21 Şubat 2017 Salı

Disleksi'ye giriş

Tuna 4,5 yaşındayken kreşten bir resimle geldi. O dönemde adlarını yazmayı da yeni öğrendiklerinden resmin altına adını yazmıştı. Ama tersten. Hem de tüm harfler olması gerektiğinden farklıydı. Resmin fotoğrafını çekip IG hesabımdan paylaşıp disleksiden şüphelendiğimi yazmışım. Şüphelenmemde, ilk yazı yazma davranışının tersten olmasının yanısıra Tuna'nın 3 yaşında konuşmaya başlaması da etkendi. Sonra öğrendim ki dislekside kesin tanı ancak çocuk okumaya başladıktan sonra konuyormuş ama ilk ipucu çocuğun geç konuşmasıymış. Kreşteki öğretmenleri de "çocukların genelde hepsi tersten yazmaya başlar" diyince ben de şüphemin üstünü örtüp kenara çekildim.

Derken bizimkinin ilkokul çağı geldi. Kolej ihtimalini -bir ton sebepten- eledim ve mahalle mektebine yazdırdım. Eve en yakın olan okul zaten bizim buraların iyi okullarındandı. Kurayla iyicene bir öğretmene denk gelince içimiz rahat gönderdik çocugumuzu okula.

Fakat bir sorun vardı. Kitlesel eğitim denen boktan şeyin genel sorunlarından söz etmiyorum. Başka türlü bir şey. Uyum sorunu desem değil. Harf temelli öğrenme sorunu desem değil. El yazısı saçmalığı sorunu desem değil. 
Tuna harfleri birleştiremiyordu. Daha doğrusu yanlış birleştiriyor ya da yanlış okuyordu. EL yerine LE; EN yerine NE okuyordu çoğu zaman. Harfler ilerlediği halde, yani sınıf mesela artık R, S..harflerine geçtiği halde bizimki hala ELA, LALE EL ELE'de kalmıştı. Öğrenmede bir sıkıntı vardı. Öğretmene göre Tuna zaten çok hareketli, yaramaz, dikkatsiz!! bir çocuktu. Ben de çalışan anne olarak gayet zamansız ve ilgisizdim!! Birkaç defa eve not yazıp bir kez okula görüşmeye çağrıldım.Hepsinde çocuğumu şikayet edip eve yollandım. Tuna bariz şekilde derslerle ilgisizdi. 

Kulağında duyma sorunundan şüphelenip KBB uzmanına götürdük. Çünkü 2-3 sene önce çok sayıda otit geçirmiş ve bir dönem tek taraflı duyma kaybı yaşamış ama kendiliğinden geçmişti. Ara ara seslendiğimiz zaman duymadığı (ya da duymazdan geldiği), bazen de söylenen şeyleri anlamadığı farkettiğimizden işitme testini kabul ettik. Test sonucuna göre duyma kaybı da yoktu.

O ara Bebek Yapım Bakım Onarım grubunda bu nesil çocuklarının okumasının neden bu kadar zor olduğu konulu bir soru sormuştum. Sanırım o postlardan birinde, kendi kızında disleksi sorunu olan bir anne (Olcay) benim derinlere ittiğim disleksi endişemin üstünü açtı tekrar. Kafamda yine bir ton "Acaba?"ile ilk dönemin sonuna geldik. 

İlk dönemin sonunda çok çok zorlanarak da olsa okumaya başladı ama 2-3 heceden sonrasını okuyamıyordu. 2.dönem mecburen etüde başlattık çünkü sabahçı bir çocuk öğlen 1de evde olur ve ders çalışması için birine ihtiyacı vardır. Benimse bu iş yoğunluğunda evde 2 çocuğu avutup eyleyip bir de üstüne ders çalıştırmam imkansızdı.

Etüdün ilk günü etüd öğretmeni beni aradı. "Tuna'da bir tuhaflık var, bir şeylerden şüpheleniyorum" dedi. "Disleksiden mi?" diye sordum. Öğretmeni, lafı ağzından almama çok şaşırdı ve "evet şüpheleniyorum ama bir süre daha gözleyelim" dedi. 

Tuhaf bir şekilde etüdde disiplinli çalışmayla Tuna büyük ilerleme katetti. Okuması hızlandı ama hala arkadaşlarının çok gerisindeydi. Etüd öğretmeni disleksi şüphesini artık dillendirmiyordu ve her şey yolunda gibiydi.

Hatta artık akşamları o bize kitap okuyordu. Fakat kitap okurken eğer çok yorgunsa harfler yine karışmaya başladı. BABA'yı DADA; ANDA'yı NABA olarak okuyor; ağır ağır okusa da okuduğunu anlamıyordu. Okuduğu "şey"le ilgili en ufak bir soruya yanıt veremiyordu. En son OBAM restorana gidip ODAM restoran diye okuduğunu görünce "yeter artık ben bu şüpheyle daha fazla yaşayamam"dedim ve bir uzman arayışına girdim.  Olcay o ara yine beni "daha fazla gecikme" diye dürttü. Ne kadar bilirsen bil, insanın bazen dürtülmeye çok ihtiyacı oluyormuş. Söz konusu kendi çocuğun olunca hele, hiçbir negatif durumu yakıştıramıyor insan.

Netice itibariyle Ege Üniversitesi'nde bir psikiyatristten randevu aldık. Tuna'ya 2.5 saat boyunca bir çok zeka ve gelişim testi yapıldı. Sonuç: %100 disleksi. 

Şu ana dek biraz etüddeki çalışma sisteminden dolayı biraz da kendi çabasından dolayı okumayı öğrenmiş olmasının sebebi hem ağır vak'a olmayışından hem de yüksek performans zekasıymış. Yani beynin bir tarafı harflerle cebelleşirken (düşük sözel zeka) diğer tarafı normal üstü performansta olduğundan buraya dek gelebilmiş ama burda tıkanmış. İlerleyemiyor. Destek şart.

Doktorun tanısı hem rahatlattı hem korkuttu.

Rahatladım çünkü disleksi, tedavisi olan bir gelişim bozukluğu. Rahatladım çünkü solunu sağını karıştırması, sıralama gerektiren işlerde çuvallaması (cumadan sonra hangi gün gelir sorusuna verilemeyen cevap gibi), art arda 2-3 görev birden verince ilkinden sonra ne yapacağını unutması, ayakkabısını giyerken ne yapacağını unutup kapıda kalakalması, tüm sakarlıkları, düzgün cümlelerle konuşamaması, tuhaf hırçınlıkları, günün vakitlerini karıştırması, önce-sonra, dün-bugün-yarın, geçen sene, gelecek sene karıştırması..... hepsi disleksiden dolayıymış.

Korkuttu çünkü bundan sonraki süreç nasıl olacak hiç bilmiyorum. Özel eğitim alması gerektiğini biliyordum ama nerede olacaktı bu? Özel eğitimi kurumlarının nasıl paragöz olduklarını çok yerden duymuştum. Endişeli ebeveynleri avuç içine almak dünyanın en kolay şeyi. Gideceğimiz kurumun önceliği para ise çocuğumun alacağı eğitim nasıl olacak? Kaç seans kaç sene sürecek bu eğitim? Sonuç alabilecek miyiz? Ne zaman sonuç alabileceğiz? 

Şimdilik bir özel eğitimi kurumuyla yola çıktık ama çok da içime sinmedi.
Disletik çocuklar, diğer gelişim sorunu olanlardan farklı. Dışarıdan bakınca, sohbet edince, hatta öğretmeni olunca bile kolay kolay anlayamazsınız. "Normal"dirler. Haliyle başka türlü zeka ve gelişim sorunlu çocuklarla birlikte aynı eğitimi kurumuna gitmek, çocuğun psikolojisini ciddi anlamda bozabilir. Zaten okulda öğretmenleri ve arkadaşları tarafından "başarısız, gerizekalı, aptal, anlamıyor" diye yaftalandıklarından bu nokta çok hassas. Sadece disletiklerin gittiği bir kuruma gitmesi çok önemli. Bulduğum kurum sadece disletik çocukları alıyor. Şimdilik haftada 1 gün 40 dk+40 dk eğitim alacak.

Gelelim asıl içimi burkan konuya. Tuna tüm bu test, hastane, tetkik, tanı sürecinde hep "neden?"sorusunu kah yuksek sesle hak içinden sordu durdu. "Karnemde zayıf var diye mi geldik? "Okuyamıyorum diye mi bu doktordayız?" "Ben her şeyi yanlış yapıyorum di mi anne?" gibi bir ton soru cümlesiyle dikildi karşıma. 
Okuyamamasının ve arkadaşlarından bir çok konuda "farklı"olmasının özgüvenini bu kadar yıkıma uğrattığını farketmemişiz.  Çok üzüldük.

Facebook virali gibi dolaşan Hint filmi "Her Çocuk Özeldir"i gözyaşlarıyla izledim. Tuna'yı başarısız diye yatıla okula göndermedik ve okulda da kimse ne dövdü ne aşağıladı ama ordaki çocuğun hislerine yakın şeyler hissettiğini farkettim. 7 yşında bir çocuk için bunlar ağır duygular.

Bizimki çok çok erken konmuş bir tanı. Çok şükür bu eğitimi karşılayacak maddi gücüm var. Oğlumuzu, hayat boyu destekleyecek enerjimiz var. Onun "özel" bir çocuk olduğunun farkındayız ve bu gerçeği kabullendik. 

Ya hiçbirine sahip olmayanlar?
Ya yıllar içinde bu eğitimi sisteminde bu dünya düzeninde telef olan çocuklar?
Okumayı sökemediği için oto sanayiye çırak olan ama aslen bir mucit kadar zeki çocukların yitik hayatları?
Emekliliği gelmiş, içi geçmiş ve disleksinin D'sinden bihaber öğretmenlerce hayatı karartılan binlerce pırıl pırıl çocuk?

Özel eğitim alacağı kurumdaki uzmanın anlattığı anekdotla şimdilik yazıya nokta (ya da virgül) koyayım.

Özel eğitimci, disletik çocuğun sınıf öğretmenini arıyor.
"Hocam, çocukta işte böyle böyle bir sorun var"
"Ya hocam ben 30 yıllık öğretmenim. Oluyor böyle bunlar. Çalışmıyorlar. Çalışsa geçer. Tembel bunlar"