül mahalle kültürünü yaşaması ve “normal” insanların arasına erkenden karışmasından dolayı pek mesudum.
İda çılgınca yürüyor olmasına rağmen yaklaşık 1 aydır tek uyku yapıyor. Haliyle akşam 8 hatta bazen 9a dek harala güreleyle geçiyor ve çocuklar yatana dek gürültülü patırtılı saatlerden sonra pilim bitiyor. Normal insan gibi PC başına geçip çalışabileceğim tek vakit de bu saatten yatana dek geçen süre. Haftada 3 gün ev işleri ve İda’nın kısmen bakımı için bir ablamız geliyor ve arada kızı ona bırakıp çıkıyorum ama genel anlamda böyle bir kaos içinde yaşıyormuş ve delirmiyormuş gibi yapıyorum. Oysa çoğu kez cinnetin eşiğinde yaşıyorum. Bir adım ötem haykırarak ve yalın ayak koşan bir meczup. Gerçek diyom :)
Bu hengamede İda fındığıma güzel bir 1 yaş partisi yaptık. Hiç enerjim ve vaktim olmamasına rağmen, sırf ilerde “abime yapmışsınız bana neden yapmadınız?” diye atarlanıp bize oklavayla dalmasın diye yapmadıysam allah belamı versin. “Ay şu yükleme arada çıksın, şu kumaşlar hele bir gelsin, şu kampanya bir bitsin” diye diye kızın doğum gününü, gerçek doğum gününden 15 gün sonra anca kutlayabildik. Bir yıldır hep ama hep abisinin ve kzuenini eskielrini giyen kızım ilk kez süslü püslü bir özel dikim elbise giydi. Instagram’da @perahandmade harikalar yaratıyor. Japon tarzı, su yeşili aksesuarlı, krem rengi elbise istiyorum dedim. Nokta atışı yaptı. Japon gülümün, doğal olarak, bir bok anlamadığı kendi doğum gününde biz çok eğlendik.
Hadi bu da elimi ısındırma postu olsun. Gaz verirseniz gerisini de yazıciim, söz.

3 yorum:

  1. İstediğin gaz olsun :)
    Şimdiye dek sessiz takipçilerindendim hatta feysbukta da takip ediyorum ama sen öyle deyince yazayım dedim.
    Yaz sen yaz. Bizde henüz birinci bile yok ama ben de iki çocuk hevesindeyim, sizin maceralar da bana gaz olur belki :)

    YanıtlaSil
  2. Ya hadi yazsana valla, iki çocuklu hayat hengameli ama eğlenceli. Gerçi insan ilk yıllar geçince eğlenceli olduğunu farkediyor ama olsun. Yaz bacım yaz :) Benim Ege'nin dediği gibi tüm güvenim sende, başarabilirsin )

    YanıtlaSil